Devlet ayaklarına dolanmadı

DENİZ ZEYREK
25.09.2015 - 00:07 | Son Güncelleme:

İç tüketimin durduğu 1990’ların başında Güney Kore’de kapılar uluslararası şirketlere açıldı, ihracatı arttırmak için şirketlere ödeme garantisi verildi. Aynı dönemde Türkiye’de de benzer bir yöntem ‘hayali ihracat’ın patlamasına yol açıyordu.

GÜNEY Kore’nin 62 yılda dipten zirveye çıkmasını sağlayan, devletin, özel sektörün, üniversitelerin el ele verdiği bir sistem. Sistemin omurgasını, küresel rekabete ve ihracata dayalı bir “büyüme felsefesi” oluşturmuş.
Kore ekonomisi ile ilgili araştırmalar yapan Kıdemli Araştırmacı Dr. Suk-In Chang, 1990’ların başında karşılaşılan orta gelir tuzağından çıkışın hikayesini şöyle özetledi:
“İç tüketim durmuştu. Bu durum, devleti ve şirketleri dışarıya açılmaya zorladı. Ancak, devlet, dışarıya açılırken milli şirketleri küresel şirketler karşısında koruyacak önlemler almak yerine, onları rekabet odaklı bir şekilde yönlendirdi. Gümrük vergilerini yüksek tutup yabancı ürünleri Kore pazarına kontrollü sokabilir, iç piyasayı korumaya çalışabilirlirdi, ancak bu ‘iç tüketime dayalı bir büyüme’ modelini teşvik eder diye bu yönteme başvurmadı.

UYGUN FİYATA KALİTELİ ÜRÜN ALGISI

Devlet ayaklarına dolanmadı

‘Amerika, Japonya iç tüketimle büyüyebilir ama 50 milyon nüfuslu Kore bunu yapamaz’ görüşü hakim oldu. Korumacılığın aksine kapılar uluslararası şirketlere açıldı. Kore şirketlerine, ABD ve Avrupa’nın dev şirketleriyle rekabet edip onların pazarlarını hedeflemeleri, ‘küresel’ olmaları öğütlendi. Dünyada Kore mallarıyla ilgili ‘Uygun fiyat kaliteli ürün’ algısı yaratıldı. Aynı dönemde ileri teknoloji ürünleri çıkarıldı. 1997’deki Asya krizi, Çin ekonomisinin bugünkü kadar gelişmiş olmaması o yılları Kore için bir fırsata çevirdi. Asya krizi aşıldığında Kore’nin milli geliri 20 bin doları geçmişti.
Devletin en önemli katkısı küresel şirketlerin ayağına dolaşmamak oldu. Ancak akılcı teşvik politikaları, risk alıcı siyasi tutumu, kritik zamanlarda verdiği destek, özel sektöre dünya devleriyle rekabette büyük imkanlar sağladı.”

ONLAR YARARLANDI, BİZ SUİİSTİMAL ETTİK

Devletin katkısına bir örnek; ihracatı artırmak için şirketlere ödeme garantisi verdi. “Sipariş aldım, ihracat yapacağım” diyen şirketler, devletten siparişleri iptal olursa zararlarının karşılanacağı garantisi aldılar. Aynı dönemde benzer bir yöntem Türkiye’de “Hayali ihracat” olaylarının patlamasına neden oluyordu. Bugün “küresel” kabul edilen bütün şirketler devletin bu desteğinden aktif bir şekilde yararlandı.

YARATICILIĞA BÜYÜK DESTEK

Devlet ayaklarına dolanmadı

Kore devletinin şirketlere katkısına küçük bir örnek daha; Yaratıcılık Merkezi isimli özel bir şirket kurulmuş. Şirketin yıllık bütçesi 100 milyon dolar. Tamamen devlet tarafından sağlanmış. Kore kültürünü geliştirmeyi hedefliyor. Fikri, icadı olanlara danışmanlık yapılıyor, doğrudan maddi destek sağlanıyor. Sinema, müzik, yayıncılık alanında çok önemli destekler veriyor. Kore vatandaşları, şirketin olanaklarını ve desteğini hiçbir bedel ödemeden kullanabiliyorlar. Projesi önemsenen girişimcilere 220 bin dolara kadar ödeme yapılabiliyor.

HER ŞEY İHRACAT İÇİN

Kore, üretim kadar satış konusunda da sürekli bir arayış içinde. Bu yöntemlerden biri de TV’den alışveriş. GS Shoping adlı kuruluşun yıllık cirosu 2.5 milyar doları buluyor. Bu cironun 1 milyarı Kore dışındaki satışlardan kaynaklanıyor. Geniş bir ürün yelpazesini canlı yayınlarla satışa sunan şirket, yayınlar sürerken satışları takip edebiliyor. Kozmetik ve tekstil ürünleri kapış kapış gidiyor. Çin’de, Hindistan’da ve bazı Asya ülkelerinde yaptığı işbirlikleri ile büyük bir çıkış yapmış. Avrupa’ya da Türkiye üzerinden çıkmak için Türkiye’de ortaklık kurmuş, ancak şirket yöneticilerinden Kang Ji Sung’un verdiği bilgiye göre, Türkiye’deki ortaktan kaynaklanan nedenlerle pek başarılı olunamamış. Türkiye’de en çok, küçük ölçekli bir firmanın ürettiği semaver ve tost makinası gibi ürünler satılmış.

TÜRKİYE’YLE İLİŞKİLER

Türkİye ile Güney Kore ilişkileri hakkında Türkiye’nin Seul Büyükelçisi Arslan Hakan Okçal bilgi verdi. İki ülke arasında siyasi ilişkiler çok iyi. Yönetim Türkiye’yi “kan kardeş” olarak görmeyi sürdürüyor. Kore aynı zamanda yeni keşfedilen bir turizm ülkesi olmuş. Türkiye’den 250 bin turist gelmiş. Kore’den Türkiye’ye giden turist sayısı da 200 bini geçmiş. Kore’de, öğrenci, profesyoneller, restoran işletmeci ve çalışanları olmak üzere yaklaşık bin Türk yaşıyor. Bu bin kişiden biri de CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun oğlu. Dış ticaret 2013’te 5, 2014’te 7.3, 2015’te ise 8 milyar doları geçti. Ancak makas Türkiye aleyhine açılıyor. KITA verilerine göre, iki ülke arasındaki Serbest Ticaret anlaşması sonrasında Kore’nin Türkiye’ye ihracatı arttı. Türkiye, Kore’nin yüksek teknoloji ürünlere karşı, kan, gıda ürünleri, halı ve bazı elektrik ürünleri ile ticaret dengesini sağlamakta zorlanıyor. Kore Ticaret Bakanlığı yetkilileri, bu farkın ancak Kore’nin Türkiye’de yapacağı yatırımlarla kapanabileceğine dikkat çekiyor. Kore’nin lojistik firmaları, Türkiye’yi Avrupa’ya açılan kapı haline getirmek istiyor. Kore’nin Türkiye’de üstlendiği önemli yatırımlar arasında Marmaray, Avrasya Tüneli, 3. Köprü gibi projeler var.


İLERLEME FELSEFESİNE İNANAN YÖNETİCİLER

BUGÜN itibariyle dünya otomobil pazarının yüzde 20’si Kore’nin elinde. Ülkede, gemi sanayi oldukça büyük. Petrokimya sektöründe önemli ilerlemeler kaydedildi. Akıllı telefon, TV ekranı, yarı iletkenler konusunda da dünya lideri konumunda. Şu anda elektrikli otomobil pazarından pay kapmaya yoğunlaşmış durumdalar. Koreli uzmanlar, bu başarının sırrını ‘madde madde’ şöyle özetliyor:
Şirketleri, işin felsefesine inanan CEO’lara teslim edildi.
Teknoloji transfer etmeyen şirketlere teslim olunmadı. Dünyadan mühendisler getirildi. Teknoloji üretildi.
Ar-Ge’ye yatırım yapıldı. Devlet Ar-Ge Enstitüsü kurdu. 2000 yılında Ar-Ge yatırımları milli gelirin yüzde 1’i iken 2015’te bu rakam yüzde 4. Üstelik Ar-Ge harcamalarının yüzde 74’ünü özel sektör yapıyor.
Eğitimde sessiz bir devrim gerçekleştirildi. Kore üniversiteleri sanayi ile entegre oldu. Öğrenciler sadece teknoloji öğrenmediler, o teknolojiyi geliştirecek ortam ve fırsat buldular.
Herşeyden önemlisi, her konuda güvence olan bir ‘hukuk devleti’ zemini yaratıldı.

Devlet ayaklarına dolanmadı

Anadol ile Pony’nin serüveni

TÜRKİYE’nin otomobil üretim sevdası 50’lerde Devrim ile başladı. Ancak en kapsamlı girişim, merhum Vehbi Koç’un 1966’da kurduğu Anadol markası ile gerçekleştirildi. Reliant lisanslı otomobilin kaportası Cam elyafından üretilmişti. Şasi ile motor da Ford’dan alındı. Anadol artık klasik araba olarak varlığını koruyor, ama Anadolu’daki “keçiler, eşekler kemiriyor” efsanesi hala sürüyor.
Bugün dünya otomobil üretiminde ilk 5’te olan Kore’nin otomobil macerası ise Hyundai Pony ile 1975’te başladı. Motoru Japon Mitsubishi’dendi. Pony’nin kaportası Kore’de üretiliyordu ve söylentiler konusunda en az Anadol kadar talihsizdi. En büyük söylenti, şirketin Ortadoğu liderlerine “Otomobilleri kullanın, beğenirseniz parasını ödeyin” diyerek otomobil gönderdiğine dairdi. Bu şehir efsanesi bununla da sınırlı değildi. Söylentilere göre Anadol’u eşekler kemirirken, Pony de sıcaktan eriyordu. Ancak Hyundai’nin kaderi Anadol gibi olmadı. Bugün Pony’nin motorunu aldığı Mitsubishi dünya otomobil pazarında 10. sırada. Hyundai ise 5’ncilikten 4’ncülüğe terfi etmek üzere.
Peki nasıl? Suk-In Chang’a göre kritik bir karar sayesinde. Hyundai CEO’sunun ‘motoru üretemezsek başaramayız’ sözü başlangıç noktası olmuş. ABD’nin Seul Büyükelçisi’nin ‘Motoru biz üretelim’ teklifini reddetmek ikinci kritik adım olmuş. Ardından onlarca başarısız deneme…


YARIN: İKİ KORE BİRLEŞECEK Mİ? K-POP NASIL YAYILIYOR? GANGNAM RÜZGÂRI...



EN ÇOK OKUNAN HABERLER

    Sayfa Başı