Zeynep Atikkan: Kulüp yönetimi


Zeynep ATİKKAN

YANIP sönen ışıklar elbette bir işaretti. Soğuk Savaş siyasetçileri, toplumun verdiği bu açık mesajı alamadılar.

Son zamanlarda ‘‘demokrasi önderliğinde’’ mangalda kül bırakmayan Fazilet Partisi eski Refah çizgisi de algılayamadı bunu. Zaten o çizgi, ‘‘yolsuzluk’’ mücadelesinde pek etkili ve kararlı olamayacağını çok kısa zamanda belli etti. Seçimlerde de toplumdan gereken yanıtı aldı.

Yanıp sönen ışıklar bir işaretti. Işıkları söndüren ‘‘enerji’’, ortada çok fazla alternatif olmadığı için bağrından bugünkü hükümeti çıkardı. Aslında bu hükümeti değil, Ecevit'in DSP'si ile MHP'yi çıkardı. Bir tür ‘‘dürüstlük’’ arayışıydı bu.

Aslında sandık, ANAP'tan kurtulmak istemişti.

Adına bölünmüş siyaset deyin, ya da temsil krizi vs., bugünkü hükümetin daha kuruluş aşamasında kabaca böyle bir görünümü vardı. Toplumun ‘‘dürüstlük’’ talebiyle yükselen Ecevit'in DSP'sinin en büyük yanlışı ise, ANAP'a kucak açmak oldu. Hem de ne kucak açmak! Önce kucak açıldı, sonra kol kanat gerildi. Ve de toplumun gözünde rant dağıtma partisine dönüşen ANAP'a, DSP ve MHP velayeti ve vesayeti altında ‘‘demokrasi müsameresi’’ yapma olanakları tanındı.

O müsamere halen sürüyor. İzleyicisi var mı? Sanmıyorum.

* * *

Işıkları her akşam kapatanlar, Ecevit'in DSP'sinden bu müsamerenin düzenleyicisi ve garantörü olmasını istememişlerdi.

MHP'ye gelince; değiştiği varsayımıyla medya tarafından merkez sağa ‘‘layık’’ görülen bu parti, kısmen ‘‘dürüstlük’’ ve ‘‘denenmemişlik’’ kotasından iktidara geldi. Tabii başka dinamikler de MHP'nin yükselişinde rol oynadı. Her ne kadar ANAP'ı aklama işi, Bahçeli'nin suskunluğuyla genelde ‘‘DSP’’ye ihale edilmiş gibi görünse de MHP'nin bu damgadan kurtulması artık o kadar kolay değil.

Şimdi ortada ilginç bir hükümet var. Toplumun ‘‘dürüstlük’’ beklentisiyle işbaşına gelmiş, ancak daha kuruluşundan falsolu. Bu nedenle ülke değil ‘‘kulüp’’ idare ediliyor gibi bir yapı çıkıyor ortaya. Bir cenazenin defin işi bile ülkenin gündemini günlerce işgal edecek bir karambole dönüşüyor. Çünkü alaturka yöntemlerle kulüp yönetilir gibi çaktırmadan bir şeyler yapılıyor. Masa altından, telefon telinden, oradan idareyle buradan çalımla, bir dizi manevrayla, Cumhurbaşkanı'na haber verildi, verilmedi.

Belli ki net olmayan bir şeyler var ortada.

‘‘Vizyon’’ gibi ‘‘tükenmiş’’, ‘‘ıskartaya çıkmış’’ sözler kullanmayacağım ama ortada ne hedef var ne de yakalanılacak bir çıta.

Dikkat edilirse bir tek IMF ve Dünya Bankası'nın hükümetin eline tutuşturduğu ‘‘istikrar programının’’ hedeflerinden söz ediliyor. Ve ne ilginç ki, IMF'nin memuru ve denetleyicisi çantasını alıp Türkiye'ye gelince herkes huzur buluyor. Piyasalar rahatlıyor. Hükümetin, ekonominin seyrinden ne kadar haberi var? Bunu ölçmek için Cottarelli ziyaretlerinin basında kapladığı alana bakmak yeterli olmalı.

Bu arada ekonomi bürokrasisi, derdini hükümete anlatamadığı için mi yoksa kendi promosyonunu yapmak için mi belli değil, basın aracılığıyla ‘‘sağa sola haberler’’ yolluyor. ‘‘Şu olsun, bu olsun’’ diyor. Kulüp yönteminin ilginç kareleri bunlar.

* * *

Türkiye'nin en önemli toplum projesi olan Avrupa Birliği ile ilişkiler ve AB üyeliği gibi kapsamlı bir konu, kulüp yönetiminin ‘‘çaktırmadan iş yapma’’ cinliklerine tabii ki sığmıyor. Bir ara askeri de tartışmaya sokup kafa karıştırdıktan sonra, AB meselesi tamamen gündem dışı kalıyor. Bu konuda en çok merak edilen MHP'nin pozisyonu ise şimdilik ‘‘bulanık’’ bir fotoğraf gibi. AB'yi asker mi istemiyor yoksa MHP mi? Bu karışık görüntü de kulüp yönetiminin işine geliyor. Bu yönetimin devamı, özel çıkar ve dengelerin gözetilmesine bağlı olduğuna göre!

Adına AB ile ilişkiler deyin ya da modernleşme... Kamu yönetiminden demokratikleşme menziline, eğitimden teknoloji seçimine ve de ülkenin dünya ligindeki yerinin tayinine kadar nereye doğru koştuğumuza dair bir ipucu var mı elimizde?

Bir defin işini bile katakulli uzmanlığıyla çözmeye kalkanların bu soruların inceliklerini kavramaları mümkün mü?

Maalesef mümkün olmuyor.

Hükümet mi, derme çatma kulüp yönetimi mi? Sorunun yanıtı çok zor olmasa gerek.

Yazarın Tüm Yazıları