Aşk dolu bir evde büyüdüm

Aşk dolu bir evde büyüdüm

Beyza Şekerci, kariyer basamaklarını istikrarlı bir şekilde tırmanmaya devam ediyor. “İntikam” dizisiyle dikkatleri üzerine çeken Şekerci, Moviesmart Türk’te yayınlanan “Gelmeyen Bahar”la ilk başrol deneyimini de yaşadı. Genç oyuncu bale salonlarından dizi setlerine uzanan serüvenini D-Smart dergisine anlattı.

Haberin Devamı

Beyza Şekerci’yi ilk kez 2005 yılında “Gelincik” dizisinde izledik. Eğitimi henüz devam ederken dizi çekimleri için şehir dışına çıksa da, hem okulunu zamanında bitirdi hem de oyunculuk anlamında kendini göstermeyi başardı.
“İntikam” dizisiyle iyice tanınmaya başlayan Şekerci, ikinci filmi “Gelmeyen Bahar”la ilk başrol deneyimini yaşadı. Ancak o sadece oyunculuk yapmıyor, bir altın bileziği daha var. Sohbete onun pek bilinmeyen o yeteneğiyle başladık.

* Bale eğitimi verdiğiniz doğru mu?

- Mezun olduktan hemen sonra yüksek lisans yapmaya başladım. Bir yıl asistanlık yaptıktan sonra kendi sınıfımı aldım ve Mimar Sinan Devlet Konservatuvarı’nda yarı zamanlı eğitim vermeye başladım. Öğrencilerim yedi, sekiz yaş grubu minikler. 2008 yılından bu yana aktif olarak eğitim vermeye devam ediyorum.

* Klasik Bale mezunusunuz. Balerin olmak çocukluk hayali miydi?

- Kesinlikle en büyük hayalimdi. Babetleri görüp “Hadi bana bale pabucu alalım, sonra da beni baleye yazdırın” diyormuşum. Herkes şaşkınlıkla “Nereden öğrendi bu çocuk balerinliği?” diye soruyormuş. Çünkü yaşım çok küçüktü, okul öncesi dönemlerimmiş bunu söylediğimde... Anaokulunda farklı aktivite kollarına dahil ettiler beni hep ama ben gizli gizli bale yapanların çalışmalarını izliyormuşum. Daha sonra okuldan aramışlar ve bu sanata çok yatkın olduğumu söylemişler.

* Ve aileden izin çıkmış.

- Yok... Annem yanlış eğitim yüzünden ileride vücudumda birtakım sıkıntılar olabileceğini düşünerek, bale grubuna vermek istememiş. Daha sonra kendileri benim ısrarıma dayanamayarak ikna olmuşlar.

* Balenin oyunculuğunuza katkısı oldu mu?

- Televizyonda ve sinemada rol almak çok farklı. Çünkü orada bir set ortamında çalışıyorsunuz. Sahne ise seyirciyle aynı havayı soluduğunuz, birebir canlı performans gösterdiğiniz çok farklı bir yer. Tiyatro sahnesinde bir tek deneyimim var, dolayısıyla bale ve tiyatroyu o şekilde karşılaştırmam doğru olmaz. Ama sahne üzerinde olmanın keyfi başka hiçbir şeyde yoktur. Çünkü en canlı haliyle ve her şeyi o an seyirciyle bağ kurarak yapıyorsunuz. Diğer türlü, çekim yapıyorsunuz ve bir hafta sonra ya da aylar sonra izleniyor. Etraftan duyduğunuz daha sanal bir geri dönüş söz konusu.

HİPERAKTİF BİR ÇOCUKTUM

* Hayatınızı başa saracak olursak, nasıl bir çocukluk ve gençlik yaşadınız?


- Hiperaktif ve ev içinde sözü geçen bir çocuktum. Dolayısıyla özgürlüğümü çok güzel yaşadığımı düşünüyorum. Aşk dolu bir evde büyüdüm. Bu yüzden benim için aile ve yuva kavramı çok özel. Evcilik oynarken bile kendi hayallerimi canlandırırdım, kendime özel bir dünyam vardı. Çocukluğuma döndüğümde daima yüzümü gülümseten kareler hatırlıyorum.

* Sizi ilk kez “Gelincik” dizisinde Aslı karakteriyle izledik. Oyunculuk süreci bu teklifle mi başladı?

- Teklif geldiğinde yaşım küçüktü ve henüz okulum devam ediyordu. Okulla birlikte yapamam diye çok direnmiştim. Sonra kabul ettim ve çok güzel bir ekiple çalıştım. Şehir dışı olmasına rağmen, okulumu aksatmadan işimi yaptım. Belki de inatçılığımı sürdürseydim gitmezdim ve daha sonra pişman olabilirdim. O iş benim için güzel bir başlangıç oldu.

* Birçok dizide rol aldınız. “İntikam”la yüzünüz iyice tanınır hale geldi. O ekibe nasıl katılmıştınız?

- “Gelmeyen Bahar” filminin çekimleri bittikten sonra o sezon hiçbir dizide rol almadım. “İntikam”ın birinci sezonu bittikten sonra bana teklif geldi, dolayısıyla işten haberdardım. “Revenge” dizisinin orijinal halinden uyarlama olduğunu, burada da güzel bir prodüksiyonla yapıldığını biliyordum. Oyuncu kadrosu çok başarılıydı, ekibi tanıyordum ve kamera arkasındakilerle daha önceden çalışmıştım. Bir işe sonradan dahil olmak zordur ama ben hiç öyle bir sıkıntı çekmedim.

Haberin Devamı

AİLE İÇİ ŞİDDET SADECE VAROŞLARDA YAŞANMIYOR

Haberin Devamı

* “Gelmeyen Bahar” ikinci sinema filminiz. Teklif nasıl geldi, nasıl geçti çekim süreci?

- Emrah Hoca ile bu film için iki yıl kadar bir ön hazırlık yaptık. Neredeyse bütün cast hazırdı, sadece Bahar’ı arıyorlardı. Görüşmeye gittiğimde “Küçük bir bölüm çekelim mi?” dediler ve çektik. Daha sonra bana senaryoyu gönderdiler ve ben Bahar oldum.

* Sinema filminde oynamak diziye göre farklı bir deneyim mi?

- Set ortamında olması ve çekim süreçlerinin büyük emek gerektirmesi gibi ortak özellikleri var. Fakat beyazperdede çok daha kalıcı bir iş yapıyorsunuz. Çünkü günümüzde diziler daha çabuk tüketiliyor. Sürekli yeni diziler başlıyor, bir kısmı birkaç hafta geçmeden yayından kaldırılıyor. Dizi sektöründe ciddi bir sirkülasyon var. Ayrıca dizilerin çok daha güncel bir seyircisi var, sinemada ise ne kadar izleyici bulacağınızı kestiremiyorsunuz. Tercih yapmak gibi değil ama beyazperdenin kalıcılığını hiçbir şeyle karşılaştıramayız.

* “Gelmeyen Bahar” oldukça hassas bir konuya değiniyor; töre cinayetlerini ve aile içi şiddeti ele alıyor. Böyle bir hikayede yer almak nasıl bir deneyimdi?

- “Gelmeyen Bahar” sadece fiziksel şiddetin değil, psikolojik şiddetin de altını çiziyor. Aile içi iletişim eksikliği de bir problem ve bunların bütün örnekleri var filmde. Benim ilk başrol deneyimim oldu ayrıca. Bahar, çok yönlü bir karakterdi ve böyle bir filmde rol almaktan dolayı çok mutluyum.

* Siz töreler, aile içi şiddet ve dolayısıyla erkek egemen yapı hakkında neler düşünüyorsunuz?

- Aile içi şiddet, her gün gazetelerin üçüncü sayfalarında gördüğümüz, belki de gözümüzün önünde olmadığı için şöyle bir bakıp geçtiğimiz bir gerçek. Bu sadece küçük şehirlerde, varoşlarda olan bir şey de değil, günlük yaşantımızın içinde birçok örneği var. Film, bu olaylara net şekilde ayna tutuyor.

Haberin Devamı

KEŞKE TÜRKİYE’DE DE BİR “BLACK SWAN” ÇEKİLSE

* Baleyle oyunculuğu buluşturacağınız bir rolü canlandırmak ister misiniz?

- Dansın da olduğu bir sinema filminde yer almayı tabii ki çok isterim. Bu konuda hiç mütevazı davranamayacağım. Amerika’da bunu “Black Swan”le gerçekleştirdiler fakat Türkiye’de öyle bir seyirciye ulaşmak çok zor.

* Böyle bir kitle yok mu?

- Özel tiyatroların ve oyunların artmasıyla farklı seyircilere de hitap edilmeye başlandı. Genç yönetmenler var, kısa filmler arttı ve yeni işleri deneme merakı var. Fakat bunlar masraflı işler. İnsanlar para kazanmak için dizilere yöneliyor. Dizi sirkülasyonu da buna ciddi derecede katkı sağlıyor.

Haberle ilgili daha fazlası: