GeriSpor Balalayka, son yolculuğu oldu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Balalayka, son yolculuğu oldu

Evet... Hayat, bir varmış bir yokmuş misali, gelip geçmişti işte Kemal Sunal için... 'Balalayka' filminin çekimlerine başlamak üzere 26 Haziran Çarşamba günü Gürcistan'a gitmeden önce gazetecilerle konuşan Kemal Sunal, basına yaptığı bu son açıklamasında şöyle konuşmuştu:

'Bu film, bir yol hikayesidir... Bir miras nedeniyle yola çıkanların öyküsüdür. Bunun için yola çıkıyorum işte'

Oysa Kemal Sunal, Ali Özgentürk'ün yöneteceği 'Balalayka' filmini düşünerek açıkladığı 'yolculuğun', son yolculuğu olacağını kendi de bilmiyordu...

Kötü, çok kötü bir şakaydı bu Kemal Sunal'ın yaptığı. Kendisinde var olan ve yıllar yılı perhizli yaşamasına neden olan şeker hastalığını bilirdik hep... Birden bire ortaya çıkan bu kalp krizi de neyin nesiydi... Sırası mıydı!

Çünkü o, 'İnek Şaban' ve 'Davaro' tiplemelerinden sıyrılıp, oyuncu olarak çok farklı bir çizgiye girmişti artık... Doğan Online'ın (DOL) tanıtım gecesinde, reklam ve basın dünyasının biraraya geldiği Sunset'te, 'E- kolay' diyerek başarıyla oynadığı bu ilk reklam filmi için o her zamanki unutulmaz gülümseyişiyle şu açıklamayı yapmıştı:

'Daha önce beni Davaro, İnek Şaban diye çağırıyorlardı. Ama artık sokaktaki insanlar arkamdan e- kolay diye bağırıyorlar. Bu da hoşuma gidiyor. Kolay sözcüğü ferahlatıcı bir sözcük. Bu zor hayat koşulları içinde hemen benimsendi doğrusu.'

KÜÇÜKPAZARLI KEMAL...

Oysa, Kemal Sunal'ın hayatı hiç de kolay geçmedi... 1944 yılında orta halli bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi... Çirkindi ama sevimliydi... tatlı dilliydi, sevgi doluydu... İnsanlarla iyi ilişkiler kurabiliyordu... Zaten bu nedenle de, tiyatroyu seçmişti ya... Çocukluk dönemi ve tiyatroya geçiş konusu ne zaman açılsa, pek konuşmazdı Kemal Sunal... O sıkıntılı dönemlerini kimseye açıklamak istemezdi...

'Zordu o yıllar... Hele tiyatroda verdiğim mücadele daha da zor oldu. Ama dünyaya yeniden gelsem, gene o yolu seçerdim.'

İstanbul'un Küçükpazar semtinde doğup büyüyen Kemal Sunal, o semti hiç unutamadı:

'Babam, o yıllarda yeni kurulan Migros'ta çalışan bir işçiydi. Annem ev hanımı. Küçükpazar'da yoksul ama mutlu bir çocukluk geçirdim. O yılların Küçükpazar'ı farklıydı. Küçükpazarlılar, zengin olma umudu taşımazlar, köşe dönme hayalleri kurmazlar, hep ölçülü, hep karınca kararınca yaşarlardı. Tek amaçları çoluğu çocuğu ele güne muhtaç etmeden yaşatabilmek olurdu.'

Kemal Sunal, Vefa Lisesi'nden mezun oldu. Pek parlak bir öğrenci olmadığını kendisi de kabul ediyordu zaten. Ama bunda derslerinden çok işçi olan babasına yardım etmek, öte beri satmakla meşgul olmanın payı büyüktü... Kemal Sunal'ın öyle renkli anıları vardı ki Vefa'dan, yıllar sonra 'Hababam Sınıfı'nın 'İnek Şaban'ını oynarken, ona ışık tutacak, yol gösterecekti bu anılar.

Evet, Kemal Sunal'ın sanat hayatı 'Zoraki Tabip' adlı tiyatro oyunuyla başladı. Ardından Kenterler, Ulvi Uras ve Devekuşu Kabare Tiyatroları'nın kadrolarında bulundu.

SERVETİ HAYRANLARIYDI

Kemal Sunal, halkın dikkatini, 1973 yılından itibaren o dönemin modası olan kalabalık kadrolu komedi filmlerindeki rolleriyle çekmeye başladı. Çoğu Ertem Eğilmez imzasını taşıyan bu filmler içinde Emel Sayın, Tarık Akan, Zeki Alasya, Metin Akpınarlı kadrosuyla 'Mavi Boncuk'un, 'Salako'nun, 'Neşeli Günler'in, 'Süt Kardeşler'in, 'Tosun Paşa'nın ve özellikle de 'Hababam Sınıfı' filmlerinin yeri çok başkadır... Oyunculuğu, değişik tiplemeleri, farklı gülüşü ve küfürlü ama sevimli konuşmalarıyla sinemadaki komedi oyunculuğuna yeni bir soluk getirdi. Ona 'Yerli Fernandel' denildi. Özellikle 'Hababam Sınıfı' filmlerindeki 'İnek Şaban' tiplemesiyle büyük başarı kazandı. Peşpeşe çevirdiği filmler, ticari açıdan büyük başarı kazandı. Öyle ki özel televizyonların birbiri ardına yayın hayatına başlamasıyla birlikte tozlu raflara kaldırılan Sunal filmleri tekrar gündeme geldi. Bir ara sahneye de çıktı sanatçı. Gurbetçiler için Avrupa'da yapılan turnelerde şovlar yaptı. O arada Fatma Girik'le birlikte ortak bir film şirketi kurdu. Ne zaman serveti sorulsa, Kemal Sunal hep şu cevabı verdi:

'Her sinema oyuncusu ne kazanıyorsa ben de onu kazanıyorum. Öyle sanıldığı kadar müthiş bir servetim yok. Ama bana ille de servetinizi söyleyin derseniz, benim gerçek servetim hayranlarımdır. Bunun parayla falan ölçülecek bir yanı da yoktur.'

TİYATRODAN BİR ANI...

Sinemanın Kral'ı Ayhan Işık'tı... Çirkin Kralı da Yılmaz Güney... Ama sinemada ençok Kral rolünü oynayan oyuncu da Kemal Sunal'dı... 'Çöpçüler Kralı', 'Kapıcılar Kralı', 'Bekçiler Kralı' ve 'Gol Kralı'ydı Sunal... Ne zaman tiyatrodan sinemaya geçişi konuşulsa, Kemal Sunal hep Ertem Eğilmez'i rahmetle anardı...

'Tiyatro sahnelerinin tozunu yutmaya başladığım zamanlarda en büyük amacım orada yükselmekti. Rahmetli Ertem Eğilmez beni tiyatroda izlemiş, çok beğenmiş. Onun sayesinde geçtim sinemaya.'

Kemal Sunal, ne zaman tiyatroyla ilgili anılardan söz açılsa, hep o kurbağalarla yaşadığı sahne olayını hatırlardı...

'Devekuşu Kabare'de çalıştığım yıllardı. Oyunun adını hatırlamıyorum. Son yıllarda müthiş bir unutkanlık başladı bende. Oyunda garson rolünü oynuyordum. Yazlık, açık bir yerde sergiliyorduk oyunu. Arkadaşlar muziplik olsun diye giysilerimin içine kurbağa koymuş. Sahneye çıktığımda birden vıcık vıcık kıpırdanmalar hissettim. O halde öldürseler sahnede duramazdım. Hemen içeri kaçtım. Herkes oyunun bir parçası sandı bunu. Gülüştüler...'

Yeni bir haftaya adım attığımız 3 Temmuz Pazartesi sabahının ilk saatlerinde birileri yine çok kötü bir şaka yapıyor diye düşündük... İnanmak istemedik... Çünkü, hemen her yıl, nedense o birileri hep aynı kötü şakayı yapardı:

'Kemal Sunal öldü!'

Ancak, ne yazık ki, bu kez şaka değildi... Türk sinemasının güldüren adamı, bay kahkahası, usta oyuncusu, 'Şaban'ı, 'Kibar Feyzo'su Kemal Sunal, 1944 yılında İstanbul'da gözünü açtığı hayata, yine İstanbul'da, Atatürk Havalimanı'ndan Trabzon'a havalanmak üzere olan uçağın koltuğunda gazetelerini okurken veda etmişti...

Acı haberi aldığımız ve Kemal Sunal'ın yıldırım hızıyla International Hospital Hastanesi'ne götürüldüğü ilk dakikalarda, ulaşabildiğimiz tek kişi Cem Davran'dı... Ali Özgentürk'ün yönettiği ve Gürcistan'da çekimlerine başlanacak 'Balalayka' filminde başrolü paylaşacağı, kardeşi rolünü üstlenen Cem Davran, konuşacak halde değildi... 'Yanımdaydı' diyordu, 'Günlük gazetelere bakıyorduk birlikte. Uçak havalanmak üzereyken fenalaştı. Var gücümüzle bağırarak pilotu durdurduk... Ama'... Sonrasını anlatamıyordu Cem Davran... Yönetmen Ali Özgentürk ve Kemal Sunal'ın oğlu Ali Sunal ise konuşamıyorlardı... Biz bu satırları yazmaya başladığımız dakikalarda ise TV ekranlarından geçen alt yazı milyonları gözyaşlarına boğuyordu:

'Türk sinemasının ünlü aktörü Kemal Sunal'ı kaybettik...'


Yorumları Göster
Yorumları Gizle