Sporcuların ölüm meleği Doping

Güncelleme Tarihi:

Sporcuların ölüm meleği Doping
Oluşturulma Tarihi: Ağustos 06, 2006 00:00

Floyd Landis ve Justin Gatlin, kariyerlerinin zirvesindeki iki ABD’li sporcu. Biri bisikletin en önemli yarışı Fransa Turu’nu kazanmış, diğeri atletizmin gözde dalı 100 metrede dünya rekortmeni, dünya ve olimpiyat şampiyonu. İkisi de, nice şampiyon yutmuş doping girdabının yeni kurbanları olmaktan kurtulamadı. 28 Haziran’da Landis’in, iki gün sonra ise Gatlin’in erkeklik hormonu testosteron aldığı açıklandı.

Her iki şampiyon da şimdi spor yaşamlarını bitirecek cezalarla karşı karşıya. Aslında şaşırmamak lazım. Doping, bir asrı aşan tarihinde hep modern sporun içindeydi. Ancak, kadın sporcular cinsiyet değiştirmeye, erkek sporcular naklen yayın sırasında ölmeye başlayana kadar tehlikesi fark edilemedi.

"Doping mi? Yalnız mecbur kaldığımda kullanıyorum. Yani neredeyse her zaman" diyordu İtalyan bisikletçi Fausto Coppi. 1949 ve 1952’de dünyanın en zorlu bisiklet yarışı Fransa Turu’nu iki kez kazandığında, İtalya’yı ayağa kaldırmıştı Coppi ve aldığı kimyasal desteği saklamıyordu. Zaten profesyonel bisikletçilerin her gün 150-200 kilometre yol yapıp zorlu tepeleri tırmanmasının başka yolu yoktu. 1924’te Fransız bisikletçi Francis Pelissier bir İngiliz gazeteciye içini dökmüş, ufak çantasını göstermekte sakınca görmemişti. Çantada neler yoktu ki: Kloroform, kokain, aspirin, at dopingi...

Bugün doping maddesi kabul edilen birçok tıbbi ürünü o dönemin sporcuları serbestçe kullanıyordu. Başta Uluslararası Olimpiyat Komitesi (UOK) olmak üzere dünyadaki spor yönetimi henüz dopinge yasak getirmemişti. İkinci Dünya Savaşı’nda İngiliz askerlerine dağıtılan milyonlarca amfetamin hapı Avrupa’da her yerde bulunuyordu. Yorgunluk ve acıya karşı dayanma eşiğini artırmak isteyen sporcular amfetamin kullanıyordu.

1960’lardaki acı tecrübeler tıp ve spor çevrelerini alarma geçirecekti. İlk kurban Danimarkalı bisikletçi Knud Jensen oldu. 1960 Roma Olimpiyatları’nda 100 kilometre yol yarışına katılmıştı. Aşırı doz amfetamin alıp vücudunu zorlayınca rakiplerinin bakışları arasında yola yığıldı kaldı.

Yedi yıl sonra, 13 Temmuz 1967’de İngiliz bisikletçi Tom Simpson Fransa Turu’nun en çekişmeli etaplarından birinde Ventoux Dağı’na tırmanıyordu. Aldığı amfetaminin etkisiyle gücü tükenmiş halde sele üzerinde önce yalpalamaya başladı sonra yere kapaklandı. Takım yöneticileri yardımına koştu. Birkaç yudum alkol içirip, tekrar bisikletin üzerine çıkardılar. Birkaç kez daha pedal çevirdikten sonra Simpson yere serildi. Takım doktoru koştuğunda artık çok geçti. Naklen yayını ekran başında izleyen milyonlarca Fransız, Simpson’ın can çekişmesine şahit oldu.

Bu olay üzerine Fransa Turu yönetimi 1968’den itibaren düzenli doping kontrolü yapmaya başladı. Doping karşıtı yaklaşım Avrupa’ya yayıldı. Avrupa Konseyi, 1963’te dopingi tanımladı. İlk uluslararası doping maddeleri listesini yayımladı. Olimpiyatlarda 1968’de ciddi doping kontrolleri başladı. İsveçli modern pentatloncu Hans-Gunnar Lijlenwall Olimpiyatlarda dopingli yakalanan ilk sporcu oldu.

KASLI DOĞU ALMANLAR

1970’lerde Doğu Alman sporcu mucizesi yaşanıyordu. Özellike kadın sporcular havuzda ve pistte fırtına gibi esiyordu. 1976’da Montreal Olimpiyatları’nda kadınlar yüzmede 13 altın madalyanın 11’i Doğu Almanların boynundaydı. Atletizmde ise dokuz şampiyonluk kazandılar. Doğu Alman kadın sporcuların kasları ve iri yapıları dikkat çekiyordu. Yüzücü Kornelia Ender’i hayretle süzen rakipleri, durumu kabullenip kaderine razı olmuştu.

Ama dopingliler de çaresizdi. Antrenörleri onlara hapları vitamin diye veriyordu. Sporcuların başına gelmeyen kalmadı. Örneğin yüzücü Chistiane Knacke’nin 1983’te doğan kızı Jennifer’de birtakım hormonal bozukluklar vardı. Barbara Krause’nin iki çocuğu da çarpık ayaklarla dünyaya geldi.

Tüm bu sis perdesi ancak demirperdenin yıkılmasından sonra aralanacaktı. Doğu Alman sporunun üst düzey yöneticisi Manfred Ewald’ın doping sistemini Devlet Başkanı Erich Honnecker’le organize ettiği anlaşıldı. Bunun üzerine birleşmiş Almanya’nın hükümeti iki milyon dolarlık bir fon oluşturdu. 2003’e kadar bu fondan yararlanmak için 197 sporcu başvuruda bulundu. Aralarında yıllarca aldığı ilaçların etkisiyle erkeğe dönüşen, adını da Heidi Krieger’den Andreas Krieger’e değiştiren gülleci de vardı.

Ama eski Doğu Alman doktorlar uslanmadı. Çin’e yerleşen Dr. Klaus Rudolph benzer bir sistemi orada da kurdu. 1992’den itibaren Çinli yüzücülerin performansı yükseldi. Çinli kadın yüzücülerin kıllanmış ve kaslı vücutları gözden
/images/100/0x0/55ea189ff018fbb8f86b01e0
kaçmıyordu. 1994 Kasımı’nda Asya Oyunları’nda 11 Çinli yüzücünün doping testi pozitif çıkınca bu proje suya düştü.

BEN JOHNSON FİYASKOSU

Amerikalı ve Batı Avrupalı sporcular da boş durmuyordu. 1972 ve 1976’da Finli uzun mesafe koşucusu Lasse Viren’in ilginç bir yöntem bulduğu kulaktan kulağa fısıldanıyordu. İddiaya göre Viren kanını yeniletiyor böylece dayanıklılığını artıyordu. İsveçli disk atmacı Dick Bruch 1972’de 68 metre 40 santimle dünya rekoru kırdıktan sonra bir süre steroid kullanmaya ara verdi. "Birkaç ay kullanmamaya karar verdim. Derecelerim hemen düştü. 67 metreyi bile geçemiyordum" diyerek steroidin etkisini anlattı yıllar sonra.

1980’lere kadar güvenilir doping kontrol testleri geliştirilmediği için birçok sporcu yakalanmadan spor yaşamını tamamladı. Birkaç halterci dışında testlerde yakalanan ünlü sporcu yoktu. Dünya sporunu sarsan dönüm noktası 1988’da geldi. Kanadalı sprinter Ben Johnson iki yıldır atletizm pistlerini kasıp kavuruyordu. Bir yıl önce dünya rekorunu kırmıştı ve Seul Olimpiyatları’na iki favoriden biri unvanıyla gelmişti.

25 Eylül günü Johnson, 100 metre finalinde ABD’li rakibi Carl Lewis’i sürklase edip 9,79 saniyeyle yeni bir dünya rekoru kırdı. Herkes bu yeni mucizeyi alkışlarken iki gün sonra şok bir gelişme duyuldu. Johnson, stanozolol isimli bir anabolik steroid kullanmış, doping testinde yakalanmıştı! Kanadalı atletin madalyası ve rekoru geri alındı. Birkaç yıl sonra mahkemede 10 yıldır sistemli doping yaptığını itiraf etti. Böylece eski madalyalarını da iade etmek zorunda kaldı.

Bu skandal üzerine UOK ve diğer uluslararası federasyonlar kontrolleri sıkılaştırdı. Artık küçük ulusal yarışlarda da test uygulanıyordu. 1990’ların ilk yarısında atletizm ve halterde dereceler düştü, bazı sporcular sırra kadem bastı. ABD’li atlet Florence Griffith-Joyner, fırtına gibi estiği 1988’in sonunda göz yaşlarıyla sporu bıraktığını açıkladı. 1998’de henüz 38’nde öldüğünde akıllara "acaba dopingin etkisi var mıydı" sorusu geliyordu.

Yıllarca etik bir tavır izlediği zannedilen ABD sporunun foyaları da altı yıl önce ortaya çıkmaya başladı. 2000 yılında ABD Olimpiyat Komitesi’nin eski doping sorumlusu Wade Exum istifa etti, kirli çamaşırları bir bir ortaya döktü. Exum, 20 yıl boyunca birçok sporcunun test sonuçlarının sumen altı edildiğini açıkladı.

Kimler yoktu ki doping yaptığı gizlenen sporcular arasında. Atletler Carl Lewis ve Andre Philips, tenisçi Mary-Joe Fernandez, güreşçi Dave Schultz, futbolcu Alexi Lalas. Bu sporcular Exum’un iddialarını reddetti. ABD Olimpiyat Komitesi ise Exum aleyhine dava açtı. O da elindeki 40 bin sayfalık dokümanı Sports Illustrated Dergisi ile Orange County Register gazetesine teslim etti.

Bu olayın dumanı tütüyordu ki iki skandal Amerikan sporunun kalan itibarını da sarstı. Önce 2003 Eylül ayında Kaliforniya eyaletinde BALCO (Bay Area Laboratory Co-operative) laboratuvarlarına polis baskın düzenledi. Bulunan belgelerde 40 kadar üst düzey sporcunun BALCO’nun müşterisi olduğu ortaya çıktı. Bu atletler THG isimli yeni bir steroid kullanıyordu. BALCO’nun kurucusu Victor Conte dopingle şampiyon yaratmaya dayalı bir düzen kurduklarını itiraf etti. Dört ay hapis, dört ay ev hapsiyle cezalandırıldı.

Federal komisyon incelemesinden sonra aralarında 100 metre dünya rekortmeni Tim Montgomery’nin de bulunduğu birçok atlet çeşitli cezalar aldı. Montgomery’nin doping yaptığı kanıtlanmadı. Ancak, 9,78’lik dünya rekoru iptal edildi.

Bu inceleme sürerken Amerikan beyzbol ligi MLB’de 1990’larda oyuncuların sürekli doping yaptığı iddiası ortaya atıldı. Barry Bonds, Mark McGwire, Jason Giambi dahil, onlarca sporcunun ismi geçiyordu. Amerikan Kongresi’nde bir komisyon kuruldu ve iddiaların üzerine gidildi. Son 10 yıldaki başarısı doping desteğine bağlanan Bonds, suçlamalara ikna edici cevaplar veremedi.

2006 MODEL SKANDALLAR

Şimdi kontroller sıkı, sporcular daha temkinli. Acaba öyle mi? 2006’nın spor için daha temiz bir yıl olduğu söylenirken iki skandal birden yaşandı. 27 Temmuz’da ABD’li bisikletçi Floyd Landis bu yılki Fransa Turu’nda şampiyon unvanıyla henüz şeref turları atıyordu ki testosteron yani erkeklik hormonu alarak doping yaptığı ortaya çıktı. Muhtemelen "testosteronum doğal olarak yüksek" savunması da kendisini kurtaramayacak.

İki gün geçmişti ki, sıra 100 metre erkekler dünya rekorunun iki ortağından ABD’li Justin Gatlin’e geldi. 22 Nisan’da Kansas’taki yarıştan sonra alınan kan ve idrar örneklerinde yüksek oranda testosteron çıktığı açıklandı. Üstelik Gatlin ve sabıkalı antrenörü Trevor Graham bu testin pozitif çıktığını haziranda öğrenmiş, iki ay saklamayı başarmıştı.

Şimdi bu iki şampiyondan Landis sonuna yaklaştığı kariyerinin en büyük zaferini kaybetmek üzere. Gatlin ise 2001’deki diğer bir pozitif test yüzünden spordan ömür boyu men cezasıyla karşı karşıya.

SÜREYYA AYHAN VE HALİL MUTLU TÜRKİYE’Yİ ŞOKA UĞRATTI

Doping sözcüğüyle 1989’da tanıştı Türkiye. İstanbul’daki Avrupa Voleybol Şampiyonası elemelerinde Türk Milli
/images/100/0x0/55ea189ff018fbb8f86b01e2
takımı oyuncusu Gamze’ye yapılan testin sonucu pozitif çıktı. Gamze bir ay hak mahrumiyeti cezası aldı. Bundan iki yıl sonra Yunanistan’daki Akdeniz Oyunları’nda skandal son anda önlendi. Türk Olimpik Futbol takımının iki oyuncusu final öncesi antrenör Fatih Terim’e bilmedikleri bir ilaç aldıkları söyleyerek maça çıkmadı.

1990’larda sıklaşan kontroller nedeniyle halter ve vücut geliştirme gibi spor dallarında yaygın bir doping uygulaması olduğu ortaya çıktı. Bu spor dallarının faaliyetleri zaman zaman durduruldu. 1996’da Gaziantepsporlu Ayhan Akman ve 1999’da Galatasaraylı Hasan Şaş dopingli çıktı. Böylece futbolun da masum olmadığı anlaşıldı.

Türkiye’yi şoke eden iki isim ise atlet Süreyya Ayhan ve halterci Halil Mutlu’ydu. 2004’teki habersiz bir kontrol sırasında Ayhan, görevlilere zorluk çıkarınca yarışlardan önce geçici bir süre sonra da iki yıl men edildi.

Geçen yıl mayıs ayında ise Avrupa Şampiyonası’ndaki testte halterci Halil Mutlu (solda) dopingli çıktı. Bu yüzden üç kez Olimpiyat şampiyonluğu bulunan Mutlu iki yıl men cezası aldı.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!