Zeynep Atikkan: Kafkaslar'daki değişim

Zeynep ATİKKAN
Haberin Devamı

Amerikan yönetiminde müritlerinin sayısının arttığı söyleniyor.

Onun tarih bilgisinden yoksun saçma fikirlerinin müşterisi az değil. 21. yüzyılın ‘‘uygarlıklar çatışmasına’’ dönüşeceğini yazan ve Türkiye'de bazı İslamcı çevrelerce de alkışlanan Amerikalı siyaset bilimci Samuel Huntington'dan söz ediyorum.

Geçenlerde kendisinden gene ilginç bir fetva geldi. New York Times'ta yayınlanan yazısından aktarıyorum:

‘‘Çeçenistan'daki savaş, Fas'tan Endonezya'ya kadar uzanan büyük Müslüman blokunun sınırlarındaki kavgalardan sadece bir tanesi. Müslümanlar'la Müslüman olmayanlar arasında Bosna, Kosova, Yukarı Karabağ, Çeçenistan, Tacikistan, Filipinler, Endonezya, Ortadoğu, Nijerya ve Sudan'da çok şiddetli çatışmalar oldu.

Bunun iki nedeni var.

Müslüman dünyası, bu tür çatışmaları engelleyebilecek güçlü bir devletten yoksun. İkinci neden ise İslam ülkelerindeki genç nüfus, 16 ile 30 yaş grubundaki on binlerce Müslüman genç savaşmak üzere kolaylıkla seferber olabiliyorlar.’’

Huntington ABD'nin, Çeçenistan'ın geleceğini belirleyemeyeceğini belirttiği makalesinde şöyle diyor:

‘‘Çeçenistan'daki sorunun 200 yıllık mazisi var. Bu kriz, Müslümanlar ile Müslüman olamayanlar arasındaki küresel gerilimin sadece bir cephesi. Uzun vadede Rusya bu savaşı kazanamaz. Amerika da etkili olamaz.

Rusya'nın, farklı uygarlıkları bünyesinde barındıran imparatorluklar döneminin artık kapandığını görmesi gerekir. Rus liderliği, Mustafa Kemal Atatürk'ün gerçekçiliğini benimseyip çokkültürlü, etnik çeşitliliğe dayalı bir imparatorluk rüyasından vazgeçmelidir.’’

Bu tür makalelerin belli bir piyasası, siyaset biliminde ise belli bir tüketici kitlesi var. Dünya basını dikkatle izlenirse ‘‘herkes kendi uygarlığının içinde debelensin’’ görüşünün lobisini yapanların hiç de azımsanamayacağı görülür. Bu görüşlerin, Rusya'yı hırçınlaştırmaktan ürken Batılı siyasi çevrelere teorik bir gerekçe sunduğu da gerçek!

Oysa bu yaklaşımların temelinde büyük bir körlük, hatta tarihi bir sorumsuzluk yatıyor. Bu nedenle Gürcistan'da olupbitenleri ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in Tiflis'e yaptığı anlamlı ziyareti bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor.

Huntington'un miyopluğu ve kolaycılığına göre Çeçen krizi, Müslümanlar'la Ortodokslar'ı karşı karşıya getiriyor. Ve de Kafkasya, bugün Hungtinton gibilerin ayrımcılık tezlerinin ekmeğine yağ sürercesine ‘‘uygarlıklar çatışmasının’’ kıskacında.

Oysa Kafkaslar'da yaşananlar ‘‘bir şeyleri’’ tersyüz ediyor. Tersyüz ederken yeni küresel dinamikleri ve hassasiyetleri ön plana çıkartıyor.

Dünyanın önde gelen Kafkasya uzmanlarından Prof. Georges Şaraşidze'nin İdea Politika Dergisi'nde yayınlanan söyleşisinde belirttiği gibi: ‘‘Kafkaslar'daki yeni gelişmeler çok anlamlı. Gürcü dış politikası yeni bir yönlenme içerisinde; ilk defa Gürcüler, Çeçen ve İnguş mültecilere sınırlarını açıyorlar. Böyle bir duruma ilk kez şahit oluyoruz.

Kuzey Kafkasya'dan farklı olarak, Güney Kafkasya'nın Hırıstiyanlar'ı tarihte geleneksel olarak Ruslar'ın müttefiki oldular. Gürcülerin bugün sınırlarını Müslüman Çeçen ve İnguşlar'a açması bu geleneğin kırıldığını gösteriyor.

Bu tarihi değişim, petrol yolları, çeşitli ekonomik çıkarlar ve Rus politikası açısından çok önemli gelişmelerin habercisi.’’

Görüldüğü gibi Rusya'dan uzaklaşıp Türkiye'ye daha çok yaklaşan Gürcistan'ın dünyaya verdiği mesaj çok önemli. Hele her siyasi gelişmeyi ‘‘dine’’ dayandırıp kolaycı sonuçlar çıkartanlar açısından!

Ama onlar ne görüyor, ne işitiyor. Huntington ve müritleri gibi!

Yazarın Tüm Yazıları