Bankalar Birliği'nin hükümetten istekleri

Güncelleme Tarihi:

Bankalar Birliğinin hükümetten istekleri
Oluşturulma Tarihi: Ocak 12, 2001 00:00

Türkiye Bankalar Birliği Başkanı ve Ziraat Bankası Genel Müdürü Osman Tunaboylu, bankacılık sektöründe uluslararası standartta bir denetimin uygulanabilmesinin, sektörün vakit geçirmeden rehabilite edilmesine bağlı olduğunu belirterek, "Bir geçiş dönemi tanınmaksızın uluslararası standartta bir denetim ve gözetim sürecini başlatmak, gerek mali, gerekse reel sektörde sıkıntılar yaratabilir" dedi.
Haberin Devamı

Osman Tunaboylu, İstanbul'da ekonomi basını yöneticileri ile düzenlediği sohbet toplantısında, bankacılığın hedefinin, giderek globalleşen dünyada uluslararası normlara ve standartlara göre çalışan, kredibilitesi dünyanın her yerinde kabul edilen, saydam bir ortamda çalışan, yönetilen ve denetlenen, uluslararası rekabete açık bir bankacılık olduğunu söyledi.

Bu hedefe ulaşmanın temel şartının, enflasyon canavarını yenmek olduğunu vurgulayan Tunaboylu, bankalar ve Türkiye Bankalar Birliği'nin istikrar programının en inançlı destekçileri olduğunu bildirdi. Enflasyonla mücadele programı yanında, bankacılığın hedefine ulaşması için gerek devlete, gerekse bankalara bazı görevler düştüğünü belirten Osman Tunaboylu, şöyle dedi:

"Bunların başında, uluslararası normlara uygun bir denetim sağlamak gerekmektedir. 1999'da çıkarılan Bankalar Yasası ile bankaların denetimi ile ilgili kurallar uluslararası normlara intibak ettirilmiş, idari ve mali özerkliğe sahip denetim ve gözetim otoritesi oluşturulmuş ve faaliyete geçirilmiştir.

Ancak, uluslararası standartta bir denetimin uygulanabilmesi, sektörün vakit geçirmeden rehabilite edilmesine bağlıdır. Bu kapsamda, başta Fon bünyesindeki bankalar ve kamu bankaları olmak üzere bankalarımızın uluslararası normlar ve standartların gereklerine göre rehabilitasyona tabi tutulmaları gerekir.

Bunun için uygun bir geçiş sürecine ihtiyaç olduğu düşünülmektedir. Böyle bir geçiş dönemi tanınmaksızın, uluslararası standartta bir denetim ve gözetim sürecini başlatmak, gerek mali, gerekse reel sektörde sıkıntılar yaratabilir. Bunun içindir ki, Bankalar Birliği, uygulamanın bir geçiş dönemi tanınarak tedricen gerçekleştirilmesi gerektiği yönündedir.

Bu geçiş döneminde, bankalar sermaye artırmak, yeni ortaklar bulmak, birleşmek suretiyle mali bünyelerini güçlendirmeli, ölçeklerini büyütmeli, düşen enflasyon sürecinde daralan kar marjlarına karşı, maliyet düşürücü ve gelir artırıcı tedbirler almalıdır."

Devletten istenen tedbirler

Osman Tunaboylu, Bankalar Birliği'nin bankacılık sektörünün hedefine ulaşabilmesi için devletten tedbir alınmasını istediği bazı konuları da şöyle dile getirdi.

"

  • Karşılık kararnamesi, ekonomimizin yapısal sorunları dikkate alınarak yeniden gözden geçirilmeli ve uygulama için daha makul bir geçiş dönemi tanınmalı, ayrılan karşılıkların vergi yönünden de gider yazılmasına imkan sağlanmalıdır.

  • Mevduat Munzam Karşılıkları (MMK) ve disponibilite oranları düşürülmeli veya faiz verilmelidir.

  • Kambiyo gider vergisi kaldırılmalı veya oranı düşürülmelidir. -BSMV kaldırılmalı veya oranı düşürülmelidir.

  • Hisse senedi ihraç primleri, BSMV'den istisna edilmelidir.

  • Bankaların mali bünyelerinin güçlendirilmesi için icra iflas kanununda değişiklik yapılması hakkındaki kanun tasarısının yasalaşması sağlanmalıdır.

  • Yurtiçi ve dışı krediler arasında haksız rekabet yaratan vergi uygulamaları düzeltilmelidir.

  • Döviz üzerinden ipotek alma imkanı genişletilmelidir.

  • Kamu bankalarının görev zararları ödenmeli, Fon bünyesindeki bankalar bir an önce çözüme kavuşturulmalıdır."

    Sektörde yapısal sorular devam ediyor

    Türkiye Bankalar Birliği Başkanı ve Ziraat Bankası Genel Müdürü Osman Tunaboylu, bankacılığın bazı yapısal sorunlarının bulunduğunun yadsınamaz bir gerçek olduğunu bildirdi.

    Tunaboylu, enflasyonun, bir yandan ulusal paraya olan güveni ortadan kaldırırken, diğer yandan yüksek ve istikrarsız nominal ve reel faizlere yol açtığını, bunun da mali piyasaların ve kurumların işleyişini ve yapısını bozduğunu söyledi.

    Türkiye'nin enflasyonu yenmesinin zorunluluk olduğunu vurgulayan Tunaboylu, "Hükümetimizin bu amaçla 2000 yılı başında uygulamaya koyduğu istikrar programını desteklemek, hepimizin boynunun borcudur" dedi.

    Gelişmiş ülkeler yakalandı

    Ekonominin 1980 sonrasında gerçekleştirdiği dönüşümün öncülüğünü yapan bankacılığın, sunduğu hizmetlerin çeşitliliği ve kalitesi itibariyle gelişmiş ülkeleri yakaladığını belirten Tunaboylu, bununla birlikte bazı yapısal sorunları bulunduğunu söyledi.

    1980 sonrası globalleşme sürecinin bir sonucu olarak para ve sermaye piyasalarında önemli gelişmeler sağlanmış olmakla birlikte banka sisteminin mali sistem içindeki tartışılmaz ağırlığı ve öneminin hala değişmediğini, mali sistemle özdeşliğini sürdüren banka sisteminin ekonominin ağırlığını tek başına taşır durumda olduğunu belirten Osman Tunaboylu, şöyle devam etti:

    "Bu özdeşliğin değişmemiş olması bir yana, mali sistemimizin ekonomimizin ihtiyacı olan büyüklük ve derinliğe kavuştuğunu söylemek de ne yazık ki mümkün değildir.

    Yeterli büyüklük ve derinliğe sahip olmaması dolayısıyla sistemde zamanla piyasa için değil, öztüketim için bankacılığa dönük bazı yapılanmalar oluşmuş, bankacılığın temeli olan likidite, solvabilite ve rantabilite ilkeleri yerine sermayedar gruplarının özyararlarının önde tutulması mali bünye bozukluklarına yol açan risk yoğunlaşmalarına sebep olmuştur."

    Kamu bankalarının görev zararı sektörü zorluyor

    Sektörün yaklaşık yüzde 40'ını oluşturan kamu bankalarının son 10 yılda çığ gibi büyüyen görev zararlarının, bir yandan kredi hacminin daralmasında önemli bir ağırlığa sahip olurken, diğer yandan piyasalar üzerinde yarattığı likidite baskısı ile gerek nominal, gerekse reel faizlerin yükselmesine yol açtığını bildiren Tunaboylu, "2000 yılı sonunda 15 katrilyon lira dolayında bulunan görev zararlarının fonlanması için ekonomiden sağlanan kaynakların kredi olarak tahsis edilmiş olması halinde banka sisteminin kredi hacminin yaklaşık yüzde 50 daha büyük olması mümkün olabilirdi. Ya da kredi hacminin sabit kaldığı varsayımıyla faizlerin düşük olması gerekirdi" diye konuştu.

    Kronik yüksek enflasyon ve kamu borçlanmasının, esasen yeterli büyüklük ve derinliğe sahip olmayan banka sisteminin temel işlevini yerine getirmesini güçleştirdiğine dikkat çeken Osman Tunaboylu, bu faktörlerin yanında para ikamesi olgusunun bankaların kaynak yapısını yabancı para kaynakları lehine bozduğunu, bunun da bankaların kredi arzını artırma olanağını sınırladığını kaydetti.

    Sistemin yapısı rekabet şartlarını bozuyor

    Bankacılık sektörünün çok heterojen bir yapıya sahip olduğunu vurgulayan Tunaboylu, şöyle devam etti:

    "Bu yapı, rekabet şartlarını bozmakta, kaynakların irrasyonel kullanımına yol açmaktadır. Bugün sektörde 7772 şubesi ile 80 banka faaliyet göstermektedir. Kalkınma ve yatırım bankası olarak çalışan ve sistem içindeki büyüklüğü yüzde 4 civarında olan 19 banka dışında kalan 61 mevduat bankasının 4'ü kamusal sermayeli, 28'i özel sermayeli, 18'i yabancı sermayeli bankalardır. Kalan 11 banka mali bünye sorunları nedeniyle Fon'a intikal etmiştir. 4 kamu bankası, sistemin aktiflerinin yüzde 35'ine, mevduatının yüzde 38'ine ve kredilerinin yüzde 26'sına sahiptir.

    Banka sisteminde giderek artan bir yoğunlaşma yaşanmaktadır. Hukuki ve mali yapıları, büyüklükleri, insan kaynakları ve teknolojileri itibariyle aralarında büyük farklar bulunan bu bankaların eşit şartlarda yarışmadıkları ortadadır. Rekabetin ve saydamlığın yeterli olmaması kaynak maliyetlerini ve kredi faizlerini yükseltirken, rasyonaliteleri itibariyle bankalar arasında pozitif ve negatif rantlar yaratmaktadır. Bu nedenle sistemin istenmeyen haksız rekabetin tohumlarını kendi bünyesinde taşıdığını söylemek yanlış olmayacaktır."

    Bankalar yüksek kur ve faiz riskine maruz

    Kronik yüksek enflasyon konjontüründe çok istikrarsız bir ortamda çalışan bankacılık sektörünün, yüksek kur ve faiz riskine maruz olduğuna işaret eden Osman Tunaboylu, devamla şunları söyledi:

    "1994 krizinin sistemin gelir gider dengesi üzerindeki olumsuz etkileri giderilmeden maruz kalınan risklerin yarattığı dengesizlikler, faizlerin yükselmesine, bu da ertelenen sorunların daha da büyümesine yol açmıştır. Kamu bankalarının görev zararlarının yükselmesi ve onlarca bankanın TMSF'ye alınmasında bu riskli ortamın rolünü yadsımak mümkün değildir."

    Türkiye Bankalar Birliği Başkanı Tunaboylu, para politikası araçlarının sistem üzerindeki dolaylı vergileme etkisi ve mali işlemler üzerindeki vergi ve vergi benzeri yükümlülükler ile son yıllarda sisteme getirilen çeşitli vergi yüklerinin, sistemin mali yapısının güçlenmesine engel olduğu gibi kaynak maliyetleri ile kredi faizlerinin yükselmesine de yolaçtığını bildirdi.

    Tunaboylu, günümüzde para politikası aracı olarak kullanılmayan, kullanıldıkları ülkelerde de yüzde 1-2 gibi çok düşük oranlarda uygulanan mevduat munzam karşılıkları ve disponibilite yükümlülüklerinin, Türkiye'de dolaylı vergileme aracı haline geldiğini vurguladı.

    Tunaboylu, "Banka sistemi yüksek maliyetlerle topladığı kaynakları sıfır getiri ile Merkez Bankası'na vermektedir. Bunun sisteme maliyetinin 2000 yılında en az 1 katrilyon lira olduğu tahmin edilmektedir" dedi.

    Bankacılığın ekonominin ihtiyaçlarına gerektiği gibi cevap veremediğini inkar etmenin mümkün olmadığını belirten Tunaboylu, şöyle konuştu:

    "Ama bunun sebebi, zaman zaman dile getirildiği üzere bankalarımız ve bankacılarımız değildir. Sebep, sistemin yapısal sorunlarıdır. Türk ekonomisi, ihtiyacı olan mali sistemi yaratmadıkça, haksız ve insafsız da olsa bu gibi tarizler olacaktır. Bunun içindir ki, bankalarımız kısır polemikler yerine, ekonomimizin gereği olan bankacılığa ulaşma uğraşındadır." (aa)


  • Tunaboylu: "Ziraat'in görev zararı 8 katrilyon lira"

  • Haberle ilgili daha fazlası:

    BAKMADAN GEÇME!