« Hürriyet.com.tr
MENÜ

WOODY ALLEN ÜZERİNE NEVROTİK NOTLAR (Televizyonda oynayan "Hannah and Her Sisters"da Tanrı'nın varolup olmadığı konusunda kararsız kalan ve intiharın

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME
WOODY ALLEN ÜZERİNE NEVROTİK NOTLAR (Televizyonda oynayan "Hannah and Her Sisters"da Tanrı'nın varolup olmadığı konusunda kararsız kalan ve intiharın eşiğine gelen WOODY ALLEN evinden koşarak çıkar.)WOODY ALLEN: Sonra sokaklarda dolaştığımı çok net olarak hatırlıyorum. Yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm. O sıralar aklımdan neler geçtiğini hatırlamıyorum. Olaylar bana çok vahşice, çok gerçek dışı gelmişti. Batı kesiminde çok uzun bir süre yürüdüm. Saatler boyunca yürüdüm durdum. Sonra ayaklarım zonklamaya başım ağrımaya başladı. Bir yerlerde oturmak zorundaydım; bir sinemaya girdim. Hangi filmi gösterdiklerine bile bakmamıştım. (Sinemada bir Grucho Marx filmi gösterimdedir.) Sadece bir yerde oturup düşüncelerimi toparlamak, etrafımdaki dünyayı yeniden mantıklı ve gerçekçi bir dünya yapmanın yollarını aramak istiyordum. Salona girdim, balkona çıktım ve oturdum. Film başladı. Çocukluğumdan bu yana defalarca izlediğim komik bir filmdi. Ne zaman izlesem hoşuma giderdi. Perdeye bakarken bakarken birden filmi izlemeye başladım. O zaman kendi kendimi nasıl öldürmeye karar verdiğime çok şaşırdım. Yani ne kadar aptalca bir fikir bu, değil mi? Perdedeki bu insanlara baktım onlar gerçekti ve çok komiktiler. Peki ya gerçekten yoksa, yani Tanrı yoksa? Bir kere yaşıyıp sonradan da öleceksek bu işin bir parçası olmak istemez miydim ben? Ne yapalım bu o kadar da kötü birşey değildi ki. Kendi kendime neden hayatımı mahvettiğimi düşündüm. Hep cevabını alamayacağım soruların peşinde koşmuştum. İşte bunun yerine zaman akıp giderken bundan zevk almaya karar verdim. Ama yine de kim bilebilir, yani belki de birşey vardır kimse bunu bilemez ki. Belki de tüm yaşamı küçük bir umuda bağlamak elde edebileceğimiz en değerli, en iyi şeydir. Sonra arkama yaslandım ve o güzel filmin tadını çıkarmaya başladım."(Ekrana büyülenmiş gözlerle bakan KAYA koltuğundan kalkar, bir sigara yakar. Odasında bir ileri, bir geri yürür. Düşünür.)KAYA: "O, Grucho Marx'ın filmini izlerken arkasına yaslanıp o güzel filmin tadını çıkartıyor. Ben ise, onun filmini izlerken heyecanla oturduğum yerden kalkıp birşeyler yazmak için kalem-kağıt arıyorum."(OKUYUCULAR, sıkıntılı ifadelerle yazıya bakarlar.)OKUYUCULAR: Woody Allen'ın işe yaramaz, değersiz, apolitik, kadın müptelası, hırslı ve kötü bir orta-sınıf kapitalisti olduğunu hepimiz biliyoruz. Kendisinde en ufak bir erkeksilik bile görmediğimiz bu çirkin adamı sevmek için mantıklı gerekçelerin vardır umarız…"(KAYA heyecandan elleri titreyerek ve adrenalini yükselerek bağırır)KAYA: Dinleyin! Bugüne kadar hangi yönetmen, Manhattan'ın rengarenk gecesine hızla giren otomobilin ön koltuğunda mutlulukla konuşan ya da nefretle oturan çift yerine arka koltukta kederle dışarıyı izleyen ve aklından binbir türlü düşünce geçiren mutsuz kadını anlatmıştır, söyleyin bana hangi yönetmen?(OKUYUCULAR arasında kıpırdanmalar.)KAYA: Durun, daha söyleyeceklerim bitmedi! Siz maçolar, siz mizah düşmanları, siz zavallı ikinci sınıf siyaset düşünürleri! Neden kadınları saçları ve zenginliği ve korumacılığıyla değil de zekası ve esprileriyle tavlayan bu kısa boylu çirkin adamdan bu kadar korkuyorsunuz, neden sıradan yaşantılarınızı anlayışsız bir düşmanlıkla mahvedip, hayatın keyiflerinden, mesela Cole Porter'dan ya da Samuel Fuller'dan ya da E. Cummings'den bahseden, ölesiye sıkıldığı bardan çıkarken 'Nurenberg mahkemelerinden çıktım sanki' diyen ve yaşamın verdiğimiz kararların bir toplamı olduğunu zekice anlatan bu adamdan nefret ediyorsunuz? Söyleyin!(Bir OKUYUCU ayağa kalkar, gözlüğünü takıp bağırmaya başlar.)OKUYUCU: Woody Allen Yahudilik ile, seks ile, ensest ile, Nazizm ile, Vietnam ile, kadınlar ile, bile bile dalga geçmiş, zavallı bir komedyendir! O herkese kötü örnek olmuş bir adamdır! Üstelik mizah dediğimiz ve mutlaka toplumsal gerçekleri... (öksürür) ağdalı bir dille eleştirmesi gereken, yani demek istediğim böyle bir sorumluluğu olan bir… (öksürür) şeyi, yani kavramı (tane tane söyler) yozlaştırmıştır. Bu bağlamda, toplumsal gerçeklerin ve felsefi dialektiğin ışığında…"(OKUYUCULAR arasında bulunan YAHYA KEMAL ayağa kalkar.)YAHYA KEMAL: Resmimiz ve nesrimiz olsa, başka bir millet olurduk.(OKUYUCULAR, YAHYA KEMAL'in bu çıkışını kahkahalarla alkışlarlar. KAYA, sıcak ortamdan istifade ederek sözü tamamlamak ister.)KAYA: Bir de adam akıllı mizahımız!YAHYA KEMAL: Ya, evet, bir de adam akıllı mizahımız!(KAYA'nın sıradan cevabını olgun bir anlayış ile karşılayan YAHYA KEMAL'in yanıtı, OKUYUCULAR arasında tarifsiz bir şaşkınlık yaratır.)KAYA: Üstadım, söyler misiniz, neden millet olarak Woody Allen'ı sevmiyoruz?YAHYA KEMAL: Onu bana değil, Çetin Altan'a soracaksın.(OKUYUCULAR arasında kıpırdaşmalar. Kafalar sağa-sola döner. Ağızlar, aha-öhö aksırır, öksürür. Belli belirsiz bir "Çetin Altan dönektir" uğuldayışı duyulur. Birden, bin dokuzyüzlerin başından bir kıyafetle, MARCEL PROUST oturduğu yerden kalkar, konuşmaya başlar.)MARCEL PROUST: Swann'a kafa yormaktan sıkıldığım bu güzel akşamüstü, ne büyük bir hata yapmışım da İstanbul'un bu güzide semtine, ülkeniz aydınlarının toplantı salonuna gelmişim!..Siz, tıpkı arzuladıkları bir şehri gözleriyle görmek için seyahate çıkan ve hayalin büyüsünü gerçeklikte tadabileceklerini zanneden insanlar gibi, insanın en büyük meziyetlerinden mizahı, hayalleriniz ve takıntılarınızla sevmektense, dünya görüşünüzün sığ ve sıradan renkleriyle boğuyorsunuz! Lütfen, lütfen, ben binlerce sayfalık bir kitap yazdım, lütfen kızdırmayın beni; zamanında herşeyi göze aldım ben. VE GEREKİRSE HERŞEYİ DE GÖZE ALIRIM.(İyice karışan salona karmaşa hakim olur.)KAYA: Sessizlik! Sizin konuşmaya hakkınız yok, lütfen susun, ben yazıyorum tüm bunları, susun, susun!OKUYUCULAR: Susmayacağız! Senin Woody Allen'ı böyle ukalaca savunmana izin vermeyeceğiz!YAHYA KEMAL: Eski İstanbul sokaklarında yaşadığımız temaşa zevkinden bahsetmek istiyorum ve ayrıca…(Salonun kapısı büyük bir gürültüyle kırılır. Mavi-kırmızı ışıklar, OKUYUCULAR arasında nevrotik hislerin açığa çıkmasına sebep olur. Bu arada, KÖTÜ POLİS kürsüye çıkarak bağırır.)KÖTÜ POLİS: Demek bir yeraltı örgütü daha, ha! Söyleyin, hangi fraksiyon, söyleyin! Hepinizi amirime havale edeceğim, hepinizin içindeki o alçak fikriyatı söküp alacağım; söyleyin Allahaşkına hangi fraksiyon?!(Korkulu gözlerle çevrelerine bakınan OKUYUCULAR'ı sakinleştirmek isteyen ILIMLI-UYUMLU POLİS kürsüdeki mikrofonu alır.)ILIMLI-UYUMLU POLİS: Küçük burjuvazinin değerli evlatları! Lütfen unutmayınız; dünyadaki tüm polisler, kötü insan değillerdir. Zaten Nietzche'nin de söylediği gibi, bu da dahil bütün genellemeler yanlış, münferit ve hatta sakıncalıdır...Bakın, şimdi sanayi devriminin bireyselleştirdiği ve sonra bilgi çağının uçsuzbucaksızlaştırdığı yaşantılarımızı şu basit mantıkla çözebiliriz. Kierkegaard'tan bir alıntıyla anlatmaya çalışacağım bu mantık şöyle der: …(OKUYUCULAR, KÖTÜ POLİS ve ILIMLI-UYUMLU POLİS'in davranışlarını samimi bulmazlar ve bir anda çıkış kapısına doğru koşmaya başlarlar. Çıkan kargaşayı keyifle izleyen YAHYA KEMAL, MARCEL PROUST'u göremeyince endişelenir, sonra endişesini unutup bir kez daha keyiflenir. Zira sandalyeler devrilmekte, boğuk ve irrasyonel bir uğultu salonu kuşatmakta, cop sesleri, cep telefonu zillerine karışmaktadır.) KAYA: Hepinizi psikologlara havale ediyorum, buyurun, çıkış kapısından karmaşık ve korkunç şehrimize dağılın ve Woody Allen izlemeden geçen yaşantılarınızın ciddiyetinde boğulun, buyurun, çıkış kapısı hemen arkada, sizi burada tutan yok, buyurun, defolun!(OKUYUCULAR çıkış kapısına ulaşmak için orta-sınıf-üstü bir gayret gösterirlerken, gözlüklü, hafif kel, çirkin bir adamın sesi duyulur.)GÖZLÜKLÜ, HAFİF KEL, ÇİRKİN ADAM: Gidiyorum. Zaten benim gibilerin girebildikleri bir kulübe üye olmam ben!" Celal SALİK - 11 Şubat 2000, Cuma
Bunları da Beğenebilirsiniz