Zeytinyağı sektörü teşvik bekliyor

AYVALIK Zeytinyağı Üreticileri Birliği Başkanı Salih Madra, Avrupalı meslektaşlarıyla yarışamaz hale gelmekten yakındı ve teşvik beklediklerini söyledi. Salih Madra ile İtalya, İspanya, Yunanistan, Fas, Tunus ile Türkiye deki zeytinyağı üreticilerinin konumunu ele aldık.

Türkiye’deki zeytinyağı sektörü ne durumda?

- Avrupa ülkelerinden üretim konusunda çok gerilerdeyiz. Ancak kalitede boy ölçüşebilecek duruma geldik. Türkiye 130 bin ton zeytinyağı üretiyor. Buna karşın İspanya bir milyon 199 bin, İtalya 350 bin ton, Yunanistan da buna yakın üretiyor. İç tüketimde de bu ülkelerin çok gerilerinde kaldık. Örneğin; Türk halkında zeytinyağının pahalı olduğu dillendirilir. Halbuki durum böyle değil. Türkiye’de kişi başı yıllık tüketim 900 gramla bir kilo arasındadır. Yunanistan’da kişi başı tüketim 20 kilo, İtalya’da 14 kilo, İspanya’da 12 kilo civarında. Bu rakamlar Avrupa insanının zeytinyağına verdiği önemi gösteriyor. Bizim hem iç piyasada, hem de ihracatta iddialı hale gelmemiz gerekiyor. Ancak önümüzde yasal sorunlar var. Bunları aşmak için hükümetin kapısını aşındırdık. Ancak AB ülkeleri, Ürdün, Fas, Tunus, Irak, Mısır gibi ülkelere tanıdıkları hakları bize tanımıyor.

Avrupa neden engelliyor?

- AB ile Gümrük Birliği anlaşmasını yaparken bazı mevzuatları atlamışız. Bu anlaşma bize kota getiriyor. Ancak Ortadoğu ülkelerinin böyle bir anlaşması olmadığı için onlar daha iyi konumda. Örneğin; bugün Avrupa ülkelerinde 5 milyon Türk insanı yaşıyor. Biz sadece Avrupa’daki Türkler için ihracat yapsak, potansiyelimiz 15 bin ton artar. Ancak Avrupalı dostlarımız bu ihracata izin vermiyor. Şu anda Türkiye’de 40 bin ailenin geçim kaynağı zeytinyağındandır. Avrupalı dostlarımız hükümetlerinden destek alıyor. Bizde zeytinyağı üreticisine devletçe verilen teşvik 21 kuruş civarındadır. Biz devletimizden anlayış ve destek bekliyoruz. Bu sorun sadece biz Ayvalıklı üreticinin değil. Hatay’da, Muğla’da, Aydın’da hemen her yerde zeytinyağı üreticisi var. İhracatta tek seslilik çok önemli. İhracatçılar Birliği’nin de bize destek olmasını istiyoruz. Eğer devlet teşvik rakamını artırmazsa sektör gelecekte önemli bir krize yakalanabilir. Avrupalı meslektaşlarımızla rekabet edebilmemiz için desteğin mutlaka artması gerekiyor.
X

Önlemler hızla devam etmelidir

DENİZLİ Sanayi Odası Başkanı Müjdat Keçeci hükümetin açıkladığı dört paketten sonra kısmi bir olumlu hava yaratıldığını belirterek, "Daha atak ve somut adımlar bekliyoruz" dedi. Keçeci ile yerel seçimler sonrası olası ekonomik durumu konuştuk.

Seçim sonu beklentiniz nedir?

- Devlet bütçesi hızla açık veriyor. Bu zaten bekleniyordu. Dünyayı da etkileyen krizi aşmamız için peş peşe açılan paketler elbette olumlu. Hatta sanayinin geleceğe dönük beklentisi daha da arttı diyebiliriz. Öncelikle sanayicinin üzerindeki vergi yükü çok. Küçük esnaf bile vergisini ödeyemez durumda. Peki sanayici nasıl ödeyecek? Bu nedenle öncelikle vergi yükü azaltılmalı. KDV oranları düşürülmeli. Örneğin; KDV’nin ÖTV’si olur mu? ÖTV kaldırılmalı. Hatta vergiler ötelenmeli. Sanayicinin üzerinde yüzde 70’lere varan ağır yük var. Ayrıca enerji ve doğalgaz da büyük yük. 120 dolarlık doğalgaz yükü yüzde 40’lara, 50’lere çekilmeli. Elektrik için de bu geçerli. Hatta düzenli vergi ödeyen primle ödüllendirilmeli. Bu tedbirlerle küresel krizin yükü minimuma çekilmelidir.

Tedbirlerin sonucu ne zaman alınır?

- Elbette zaman alacak. Önemli olan sanayicinin öncelikle de ihracatçının müşterisini kaybetmemesi gerekiyor. Dünyanın bütün ülkelerinde pazar payımızda daralma oldu. O ülkelerde krizden nasibini aldı. Bu nedenle o ülkelerin talepleri de azaldı, daraldı. Ancak biz, günü düşünmek zorundayız. Üretimi düşürürsek bir daha aynı seviyeye ulaşabilmek için çok uğraşmamız gerekir. Halkın şu anda acil sorunu işsizliktir. İşsizliğin giderilmesi ise fabrikaların üretime devam etmesiyle mümkündür. Sanayici alınacak tedbirlerle rahatlamalı ki, işsizlik büyük oranda giderilsin. Bu tedbirlerle devlet bütçesi açığının büyüyeceği mutlaktır. Ama hükümet vergi toplayarak bu sorunu aşabilir. Yerel seçimler ekonomik ortamı 1-2 ay da olsa oyaladı. Ne var ki seçim kampanyasının son günlerindeyiz. Önümüzdeki haftadan itibaren Türkiye yeniden krizi konuşacak. Bu nedenle tedbirleri süratle almalıyız. En azından şu anda bu tedbirlerin alınacağına inanmak istiyoruz.

Erbakır A.Ş.’nin genel müdürü

1947 Denizli doğumlu. İlk, orta, lise eğitimini Denizli’de tamamlayan Müjdat Keçeci İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Denizli’de 10 yıl serbest avukatlık yaptı. Aile şirketi olan Erbakır A.Ş.’de görev aldı. Ailenin olan İktisat Bankası’nın kuruluşuna katılarak genel müdürlüğü üstlendi. Bankanın devri konusunda hukuk mücadelesi verdi. Aile şirketinde genel müdürlük yapan Keçeci evli ve iki çocuk babası.
Yazının Devamını Oku

Bir doğa mucizesi

MUĞLA Valisi Dr. Ahmet Altıparmak ile bir doğa mucizesi olan Sandras Dağı ile ilgili söyleştik. Sandras nasıl bir yer?

- 2294 metre yüksekliğindeki Sandras, Muğla bölgesinin en yüksek dağı, eteklerinde "saklı" duran iki "cennet" var. Topgözü Kanyonu ile Yuvarlak Çay. Fethiye’deki Saklıkent’in bir benzeri de, Köyceğiz sırtlarındaki Sandras’ın eteklerinde bulunuyor. Sandras ve Çiçek Baba Dağları’ndaki karaçam ağaçları budaksız yayla çamı olması sebebiyle doğrama ve mobilyacılıkta aranan dayanıklı keresteye sahip. Muğla Valiliği’nin ABD’de yaptırdığı Türk Evi’nin kerestesi bu dağın ağaçlarından gönderilmiş.

Burası için oksijen deposu diyebilir miyiz?

- Elbette. Tertemiz bir dağ havası hakim burada. Buradaki restoranlarda, suyun üstüne kurulu ahşap teraslarda yiyip içmek mümkün. Oltayla alabalık tutanlara da rastlanıyor. Restoranlarda çiftlik balıkları fırında odun ateşiyle kiremitte pişirilirken köyün has tereyağı kullanılıyor. El değmeyen sıcak kiremitte de sofranıza geliyor. Çevreniz, yaprakları çaya atılınca koku veren mersin, nar, çınar, limon, ceviz ağaçlarıyla dolu. Kış aylarında yaban domuzu, ördek avı da yapılıyor. Bıldırcın ve keklik gibi kuş türleri açısından da oldukça zengin.

Zirvede safari olabilir mi?

- Muğla’nın en yüksek tepesi olan Sandras, eteklerindeki turistik cennetleri serinletirken; bir yandan da meraklılarına zirvede safari keyfi yaşatıyor. Zirveye çıkarken mola verilen Ağla Köyü ise anıt ağaçları, tipik köy evleri, pınarları ve gölleriyle hem safari öncesinde hem de sonrasında turistlerin soluklanacağı bir açık hava müzesi gibi. Kartal Gölü, anıt ağaçları ve Ağla Yaylası’yla Muğla’nın en yüksek dağı olan Sandras, bünyesinde daha bir çok sürpriz saklıyor. Bu yörenin en önemli özelliği, ilginç gövde yapılarıyla şaşırtıcı ağaçlardan oluşan bir çeşit ağaç müzesi görünümü vermesi. Sandras’ta kayak okulu oluşturulması yönünde çalışmalar yürütülüyor.

Nasıl gidilir, ne yenir?

- Muğla’nın Sakar Geçidi’nden inip Fethiye yönüne dönünce önünüze Köyceğiz çıkacak. Ortaca’ya ve Dalaman Çayı’na gelmeden Beyobası ayırımından gireceksiniz. Beyobası-Akköprü yolunun 5. kilometresindeki restoran tabelalarından sola saparsanız, stabilize yolla 7. kilometrede Yuvarlak Çay’a varabilirsiniz. Sakar Geçidi’nden Gökova’ya indikten sonra Köyceğiz’e yaklaşırken solunuzda kalan Ağla sapağı, sizi Ağla Köyü’ne götürüyor. Sonrasında yer yer bozuk ve yağışlar nedeniyle taşlara rastlanan yoldan zirveye çıkabilmek için, önden çekişli araçlar veya cipler tercih ediliyor. Ağlalı gençlerden rehberlik yardımı alabiliyorsunuz. Aralık-mart ayları arasında dağ geçit vermiyor. 300 gramlık standart çiftlik balığı her restoranın havuzundan alınıp pişiriliyor. Patates kızartması, biber, domates garnitürü, kiremitte oğlak tandır, kiremitte ızgara biftek yanında müşterilerin beğenisine sunuluyor. Ayrıca kaşıktan dökülmeyen kese yoğurdu tadılması gereken diğer bir lezzet olarak karşımıza çıkıyor.

UNICEF’de danışman

Kırşehir’de doğup ilk, orta ve lise eğitimini bu kentte tamamlayan Ahmet Altıparmak, 1986’da İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Çeşitli ilçelerde kaymakamlık yaptı. 2001’de altı ay UNICEF’de danışmanlık yapan Altıparmak, Kasım 2002 tarihinde bakanlık özel kalem müdürü, Kasım 2004’te İller İdaresi Genel Müdürü oldu. Son olarak Muğla Valiliği’ne atanan Altıparmak evli, üç çocuk babası.
Yazının Devamını Oku

Yükselen bir değer sağlık turizmi

TÜRKİYE’de turizmi çeşitlendirmek gerektiğini savunup sağlığa dikkat çeken Denizlili doktor Cumhur Güner bu konuda çaba gösterilmesi gerektiğini savunuyor. Güner ile bu konudaki çalışmaları konuştuk. Sağlık turizmi hakkında düşündükleriniz?

Turizm denilince ilk akla gelen deniz ve kumdur. Ama son yıllarda bir çok sektörde olduğu gibi tıp alanında da turizm önemli bir kaynak oldu. Ama bu konuda yeterli miyiz? Bunu söyleyemem. Örneğin; Yunanistan’da sağlık turizminin kaynağı yıllık 1 milyar dolardır. Ama biz, bunun yarısına ulaşmış durumda değiliz. Elbette ki, Antalya, Muğla sahilleri deniz ve kum turizminin başkentidir. Hatta paraşütle atlama konusunda bile buralar bizim için önemlidir. Ancak turizmimizi çeşitlendirmemiz gerek. Bu konuda bakanlığa ve hükümete büyük görevler düşüyor.

Ya sağlık turizminin dünyadaki durumu?

Bu konuda istekli olan ülkeler İskan-dinavya coğrafyasında oluşmaktadır. Devlet onları bu konuda teşvik ediyor. Bizim için İskandinav ülkeleri çok önemli. Bu ülkeleri elimizde tutmak zorundayız. Avrupa ülkelerine göre Türkiye’de tıpataki masraflar inanılmaz derecede azdır. Bütün Avrupa ülkelerinden insanlar ülkemize gelip istedikleri gibi denizden, kumdan, termal tesislerden ve sağlık hizmetlerinden yararlanabilir. Türkiye bu konuda oldukça elverişli bir ülkedir. Turizmi kayak, deniz, kum stresinden kurtarmak gerekiyor. Turizmi 12 aya yaymak istiyorsak bu konudaki farklılıkları göz ardı edemeyiz. İnanılmaz derecede bu konuda elverişliyiz. Ülkemizde doktorların aylık maaşları bile Avrupa’daki meslektaşlarına oranla daha azdır. Bu nedenle turizmi çeşitlendirmek istiyorsak başka alanlarda da dünya turizmine açılmak zorundayız. Yaz aylarında gelen turistlerden daha çok tıp ve diğer alanlarda da iddialı olmak zorundayız.

Kimdir?

1959 Denizli doğumlu olan Cumhur Güner, ilk, orta, lise öğrenimini burada tamamladı. 1982’de Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan Güner, 22 yıl Devlet Hastanesi’nde çalıştı, Denizli’de ilk özel polikliniği açtı. Şu an Demokrat Parti’den belediye meclis üyesi adayı olan Güner evli, üç çocuk babası.
Yazının Devamını Oku

Aydın’ın 100 yıllık sorunlarını çözdük

2004’te AKP’den seçilen, daha sonra Demokrat Parti’ye geçen Aydın Belediye Başkanı İlhami Ortekin, 100 yıllık alt yapı sorununu çözdüklerini söyledi. Ortekin ile çalışmalarıyla hedeflerini konuştuk. Aydın da son 5 yılda neler yapıldı?

- Göreve başladığımda alt yapı sorunu çözülmez durumdaydı. Alt yapıya büyük önem verdik. Şu anda diyebilirim ki Aydın merkezinin 100 yıllık alt yapı sorununu çözdük. Alt yapı yeniden yapılandırıldı. Yeni yeşil alanlar kazandık. Engelli vatandaşlarımızı da unutmadık. Onlar için de bir dizi alt yapı çalışması gerçekleştirdik. Belediyelerin çalışma alanı içinde sadece alt yapı hizmetleri yok. Bizim için her bireyin önemi var. İnsanların ihtiyaç duydukları hizmetleri sunamazsak zaten görevimizi yapmamış sayılırız. Zaten hep halkın içindeyiz. Çözümü de halkla buluyoruz. Bir teleferik projemiz var. Bu proje ile Aydın merkezinde turizm gelişecek.

Gelecekteki projeleriniz nedir?

- Sosyal projelere önem vereceğiz. Örneğin kadın sığınma evleri gibi. Geçmiş beş yılda bu konuda bir hayli yol kat ettik. Şimdi projeyi geliştirmek istiyoruz. Bu konuda değişik semtlerimizde eğitim çalışması da yapıyoruz. Ayrıca kültür hizmetlerimizi de hayat geçirdik. Aydın folklor yapısıyla ünlü bir kenttir. Kurtuluş Savaşı’na katkısı büyüktür. Buradan yola çıkarak Aydın’ı daha fazla tanıtacağız. Aydın, Ege Bölgesi’nde motor güç görevini üstlenen il olacaktır. Halk sağlığına önem veriyoruz. Halk sağlığında Avrupa Birliği normlarının çok üzerindeyiz. Ayrıca bir gölet projemiz var. Bu alan hem gezinti, hem de halkın nefes alabileceği bir alan düzenlemesi olacak. İzmir Buca’dakinden daha iyi olacak. Kentimizdeki üniversite öğrencilerine de önem veriyoruz. Aydın’ın üniversite kenti olmasını istiyoruz. Bin öğrenci kapasiteli yurt, yaşamsal olarak hazır. Basına da önem veriyoruz. Basın sitesi de önümüzdeki dönemde hizmet girecek ve Aydın’da ne oluyorsa aynı dakikada Türkiye’de ses getirecek. Tüm bunlar sosyal belediyecilik hizmetleri arasında yerine alacak.

Geçen seçimde başkan oldu

1942 yılında Antalya’nın Akseki ilçesinde dünyaya gelen İlhami Ortekin, İzmir İktisadi ve Ticari İlimler Fakültesi’nden mezun oldu. Daha sonra Aydın ilinde ticaretle uğraşan Ortekin 2004’te belediye başkanı seçildi.
Yazının Devamını Oku

Değişimin öncüsü biz olacağız

DENİZLİ Ticaret Odası hareketli günler yaşıyor. Meslek odalarının partiler üstü olduğunu söyleyen başkan adaylarından İzzet Arpacı, "Ticaret ve sanayi odaları iktidarların manevrası olmaktan kurtulmalı" dedi. Halen meclis üyesi olan İzzet Arpacı ile DTO’nun geleceğini konuştuk.

Nasıl bir ticaret odası planlıyorsunuz?

- Bireysel özgürlüklerin saygı gördüğü ve bütün yurttaşların gelişmiş demokrasiden yararlandığı Türkiye’nin vatandaşı olmak isteyen üyelerimize, bunun ancak gelişmiş ekonomilerle sağlanabileceğini, burada odaların önemli görevlerinin olduğunu göstereceğiz. Sivil toplum örgütlerinin gücü elbette yadsınamaz. Yaşam bir heyecandır. Bu heyecanı oluşturacak toplumu mutlu edecek konulara daima şans tanınmalıdır. Denizli toplamda 2.5 milyar dolarlık ihracatının 1.7 milyar dolarını tekstilden sağlamaktadır. Ayrıca deri, mermer, kablo ve bakır tel ihracatında da iddialıyız. Bu nedenle Denizli ekonomisi için devletten pozitif ayırımcılık isteme hakkına sahibiz. Bu anlamda Denizli Ticaret Odası’na büyük görev düşmektedir. Krize müdahale eden, sorunları yukarıya anlatan, çözüm aşamasını adım adım takip eden bir oda için seçimleri fırsat görüyoruz. Pozitif bir değişime Denizli Ticaret Odası’nın her kurumdan daha çok ihtiyacı olduğunu biliyoruz.

Denizli ekonomisi krizden nasıl kurtulacak?

- Uluslararası Para Fonu (IMF)’nin kasasında şu anda üyelerine tahsis edebileceği 250 milyar dolar kaynak bulunuyor. Dünya Bankası da kriz için 100 milyar dolar kaynak yarattı. Buralardan pay almaya çabalamalıyız. Ancak ödün vermeden. Özel sektör ve finans sektörünün dış borcu bugün 156 milyar dolar gibi büyük bir rakamdır. Şirketlerin borcu bankaların üç katı kadardır. Bu nedenle IMF ile kısa sürede anlaşma sağlanmalıdır. Bugün ihracatı teşvik günüdür. Sanayici ihraç ettiği ürünün KDV’sini geri almaktadır. Ancak, ÖTV’nin yüksekliği hem maliyetleri yükseltiyor, hem de ihracatçıya kötü rüya gördürüyor. İhracatçı rekabet gücünü kaybediyor. Fabrikalardan işçi çıkarmadan maliyetler düşürülmelidir. 2009’un hedefi, büyümek, kar etmekten öte ayakta kalabilmek olmalıdır. Bunun için de planlı ve çabuk önlem paketleri açılmalıdır. Tüketici taleplerini canlandıracak paketler olmalı. Ancak kaynaklarımız son derece sıkıntılı. Bu nedenle istihdamın daralmasını engellemek zorundayız. Yatırım kredisi kullanan şirketlere yardımcı olmak hükümetin başlıca görevidir. Şirketlerin sorunlarını çözecek reçete hükümetin elinde. İmtiyazlı ortaklıklar teşvik edilmeli. Kamu da artık özel sektörle hareket etmeli. Sanayici ile bankalar arasındaki güven ortamı sağlanmalıdır. Denizli ekonomik sıkıntıyı ancak bu koşullarda atlatabilir. Bu nedenle Denizli Ticaret Odası’nda dinamik bir yapıya, atak yönetime ihtiyaç büyüktür.

Halen öğrenci

1954’te Denizli Babadağ’da doğdu. Ege Üniversitesi İktisat Fakültesi’yle Anadolu Üniversitesi İş İdaresi Bölümü mezunu. İzmir Eğitim Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Bölümü’nün de son sınıf öğrencisi. Evli ve üç çocuk babası olan İzzet Arpacı, Batı Anadolu Sanayici ve İş Adamları Federasyonu Yönetim Kurulu üyeliğini yürütüyor.
Yazının Devamını Oku

Dizi ve filmlerin yeni gözdesi Muğla

EGE’de çekilen diziler 7’den 70’e birçok insanı ekranların başına çekiyor. Bu hafta, önemli televizyon filmleriyle dizilere imza atan yönetmen Mustafa Şevki Doğan ile Ege’de çekilen, yöresel temalarıyla ilgi çekmeyi başaran Baba Ocağı ve Muğla yı konuştuk.

Dizi için neden Muğla’yı tercih ettiniz?

- Öncelikle ben Aydınlı’yım. Yani Egeli. Muğla, rüyalarımın kenti. Çocukluğumdan bu yana Muğla’yı çok seviyorum. Küçük yaşlarda, ailece gelir giderdik. Muğla ayrıca özel bir il. ’Dondurmam Kaymak’ filmi ile ismini kazıdı. Ayrıca devamı geldi. Diziler çekildi. Muğla bütün yönetmenlerce keşfedilmesi gereken bir kent. Biz de Muğla’yı bu dizi için başkent ilan ettik. Baba Ocağı’nı burada çekiyoruz. Yerel halkla içli dışlı olduk... Birkaç gün buradan ayrılsak halk bizden hesap sorar hale geldi. Ayrıca sanatçılarımız da buradan gitmek istemiyor. Sekiz aydır buradayız ve bir iki sefer İstanbul a gittiler. Halk ile bütünleştiler. Normalde bile Muğla lehçesini konuşur hale geldiler. Muğla iline sinema ve dizi konusunda yatırım yapmaya devam edeceğiz. Ayrıca Muğla’da keşfedilmemiş bir yaşam tarzı var. Yörede maden var. Turizm keza büyük oranda. Adeta Antalya’dan sonra turizmin başkenti durumunda. Ayrıca termik santral ile ülke gündeminde olan bir il. Mermer ocakları da Kavaklıdere’de mevcut. Ülkede ekonomik kriz yaşanıyor ama Muğla’da bunu görmek mümkün değil. Halk kendi halinde bir yaşam sürüyor. Sanki ekonomik kriz Muğla’yı etkilememiş. İnsanlar o kadar pozitif enerji veriyor ki, etkilenmemek mümkün dağil. Halk sanata ve sanatçılara çok değer veriyor. Sanatçılarımız da bu yaklaşımdan çok etkilendi. Bu bölgede özellikle de Muğla’da bir çok dizi ve filimde rol almak istiyorlar.

Tanınmış dizilere imza attı

1964’te Aydın Söke’de dünyaya gelen Mustafa Şevki Doğan, ilk orta ve lise eğitimini burada tamamladı. İstanbul Üniversitesi Orman Mühendisliği Bölümü’nde lisans eğitimi alan Doğan, ardından sinema ve televizyon eğitimi aldı. Kurtlar Vadisi, Deli Yürek, Baba Ocağı, Kuzey Rüzgarı gibi dizilerde imzası bulunan Doğan evli.

Yeni bir aşk filmi çekiliyor

Muğla’da başka projeler olacak mı?

- Elbette var. Ben bu coğrafyanın çocuğuyum. Doğduğum ve büyüdüğüm bölge. Muğla’da yeni dönemde bir film çalışmamız olacak. Bu bir aşk hikayesi. Bütün sanatsevenler bu filmi çok beğenecek. Nasıl ki Kurtlar Vadisi, Deli Yürek, Son Osmanlı Yandım Ali, Kuzey Rüzgarı ve Baba Ocağı beğenildi ise bu aşk filmi de çok beğenilecek. Çünkü Muğla otantik ve efsane bir kent. Halkı içten. Hiçbir kötümser düşüncesi olmayan insanlar Muğla’da bir araya gelmiş. Bu nedenle bundan sonra yapımcılığımı Muğla’da yürütmek istiyorum. Burada kendi halinde bir yaşam var. Dizilerde ve filimlerde de kendi halinde yaşam olmalı ki halkla bütünleşsin. Bu diziyi Yatağan’ın Bozhöyük Beldesi’nde çektik. Halkın sımsıcak yaklaşımı bizi çok etkiledi. Yeni dönemde yine Yandım Ali’nin ikinci bölümünü de Muğla’da çekmeyi kararlaştırdık. Televizyon ve film izleyicilerine Muğla’yı sunmaya devam edeceğiz.
Yazının Devamını Oku

Turizmde hedef 22 milyar dolar

TÜRSAB Genel Başkanı Başaran Ulusoy, 2008’de yüzde 90 gerçekleşen hedeflerini daha da büyüttüklerini söyledi. Başaran Ulusoy ile 2009 turizm planını görüştük. Turizm açısından 2008 yılını kısaca değerlendirebilir misiniz? Beklentileriniz gerçekleşti mi?

- Hedefimizi yüzde 90 ulaştık. 16.5 milyar dolar beklentimiz vardı. 13.5 milyar dolayında gerçekleşmeye ulaştık. 26 milyon turist Türkiye’yi ziyaret etti. Antalya sahilleri dolulukta yüzde 100 dolayında kapasiteye ulaştı. Muğla sahilleri ise, Antalya’nın oranına henüz ulaşamadı. Antalya, Türk turizminin hem motor gücünü oluşturdu, hem de yazlık başkenti oldu. Ne var ki, artık Antalya sahillerinde turizm yatırımı doyma noktasına geldi. Artık Antalya sahillerine yatırım yapılamaz bir konumdayız. Muğla sahilleri ise, henüz uluslararası platformda dünyaya açılmak üzere... Muğla sahilinde Dalaman ve Bodrum havaalanları var. Ama Muğla sahilleri üçüncü bir havaalanında karşılayabilecek konumda. Bu havaalanı Marmaris ve Yunan adalarına komşu Datça arasında olabilir. Bu havaalanı bizim açımızdan önemlidir. Muğla turizmcilerinin de özel isteğidir. 2008’de ülkemize 26 milyon turist gelmiştir. Almanya birinci, Rusya ikinci, İngiltere de üçüncü sırada yer almaktadır. Bulgarlar, sürpriz bir atakla özellikle de Güney Ege sahillerimizi ziyaret eden dördüncü ülke olmuştur. Ardından Hollanda, İran ve Fransa gelmektedir. Türk turizminin artık kapasitesi de, kalitesi de artmıştır. Bu saatten sonra Türkiye’nin önemli gelir kaynaklarından biri de turizm sektörüdür. Buna karşın İzmir’in Çeşme ve Seferihisar, Denizli’nin Pamukkale ve Afyon’un termal tesisleri de oldukça önemli turizm potansiyeli arasındadır.

KİMDİR?

1949 Trabzon doğumlu olan Başaran Ulusoy, İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Fakültesi mezunu. Türk turizminin duayenlerinden olan Ulusoy, altı dönemdir Türkiye Seyahat ve Acenteleri Birliği Başkanlığı’nı yürütmektedir. Ulusoy evli ve iki çocuk babası.

SADECE DENİZ TURİZMİ YAPMAK OLMAZ

Alternatif turizm için ne yapılabilir?


- Türkiye sadece deniz ve kumsalla anılan bir turizm beklentisi içinde olmamalıdır. 2009 hedefimiz, 22 milyar dolarla ifade edilmelidir. Bu nedenle de termal turizme önem vermek zorundayız. Örneğin, İzmir Balçova, Denizli Karahayıt, Afyon ve Aydın Menderes Havzası, jeotermal turizmi için önemlidir. Avrupa ülkelerinde sağlık turizmi çok önemlidir. Bazı acentelerimiz İstanbul merkezli diş hastalıklarına yönelik turlar düzenlemektedir. Çünkü Avrupa’da diş hastalıkları tedavisi büyük maliyetlere neden olmaktadır. Ülkemizde Avrupa’ya nazaran daha ucuza mal olmaktadır. Bu hedefi ön plana koyarsak, Karahayıt’ı, Balçova’yı, Afyon ve Kütahya’daki tesisleri ön planda tutarsak kışları sağlık turizmi ile ilgili önemli potansiyel yaratabiliriz. Bu, turizmi 12 aya yayma açısından çok önemlidir. Böylece 2009’da 22 milyar dolarlık turizm gelirine sahip olabiliriz. Türkiye coğrafi konum bakımından önemli bir turizm cennetidir. Nehirlerimizle, Karadeniz yaylarıyla, Nemrut Dağı’yla, peri bacalarıyla, Nuh’un gemisiyle büyük turizm potansiyeline sahibiz. Yeter ki bakanlığımız ve hükümetimiz arkamızda olsun. Dünya turizm pastasından hak ettiğimizi elbette alacağız.
Yazının Devamını Oku

Denizli beşik gibi

Üç günde yüzden fazla deprem meydana gelen Denizli’de günün konusu yeniden yer sarsıntıları. Depremlerin analizini Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Özer Tunçtürk gerçekleştirdi.

Denizli’de neler oluyor?

- Ne olduğu bilimsel olarak bile anlaşılamıyor. Üç günde 112 deprem meydana gelen Denizli’de yer sarsıntıları devam ediyor. Yerin 5.5 kilometre altında büyük hareketlilik yaşanıyor. Üstelik bu depremler herhangi biriyle ilişkili değil. İşin ürkütücü yanı da bu. Sık aralıklarla görülen depremler sadece Denizli’ye has. Denizli çukur bir alanda kurulu. Elbette birinci derecede deprem bölgesi sayılıyor. Güneyde Babadağ fay hattı, kuzeyde ise Pamukkale fay hattı ile tehdit altındaydık. Babadağ fay hattı yüz yıldır belki de hiç hareketli değildi. Bu depremlere hem sığ, hem de derin depremler diyebiliriz. İşin dikkat çekici olanı, rekor sayıda depremin olduğudur. Ayrıca her gece ortalama 11-12 kez Denizli yine beşik gibi sallanıyor. Bazı kaynaklar bu depremleri jeotermal enerjiye bağlıyor. Böyle olmadığı inancındayız. Denizli’nin bir diğer özelliği ise birinci derece deprem ili olması. Denizli, son yaşanan yer sarsıntıları ile ülke genelinde adeta ön sırada yer almaya başladı. Örneğin kuzeyde, Pamukkale’nin bulunduğu antik Hierapolis kenti M.S. 17 yılında büyük depremle uyanmış. O tarihlerde Romalılar Hierapolis kentine büyük destek vermiş. Bölgede o depremlerde taş üstünde taş kalmamış. M.S. 60 yılında bölge büyük bir deprem daha geçirmiş. Bu kez tamamen yıkılmış. Romalılar yine Hierapolis’e destek vermiş. Örneğin 1899’da Sarayköy’de Büyük Menderes havzasında büyük bir deprem meydana gelmiş. 50 kilometrelik yüzeyde büyük kırılmalar olmuş. Bin 710 kişi de hayatına kaybetmiş. Bunları andıran bir büyük deprem de Şili’de 1960’ta meydana geliyor. Deprem beş dakika devam ediyor. 22 mayıs 1960’taki bu depremin büyüklük oranı 9.5 şiddetinde. 5 bine yakın insanı canından eden bu depremde 2 milyon insan da evsiz kalıyor. Ayrıca halk arasında oldukça yaygın bir inanış var. Deprem yaz mevsiminde olur gibi. Buna inanmamak gerekir. Depremin mevsimi olmaz. Yerin 5.5 ya da 6 kilometre altında olan depremin mevsimle ne ilişkisi olabilir? Bu nedenle Babadağ fay hattının incelenmesinde büyük yarar var.

İki dönemdir oda başkanı

1966 Acıpayam doğumlu olan Özer Tunçtürk ilk ve orta öğretimini ilçesinde, lise öğrenimini ise Denizli’de teknik lisede yaptı. Daha sonra Akdeniz Üniversitesi Mühendislik Fakültesinden jeoloji eğitimi alan Tunçtürk, Denizli’de oda faaliyetlerine katıldı. Yıllarca Jeoloji Mühendisleri Odası’nda yönetimlerde görev alan Tunçtürk, iki dönemdir başkanlığı yürütüyor. Yer bilimi çalışmalarına katılan Tunçtürk evli ve üç çocuk babası.

DEVLET DE VATANDAŞ DA ÖNLEM ALMALI

Deprem için ne tür hazırlık yapmalıyız?

Depremle mücadelenin iki ayağı bulunuyor. Birincisi insan faktörü. Bölgedeki halk öncelikle deprem gerçeğiyle yaşamak ve ona göre hazırlık yapmak zorunda. Depremlerde çoğu insan enkazdan çok, başına gelen darbelerle hayatını kaybediyor. Bu gerçeği Marmara depreminde yaşadık. Bu nedenle insanlar öncelikle depreme karşı hazırlıklı olmalı. Yatak odalarında olası bir deprem için bir çanta bulundurmalı. Çantada bisküvi, su, sıhhi malzeme, pamuk ve ilaç gibi şeyler bulunmalı. El feneri ve düdük mutlaka olmalı. Enkazın altından kurtulmak için bunlar çok önemli. Ayrıca deprem için devletin de alacağı önemli önlemler bulunuyor. Örneğin her mahallede açık yardım arabalarının kolay ulaşımını sağlamak için alternatif yollar bulunmalı. Örneğin çadırlar nereye kurulacak? Devlet hizmetleri hangi bölgeden yürütülecek? Yemekler nereden dağıtılacak? Günlük temizlik için nereler ayrılacak? Tüm bu çalışmalar depremden sonra değil, Denizli gibi kentlerde önceden hazırlanmalı. Örneğin Denizli Belediyesi alternatif yollar için şimdiden bir hayli yol almalı. Önlemler, depremden sonra enkaz altından insanları canlı çıkarmak kadar çok önemlidir. Bir tek canlı bile bizim için önemlidir. Ayrıca depremden sonra haberleşmede zorluk çıkıyor. Bu de birkaç gün sürebiliyor. Buna da devlet önlem almalıdır. Deprem sonrası panik yaşanmaması için ne gerekiyorsa bugünden yapılmalıdır. Yani kentte yaşayan insanlarımız da, devletimiz de, facia yaşanmadan önlem alabilmeli. Bir deprem senaryosu hazırlanmalı ve ona göre çalışma şimdiden yapılmalı. Sanırım Denizli büyük bir facia yaşanmadan bu yer hareketlerinden kurtulur. Ancak biz yine de de geçmişte TUBİTAK’ın yaptığı gibi, bilimsel çalışmalara başlamalıyız. Buna devletimizin üst düzey görevlileri öncülük etmeli. Böyle bir senaryo yazarsak olası bir felakette işimiz daha kolay olabilir.
Yazının Devamını Oku

Amaç üniversitemizi dış dünyaya açmak

PAMUKKALE Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Ardıç göreve geldiklerinden beri bölgeye ve dünyaya açılmaya çabaladıklarını söylüyor. Öğrencilerinin çok iyi koşullarda eğitim görmelerini amaçladıklarını söyleyen Ardıç ile söyleştik. Pamukkale Üniversitesi değişiyor mu?

- Pamukkale Üniversitesi büyük bir değişim içinde. Zaten rektörlüğe aday olurken bu konular önemli projelerimizin arasındaydı. Biz de ilk adımı attık. DPT ve TUBİTAK ile işbirliği içindeyiz. Proje araştırma konusunda devamlı ilişki içindeyiz. Bize önemli katkıda bulunuyorlar. Öğretim üyelerini ve öğrencileri ön plana çıkardık. 1.5 yılda bilgi ve bilimsel çalışma için öncelikle 600 bin YTL kaynak ayırdık. Sonra 700 bin YTL daha ekledik. Bu sürede harcama 2.5 milyon YTL’ye ulaşmış durumda. Bu arada öğretim üyelerimizi teşvik ediyoruz. Öğretim üyelerine hazırladıkları her proje için 100 bin YTL kaynak aktarıyoruz. Amacımız PAÜ ve Denizli’yi dış dünyaya açmak. Bu amaçla şu anda 55 öğretim üyemiz yurt dışında çalışma yapıyor. Bu arada Avrupa ülkelerinden 60 öğretim elemanı da bize geldi. Onlar da burada bilimsel çalışma yapıyor. Göreve gelir gelmez kadromuzla geniş çaplı bir çalışma yaptık. Bilim çalışmasının alt yapısını oluşturduk. Laboratuvar kurarak işe başladık. Alt yapı çalışmasını tamamladık diyebiliriz. Zaman zaman elbette yeni ihtiyaçlar oluyor, hemen çözüyoruz. Avrupa Birliği ülkeleri ile daha kolay çalışıyoruz. Onlarla hem ulaşım kısa mesafeli. Hem de onlar bilime ve bilimsel çalışmalara yıllar önce başlamış, bizden tecrübeli hale gelmişler. Onlarla çok güzel işbirliğimiz var. Şu anda Almanya ve Fransa olmak üzere diğer Avrupa ülkeleri ile doğrudan bilim çalışması yapıyoruz.

Dokuz Eylül Tıp mezunu

1965 Ankara doğumlu olan Prof. Dr. Necdet Ardıç ilk, orta ve lise eğitimini memur bir ailenin çocuğu olduğu için çeşitli illerde tamamladı. Daha sonra İzmir Dokuz Eylül Tıp Fakültesi’ni bitiren ve kulak burun boğaz uzmanı olan Ardıç bir süre yurt dışında eğitim aldı. Akademik kariyerinin önemli bölümünde Pamukkale Üniversitesi’nde görev yapan Ardıç 1.5 yıldır rektörlük görevini yürütüyor. Ardıç, evli ve bir çocuk babası.

ÜNİVERSİTELERLE İŞBİRLİĞİ YAPIYORUZ

Bilimsel çalışmaları bölgeye de taşıyacak mısınız?

- Elbette. Başta Muğla olmak üzere Isparta, Aydın, Kütahya, Afyon ve Burdur’daki kardeş üniversitelerle ortak çalışıyoruz. Rektörler olarak bu konuda sık sık bir araya gelip çalışmaları gözden geçiriyoruz. Projemize bölge üniversiteleri inanılmaz destek veriyor. Birlikte bilgi alışverişi yapıyoruz. Uyum içinde çalışıyoruz. Bu toplantıların sonuncusunda ev sahibiydik. Rektörler Denizli’ye geldiler ve bu ayki çalışmaları masaya yatırdık. Bilimsel çalışmalar bölge halkının da yararına olacak. Örneğin; Denizli’de hem turizm, hem mermer, hem de tekstil sektörü var. Ayrıca antik kentlere de sahibiz. Hierapolis ve Laodikya’da kazı çalışmaları devam ediyor. Bu konuda da İtalya’nın Torino Üniversitesi ile ortak çalışıyoruz. Bu antik kentlerin ayağa kalkması için çaba harcıyoruz. Bu arada meslek yüksek okullarımıza büyük önem veriyoruz. Bu okullarımız bazı sektörlere ara elaman yetiştirmek için yoğun çaba harcıyor. Bu çalışmaların meyvesini önümüzdeki günlerde almaya başlarız. Ama bilim çalışması durmaya gelmez. Devamlı araştırmak ve kendimizi geliştirmek zorundayız.
Yazının Devamını Oku

Denizli’de sanatın adresi; DESAV

DENİZLİ Sanat Vakfı Başkanı Ziya Tıkıroğlu, 2000 yılında kurulan vakfın kentte birçok faaliyete imza attığını söyledi. Tıkıroğlu ile DESAV’ın 8 yıllık çalışma temposunu konuştuk.

DESAV fikri ortaya nasıl çıktı?

- Aslında DESAV’ın daha önceki adı DEVA idi. DEVA Vakfı yıllar önce Denizliler’in Ankara’daki lobi hareketini kurmak için 1994’te kurulmuş. Ne var ki, DEVA bu işlevini de yerine getirememiş. Bunun üzerine dönemin valisi vakfın Denizli’ye taşınmasını istemiş. DEVA da Denizli’ye taşınmış. Biz de 2000’de görevi devraldığımızda DEVA’nın hem görev alanını hem de ismini değiştirdik. Sanatsal faaliyetler 8 yıl önce bu kadar ileri düzeyde değildi. Biz görevi alır almaz sanatsal faaliyetlere ağırlık verdik. Ancak kültürel ve sanatsal etkinlerden öteye de bir türlü gidemedik. Ancak ben ve arkadaşlarım bir hayli de yoğun çalıştık. İşe önce o yıllarda Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile başladık. Opera ve baleye önem verdik. Sonra İstanbul ve Ankara’daki en ünlü tiyatro sanatçılarını Denizli’ye taşıdık. Yılda 18 ayrı etkinlik düzenledik. Elbette üst düzey sanat faaliyetleri oldukça pahalı bir iş. Üstelik Denizli halkı da bu türlü etkinlik ile yeni yeni tanışıyordu.

Bürokrasiden ve halktan destek alabildiniz mi?

- Denizli de görev yapan valilerden ve belediye başkanlarından destek aldık, ama bu da çok sınırlı oranda gerçekleşti. Biz istiyoruz ki, destekten çok bize görev verilsin işin maddi sorunları ile ilgilenmeyelim. Ama bu isteğimiz bir türlü gerçekleşmedi. Biz sanat organizasyonlarında bulunur ve görev alırız. Ama biz sanat organizatörü gibi görülmek istemiyoruz. Bu konuda kentte güzel bir sanat faaliyetine de atmış olduk. Kolay değil 8 yılda toplam 120 etkinlikte bulunduk. Hem de oldukça sınırlı imkanlarla çalıştık. Önümüzdeki yılda bu tür faaliyetlere devam edeceğiz. Yine saygın sanat insanları kentimizi gelecekler. Biz de onlarla birlikte bu tür etkinliklerde görev üstleneceğiz. Örneğin; istiyoruz ki, belediyemiz bizden görev istesin biz de onlar adına bu tür etkinlerde görev alalım. Bunu da gerçekleştirmek için yine yoğun bir çaba harcayacağız. Önümüzdeki aylarda İdil Biret, Cihat Aşkın ve Kenterler de kentimize gelecekler. Onları da keyifle izleyeceğiz.

Eski belediye başkanı ilk mimarlardan

1935 yılında Denizli’de dünyaya gelen Ziya Tıkıroğlu ilk orta ve lise eğitimini kentinde tamamladı. Daha sonra İstanbul Yıldız Üniversitesi Mimarlık bölümünü tamamlayan Tıkıroğlu Denizli’nin ilk mimarlarından. Tıkıroğlu, mimarlık görevinin yanı sıra Denizli Ticaret Odası Başkanı olarak da görev üstlendi. Bugüne değin üç kitabı yayımlanan Tıkıroğlu 1984-89 yılları arasında Denizli Belediye Başkanı seçildi. Belediye Başkanlığı döneminde bir çok hizmete imzasını atan Tıkıroğlu, evli ve 3 çocuk ile 4 torun sahibidir.
Yazının Devamını Oku

Uğur’da hedef büyük

AYDIN’ın Nazilli İlçe-si’nde 1954’te ticari hayata atılan ve ismini "Uğur Derin Dondurucu" olarak duyuran firma, hedefi büyüttü. Holdingin satış koordinatörü Erdoğan Ulaş ile söyleştik. Kısa vadede firmanızın hedeflerini özetleyebilir misiniz?

- Şu anda birçok sektörde faaliyet gösteriyoruz. Özellikle soğutma sistemlerinde hatırı sayılır bir yol kat ettik. Buna karşın tekstil, selüloz, medikal ve inşaatta da önemli gelişmeler kaydettik. 137 ülkeye ihracat yapıyoruz. Çin ve ABD dahil birçok ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Ar-Ge bizim için çok önemli. Birçok ülkede 50’nin üzerinde bu konuda çalışma yapan danışmanlarımız mevcut. Bu ülkelerde pazar araştırması yapıyoruz. Başka sektörlere de girmeyi kendimize hedef belirledik. Rüzgárdan etkilenmiyoruz. Altyapımıza çok önem veriyoruz. Hem iç hem de dış piyasayı ihmal etmiyoruz. Şu anda firmamızda 2 bin 100 işçi çalışıyor ki, bu da 8 bin aile yapıyor. Hiçbir sorunumuz olmadan çalışmalarımıza devam ediyoruz. Aslında bizim gibi firmaların devlet tarafından desteklenmesi gerekiyor. Bunu da hükümetten bekliyoruz.

Soğutma sistemlerinin dışında, başka hangi alanlarda başarılı olmayı amaçlıyorsunuz?

- Özellikle Danimarka ve Hollanda, bizde önemli bir etkileşim yarattı. Bu tür ülkelerde insanlar şehir içi trafiğini arabalarıyla değil motosikletleriyle sağlıyor. Biz de bu sektöre girme kararı aldık. Şu anda maliyeti ve yakıt tüketimi son derece düşük motosiklet üretimine başladık. Avrupa’nın birçok ülkesinde, benzin maliyeti az olduğu için insanlar motosikleti tercih ediyor. Halbuki bizim kentlerimizde bu işin altyapısı henüz oluşmamış durumda. Bizce, yayalara ya da otomobillere ne kadar kolaylık sağlanıyorsa, motosiklet ve bisikletlere de sağlanmalı. Bu ulaşım için altyapı acilen faaliyete geçirilmelidir. Ayrıca kısa vadede medikal sektöründe de başarılı olacağımıza inanıyoruz.

Şu anda bütün sektörlerde 1200’ün üzerinde bayimiz bulunmaktadır. Yaklaşık 90 milyon dolarlık ihracat hacmimizle ülkenin en büyük firmaları arasında yer almaya adayız. Ayrıca 90 milyon dolara yakın iç piyasa hacmimiz var. Planlı büyümemizi sürdürmeyi hedefliyoruz. İstihdama ve planlı ticarete çok önem veriyoruz.

15 yıldır yönetici

1954 Nazilli doğumlu olan Erdoğan Ulaş, ilk, orta ve lise eğitiminden sonra Ege Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitirdi. 15 yıldan bu yana aynı firmada satış koordinatörü olarak görev yapan Ulaş, evli ve bir çocuk babası.

Yazının Devamını Oku

Öğretmenin sesine kulak verilmeli

ÖĞRETMENLER, geleceğin şekillenmesinde önemli katkıları olan neferler... Birkaç gün önce Öğretmenler Günü kutlandı. Kiminin gözünde mutluluk, kimininkinde endişe... Bu hafta Denizli eski Milletvekili ve Eğit-Der eski Genel Başkanı Mustafa Gazalcı ile konuştuk. Türkiye’de eğitimi nasıl buluyorsunuz?

- Türkiye şu anda çok genç bir nüfusa sahip ve 20 milyon öğrencimiz bulunuyor. Buna karşın önemli bölümü kaliteli eğitim ve öğretimden yoksun. Milli Eğitim Bakanlığı göz boyamaktan başka iş yapmıyor. Hem meslek onuru göz ardı ediliyor, hem de öğrencilerimiz kaliteli ve bilimsel eğitim - öğretimin dışında bırakılıyor. Okullarımızda adeta ılımlı İslam eğitimi yapılıyor. 12 Mart muhtırası, 12 Eylül darbesiyle Milli Eğitim camiası büyük yaralar aldı. Bu iki askeri müdahalede öğretmenlerin çoğu cezaevlerine konuldu. Eğitim ve öğretim acemilere kaldı. Öğretmenlerin en büyük örgütü olan TÖB-DER’in bütün illerde mal varlıkları vardı. Bu derneklerde öğretmenler bir araya gelir ve eğitim öğretimin çıtasını yükseltmek için çaba harcardı. Bakanlıklar TÖB-DER’in mallarını adeta paylaştı. Son dönemde öğretmenlerin ekonomik sorunları da gözardı edildi. Gerek faaller, gerekse emekliler açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor. 100 bin öğretmen açığı var. Ama Milli Eğitim Bakanlığı, sözleşmeli 15 bin öğretmenle açığı gidermeyi çabalıyor. Eğitim öğretim açığı sözleşmeli ve düşük ücretli öğretmenlerle giderilemez. Neredeyse ek iş yapmayan öğretmen kalmadı. Kafası ekonomik sorunlarla dolu bir öğretmenden ne beklenebilir ki? Son yıllarda ders ücretleri de düşük hale geldi. Kadro sorunu aldı başını gitti. Bu nedenle Milli Eğitim Bakanlığı hayali projelerle çözüm bulamaz. Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk öğretmenlik mesleğine çok önem vermişti. Ama 1950’den bu yana öğretmenliğin onuru ayaklar altına alındı.

CHP’nin vekil neferi

1945’te Denizli Güney’de doğdu. İlköğretimden sonra Isparta Gönen Öğretmen Okulu’nu, Balıkesir Necati Bey Eğitim Enstitüsü’nün Türkçe Bölümü’nü bitirdi. Bir süre Türkçe öğretmenliği yaptı. 1977 seçimlerinde CHP Denizli Milletvekili olarak parlamentoya girdi. 12 Eylül sonrası bir süre barış davası nedeni ile Mamak Cezaevi’nde yattı. 2002 yılında tekrar CHP’den Denizli Milletvekili seçilen Gazalcı, çeşitli dönemlerde parti meclisi üyesi ve merkez karar yönetim kurulu üyeliği yaptı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazıları ve 8 kitabı yayımlanan Gazalcı, evli ve iki çocuk babasıdır.

Ekonomik düzeyleri yükseltilmeli

Öğretmenlik için ne yapılmalı?

- Öncelikle öğretmenlerin onuru kurtarılmalı. Ekonomik düzeyleri yükseltilmeli. Ders ücretleri artırılmalı. Bütün okullarımız, üniversiteler dahil çağda teknolojiye kavuşturulmalı. Öğretmen derse girdiğinde bakkal, kasap borcunu düşünmemeli, ek iş yapmamalı. Bu utançtan öğretmenleri kurtarmak zorundayız. TÖB-DER’in malları iade edilmeli. Bütçeden Milli Eğitim Bakanlığı’na ayrılan pay artırılmalı. Özel okullara yönelmiş bir çok kalifiye eleman devlet kadrolarına iade edilmeli. Bugün eğitim fakültelerinden mezun bir çok öğretmen adayı kadro beklemekte. 100 bin öğretmen açığı kısa sürede giderilmeli. Çağdaş Türkiye’ye ulaşmanın yolu, çağdaş ve modern eğitimden geçer. Atatürk’ün izinden yürüyerek o günkü koşullarda bile öğretmene duyulan saygı artırılmalı. Bunlar yapılırsa eğitim ve öğrenimimiz Avrupa standartlarına ulaşacaktır. Ancak hükümetler bunları yapmaktan kaçındı. Artık Türkiye’nin geleceği eğitim ve öğretimdir. Öğretmenlerimiz bu yılda sorunları nedeni ile günlerini buruk ve hüzün içinde kutladılar. Artık bu durumlara son verilmeli.
Yazının Devamını Oku

Manisa krize meydan okuyor

Manisa Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Sait C. Türek, krize meydan okuduklarını belirterek, küresel dalgalanmanın kentlerini teğet geçeceğini söyledi. Türek ile Manisa Organize Sanayi Bölgesi hakkında konuştuk.

Bize Manisa Organize Sanayi Bölgesi’ni anlatır mısınız?

450 hektar bir alanda kurulan organize sanayi bölgemiz özellikle 2007 yılı başında yapılaşma çalışmasını tamamladı ve hızla gelişti. Bölgedeki amacımız üretim, fırsat eşitliği ihracat ve istihdamdır. Şuanda yüzü aşkın ülkeye ihracat yapmaktayız. Kısa süre içerisinde 7 milyar dolarlık bir ihracat potansiyeli durumuna geldik. Manisa Organize Sanayi Bölgesi’ nde asla arsa spekülasyona izin vermedik. Yüksek katma değer odaklıyız. Bir başka anlamda Ege Bölgesi’nde birçok avantaja sahibiz. İhracat için her türlü elverişli koşula sahibiz. Öncelikle ulaşım sorunumuz yok. İzmir limanına çok yakınız. Bu bizim için çok büyük avantaj. Bu avantajı ben ve çalış- ma arkadaşlarım çok iyi kullanıyoruz. Ulaşım sorunu birçok organize sanayi bölgesinde başlıca sorun olurken biz coğrafi konum itibari ile avantaja dönüştürdük. Coğrafi konumumuz Manisa Organize Sanayi Bölgesi’ni bir anda avantaja dönüştürdü.

Hangi sektörlerde üretim yapıyorsunuz?

Öncelikle şuanda 124 tane faal durumda fabrikamız ihracat için üretim yapıyor. Organize sanayi bölgemizde 25 bin işçi çalışıyor. Küresel krizden çok etkilendik diyebiliriz. Yatırım hızını kesmedik. Küresel krize meydan okurcasına üretim gerçekleştiriyoruz. Birçok sektör Manisa Organize Sanayi Bölgesi’nde üretim gerçekleştiriyor. 2 adet ambalaj, 3 adet beyaz eşya, bir adet bisiklet, 3 adet çeşitli imalat, 3 adet metal, dokuma, elektrik makine, gıda, kimya, 17 adet beyaz eşya yan sanayi, çimento, 12 elektronik ve bu sektörün yan sanayisi, modern eşya ve 15 adet de plastik sanayi olmak üzere 124 sektör de faal duruma geldik. Elbette ki küresel krizden azda olsa etkilendik. Birçok büyük firmalar işçi çıkarmaya giderken, biz bu durumu en alt seviyede tuttuk. Henüz Manisa Organize Sa nayi Bölgesi’nde krizi tam anlamı ile yaşamış değiliz. Sanayicilerimiz krizden etkilenmemek için kriz yönetimleri oluşturdu. Bu da bizim avantajımız oldu. Gelecek yıllarda sanayimiz daha da atılımlar yapacak. Bunun için şimdiden girişimlere başladık.

Her şey OSB için

1961 Manisa doğumlu olan Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı olan Türek, ilk, orta lise eğitiminden sonra Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni tamamladı. Daha sonra iş hayatına atıldı. Gıda sektöründe faaliyet gösteren Türek, son dönemde Organize Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı oldu. Evli ve 3 çocuk babası olan Türek, Manisa Organize Sanayi Bölgesi’nin gelişmesi için büyük bir çaba harcıyor.
Yazının Devamını Oku

250 koylu turizm beldesi Ören

MUĞLA’nın Milas İlçesi’ne bağlı Ören Beldesi’nin 4 dönemden bu yana belediye başkanı olan ve geçtiğimiz günlerde DSP saflarına katılan başkanı Kazım Turan ile söyleştik. Ören’in turizm hamleleri olacak mı?

Ören Türkiye’nin turizm potansiyeli en fazla olan beldesidir. Muğla coğrafyasında 250 koya sahip bir beldeyiz. Yamaç paraşütü Fethiye’den sonra bize nasip oldu. Nüfusumuz yazları 30 bin, kış mevsiminde ise 5 bin. 4 dönemdir belediye başkanı olarak görev yapmaktayım. Meclis üyelerim ve dostlarımla Ören’i köy olmaktan çıkarıp bir dünya turizm merkezi haline getirmeyi amaçlıyoruz. Bu konuda da hayli iddialıyız. Bu nedenle görevimizin zorluğunun ve getirdiği sorumluluğun bilincindeyiz. Öncelikle kaçak yapılaşmaya hiçbir zaman izin vermedik. Ören Beldesi’ni turizm standartları içinde tuttuk. Bunu da başardığımıza inanıyorum. Şimdi yakın bölgemizde bir golf sahası açılıyor. Bu merkez de Gökova Körfezi’nin turizm potansiyelini artıracak. Biz Avrupa ve dünyanın zengin turistlerine turizm hizmeti vermek istiyoruz. Bu belde de turizme hizmet eden sektörün standardının yüksek olduğunu zaten belediye olarak biliyoruz. Yamaç turizminde de bir hayli iddialı konuma geldik. Zengin koylarımızla dünyanın en güzel coğrafyasına sahibiz.

Turizmin çeşitlendirilmesi için neler yapılabilir?

Şimdi 350 yatlık bir marina projemiz bulunuyor. Gelecek dönemde bunu da gerçekleştireceğiz. İnanıyorum ki bu marina Gökova ve Muğla yöresinin bir numarası olacak. Böylece Avrupa’nın sayılı iş adamları bizim marinamızdan yararlanabilecek. O zaman bizim görevimiz bitecek. Gençler görev alacak ve Ören Beldesi Muğla ve Gökova Körfezi’nde bir numaralı turizm beldesi olacak. Ören işsizlik sigortası ile tatil yapılan bir belde olmuştu. Ama biz bunu değiştiriyoruz. İşsizlik sigortası ile gelen turistler değil Avrupa’nın sayılı zenginlerinin geldiği bir tatil beldesi olmayı hedefledik ve bunun alt yapısını da oluşturduk.

Kimdir?

1960 yılında Muğla’nın Milas İlçesi’ne bağlı Ören Beldesi’nde dünyaya gelen Kazım Turan ilk, orta ve lise öğrenimini Muğla’da tamamladı. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Orman Mühendisliği Fakültesi’nden mezun olan Kazım Turan 4 dönemden bu yana Ören Belediye Başkanı olarak görev yapmakta. Kazım Turan evli ve iki çocuk babası.

DSP’ye neden geçtiniz?

Bütün Avrupa hatta ABD bile bir değişim içinde. Avrupa’da ve Türkiye’de değişim rüzgarları esiyor. Siyasette de bir değişim rüzgarı esiyor. Turizm diyorsak, adil demokrasi diyorsak bunun çekim merkezi bana göre sosyal demokrasi ve son zamanlardaki politikalarıyla DSP’dir. Biz 80 üye olarak bu kararı verdik. İnanıyorum ki yüzde 62’lik oy oranımı gelecek seçimde yüzde 70’lerin üzerine çıkaracağım.
Yazının Devamını Oku

Denizli kaderine terk edilmemeli

TBMM Bütçe Plan Komisyonu Üyesi ve Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan, ekonomin geldiği noktanın dibe vurduğunu belirterek hükümetin işsizliği çözemediğini ifade etti. Emin Haluk Ayhan’la Türkiye’nin geldiği noktayı konuştuk.

Türk ekonomisini nasıl görüyorsunuz?

ABD’den başlayan ve AB üyesi ülkeleri de kapsayan ekonomik kriz oralarda önemli etkiler yarattı. Bizde ise zaten ekonomik kriz vardı, son gelişmelerle büyüme dibe vurdu. Zaten yıllardır adeta bir kang-rene dönüşen işsizlik çözülemedi, cari açık arttı. Adeta merkez bankası bile çaresiz kaldı. Bu hükümetin özelleştirmesi de sınıfta kaldı. 80 yılda yapılanları sattılar. Ülkede satacak yer kalmadı. Onlara göre GSMH bir gecede artıyor ancak herkesin cebindeki 100 YTL’nin 30 YTL’si borç. Kriz, bize teğet geçer diyor başbakan. Nasıl teğet geçecek ki; bizde kriz hep vardı. Ben, Denizli milletvekili olarak bakanların Denizli’ye gelmesini istemiyorum. Her bir bakan gelişinde tekstil ve turizm kenti olan Denizli’de bin kişi işsiz kalıyor. TEDAŞ’a elektrik parasını ödeyemeyen bir tekstil sektörü var. ÖTV çok yüksek. Elektriğe çok zam yaptılar. Bu hükümet iktidara geldiğinde 220 milyar dolar olan dış borcumuz 500 milyar doları aştı.

Kriz nasıl aşılacak?

Bu krizi hükümetin aşması için tecrübesi olması lazım. 57. Hükümet bu bedeli seçim kaybetmek uğruna ödedi. IMF’nin, reçetelerine de gerek yok. Türkiye, çok zor günlerden geçti. Gerçekte ülkemiz, ekonomik krizlerle baş etmesini bilen bir ülke. Ülkenin başlıca sorunlarının arasında bir de terör var. Bu sorunu da kısa sürede çözmek mümkün görünmüyor. Bu arada ekonominin iyileştirilmesi için teşvik sisteminde değişikliğe gerek var.

Örneğin Denizli’nin komşu ili Uşak’ta teşvik var, ne var ki Denizli’de teşvik yok. Bu nedenle de organize sanayi bölgesinde bulunan fabrikalarda maliyetler çok yüksek. Teşvik, illere göre değil, sektöre göre olacak şekilde düzenlenmeli. Denizli, kendi yağında kavrulacak kapasiteye sahip bir kent. Ancak ne yazık ki hükümet, kentimizin bu potansiyelini görmezden gelmeye devam ediyor. Denizlili sanayici ve bürokratlar, sık sık bu sorunları dile getirdi, hatta defalarca Başbakan Erdoğan’ın kapısını aşındırdı. Artık kesin çözümler sunmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Bu kentin ekonomisinin yara alması, ülke ekonomisinin yara alması anlamına gelmektedir. Çünkü Denizli, yıllık 2 milyar dolarlık ihracat hacmiyle bu ülkeye büyük hizmetleri olan bir kenttir ve kaderine terk edilmemelidir.

Kimdir?

1952’de Denizli’nin Güney İlçesi, Eziler Köyü’nde doğan Ayhan, ilköğretimi burada, orta öğretimi ise Aydın’da parasız yatılı olarak tamamladı. Ege Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitiren Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan, planlamacı olarak görev yaptı. Halen TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi olan Ayhan, evli ve iki çocuk babası.
Yazının Devamını Oku

Gençlerin gözlerindeki ışık için

YILLARINI eğiteme adamış bir nefer... Atatürk’ün emaneti cumhuriyetin örnek kadınlarından. Uzun yıllar öğrencilerini çağdaşlık ve uygarlık ışığında yetiştirme yolunda emek vermiş bir duayen... Bu hafta, eğitimci Huldiye Demir ile cumhuriyet, kadın ve eğitim üzerinde söyleştik.

Bir eğitimci gözü ile Cumhuriyet kadınını nerede görüyorsunuz?

Bugün bunu tam olarak tanımlamak çok zor. Çünkü, Atatürk’ten sonra kadınlar üzerine oturmuş bir politika olmadı. Kadınlar, popülist söylemler arasına hep sıkıştı kaldı. Ne yaptılarsa da, hep kendi başlarına yaptılar. Bu süreçte, çok önemli örneklerle gurur duyduk. ’İşte cumhuriyet kadını böyle olur’ dedik. Ancak tam bu anda da, geride kalan, şartların altında ezilen kadınların sessiz, bir o kadar da kulakları sağır eden çığlıklarını hep birlikte duymadık mı? Bence, kadınların çoğunluk anlamında tüm katmanları ile hak ettiği yere gelmesi için daha çok ve bir o kadar da zorlu bir yolu var. Cumhuriyet kadınlığının, cumhuriyet çocukları yetiştirmekle başladığını hiç aklımızdan çıkarmamamız lazım. Tabii ki, burada, kadınlara büyük iş düşüyor. Kadınlar, bu sıfatı özümsemiş ve gereken yerde yani Atatürk’ün Türk kadını için gösterdiği yerde olmak durumunda. Bu nedenle de, mevcut zorluklara rağmen yılmadan mücadele etmek zorunda. Birbiri için de mücadele vermek durumunda. cumhuriyet kadını için ülkemizde kendisini bugünlere getiren Atatürk cumhuriyetin temel niteliklerine sahip çıkmak işte bu noktada hayati önem taşımaktadır. Tabii unutmadan şunu da belirtmek istiyorum; Ülkemizde sorunlardan biri de, cumhuriyet kadınları ile birlikte cumhuriyet erkeklerinin de sayısının artmasıdır. Çünkü, cumhuriyet kadınlarının ve erkeklerinin giderek arttığı bir Türkiye, o hepimizin özlediği Atatürk’ün cumhuriyetini oluşturabilir. Bu iş, ne sadece cumhuriyet kadınları ile, ne de sadece cumhuriyet erkekleri ile başarılabilir. Herkese ihtiyaç var. Bugün ülkenin geçtiği kritik süreçte buna ne kadar ihtiyacımız olduğu ortada değil mi?

41 yıllık ödüllü eğitimci

İstanbul Yeşilköy’lü olan Huldiye Demir, rahmetli eşi Cemal Demir ile 41 yıl önce geldiği Edremit’te ilk günden bu yana öğretmenlik heyecanını kaybetmeyen ve daha yıllarca da bu azmini kaybetmeyecek bir cumhuriyet öğretmeni. Derece ile mezun olduğu Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi ve Yüksek Öğretmen Okulu’ndan bu yana da kimya öğretmenliğini hep gururla yapmıştır. O, Edremit İlçesi’nden çıkıp, TÜBİTAK’ın Türkiye 6 özel ödülünü alan Atatürk’ün laik cumhuriyetinde yaşamaktan gurur duyan bir nefer, dünyaya yine gelse yine öğretmenliği seçecek, her gece hala ertesi güne ders hazırlayan, öğrencilerine ’daha yeni neler verebilirim’ telaşında olan bir eğitimcidir.

KadIn elİnİn hamuruyla deĞİl, zekasIyla çalIŞIyor

Sivil toplum örgütlerinde ve yönetimde kadınlar yeterince temsil edebiliyor mu? Neler yapılmalı?

Eğer zaten bir kadın sivil toplum örgütünde ya da yönetimde yer alabiliyorsa gözle görülür ölçüde bir şeyler yapabilir demektir. Bu kapasitesi de, diğer kadınların önünün açılması ve onlara destek olması anlamında kullanılabilir. Bugün, TÜSİAD gibi ülke için önemli bir yapıda başkan koltuğunda Arzuhan Yalçındağ oturuyor. Yaptıklarına ve kadınların içinde olduğu sivil destek projelerine verdiği samimi destek işte bu düşüncemin en canlı örneklerinden. Siyasette, akademik dünyada, iş dünyasında ve her yerde bugün kadınların sadece ’elinin hamuru’ değil ’zekası’ ile de neler yapabileceği kanıtlanıyor. Fakat, bunu tüm katmanlara yayabilmek için katmanlardaki kadınların gücünü ve yapabileceklerini ’sıkışmış diğerleri’ için seferber etmesi çok hayati.

HER ÖĞRENCİYE AYRI BİR DEĞER OLARAK BAKMALIYIZ

Eğitime yıllarını vermiş birisi olarak yeni meslektaşlarınıza tavsiyeleriniz nelerdir?

Türkiye’nin önünü açacak en önemli unsur kaliteli birikimli ve her şeyden önemlisi mesleğini, öğrencilerini seven öğretmenlere sahip olmasıdır. Geleceğimizin temelleri, okullardaki öğrencilerimizin, gelecek nesillerimizin nasıl yetiştirileceğine doğrudan bağlı değil mi? Bugün okullar açmakla birlikte o okullarda ne kadar iyi öğretmenler de bulunduğu kritik bir öneme sahip. En iyi okul binaları inşa edebilir, en iyi laboratuvarları açabilir, en lüks okul sıralarını sınıflara yerleştirebilirsiniz. Ancak, o sıralarda işlemeye hazır, öğrenmeye aç tertemiz çocuklara ne verebileceğiniz, bunu mesleğini ne kadar seven öğretmenlerle yapabileceğiniz gerçeği hepimizin karşısında duruyor. Cumhuriyetin kuruluşunda bu hep temel mantık olmuştu. Öğretmenlerin Atatürk’ün çizdiği yolda gelecek nesilleri nasıl yetiştirdiğini hep birlikte gördük. Ama sonrasında üzülerek söylüyorum, öğretmeliğe devlet öyle bir küçümseyerek bakar hale geldi ki, insanlar, ’Çocuğum hiç bir şey olmazsa bari öğretmen oluversin’ der hale geldi. Böyle mi olacaktı? Bugün, terörden, hırsızlıktan, işsizlikten, gerginliklerden, saygısızlıktan ve temelsizlikten yakınırken, acaba geçmişte nesilleri özensiz yetiştirmemizin bunlarda payı yok mu? Doğrudur, bugün öğretmenler bin bir mali ve manevi zorlukla mesleklerini icra etmeye çalışıyor. Ama bugün gösterecekleri fedakarlık ileride öğretmenlerin de kendi çocuklarının da refah içinde yaşayacağı müreffeh bir Türkiye’nin temellerini atacak nesilleri yaratacaktır. Ben 41 yıllık meslek hayatımın tecrübeleri ışığında genç meslektaşlarıma, mesleklerini, öğrencilerini sevmelerini, çocukların mayalarının oluştuğu dönemlerinde her bir öğrencisine birer değer olarak bakmalarını tavsiye ediyorum. Gözlerini öğrencilerin gözlerindeki ışıklardan hiç ayırmasınlar. O ışığı bir tek biz öğretmenler görebilir. Öğretmelik unutulmasın yalnızca, bir şeyler öğretmek değil çocukları topluma faydalı birer birey olarak eğitmekten de geçiyor. Çocuklar, varsın İtalya’da Po ovasını bilmesin. Denklemleri geç öğrensin. Ama ülkesini seven bir kişi ve aidiyet hissine sahip olsun. Bu olunca zaten akademik başarı da gelir. İşte tam burada öğretmenliğin kutsal misyonu da kendini gösteriyor.
Yazının Devamını Oku

Biraz destekle önemli bir atılım yapacağız

Türkmenistan’dan sonra dünyanın en kaliteli pamuğunun yetiştiği Söke'nin Belediye Başkanı Necdet Özekmekci ile ilçenin tarım, turizm ve kültür potansiyelini konuştuk. Söke ekonomisinden bahseder misiniz?

İzmir, Bodrum ve Kuşadası karayolu üzerinde bulunan Söke, adeta bir pamuk deposudur. Türkmenistan’dan sonra en kaliteli pamuk Söke Ovası’nda yetişir. 450 bin dekar sulama arazimiz bulunuyor. Ayrıca Söke, çimento fabrikası ile bölgemizdeki inşaat sektörüne hayat veriyor. Ancak son yıllarda pamuk üreticimiz ülkemizin tarım politikasının gerilemesi nedeni ile zam alamaz hale geldi. Bu nedenle kaliteli pamuk üretmemize rağmen üreticimizi bir araya toplayıp dünya pazarlarına açılamadık. Şimdi organize sanayi bölgemize hayat vermeye çalışıyoruz. OSB aracılığı ile hem istihdamı arttıracağız hem de pamuk üreticilerini de bir araya getireceğiz. Bu arada TARİŞ’in aracılığı ile bulaşık-çamaşır deterjanı ile iç piyasaya yöneldik. Dünya pazarlarına zeytinimiz ile zeytinyağımızla ürettiğimiz pamukla ve TARİŞ’in aracılığı ile açılmamız gerekir. Ne var ki son yıllardaki ekonomik durum nedeni ile Söke tarımı gerilemedi ancak yerinde durmaya devam etti. Bu nedenle dertlerimizi Aydın milletvekillerimiz aracılığı ile hükümetimize sık sık iletiyoruz. Biraz destek alsak ekonomik anlamda büyük bir atılım gerçekleştireceğiz.

Peki alternatif sektörler?

Söke şal kumaşları gelin ve damat kıyafetleri efe oyaları ile Ege Bölgesi’nde söz sahibi bir ilçedir. Alternatif sektörlere yöneleceğiz. Halk Eğitim Merkezimizde ev hanımları için el ürünleri kursları düzenliyoruz. Böylece ev hanımlarının aile ekonomisine katkı vermesini sağlıyoruz. Onlara teşvik içinde 6 Eylül Kurtuluş Günümüzde bu konuda festival düzenliyoruz. El sanatları festivalinin 9.’sunu kutladık. 8 mahallemizde 8 ayrı etkinlik düzenledik. Bu sektör bizim alternatif sektörümüz oldu. Bu arada Meslek Yüksek Okulumuzun dokuma bölümü aracılığı ile kıyafet sanatına da girmiş bulunuyoruz. Söke’nin şal kumaşları da çok önlüdür. Bodrum, Didim ve Kuşadası’na giden turistler mutlaka şal kumaşlarımızı efe oyalarımızı had da zeytin ve zeytin yağımızı mutlaka alıyorlar. Ayrıca Osmanlı döneminden kalan 8 ayrı bölge de bulunan Söke Evleri’ni kendi imkanlarımızla restore etmeye çalışıyoruz. 9 Eylül Üniversitesi katkılarıyla bu konuda önemli çalışmalar yaptık. Ancak bu alanda Kültür Bakanlığımızdan istediğimiz desteği henüz alamadık. Şuanda bu konudaki koruma planı henüz onaylanmadı. Kültür Bakanımızdan bu konuda devamlı destek istiyoruz. Koruma Planı’nın çıkmasını da bir an evvel bekliyoruz. Söke Evleri restore edildikten sonra turizmin hizmetine sunulacak. Böylece Söke İlçemiz turizm alanında da söz sahibi olacak.

Kimdir?

1958 Söke doğumlu olan Necdet Özekmekci, ilk, orta ve lise öğrenimini ilçesinde tamamladı. Daha sonra denizli Mimarlık ve Mühendislik Akademisi’nin Makine Maühendisliği bölümünden mezun oldu. 2 dönem Söke’de belediye meclis üyeliği yapan Özekmekci, son seçimlerde Söke Belediye Başkanlığı’nı seçildi. Aynı zamanda Söke Sulama Birliği’nin başkanlığı görevini de yürüten Özekmekci, evli ve 2 çocuk babasıdır.
Yazının Devamını Oku

Gökşin’den tarım atağı

Tekstil sektöründen sonra tarım sektörüne geçen Gökşin Kimyasalları A.Ş, dünya pazarlarında söz sahibi olmayı hedefliyor. Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Gökşin ile tarım sektörünü ele aldık.

Tarım sektörüne nasıl girdiniz?

Denizli bilindiği gibi tekstil, turizm ve mermer sektörlerinde Ege Bölgesi’nde iddialı bir şehir. Ancak bilinen o ki bu sektörlerde maliyet giderek artıyor. Biz de tekstil sektörünün dışında tarım alanına girdik. Özellikle Sarayköy Jeotermal Bölgesi’nde yapılan seracılık, Türkiye’ye örnek gösteriliyor. Küçük bir arazi ile başladığımız tarım sektöründe şu anda 25 bin dönüm araziye ulaştık. 2 milyon euroluk bir yatırım gerçekleştirdik. Bilindiği gibi dünya seracılık sektörünün yüzde 90’ı domates üretimine ayrılmış durum-da. Ama biz domates üretiminin dışında California tipi biber ve diğer sektörlere ulaşmak istiyoruz. Karpuz ve kavun üretimine de geçeceğiz.

Ya hedefleriniz, yeni yatırımlar olacak mı?

Amacımız her yıl kendimizi daha da yenilemek. Teknolojiyi yakalamak. Bunun için ekonomik anlamda da büyük yatırımlar yapacağız. Şu an- da Denizli’de organik tarım- da en iyi firmalar arasında ilk sıralardayız. Büyük mağazalar zincirlerinde ürettiğimiz ürünler raflarda tüketicinin hizmetindedir. Ayrıca ihra- cattada iddialı konuma geldik. Başta ABD ve Avrupa ülkeleri olmak üzere bir çok büyük firmalara Denizli’nin tarım sektöründeki ürünleri sergilemeye başladık. Alt yapı seracılık için elverişli. Bu yüzden bu alanda yatırımların artacağını düşünüyoruz. Türkiye’nin tarım sektöründe en iddialı bölgesiyiz. Yatırımlarımız artarak devam edecek.

1965’te Denizli Babadağ’da doğdu. 9 Eylül Üniversitesi İştetme Fakültesi’ni bitiren Zafer Gökşin, evli ve iki çocuk babası. Tekstil sektöründen sonra tarım sektörüne de adım atan Gökşin, 2006’da bu alanda büyük yatırımlar gerçekleştirdi.
Yazının Devamını Oku

Şarap sektörü masaya yatacak

Ege Bölgesi’nin şarap ambarı olarak bilinen Denizli’de sektör ilk kez bilimsel çalışma ile masaya yatırılacak. Çalışmaların sekreteryasını yürüten Kimya Mühendisleri Odası Denizli Temsilcisi Ömer Duysal ile üzümcülük ve şarap imalatını konuştuk. Denizli’deki bağcılık ve şarapçılığı anlatır mısınız?

Denizli Ege Bölgesi’nin ’üzüm ambarı’ sayılır. İlimizde 31 tane şarap firması faaliyette bulunuyor. Bu firmaların hepsi önemli markalar. Türkiye büyük bir üzüm üreticisi ama sektördeki sıkıntılar da devam ediyor, özellikle Özel Tüketim Vergisi çok yüksek. Şu anda sadece Denizli bölgesinde 20 bin ton kayıtlı, üretim gerçekleşiyor. Ama kayıt dışı üretimde bulunuyor. Bu elbette ki firmaların rekabet gücünü azaltıyor. Bu sorunun giderilmesi için bakanlarımıza, bölge milletvekillerimize devamlı sorunları iletiyoruz. Türkiye isterse bugün Fransa’dan bile daha kaliteli şarap üretip bunu dünyanın bir çok ülkesine ihraç edebilir. Yeter ki hükümetimiz bu sektöre el atsın. Önümüzdeki günlerde gerçekleştireceğimiz bağcılık sempozyumunda alınacak kararları hükümetimize ve ilgili bakanlarımıza ileteceğiz.

1954 Uşak doğumlu Ömer Duysal, ilk, orta ve lise öğrenimini Afyon’un Sandıklı İlçesi’nde tamamladı. Daha sonra Anadolu Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünü bitiren Ömer Duysal bir yıl önce Kimya Mühendisleri Odası Denizli Temsilcisi oldu. Duysal, evli ve iki çocuk babası.

Bilimsel destek

Sempozyumdan kısaca bahseder misiniz?

Denizli Kimya, Gıda ve Ziraat mühendisleri odalarının ortaklaşa hareket ettiği 1. Ulusal Bağcılık ve Şarap Sempozyumu organize ettik. Bu sektöre destek verme anlamında bir bilimsel çalışma olacak. 6 Kasım günü başlayacak olan bu sempozyum 3 gün devam edecek. Sempozyuma büyük bir katılım bekliyoruz. 3 bin kişiye davetiye çıkardık. Çeşitli üniversitelerden öğretim üyelerini de konuşmacı olarak davet ettik. Hatta TBMM’nde bu sektörde daha önce bilimsel çalışma yapmış milletvekillerimizi de konuşmacı olarak davet ettik. Üç odanın genel merkezleri de bize destek verdi. Sempozyumda hem üzüm üreticileri, hem de bağcılık sektörünün içindeki şarap üreticileri de sorunlarını anlatacak. Kayıt dışından çıkarılması için sektörün mutlaka ekonomik anlamda desteklenmesi gerekiyor. Biz Türk üreticileri olarak dünyanın en iyi şaraplarını üreteceğimizi inanıyoruz.
Yazının Devamını Oku