Araştırma Dünyasından

Güncelleme Tarihi:

Araştırma Dünyasından
Oluşturulma Tarihi: Mayıs 13, 2006 00:00

Kortizon, kanser tedavisinin etkisini azaltıyor

Hayvanlarla yapılan deneyler sonucunda, kortizonun kanser tedavisinin daha az etkili olmasına yol açtığı ortaya çıktı. Alman Kanser Araştırmaları Merkezi’nden yapılan açıklamaya göre tümörler, kortizon yüzünden kemoterapi ve ışın terapisine karşı duyarsızlaşıyorlar. Kötü huylu urların ve kardeş hücrelerin yayılma riski de glikokortikoid (kortizon) kullanımında artmakta. Bununla birlikte olumsuz etkinin sadece belli başlı tümörler için mi geçerli olup olmadığı henüz bilinmemekte. Kesin sonuçlar için klinik deneylerin yapılması gerekiyor. Kortizon, kanser tedavisinde meydana gelen bulantı, kusma ve ödem gibi yan etkilerin giderilmesi için verilmekte. Kan üreten sistemin türleşmiş hücrelerinde, kortizon ilaçları programlanmış hücre ölümünü başlatıyorlar. Ayrıca doğal beden dokusunu da tümörün yan etkilerinden koruyorlar. Araştırma çerçevesinde akciğer, meme, prostat, bağırsak, pankreas ve sinir dokusu gibi kanser türleri incelenmiş. Bilim adamlarının açıklamasına göre tümörlerin %85’i kortizonun etkisiyle kemoterapi ve ışın tedavisine daha az yanıt vermiş. Dahası tümörler bu koşullarda daha hızlı büyüyorlar.

Plastikten böcek gözü üretildi

Kaliforniya Üniversitesi’nde Ki-Hun Jeong yönetiminde çalışan araştırmacılar, böceklerin petekgözlerinden esinlenerek, yapay bir göz geliştirdiler. Bileşik göz, 2,4mm çapında yarım daire oluşturan binlerce gözden oluşmakta. Yapay bileşik gözün mini güvenlik kameralarında ya da minimal invazif ameliyatlara yönelik endoskoplarda kullanılabileceği umut ediliyor. Petekgözün, mercekli göze karşın iki avantajı vardır. Hem görüş açısı daha geniştir hem de daha hızlı işler. Mesela uçmakta olan bir böcek saniyede aşağı yukarı 250 görüntü alabilirken insan gözü bu hızın ancak onda birine sahiptir. Amerikalı biyomühendisler bu avantajlardan yapay bileşik gözde yararlanmak istiyorlar. Petekgözün yapay olarak üretilmesindeki en büyük zorluk çok sayıda minik gözün dar bir alanda eğimli bir yüzeye yerleştirilmesidir. Ki-Hun Jeong ve ekibi, ilk önce aşağı yukarı 8700 plastik merceği, peteğe benzer bir motif üzerine yerleştiriyor. Mercekler ince bir plastik tabakayla birbirine bağlandıktan sonra da vakumla biçimlendirilmekte. Bu şekilde elde edilen kalıba dökülen özel bir yapay reçine UV ışınıyla sertleştirilmekte. Isı ve UV ışınının kombinasyonu sayesinde malzeme, her mini merceğin altında ışık ileten bir kanal oluşacak şekilde biçimlendirilebiliyor. Bu yöntem sayesinde binlerce gözden yapay bileşik göz üretilebilmekte. Testler sonucunda yapay petekgözdeki optik özelliklerin arı gözüne benzediği görülmüş. Yapay petekgözün kullanımı için şimdilik eksik olan ışık ileten her kanalın ucuna takılacak ışığa duyarlı elementler. Bu elementler, dijital kameralarda veya videolu kameralarda kullanılan foto hücreler olabilir diyor bilim adamları.

Güney Koreli bilim adamının kök hücre bankası kapatıldı

Woo Suk Hwang’ın araştırma projesi de artık suya düştü. Güney Kore hükümeti geçen Ekim ayında büyük bir sansasyonla açılan kök hücre bankasını kapattı. Seul Üniversite Kliniği’nden bir sözcü de projenin sona erdiğini açıkladı. Kök hücre bankası aynı üniversitede kurulmuştu. Gerçi kök hücre bankası için ayrılan bölümlerde yine kök hücre üzerinde araştırmalar sürecek ama sadece yetişkin kök hücreleriyle diye açıkladı üniversite. Hwang’ın planı, kök hücrelerini belli hedefler doğrultusunda kopyalayıp, genetik bozukluklara sahip örnekler yetiştirmekte. Bilim adamı bu şekilde kalıtsal hastalıkların ortaya çıkışını araştıracaktı. İyileşme umuduyla 8000 gönüllü beden hücresi bağışlamıştı. Ne var ki umutlar çabuk söndü. Hwang kök hücre üretiminde hatalı veriler sundu. Hwang hatalı verilerin sorumluluğunu üstlendikten sonra geçen Mart ayında Seul Üniversitesi’nden ayrılmak zorunda kalmıştı.

Beş yaşında çocuklar bir haftada okumayı öğrenecek

Fransız ve İsviçreli iki pedagog ilginç bir rekor denemesi yapacak. Pedagoglar oyuna dayalı bir öğretim yöntemiyle beş yaşındaki çocuklara bir hafta içinde okumayı öğretecekler.

"La plante des Alphas" (Alpha’ların Gezegeni) adlı öğretim programı noter huzurunda güney Fransa’daki Doussard köyündeki bir anaokulunda gerçekleştirilecek. Çocuklar oyuna dayalı programda, öykülerle ilişkili "canlı" harflerle öğrenecekler. Çocukların bir hafta içinde yazının şifresini çözeceklerine iddia ediyoruz diyen Fransız filozof Oliver Dubois, yöntemi İsviçleri pedagog Claude Huguenin ile birlikte geliştirdi. Gerçi çocuklar her şeyi okuyamayacaklar ama basit bir metni nasıl çözeceklerini bilecekler diyor uzmanlar. Bugüne kadarki tecrübelere göre yöntem legastenikler dışında tüm çocuklarda işliyor. Ve yöntem İsviçre’de Fransızca eğitim veren öğretmenlerin %80’i ve Fransa’daki 20.000 öğretmen ve logoped (dil ve konuşma patolojisi uzmanı) tarafından uygulanmakta. Yedi günlük okuma programını çılgınlık olarak değerlendiren kimi bilim adamları, çocuklar, sözcükleri ve ilk cümleleri ancak üç ayda okuyabilirler diyorlar. Fakat biz çocukla duygusal bir bağ kurarak onlara bir öykü veriyoruz ve bu şekilde okumayı çok daha hızlı öğreniyor ve motive oluyorlar diyor Huegeinin. Bununla birlikte yöntem pek ucuz değil. Kitap, CD, DVD, alıştırma kitabı ve tüm harfleri gösteren posterden oluşan okuma seti 49 Avro.

Embriyonik hücrelere bir seçenek: Fare kök hücreleri!

Alman bilim adamlarının son araştırmalarına göre, farelerin erbezinden elde edilen kök hücreleri, öncü dokular olarak gelişebiliyor. Göttingen Üniversitesi’nden Gerd Hasenfu§ bu nedenle fare hücrelerinin etik açıdan tartışmalı olan embriyonik kök hücrelerinin yerini alabileceğini umut ediyor. Kök hücreler laboratuvar deneylerinde mesela karaciğer ve sinir hücreleri olarak gelişmişler. Hasenfu§, bu hücrelerin neredeyse embriyonik kök hücreleriyle özdeş olduğunu söylüyor. Erbezi kök hücrelerinden, Parkinson hastalarında eksik olan sinir uyarı maddesi dopamini üreten sinir hücreleri bile gelişmiş. Hasenfu§ ile çalışan ekip diğer bir deneyde farenin erbezinden elde edilen kök hücreleri mavi bir boyar maddeyle işaretledikten sonra hücreleri farelerin erken embriyo evresindeki hücrelerine aşılamışlar. Bu hücrelerin dokusu daha sonra hayvanların tüm organlarında görülmüş. Bilim adamı bununla birlikte deneyin sadece hücrelerin yeteneğini gösterdiğini ama henüz tedavi amaçlı kullanılamayacağını söylüyor.

Yeni araştırmanın hedefi erkeklerden erbezi kök hücreleri elde edebilmek. Kadınların tedavisi için iki seçenek söz konusu. Birincisi yumurtalıklarda, yumurta hücresi oluşturabilecek kök hücrelerinin bulunması. Ancak bunların elde edilmesi çok zor.

İkinci alternatif ise erkekteki hücrelerin, imünolojik özelliklerinin diğer insanlara da aktarılabilecek şekilde değişimden geçirilmesi. Birçok araştırmacı, yetişkinlerden elde edilen kök hücreleriyle karaciğer, kas, sinir veya kalp dokusu yetiştirmeye başardı.

Multiple miyelom üzerine yeni bilgi ve tedaviler

Viyana Üniversitesi Onkoloji Bölümü uzmanları, kesin tedavisi olmayan ve yaşama şansı üç-dört yıl olarak bilinen multiple miyelom (MM) kan kanseri konusunda yeni bilgiler elde etti ve farklı risk kategorilerini ayırt ettiler ve böylece hastalığın süreci önceden bilinebilecek... Bu hastalık ikinci sıklıkta rastlanan kan kanseridir, kemik iliği hücrelerinde gelişir. Bilim adamlarına göre ise keşfedilen yeni tedavi olanakları sayesinde hastaların yaşam kalitesi iyileşebilecek ve yaşam süresi uzayacak.

Avrupa’da 31.000’in kadar MM hastası var, hastaların çoğu altmış yaşın üzerinde, sadece %3’ü 40 yaşından genç. MM tedavisi yaşa göre değişmekte. 65 yaştan genç hastalar yüksek dozda kemoterapinin ardından kök hücre nakli ile tedavi edilirken, 65 yaş üzeri hastalar kemoterapi ve kortizon ilaçlarıyla iyileştirilmeye çalışılmakta.. Bu yöntemler komplikasyon riski içeriyor, ayrıca boyun bölgesinde damara takılan sonda da hastalır rahatsız edici. Doğrudan doğruya kanserli hücreleri hedef alan Thalidomid ile yapılacak kemoterapi MM tedavisi için kullanılmaya başlandı.

Uzmanlar ayrıca yeni bir ilaç olarak Bortezomib ilacının standart terapilere yanıt vermeyen hastalarda etkisinin görüldüğünü belirtti. İki ilacın da yan etkisi nedeniyle, henüz test aşamasında olan Lenalidomid ilacının daha iyi olduğu görüşünde.

Sinir hücreleri sanıldığından daha hızlı işliyor

Almanya’daki Max-Planck Dinamik ve Otomatik Organizasyon Enstitüsü, Bernstein Bilgisayar Destekli Sinirbilim Merkezi ve Ruhr Üniversitesi bilim adamları, memeli hayvanların sinir hücrelerindeki esnekliğin ve hızlı işleyişinin nörofizyolojide halen geçerli olan Hodgkin-Huxley modeliyle açıklanamayacağını gösterdiler. Nature dergisinde yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, sinir uyartısı sırasında hücre zarında açılan sodyum kanalları birbirinden bağımsız çalışmıyor. Hodgkin-Huxley modeli aksiyon potansiyellerin oluşumunu açıklamaya yarayan en ünlü modellerden biridir. Bu modele göre bir aksiyon potansiyeli, elektrik geriliminin, sinir hücrelerinin zarları üzerinden belli başlı bir başlangıç değeri olarak değiştiği zaman oluşmakta. Belli başlı sodyum kanalları bu gerilim değişimine reaksiyon göstererek açılıyor ve açma-kapama süreçlerini başlatıyorlar. Kanalların açılmasıyla hücreye akan pozitif yüklü sodyum iyonları, zar potansiyelinin kaymasına ve diğer sodyum kanallarının açılmasına yol açmakta. Başlangıç değeri ve aksiyon potansiyelinin oluşum hızı hücreden hücreye farklılık gösterir.

Bilim adamları şimdi sinir hücrelerindeki başlangıç değerini ve hızı daha ayrıntılı bir şekilde analiz ettiler. İki özellik de sinyal işlemi için çok önemli olduğu için Hodgkin- Huxley modeliyle uyumlu hale getirilmeye çalışılmış. Ancak bu çalışma sırasında bu iki özelliğin bu modelde birleştirilemeyeceği ortaya çıkmış. İlk olarak mürekkep balıkları için geliştirilen bu model eğitim kitaplarında aksiyon potansiyellerinin oluşumu için genel bir açıklama olarak kabul ediliyordu. Ancak şimdi insan veya kedi gibi daha gelişkin canlılarda işlemediği görüldü. Bilim adamları bunun üzerine söz konusu modelde olduğu gibi kanalların birbirinden bağımsız ve zarlar üzerindeki gerilime bağlı olarak değil, neredeyse eşit bir şekilde çok değişken başlangıç değerlerinde açıldığını gösteren bir model geliştirdiler. Diğer araştırmalarda bilim adamları böylece hücrelerdeki bu mekanizmanın, sinyalleri süzmeye ve ayrı ayrı iletmeye yaradığını kanıtlayabildiler. Başlangıç değerlerindeki büyük değişkenlikle hücreler yavaş sinyalleri görmezden geliyorlar. Ve böylece başlangıç değerini değiştirerek birçok durumda uyartı meydana gelmeyecek şekilde yükseltiyorlar. Aksiyon potansiyellerinin hızlı oluşumu ise hücrelere hızlı değişen sinyalleri çok etkili bir şekilde iletmeye izin veriyor. Bilim adamları bu sonuca Hodgkin-Huxley modeliyle asla ulaşılamayacağını söylüyorlar.

Alzheimer’da bellek kaybı plaklardan daha önce oluşuyor

Fareler üzerinde deneyler yapan Amerikalı bilim adamları, bellek kaybının bu plakların oluşmasından çok önce meydana gelen minik protein bileşimleriyle geliştiğini saptadılar. Bu bileşimin ana içeriği, plakların da başlıca içeriği olan Abeta-Peptit varyantı.

Alzheimer ve bu hastalık yüzünden beyinde meydana gelen değişimler yıllardan beri bilinmesine rağmen, bellek kaybının tam olarak ne şekilde oluştuğu kesin olarak bilinmiyordu.

Bilim adamları unutkanlıktan mikroskop altında belirgin bir şekilde görülen protein plaklarını ve hücrelerin içindeki lifli protein demeklerini sorumlu tutuyorlardı.

Ancak son araştırma bu teoriyi çürütecek gibi. Minnesota Üniversitesi’nden Karen Ashe ile çalışan araştırmacılar geçen yılın Temmuz ayında protein liflerinin bellek bozukluğundan sorumlu olduğunu gösteren belirgin kanıtlar bulamadılar. Genetik değişimden geçirilen farelerde, örneğin bellek kaybı beyindeki tipik protein topakları görünmeden önce önemli ölçüde ilerlemekte. Anlaşıldığı üzere çözülmeyen topaklar halindeki Abeta protein parçaları, bellek kaybında anahtar rolü oynamakta.

Ashe, bunların beyin hücreleri dışında küçük gruplar halinde biriken Abeta Peptitlerinin çözünebilir türü olduğunu söylüyor. Abeta bileşimlerinin oranı tam olarak bellek kaybı süreciyle örtüşmekte. Bundan sonraki araştırmalarda benzer bileşimlerin insanlarda da bulunup bulunmadığı kontrol edilecek. Bileşimlerin varlığı kanıtlandığı takdirde, hastalığın bilemişlerin çözülmesinden önce önlenebileceği tahmin edilmekte.

Fakat bunun için proteinlerin beyin işlevlerini ne şekilde etkilediklerinin öğrenilmesi gerekiyor.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!