Batı insanında sessizlik ve yalnızlık isteği artıyor

Güncelleme Tarihi:

Batı insanında sessizlik ve yalnızlık isteği artıyor
OluÅŸturulma Tarihi: Temmuz 02, 2005 00:00

KoÅŸuÅŸturma ve keÅŸmekeÅŸin giderek tırmandığı dünyamızda insanların ruhsal saÄŸlıklarını yitirmemek için her ÅŸeyden el etek çekip, tek başına kalma gereksinimleri de her geçen gün artıyor. Görünüşe bakılırsa, çoÄŸumuzun istediÄŸi tek ÅŸey sessizlik, huzur ve başımızı dinleyebileceÄŸimiz bir yer.Google’dan "inziva" sözcüğüne girdiÄŸinizde size sunulan onca seçenek karşısında ÅŸaÅŸkınlığa kapılmanız iÅŸten deÄŸil. British Retreat Association adıyla bilinen ve insanların kendilerine zaman ayırmalarını hedefleyen derneÄŸe bakılırsa, günümüzde yalnızlık ve dinginlik insanlar için her zamankinden de daha güçlü bir gereksinim. Peki, insanlar neden dış dünyadan uzaklaÅŸmaya çalışıyorlar? Neden yalnız kalmaya her zamankinden çok daha fazla can atıyorlar? Bunun nedeni kısmen günümüzde kaçılacak çok daha fazla ÅŸeyin olmasından kaynaklanıyor. Britanya’da insanların çalışma saatleri öteki Avrupa ülkelerine kıyasla çok daha fazla. Çalışma Kurumu yöneticilerinden Will Hutton’a göre, araÅŸtırmalar Britanya’da büyük bir çoÄŸunluÄŸun iÅŸverenlere kan kustuÄŸunu ve insanların yaÅŸamlarını yalnızca iÅŸe adamaktan usandıklarını, artık kendilerine de biraz zaman ayırmak istediklerini ortaya koyuyor. Bu kiÅŸiler, Richard Reeves’in "Mutlu Pazartesiler" adlı kitabında betimlediÄŸi çalışmaktan büyük bir keyif alan insanların tam tersine, çalışma saatlerinin daha esnek olmasını ve kendilerine dinlenme olanağı tanınmasını istiyorlar. Hutton iç huzuru arayan insanların sayısının her geçen gün daha da arttığına inanıyor. Madeleine Bunting’in iÅŸverenlerimize bile bile teslim olduÄŸumuzu öne sürdüğü "Gönüllü Köleler" adlı kitabı da bu kiÅŸilerin ekmeÄŸine yaÄŸ sürüyor. Bunting’e hiç inzivaya çekilip çekilmediÄŸi sorulduÄŸunda ise, "Tabii ki," diye yanıtlıyor. Ruhbilimciler ne diyor?Ruhbilim uzmanı ve yazar Adam Phillips inzivaya çekilme eÄŸiliminin giderek yaygınlık kazanmasının hiç de ÅŸaşırtıcı olmadığına inanıyor. "Insanlar dış dünyada kendilerini devinime geçirecek yığınla uyarıcı olduÄŸunun bilincindeler. Bu uyarıları duymazdan gelirseniz ne olur? Asıl sorun, insanın artık kendine ait bir iç dünyasının olup olmadığı," diyor. Cep telefonları, kimi zaman gereksiz yere de olsa, insanları sürekli ulaşılır kılıyor. Kimi kullanıcıların ÅŸimdiden yaka silkmeye baÅŸladıkları Blackberry türü taşınabilir e-posta sistemleri ise teknolojik olanakları fazlasıyla ileriye götürüyor. Biz insanlar haftanın yedi günü, günde 24 saat iletiÅŸim kurmak üzere donatılmış gürültü bağımlılarıyız. Öyle ki, Britanya Inziva DerneÄŸi’nin her yıl kutlanan geleneksel Ulusal Sessizlik Günü’nü bu yıl tüm hafta sonuna uzatmasına da hiç ÅŸaÅŸmamak gerekir.Tipik bir annenin kaçışıDünyanın karmaÅŸasından el etek çekenler TV programlarına bile konu oldu. Kısa bir süre önce BBC2’de yayına giren "The Monastery" adlı dizide 40 gün 40 gece boyunca bir Benedikt manastırında kalan beÅŸ adamın öyküsüne yer veriliyordu. Orada yaÅŸananlar yalnızca bu beÅŸ adamı deÄŸil, onları izleyen yaklaşık 2,5 milyon kiÅŸiyi de derinden etkilemiÅŸti. Diziyle birlikte insanlar kendi çevrelerinden ne çok kiÅŸinin her ÅŸeyden el etek çekip bundan hiç söz etmediklerini de fark ettiler. Gelgelelim, bu uzaklaÅŸmalar yaz tatiline çıkmaktan farklıdır. Burada havadan sudan sohbetlere yer yoktur. Sessizlik sözcüklere karşı durur. ÖrneÄŸin tüm yaÅŸamını, yaÅŸları üç ile 10 arasında deÄŸiÅŸen, üç oÄŸluna adamış bir anneyi ele alın.. Okul bitmiÅŸti ve yine yalnızca onların peÅŸinde koÅŸuÅŸturacağı yedi haftalık yaz tatili baÅŸlıyordu. Ama anne ne istediÄŸini biliyordu. Havasız bir odada insan nasıl ansızın bunalıp bir pencere açmak isterse, o da tatile çıkmaya can atıyordu. Onun bu gereksinimi, yalnızca anababaların deÄŸil, herkesin anlayabileceÄŸi türde bir gereksinimdi. Kocasına, "Yalnızca kendime ayıracağım beÅŸ günlük bir süreye gereksinimim var," diyordu. Epey zorlu bir yıl olmuÅŸtu. Bunalımın eÅŸiÄŸine gelmiÅŸ, burnundan solumaya baÅŸlamıştı. Tek başına kalma isteÄŸi neredeyse bir takıntıya dönüşmüştü. "Tek başına kalabilmek çok önemli. Ä°nsanlar yalnızca kendilerine zaman ayırmaktan korkuyorlar, ya da bunun bencilce bir davranış olduÄŸunu düşünüyorlar. Oysa, bu bir ayrıcalık," diyor. Mutlu günlerAnne, "araya sıkıştırdığı" bu beÅŸ günü bir tatil yerinde geçirdi. On yılı aÅŸkın bir süredir ilk kez tek başına kalmıştı. Karşı koymadığı tek lüks olarak birinci sınıfta yolculuk ederken bu 10 yılın nasıl akıp gittiÄŸini kafasından geçirdi. Yolda çok gerekmedikçe kimseyle konuÅŸmamaya karar verdi. Rastgele karşısına çıkan deniz manzaralı çift kiÅŸilik bir ev tuttu. Orada evinde kimsenin alışık olmadığı türde ÅŸeylerle oyalandı. Bir bisiklet kiraladı (kocası bisikletten nefret ediyordu). Saatlerce kitap okudu. Sahilde uzun yürüyüşlere çıktı. Yemek piÅŸirmeyi aklından bile geçirmedi. Meyve ve yoÄŸurtla besleniyor, istediÄŸi zaman yatıp kalkıyordu. Evinde yaÅŸamını sürekli bir karmaÅŸa içinde, baÅŸkalarının iÅŸlerini yaparak geçiriyordu, orada olduÄŸu sürece kafasına hiç bir ÅŸey takmadı. Kimse onun nerede olduÄŸunu bilmiyordu ve bu duygu karşısında kendini kuÅŸlar kadar özgür hissediyordu. Cep telefonunu kapatmıştı. Evde televizyon yoktu. Ancak eleÄŸini duvara asmış yaÅŸlı bir insan gibi hissetmiyordu; tam tersine, gençleÅŸmiÅŸti. Kırk yaşına merdiven dayamış olmasına karşın, bisikletiyle tepelere tırmanıyordu. Insanların ne düşündüğü umurunda bile deÄŸildi. KomÅŸular meraklı gözlerle onu izliyorlardı. Caitlin onlara nazik davranıyor, ancak sohbete yanaÅŸmıyordu. Suçluluk duymuyorBu yaÅŸadıklarının kocasıyla birlikte tatile çıkmaktan çok daha önemli olduÄŸuna inanıyordu. Kocası ve çocuklarıyla son derece mutlu bir yaÅŸamı vardı, ama onları hiç özlememiÅŸti. Ãœstelik, özlememiÅŸ olmaktan ötürü bir an bile suçluluk duymamıştı. Bunu hak ettiÄŸine inanıyordu. Dört yıl öncesine dek yoÄŸun tempolu bir iÅŸte çalışmakta olan anne bu kısacık sürede yaÅŸamını yeniden gözden geçirip kendisine eÅŸ ve anne olmanın dışında bir rol biçme olanağını buldu. "YaÅŸamın onca yükü altında hala benden bir ÅŸeylerin kaldığını fark etmek müthiÅŸ bir duygu," diyordu. Evine döndüğünde görenler onu tanıyamıyor, olgunlaÅŸtığını söylüyorlardı. Çok kiÅŸi ona imrenirken, bu yaptığına bir anlam veremeyenler de yok deÄŸildi. Psikologlar, gerçekleÅŸmesi güç bir düş olsa bile, sessizliÄŸin insanların kendi benlikleriyle doÄŸrudan ve kesintisiz iletiÅŸim kurup gerçek kiÅŸiliklerini keÅŸfetmelerine olanak saÄŸlayacağını umut ediyor. Sözcüklerin genellikle dinlemeyi engellediÄŸine, kiÅŸinin zırhını takınmasının bir yolu olduÄŸuna dikkat çekiyor. ÇoÄŸu insan için inzivaya çekilmenin iletiÅŸim kurmanın deÄŸeri konusunda duyulan hüsranla, iliÅŸkinin umutsuzlukla sonuçlanmasıyla baÄŸlantılı olduÄŸunu dile getiriyor. Manastırda bir günKimileri iÅŸ dünyasından elini eteÄŸini çekip günlerce hiç konuÅŸmadan topraÄŸa tohum ekip, çiçek dikerek kafa dinlemeye çalışırken, kimilerine psikoterapi dinsel içerikli kaçışlardan çok daha cazip geliyor. 1913 yılında fabrikada çalışan kadınların bir soluk almaları amacıyla kurulan bir Hıristyan örgütü olan Britanya Inziva DerneÄŸi günümüzde 200’ü aÅŸkın merkezinde insanlara sessiz bir gün geçirme olanağı sunuyor. Bu merkezlerden biri olan St. Michael’s Manastırı kırmızı tuÄŸlalardan yapılmış yüksek bir bina. Kapıda sizi bir rahibe karşılıyor. Kilise, kitaplık ve yemekhanenin yerini göstermek üzere yapılan kısa bir turdan sonra, sessiz bir gün yaÅŸamak isteyen kiÅŸi odasına yerleÅŸtiriliyor. Odada yatak, masa, lavabo ve bir de dolap dışında baÅŸka bir eÅŸya bulunmuyor. Manastırın her bir yanında "Bugün Sessiz Günümüz" yazan uyarılar ve "Buraya bir günlüğüne huzur bulmaya gelen konuklarımızdan, herkesin olabildiÄŸince yarar saÄŸlaması için, ellerinden geldiÄŸince sessiz kalmalarını rica ederiz," yazısı göze çarpıyor. Â
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!