Aman İstanbul Patras olmasın

Güncelleme Tarihi:

Aman İstanbul Patras olmasın
Oluşturulma Tarihi: Nisan 23, 2006 00:00

Geçtiğimiz hafta, bir grup mimarla birlikte Atina üzerinden Patras’a düştü yolumuz. Pek çoklarının haberi yok belki ama, Patras 2006 Avrupa Kültür Başkenti. Avrupa Kültür Başkentleri’ni mimarlık ajandasının konsepti olarak belirleyen Lafarge’ın düzenlediği Patras gezisiyle, İstanbul’un 2010 Avrupa Kültür Başkenti olarak ilan edilişinin aynı tarihlere denk gelmesi tesadüften ibaretti.

Ancak, aynı geziye Avrupa Kültür Başkenti serüvenini en iyi bilen Nuri Çolakoğlu’nun da katılması, bilhassa gazeteciler için önemli bir şanstı.

Avrupa Kültür Başkenti projesi, 1985’ten beri devam eden, oldukça başarılı bir program. Avrupa kültürü ile başkent seçilen kentin kültürü arasında ortak bir köprü kurulması amaçlanıyor. Tam da yanımızdayken 2010 Girişim Grubu Yürütme Kurulu Başkanı Nuri Çolakoğlu’na bunun Türkiye için önemini soruyoruz:

"Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği muhtemelen 2014-2016’da gündeme gelecek ve o güne kadar Türkiye’yi kabul edip etmeme inisiyatifi, hükümetlerden ziyade kamuoyuna bırakılacak. Kamuoyunu kazanmak için Türkiye’nin elindeki en önemli enstrüman ise kültür-sanat. Türkiye, bütün Avrupa tanıtım stratejisini kültür-sanata dayandırmak zorunda. Her ülkede, kamuoyunu etkileyen kişileri yanınıza aldığınız takdirde bu maçı kazanırsınız. Bu bakımdan, İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti seçilmesi, Türkiye için bulunmaz bir fırsat."

BİRAZ KARŞIYAKA BİRAZ BAĞDAT CADDESİ

Patras, Mora Yarımadası’nın Batı kıyısında yer alan şirin bir liman kenti. Gerçi temizlik işçilerinin grevi bu şirinliğinin bir bölümünü örselemişti ama demokratik sistemlerde olağan işlerdendi bu.

Kentin daracık sokakları, o sokakların açıldığı birkaç meydan, liman kıyısında sıralanan kahveler ve piyasa vakti kahveleri dolduran 14-18 yaş arasındaki gençlerin kendini gösterme biçimleri; biraz İzmir Karşıyaka, biraz denizi eksik Bornova veya Bağdat Caddesi çağrışımlarıyla yüklüydü.

Ne var ki, ilginç mimarisiyle dikkat çeken kaldığımız Byzantino Oteli’nde de; adımladığımız Patras sokaklarında da, kentin "Avrupa Kültür Başkenti" olduğuna dair en küçük bir işaret yoktu. Herkesi en çok şaşırtan da bu oldu zaten.

Peki ama neden böyle? Bir kentin başına bundan daha güzel bir talih kuşu konabilir mi?

BAĞIMSIZ BÜTÇE GEREK

Cevabın bir kısmını Patras 2006 Avrupa Kültür Başkenti İletişim Direktörü Yorgos Panayotapulos’tan, kalan kısmını da Nuri Çolakoğlu’ndan aldık. Önce Panayotapulos’a kulak veriyoruz:

"Biz maalesef Patras halkını işin içine katamadık. Bir de her şey çok çabuk oldu. Hükümetin değişmesi ise yaptığımız bütün planları aksattı. İşin daha tuhafı, başlangıçta herkes destek vereceğini söyledi ama bir süre sonra hiç kimse sözünde durmadı. Onun için planladığımız şeyleri yapacak para bulamıyoruz. Bu nedenle, gördüğünüz gibiyiz. Ama İstanbul bizden çok daha şanslı."

Nuri Çolakoğlu da benzer şeyler söylüyor:"Patras, kendi iç dinamikleriyle kollarını sıvayarak aday olmak üzere ortaya çıkmış bir şehir değil. Patras’tan gelen bir talep olmadığı için, kentte öyle canlı bir aktivite yok. Daha kötüsü, Patras Avrupa Kültür Başkenti olduğunda kent geleneksel olarak sosyal demokrat PASOK’luydu. İktidar muhafazakár Yeni Demokrasi’ye geçtikten sonra, merkezi hükümet parayı kesmiş. Patras Belediyesi’nin başka bir mali kaynağı da olmadığı için bir siyasi çekişmenin kurbanı olarak ortada kalmış vaziyetteler. Patras’ta yaşanan olay bu. Dolayısıyla, biz gittiğimizde, ’Avrupa Kültür Başkenti’ne hoş geldiniz’ gibisinden bir tabelayla bile karşılaşmadık."

Bizde de benzer bir sorun yaşanır, bir iktidar değişikliği bu kadar emek verilmiş bir projeyi ortada bırakabilir mi? "Elbette" diyor Çolakoğlu, "bu her zaman olabilir. Onun için biz İstanbul 2010 için bağımsız bir bütçe yaratılmasını talep ediyoruz."

Gündoğumları kadar günbatımları da "Akdeniz Akşamları" çağrışımlarıyla dolu olan Patras’tan, Yunanistan’ın ilk başkenti Nafplion’a doğru yol alırken İstanbul’un Kültür başkenti kimliğini çok kolay benimseyeceğini düşünüyoruz. Yakışacağı ise neredeyse kesin üstelik.

NURİ ÇOLAKOĞLU

İSTANBUL’UN SEÇİLMESİNEDEN KÜÇÜMSENDİ?
/images/100/0x0/55eb6c1cf018fbb8f8c013c7

Biz kendi yapmadığımız veya içinde yer almadığımız hiçbir şeyin iyi olmadığına inanmak gibi tuhaf bir reflekse sahibiz. Ne yazık ki çok köklü bir reaksiyon bu. Öte yandan, Avrupa Kültür Başkenti sürecinin çok iyi anlaşılmadığını düşünüyorum. Bazı arkadaşlar, Essen gibi küçük şehirlerle İstanbul’un yan yana getirilmesini eleştiriyor. Halbuki, Berlin, Paris gibi Avrupa’daki büyük şehirler 1985’ten başlayarak Kültür Başkenti ilan edilmiş ve 2000’den itibaren küçük şehirlere de geçilmiş.

10 MİLYON TURİSTTEN 5 MİLYAR DOLAR

İstanbul’a 10 milyon turist gelmesini bekliyoruz. Her turist ortalama 500 dolar harcasa bu beş milyar dolar demektir. Bunun yüzde 20’si kár olarak kalsa, bu İstanbulluların cebine girecek bir milyar dolar demektir. KDV dolayısıyla bir o kadarı da hükümete gidecek. Bunun dışında, İstanbul’un pek çok altyapı meselesi halledilecek. Marmaray hızla bitirilecek. Diğer toplu taşıma sistemleri hızla yaygınlaştırılacak ve daha etkin bir hale getirilecek.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!