Dr. Yanıt

Güncelleme Tarihi:

Dr. Yanıt
Oluşturulma Tarihi: Ağustos 12, 2006 00:00

Multipl Skleroz (MS) nedir, belirtileri nelerdir?

Multipl Skleroz (MS) hastalığı konusunda bilgi verir misiniz?

Aşağıda soru yanıt biçiminde bu hastalıkla ilgili bilgi sunuyoruz: MS, beyin ve omuriliğin bir hastalığıdır. 20-40 yaş grubunda travmadan sonra özürlülüğe yol açan en önemli hastalıktır. Beyin ve omurilikte seyreden sinir telciklerinin, miyelin adı verilen kılıfında oluşan alerjik, mikropsuz ve iltihabi bir hastalıktır. Hareket, denge, görme, duyu vb. sinir telciklerinin miyelin adı verilen kılıfının etkilenmesiyle yürüme, denge, görme, konuşma bozukluklarına ve ağır seyrettiği kişilerde ise yaygın felçlere yol açabilir.

Multipl Skleroz nasıl seyreder?

MS bilinen birçok hastalıktan farklı olarak belirtilerin arttığı atak ve belirtilerin yatıştığı ya da kaybolduğu iyileşme dönemleriyle seyreder. Hastalığın ilk 5 yılında, hastaların %65-70’inde böyle bir seyir görülürken, ilerleyen yıllarda bu grubun %20’si artık ataklardan düzelmeyerek, ilerleyici seyir dönemine girebilir. Hastaların %15’i ise başlangıçtan itibaren ilerleyici seyir göstererek, hastalığın ilk 10 yıl içerisinde tekerlekli sandalyeye bağlanır. Hastalığın ilk yıllarında ise nasıl seyredeceğini kestirmek olası değildir.

Yineleyici seyir gösteren hastaların %35’i "iyi huylu" seyir gösterir ve hastalar özürsüz olarak yaşamlarını tamamlayabilir. Hastaların geri kalan %50’si ise 30 yılın sonunda, denge ve yürüme sorunları yaşayabilir ve yürürken destek kullanması gerekebilir.

MS genel olarak öldürücü bir hastalık değildir, ancak yaşam kalitesini ciddi şekilde bozabilir.

Multipl Skleroz kimlerde görülür?

MS sıklıkla 20-40 yaş arasındaki genç insanlarda görülür. Kadınlarda erkeklere göre 2-3 kez daha sıktır. Kuzey Avrupa kökenlilerde ve onların soyundan gelenlerde daha sık rastlandığı bildirilir.

Multipl Skleroz’un önemi nedir?

MS’in en önemli yanı, 20-40 yaşlarındaki genç insanları etkileyerek, yaşamlarının en üretken oldukları dönemde, özürlü kalma riskiyle karşı karşıya bırakmasıdır. Hastalığın tanısındaki güçlükler, sıkıcı araştırma yöntemleri, vücudun her bir yanında hissedilen garip belirtiler, verimde düşme, pahalı araştırma ve tedavi yöntemlerinin getirdiği ekonomik ve psikolojik sıkıntılar, geleceğe yönelik kaygılar, hem MS’li dostlar hem de onlarla yaşamı paylaşanlar için güçlükler yaratır. Bu, MS’ten milyonlarca kişinin doğrudan ya da dolaylı etkilenmesi demektir. Genç MS’lilerin, üretkenliklerinin azalması ya da kaybolması, rahatsızlık için pahalı araştırma ve tedavi yöntemlerinin gerekliliği ülke ekonomisi bakımından da yükler getirmektedir.

Multipl Skleroz ne sıklıkta görülür?

Dünya’da 3 milyon, Türkiye’de 40.000 MS’li olduğu tahmin edilmektedir.

Multipl Skleroz yeni bir hastalık mıdır?

Hayır. 150 yılı aşkın bir süredir bilinmektedir.

Multip Skleroz’un nedeni nedir?

MS’in kesin nedeni bilinmemektedir. Multipl Skleroz’un nedeni, genetik yatkınlığı olan kişilerde, başlıca virus dediğimiz mikroplar olmak üzere, birçok çevre faktörünün tetiklemesiyle ortaya çıkan, merkezi sinir sistemiyle bağışıklık sisteminin etkileşmesine yol açan, alerjik iltihabi bir süreç olarak tanımlanabilir. MS’in tek bir hastalık olmayıp, bir hastalıklar grubu olduğuna ve herkesin MS’inin kendine özgü olduğuna ilişkin ipuçları artmaktadır.

Çocuklarım da Multipl Skleroz olabilir mi?

Babası MS olanların hastalığı geliştirme riski 100’de bir, annesi MS olanların ise 50’de birdir.

Multipl Skleroz tedavi edilebilir mi?

Bugünkü olanaklarla MS tamamen yok edilemez. Ancak, ataklar, kortizonlu ilaçlarla iyileştirilebilir, atakların sıklığı ve özürlülük gelişme olasılığı ise son yıllarda geliştirilen beta interferonlar (Betaferon, Avonex, Rebif) ve glatiramer asetat (Copaxone) ile yaklaşık % 30 oranında kontrol altına alınabilir. Ayrıca, azathiopirin, mitoksantron, immunglobulinler vb ilaçlar hastalık sürecini etkilemek üzere kullanılabilmektedir. MS tedavisindeki ilaçlar nörolog kontrolünde, her hasta özel olarak değerlendirilerek, uluslararası ölçütler göz önüne alınarak kullanılabilir.

Sözü edilen, hastalık sürecini kontrol altına almayı hedefleyen tedaviler yanı sıra, mevcut fiziksel kapasiteyi korumak ve arttırmak üzere fizik tedavi ve rehabilitasyon, diyet’teki özellikle katı yağ tüketimini azaltmak sıvı yağ tüketimini arttırmak şeklindeki düzenlemelerin yararlı olduğuna ilişkin ipuçları vardır.

Bacaklardaki sertlikler, idrar yapma sorunları, duygusal alandaki değişiklikler, uyuşma ve nahoş hisler için belirtilere yönelik tedaviler uygulanmaktadır.

Buzul Çağı’nda yeryüzünde hayat komaya mı girdi?

Soru: Buzul çağlarda hayat tamamen durdu mu? Canlılar ne oldu?

Yanıt: Kimi yerbilimcinin ileri sürdüğü gibi, yarım milyar yılı aşkın bir süre önce Yer gerçekten buzla kaplandıysa, ilkel yaşamın da neredeyse yok olduğu düşünülebilir. Oysa yerin "kartopu" gibi buzla kaplı olduğu iki döneme ilişkin deniz dibi araştırmaları, hem deniz dibinin canlılığını koruduğunu gösteriyor, hem de iklimin ne ölçüde soğuduğuna ilişkin tartışmalara yeni bir boyut getiriyor. California Üniversitesi’nden jeolog Martin Kennedy ve arkadaşları, Yer’in 600 milyon ve 750 milyon yıl önceki durumunu betimledi. Karbon izotop oranlarına göre yapılan ölçümlerde, bitkilerin ve yeşil yosunların karbon dioksit kullanarak yeni organik madde üretirken daha hafif karbon izotopu C-12’yi kullandıklarını ve daha ağır C-13 izotopunu çevreye bıraktıkları görüldü.

Volkanlarsa, C-12’den izotopu zengin bir gaz püskürtüyordu. Kennedy bu durumda şöyle bir mantık yürüttü: Buzulların fotosentezi neredeyse yok ettiği bir dönemde, denizlerde volkanların yaydığı maddelerin izotopu egemen olmalıydı.

Oysa buzlu deniz sularındaki karbon kayalarının bileşimi, volkanların izotopunun egemen olmadığını gösteriyor. Avustralya, Namibya ve Doğu California’daki denizlerde, bugünkü denizler gibi daha çok C-13 izotopu bulundu. Yani, Kartopu Yer kuramının düşündürdüğü gibi, deniz dipleri 10 milyonlarca yıl ölü değildi. Bu bulgular, Kennedy’ye göre, eski kartopu kuramını geçersiz kılıyor.

Harvard Üniversitesi’nden yer kimyacısı Daniel Schrag’a göre ise, Kennedy’nin bulguları Kartopu Yer kuramını çürütmek bir yana, destekliyor. Ona göre, buzla kaplı bir denizin izotop yapısı, tam da Kennedy’nin bulduğu gibidir. Çünkü izotopu daha ağır olan karbon tortuları, Kennedy’nin bulduğu daha hafif tortulardan daha önce dibe çöker.

Zeytinyağını nasıl saklamalı?

Soru: Zeytinyağının antioksidan yararlarının korunması için hangi koşullarda saklanması uygundur?

Zeytinyağını uzun süre şişede bekletenler, istemeden de olsa yağın insan sağlığına yararlı özelliklerini yitirmesine neden olurlar. İtalya’nın güneyindeki Bari Üniversitesi’nden bilim adamları ışığın, zeytinyağının içindeki hastalıklarla mücadele eden antioksidanları yok ettiğini söylüyor. Bu da üreticilerin depolama mahallerini daha dikkatli bir şekilde seçmesi anlamına geliyor.

Zeytinyağı zaman içinde antioksidanlarını yitirir, çünkü ışık ve oksijen reaksiyonları bozar. Bari Üniversitesi’ndeki bilim adamları saklama koşullarının zeytinyağının yararlı etkilerini bozduğunu ilk kez bilimsel olarak 12 aylık bir dönemde ortaya çıkartmış oluyor.

Bu süreden sonra yağlar, temiz şişelerde, süpermarketlerin aydınlatması altında sergilenmeye başladığı zaman tokoferol ve karotenoid isimli iki önemli antidoksanının yüzde 30’unu yitirir. Bunlar zeytinyağının yararlı olduğu kesinleşen iki antioksidanıdır (European Food Research technology, vol 221, p 92).

Işığa iki ay bile maruz kalması, yağın oksidasyona uğramasına ve peroksit düzeyinin yükselmesine yol açar. Bu da zeytinyağının "extra virgin" olarak sınıflandırılmaması anlamına gelir.

Renkli cam, ışığın bir kısmını filtre edip, yağa ulaşmasına engel olabilir. Ancak üzeri kaplanmış, reaktif olmayan metal kaplar kalitenin korunması açısından en uygun ambalajdır.

ABD, Indiana’daki Purdue Üniversitesi’nden gıda mühendisi Lisa Mauer, "Eğer kalitenin zamanla bozulacağından kaygı duyuyorsanız, küçük ambalajlar içindeki ürünleri tercih edin ve yağınızı karanlıkta saklayın" diyor.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!