Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Zeynep Atikkan: İlk genel yayın yönetmenim


Zeynep ATİKKAN

İLK yayın yönetmeni ‘‘ilk öğretmen’’ gibiymiş.

İlk genel yayın yönetmenimin ölüm haberini alınca içimi kaplayan hüzünde hissettim bunu. Okula atılan ilk adımda ‘‘ilk öğretmenin’’ tarifsiz ayrıcalığı gibi. Bu meslekte de öyle işte. Muhabirlikle çıkılan basamaklarda ‘‘toy’’un ilk gazetesi, ilk genel yayın müdürü, ilk tek sütun haberi, ilk imzalı haberi, ilk manşeti, ilk atlatma haberi, ilk ödülü, ilk transferi ve daha bir dizi ‘‘ilk’’. Çok belirleyici, iz bırakıcı bir dizi ‘‘ilk’’. Benim mesleğe başladığım yıllardaki ‘‘ilklerimin’’ hepsinde Nezih Demirkent var. Demirkent'in Hürriyet Gazetesi'ndeki genel yayın müdürü olduğu yılların bir ‘‘kesiti’’ yani.

O yılların karelerine gönderme yapınca çok önemli bir noktayı yakalıyorum. Demirkent mesafesi ve ulaşılmazlığında her zaman yanında çalışanları ‘‘sahiplenmek’’ vardı.

* * *

Nezih Demirkent'in Hürriyet'teki genel yayın müdürlük yılları bitti. Bu sahip çıkıcılığın çapı, kapsamı ise giderek genişledi. Bütün gazeteciliği kapsamı altına alır oldu. Demirkent'in kurduğu Dünya Gazetesi, pek çok işsiz gazetecinin limanı olmaya başladı. Herkesin birbirinin üstüne basıp geçtiği, ‘‘dayanışmanın’’ ‘‘dinozorluk’’ diye tanımlandığı bir dönemde o, tavizsiz bir ‘‘sahip çıkıcıydı’’. Bunun adını koymadı, ama uyguladı.

Gazetesini ‘‘limanlaştırmakla’’ kalmadı, meslek ilkelerini de sahiplendi. Her hafta salı günleri yayınladığı yazılarla medyayı acımasız biçimde eleştiriyordu. Gazeteciliğin ‘‘medyalaşma’’ sürecinde ‘‘Demirkent duruşu’’ ve ‘‘pozisyonu’’ oldu her zaman. Bu pozisyonla da bir ‘‘dönemin bir başka sesi’’ olmuştu artık. Amacı mesleğe sahip çıkmaktı.

Arşivimdeki 24 Ekim 2000 tarihli yazısını yeniden okudum geçen gün.

Şöyle demiş Demirkent:

‘‘Sanırız aramızda gazetecilikten çıkar sağlayanların sayısı hayli fazla. Ve bunların önemli bir bölümüne saygıyla yaklaşarak yanlış yapıyoruz. (...) Her çeşit pisliğe karışmış insanlarla birlikte çalışıyoruz. Onları teşhir edemiyor, meslekten uzaklaştıramıyoruz. Bunu ‘toplumun her kesiminde oluyor' diye savuşturmak mümkün değil. Medya, toplum adına gerçek görevini yapmak zorunda. Bu bakımdan, meslek kuruluşlarına ve yapıları ne olursa olsun medya kuruluşlarına büyük ödev düşüyor. ‘Nereden buldun' diye sorulmadıkça kirlilik sürecektir!’’

‘‘Sahip çıkıcılık’’ derken vurgulamak istediğim de bu işte. Çocuklar gibi meslekler de, kurumlar da ‘‘sahiplenilerek’’ gelişir. Her türlü saldırıdan korunur.

* * *

İlk yayın yönetmenim işte bu hasletiyle ‘‘ilk öğretmenim’’ gibiydi. Yanında gazeteciliğe başlamış olanları her aşamada sahiplendi. Başarılarıyla iftihar etti. Bunu dile getirmekte cömert davrandı. İşini kaybedenlere gazetesini açtı. Emeklilere kol kanat gerdi. Ve de ‘‘gazetecilik ilklerinin’’ tavizsiz savunucusu oldu.

Boylu boslu, kocaman Nezih Bey, bir şeyleri hep ‘‘sahiplenmeye devam edecek’’ diye düşünürdüm. Ölümü hiç yakıştıramadığım insanlardandı.

İlk genel yayın yönetmenimi saygı ve sevgi ile anıyorum. Allah rahmet eylesin.

Ailesinin ve gazetecilerin başı sağ olsun.

X