« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Şişmanlıkla gelen tehlike: Metabolik sendrom

Bel çevresi kalınlığı ve belirgin göbek, kalp hastalığı, yüksek tansiyon ve diyabet gibi hastalıkların habercisidir. Metabolik sendrom olarak adlandırılan bu hastalık tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaygınlaşıyor.

Nilgün Özbaşaran
SON GÜNCELLEME
Yağlı yemekler, kızartmalar, hamur işleri, birbirinden çeşit tatlılar mutfağımızda önemli bir yer tutuyor. Türk mutfağının zenginliğine ve lezzetine diyecek yok ama yemek yemenin ölçüsü kaçtığında sağlıksız yağlar damarlara akıyor, bağırsaklar yağlanıyor ve koruyucu HDL kolesterolü yok oluyor. Kan şekeri seviyesi yükseliyor, kan basıncı fırlıyor.

Bu beş faktörden üçü bir arada görüldüğünde uzmanlar "metabolik sendromdan" söz ediyor.

Hastalık, kan damarları üzerinde etkiyerek inme ve kalp enfarktüs riskini yükseltmekte. Ülke genelinde gerçekleştirilen Türkiye Metabolik Sendrom Sıklığı Araştırması (METSAR) verilerine göre yirmi yaş üstü nüfusunun üçte birinden fazlasında metabolik sendrom görülmekte. Fakat bu hastalık buna rağmen halk arasında pek bilinmez.

Çok karmaşık bir konsept olan metobolik sendrom, insanlar tarafından riskli belirtiler ortaya çıkana dek pek hissedilmediği için uzmanlar tarafından tehlikeli bulunmakta.

Varsıl sendromu

Bilim adamları 1920’li yıllarda ilk kez çeşitli metabolizma durumlarının sıklıkla aynı anda ortaya çıktığını fark etmişlerdi. Bunların bir arada ortaya çıkması için ortak bir neden bulunamadığı için bilim adamları "sendrom"dan söz ederler. Metabolik sendrom bugün artık ensülin dirençliği, Sendrom X, "Ölümcül kuartet" veya "varsıl sendromu" olarak da anılmakta.

Hastalar genelde aşırı kiloludur. Yağlar sadece cildin altında değil, özellikle de iç organların çevresinde toplanmakta ki yağ birikiminin başlıca nedeni artık biliniyor: Aşırı beslenme, hareket yetersizliği ve genetik yapı.

Doktorlar sağlıksız yaşam biçimine bağlı olarak ortaya çıkan hastalık belirtilerini genelde ayrı ayrı tedavi ederler. Diyabet hastası, diyabet uzmanından diyet listesi ve kan şekerini düşürücü ilaçlar alır, yüksek kan basıncına sahip hasta kardiyolog tarafından kan basıncını düzenleyen ilaçlarla tedavi edilirken, yüksek kolesterol seviyesi de statinlerle düşürülmekte.

Ülkemizde 60-69 yaş grubundaki insanların %62’sinde metabolik sendrom görülmekte ve tedavi olmak için birden çok doktora başvurup her gün çok sayıda ilaç almak zorundalar.

Çözüm nerede?

İşte uzmanlar bu nedenle çözümü entegre terapide görüyorlar. Buna göre rahatsızlıklar ayrı ayrı değil bir arada ele alınması gerekiyor. Mesela yüksek kan basıncı ve kan şekeri değerinde düzensizlikler aynı anda ortaya çıkmışsa kan basıncını düşüren ve idrar söktürücü ilaçlar tavsiye edilmemekte. Çünkü bu tedaviyle birçok kişide diyabet hastalığının geliştiği biliniyor artık.

Ayrıca hastalar fazladan birkaç kilo daha alıyorlar. Almanya’da bu konu üzerinde araştıran ve metabolik sendrom üzerinde uzmanlaşmış bilim adamı Markolf Hanefeld, bu durumda anjiotensin sistemi üzerinde düzenleyici etki yapan ACE (anjiotensin dönüştürücü enzim) etkinliğini önleyen veya Sartan gibi ilaçları öneriyor.

Bu şekilde kandaki yağlar üzerinde yumuşak bir etki uygulanır ve terapi kilo aldırmaz diyor uzman. Doğru tercih öte yandan hastayı çok sayıda ilaç almaktan da kurtarır. Fakat Hanefeld aynı zamanda kalp enfarktüsünden sonra uygulanan stratejiyi de tavsiye etmekte: Haftada iki ila üç saat spor, doymamış yağlardan uzak durmak ve bol miktarda Omega-3 yağları içeren balık tüketmek. Tabii tatlılardan da uzak durmak gerekiyor.

Bel kalınlığı sınırları

Alman bilim adamının önerileri ilk bakışta akılcı gibi gelse de birçok doktor tarafından pek uygun bulunmadı. Geçtiğimiz yaz American Diyabet Birliği ve Avrupa Diyabet Araştırmaları Birliği tarafından Diabetologia dergisinde yayımlanan bir araştırmada, farklı hastalıkların bir arada değerlendirilmesinin olumlu sonuç vermeyeceği, ayrıca karın çevresi, kandaki yağ oranı ve şeker seviyesinin doğru belirlenmemesi yüzünden milyonlarca insan yok yere hasta duruma düşebileceği bildirilmekte.

Ve rahatsızlıkların aynı anda ortaya çıkış nedenleriyle ilgili kesin bilgiler elde edilmedikçe de "sendrom" teriminden vazgeçilmemesi daha doğru bulunmakta.

Ancak uzmanlar arasında bu konuda büyük tartışmalar yaşanmakta. Son tartışmalar özellikle de Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun (IDF) yeni sınır değerlerini açıklamasından sonra alevlendi. IDF’nin listesine göre desilitre başına 100mg’ı aşan kan şekeri değeri riskli sayılmakta.

Oysa diğer bir organizasyon üç yıl önce bu değeri 110mg olarak belirlemişti. Kadının karın çevresi için 88cm, erkeğin karın çevresi için de 102cm kabul edilmişti. Ancak yeni listeye göre kadında 80cm, erkekte ise 94cm’lik karın çevresi tehlike sınırında. İşte bu değerleri çok katı bulan uzmanlar "bunlara bakacak olursak insanların %40’ından fazlası hasta sayılır" diyor.

Risk faktörleri

Fakat sendrom teriminin korunması konusunda bilim adamlarının çoğu hemfikir ve birçok semptomun aynı anda ortaya çıkması tartışılmasız olarak kabul ediliyor. Bununla birlikte değerlerin daha esnek tutulmasında ısrarlılar. Örneğin beden kitle endeksi 25-30 arasında olan insanların hepsinde metabolik sendrom görülmeyebilir.

İşte bu açılardan bakıldığında burada önemli bir soru çıkıyor ortaya. İnsan ne zaman gerçekten hasta sayılmalı ? Yirmili yaşlarda arteryoskleroz (damar sertliği) başladığında mı yoksa yetmişinde kalp enfarktüsünden öldüğü zaman mı? Metabolik sendrom "risk faktörleri taşıyan sağlıklı durum" ve "damarlardaki bozukluklar" arasında bir geçiş dönemin aslında. Yani kan basıncını düşürüp, aşırı miktarda yemeye devam etmek yeterli değil. Kan basıncı düşürüldükten sonra, yağlı yiyecekler konusunda dikkatli olmak ve spor yapmak gerekiyor.

Kim bilir belki de herkesi memnun edecek ortak bir açıklama vardır bu fenomen için. Birçok faktör aslında metabolik sendromun, "karın yağı hastalığı" olarak adlandırılması gerektiğini göstermekte. Diyabet hastalığı veya damar sertliğine sahip birçok kişi şişman ve bu şişmanlık genelde karın bölgesinde toplanmakta. "Bu konuda zararsız olarak tahmin edilen yağ hücresi, ayarlayıcı bir rol oynamakta" diyor Alman karın yağı araştırmacısı Johannes Klein.

Kan şekeri ölçümü

Yağ dokusu, bugüne kadar enerjinin yağ olarak yakılması veya depolanmasını sağlayan bir organ olarak bilinirdi. Ama özellikle de karın yağı son derece etkin bir organ: Hormon salgılıyor ve bedendeki tuz ve su miktarını ayarlıyor, damarların büyümesini sağlıyor, kanın yoğunluk derecesini ve iştahıdüzenliyor. Bu açıdan bakıldığında karın yağı bir endokrin bezi olarak kabul edilmeli. Çok fazla büyüdüğünde metabolizma altüst oluyor sonuçta.

Ve karın yağı diyet ve spor sayesinde eritilebilmekte. Beden yağları genetik nedenlerle karın yerine kalçalarda biriken insan daha şanslı. Kadınlar bu yüzden menopoza kadar avantajlı sayılırlar. Ama değişim yıllarından sonra durum değişiyor. Metabolik sendrom ne kadar erken ortaya çıkarsa o kadar tehlikeli.

Uzmanlar tüm metabolizma bozukluklarının yakında ilaçlarla düzeltilebilir hale gelmesini umuyorlar. Ama iş oraya gelene kadar yine de kardiyologlardan kan şekeri seviyesini de ölçmelerini öneriyorlar. Tabii bu konuda hastalara da sorumluluklar düşmekte.

336 milyon insan

Şeker hastalığının bilimsel adı Diabetes mellitus’dur. Bu metabolizma bozukluğu körlüğe, böbrek bozukluklarına, kalp enfarktüsüne ve yaraların geç kapanmasına yol açmakta. Dünya Sağlık Organizasyonu’na göre dünya genelinde 171 milyon diyabet hastası bulunmakta. Gelişmekte olan ülkelerin birçoğunda diyabet git gide daha büyük bir sorun haline gelmekte, özellikle de Asya’da.

Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre ülkemizde yaklaşık olarak dört milyon diyabet hastası var ve diyabet tanısı ile hastaneye yatan hasta sayısında da artış söz konusu. İnsanlar durmadan şişmanladıkları için de 2030 yılında dünya genelinde 336 milyon kişinin diyabet hastası olması bekleniyor.

Metabolik sendrom genelde diyabet hastalığının öncüsü olarak kabul edilmekte. Açlık kan şekeri 100-125mg/dl arasında olan kişiler, diyabet riski taşıyor demek ve bu durum tip dilinde prediyabet olarak adlandırılmakta. Bu kişiler genelde diyabet tip 2 hastalığına yakalanıyorlar.

Ne kadar hasta

Metabolik sendromla ilgili değerlendirmeler son 30 yıl içinde sık sık değiştiği için hastalığın dünya genelindeki dağılımıyla ilgili kesin veriler bulunmuyor. Tahminlere göre dünya genelde 314 milyon metabolik sendrom hastası yaşıyor.

İki yıl önce METSAR araştırmasıyla ortaya çıkan sonuçlara göre Türkiye’de metabolik sendrom görülme sıklığı %35. Bu oran kırsal bölgeler için %35,3 ve kentsel bölgeler için %34,8’dir. Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi hastalık en çok 60-69 yaş grubunda görülmekte ve bu gruptaki kişilerin %62’sinde metabolik sendrom saptanmış.

Ülkemizde hastalığın görülme sıklığı kadınlar ve erkekler arasında farklılık göstermekte. Kadınların %41’i, erkeklerin ise %29’u metabolik sendrom hastası. Kadın ve erkek arasındaki fark orta yaşlardan sonra iyice belirginleşmekte. 40-49 yaş arasındaki kadınlarda hastalık, erkeklere göre beş misli fazla görülmekte.

Dünyanın diğer bölgelerindeki oranlar şöyle: Hindistan’da erkeklerin %8’inde, Fransa’da kadınların %7’sinde ve İran’da kadınların %43’ünde metabolik sendrom tespit edilmiş. Anlaşıldığı üzere sendrom daha çok nüfusun alt tabakasında yaygın.

İlaçla tedavi

Danimarka’da gerçekleştirilen bir araştırma sonucunda sendromun, eğitim seviyesi yüksek olan kişilerin sadece %10’unda, eğitim seviyesi düşük olan kesimin ise %26’sında bulunduğu ortaya çıkmış. En önemli faktörlerden biri ucuz, şekerli ve yağlı yiyeceklerin şişmanlatıyor olması. Aynı araştırma eğitim seviyesi düşük insanların çocuklarının da diyabet riski altında bulunduklarını gösteriyor.

Düşük kalorili beslenme dışında spor da metabolik sendromla savaşımda önemli bir rol oynamakta. Amerikalı doktorlar dokuz yıl boyu kalp hastalıkları belirtisi taşımayan 6000 kadını incelediler. Bu zaman zarfı içinde metabolik sendroma sahip kadınların %57’sinde ölüm riski söz konusuydu.

Ancak spor yapan kadınlar bunların dışında kalmıştı, metabolizma sendromuna rağmen onlar için ölüm tehlikesi bulunmuyordu. Tabii sendrom ilerledikten sonra artık spor yeterli olmuyor, bu hastaların mutlaka ilaçla tedavi edilmesi gerekmekte.

Kaynaklar: Die Zeit 15.12.05, 51, www.thehealthnews.org.tr, www.saglik.gov.tr, www.andeva.com.tr/diyabet.php

Bunları da Beğenebilirsiniz