Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Azınlıkta kalmaktan zevk alanlara Jazz Room

Eğer caz seviyorsanız Joachim E.Berendt’in 'The Caz Kitabını' okumuşsunuzdur.

Okumadıysanız mutlaka okuyun müthiş bir caz tarihi kitabı. Caz stilleri, caz müzisyenleri, cazın öğeleri, caz çalgıcıları, caz orkestraları, anlayacağınız caza dair ne ararsanız bu beşyüz seksen sayfalık kitabın içinde var.

'Caz Kitabı' Ayrıntı Yayınları’ndan bu yıl çıktı. Neşe Ozan kitabı 1991 tarihli Almanca orijinalinden, 1992 tarihli İngilizce çevirisiyle karşılaştırarak çevirmiş. Oturup İngilizcesiyle birebir karşılaştırmadım ama Ozan bana zor bir işin altından başarıyla kalkmış gibi geldi. Kitap o kadar isme rağmen yine de kolay okunuyor. Ayrıntı Yayınları’ndan bu yıl çıktı. İkibin adet basıldı. Sanırım hálá raflarda bulabilirsiniz.

'Durup dururken niye bir caz tarihi kitabından söz ediyorsun' diyorsunuz değil mi? Söyleyeyim. Geçen hafta Ayşe Gencer'in Arnavutköy'de açtığı Jazz Room'a gittim. Jazz Room bana Brendet'in kitabındaki ilk cümleyi anımsattı: 'Caz, daima bir azınlığın işi olageldi!' Demek istenen şu: Caz hiçbir zaman kitle müziği olamadı.

Bence cazı caz yapan keyifli yan da bu...

Jazz Room'a gittiğinizde de işte bu 'butik keyfi' yaşıyorsunuz.

İkinci katta adı üstünde küçücük bir oda... Ben gittiğimde trompette İmer Demirer vardı. Demirer aynı zamanda Bilgi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi. Piyanoda Serkan Özyılmaz, kontrabasta Oğuz Durukan ona eşlik ediyorlardı. Zaman zaman da etkileyici sesiyle solist Ayşe Gencer sahne alıp, yapılan müziği tadından yenmeyecek hale getiriyordu. Dostça bir ortam. Evde arkadaşlarınız caz yapıyor. Siz de içkinizi yudumlayıp, azınlık azınlık onları dinliyorsunuz.

Ayşe Gencer'le ayaküstü

sohbet ettik. Yeni girişimi nedeniyle çok heyecanlı ama çok da mutlu. Bilgi Üniversitesi öğrencileri de gelip müzik yapacaklarmış, daha birçok sürpriz küçük caz orkestrasını ağırlayacaklarmış. Sürekli projelerden söz ediyor. Gencer'in heyecanına saygı duydum. Bu hafta sonu keyifli bir azınlığın üyesi olmayı istiyorsanız işte Jazz Room'un numarası: 0212-257 04 69. 'Yazdın artık, işin azınlığı mı kaldı' diye söylenmeyin. Jazz Room'da asla çoğunluğa yer yok! Gidin, göreceksiniz.

Aşka Veda'nın bir yere dokunduğu yok!

Filmin İngilizce adı Down with Love. Türkçe’ye Aşka Veda diye çevrilmiş, ama filmin çevirisini yapanla filmin ismini koyan çeviride anlaşamamışlar. Altyazıda Aşka Veda yerine Aşka Paydos kullanılmış. Ne önemi var diyorsunuz değil mi? Ne bileyim, bilesiniz dedim işte.

Aşka Veda belirli bir yaş kuşağını çekerek gişe hasılatını garantilemek isteyen bir film. 1962 yılında geçiyor ve o dönemin romantik komedilerini birebir taklit ediyor, biraz da onlarla dalgasını geçiyor. Ama senaryo tam bir fiyasko, tam bir keçiboynuzu. Böyle bir filme 60 milyon dolar harcamak için insanın ancak Patriot füzelerinin hesabını bilmemesi lazım...

Aşka Veda'nın tanıtım kampanyasında 'Doris Day-Rock Hudson komedilerinin benzeri' diye bir çerçeveleme çalışması var. Bu nedenle de insan ister istemez filmi kafasında Doris Day-Rock Hudson filmleri ile karşılaştırarak izliyor.

Yönetmen Peyton Reed filmde o günlerin atmosferini yaratmak için elinden geleni yapmış, renkler ve kostümler bir harika! Ama ne Renee Zellweger, Doris Day olabilir ne de Evan McGregor, Rock Hudson. Zellweger hadi bir derece ama Moulin Rouge'dan tanıdığımız McGregor'un Rock Hudson olabilmesi için estetik işlemlerin dışında çok daha başka şeylere gereksinimi var. Rock Hudson bir karizmaydı, McGregor için bu filmde r ve i harfleri biraz fazla...

Doris Day-Rock Hudson filmlerini hálá bazı kanallarda görünce izlerim... Bu filmlere sadece komedi deyip geçmek mümkün değil. Doris Day-Rock Hodson filmleri izleyenlerin kalplerine dokunan, onlarla sıcacık bir iletişim kuran filmler. Aşka Veda'nın ise kimsenin bir yerine dokunduğu yok. Arasıra gülüyorsunuz o kadar. Konusunu bile yazmaya gerek duymuyorum. Eğer teknik anlamda sinemayla ilgilenmiyorsanız boşverin. (Filmi izlediğim sinema salonu gençten geçilmiyordu. Onları bu filme çeken şeyi çok merak ettim. Oyuncular olabilir mi? Yoksa annelerinin áşık olduğu adamın kopyasını mı görmeye gelmişlerdir. Yazık! Umarım yönetmenin Fred Astaire'la Rock Hudson'ı karıştırdığını anlamışlardır.)

Karadeniz Avize hayat kurtarıyor!

Bizim Cuma'da bir 'Alışveriş Cadısı' (Banu Tuna) var biliyorsunuz. Bu Cadı Hanım'ın işi alışveriş uzmanlığı, Cuma'daki görevi de bize faydalı alışveriş tüyoları vermek.

Cadı'mız arasıra bu tüyo işini unutup 'Alışveriş seks yapmak gibidir’ nefsinize hakim olun' ya da 'Dikkaaat! Çocuklarınız size gereksiz şeyler aldırabilir' gibi üzerine vazife olmayan cadılıklar yapıyor olsa da genel olarak baktığımızda bu Cadı çok yararlı bir şey. Şahsen ben, nefsime mefsime hakim olmayıp onun indirim tüyolarından acayip yararlanıyorum. Tavsiye ederim kaçırmayın.

Bugün onun alanına girip Avize alımı konusunda size bir tüyo vereceğim, umarım Cadı'mız kızmaz. Kızsa da hodri meydan! Demirden korkan trene binmez Zaten şu nefs mefs çoluk çocuk konusunda bir hesabımız vardı, eğer bir şey derse o arada iki hesabı birden görürüz. (Ne yani erkekten Cadı olmaz diyorsanız ben de Büyücü olurum!)

Büyücülük (olmadı ama idare edin) yapacağım konu Avize. Avize deyip geçmeyin, bir kere almaya kalkın da görün bakın ne tür riskler işin içine giriyor. Rengi uygun olacak, odanın konseptine uyacak, aynı odadaki diğer avize karşısında kek gibi durmayacak falan. Doğru avizeyi bulmanın ilacı ise çok çeşit görmek. Türkiye'de ise avizecinin iyisinde çeşit az, fiyatlar bir yakınımızın nikahı, kötüsünde yine çeşit az ve çeşitler demode...

Ben bu avize konusundan çok çektim. Kaç kez Ecmel'in aradığı türden avize bulacağız diye ayaklarıma kara sular, benzin depoma oluk oluk kurşunsuz benzin indi. Her defasında Karadeniz Avize hayatımı (daha doğrusu Ecmel'in hayatını) kurtardı! Karadeniz Avize Yalova'dan Bursa'ya gelirken Bursa'ya 15 kilometre kala sağda. İki katlı bir bina, binlerce çeşit var. Fiyatlar da uygun. Arhavili İsa Özekinci yıllarca Kadıköy'de aynı işi yaptıktan sonra ani bir kararla Bursa'ya gelmiş ve şehir içinde beş küçük avize dükkanı açmış. Sonra bakmış bu iş küçük mekanlarda olmuyor avize işi için showroom şart, kalkmış bütün küçükleri kapatıp yerine bu dev avizeciyi açmış. İyi ki de açmış, yoksa vallahi de billahi de Hürriyet'in üçüncü sayfasına haber olmama ramak kalmıştı. Sağolasın İsa Bey ve sevgili eşi İfakat Hanım!

Hakkı Devrim'e saygım sonsuz

Hakkı Devrim geçen salı günü Radikal'de 'Geçir ve çak gazeteciliği' başlıklı yazımı eleştirdi. Bu eleştirinin 'demek istediklerini' hak ettiğimi sanmıyorum. Ama bir yanıt vermeyi de düşünmüyorum. Ne şimdi ne daha sonra. Elim kolum bağlı. Yaşı, deneyimi ve bilgisi nedeniyle nasıl Oğuz Aral'a saygım sonsuzsa Hakkı Devrim'e de saygım sonsuz. Yazdıkları nedeniyle bazı gazeteci dostlarım arayıp 'Hakkı Devrim sana nasıl geçirmiş ama' deyip, bana duydukları sevgiyi perçinleseler bile!

Cuma Takıntısı

Bu hafta size Beşiktaş Plaza'nın teras katına konuşlanmış Vogue'da sabah kahvaltısı öneriyorum. Hava güzel olsa da olmasa da. Burada manzara müthiş. İstanbul resmen kanatlarınızın altında. Kişi başı brunch 33 milyon TL. Bir kuş sütü eksik. Çörekler, tatlılar nefis. Bu hafta sonu kendinizi ödüllendirin.Ben geçen hafta ödüllendirdim, hálá ödüllü ödüllü dolaşıyorum.

Cuma LAKIRDISI

Söylediklerini onaylamıyorum fakat ölümüne de olsa konuşma hakkını savunacağım.

(Voltaire)

X