GeriZeynep ATİKKAN Zeynep Atikkan: Çifte standart
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Zeynep Atikkan: Çifte standart


Zeynep ATİKKAN

BAŞBAKAN'ın, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı Talat Şalk hakkında söyledikleri yenilir yutulur gibi değil.

Beyaz Enerji Operasyonu soruşturmasını sürdüren Şalk için Başbakan şöyle diyor:

‘‘Devletin saygınlığına gölge düşürmüştür. Gereken yapılacaktır.’’

Gereken yapılıyor. Başbakan'ın bu açıklamasından hemen sonra Adalet Bakanlığı, DGM Savcısı hakkında soruşturma açıyor.

Meselenin özü şu: Her boyutuyla buram buram pislik kokan Beyaz Enerji Operasyonu kapsamında Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı Talat Şalk, IMF, Dünya Bankası ve AB'nin Ankara temsilciliklerinden bilgi istiyor. Bu kuruluşlara gönderdiği mektupta, ‘‘Enerji ihaleleriyle ilgili olarak tarafınızdan yapılmış tavsiye, direktif ve talimat var mı?’’ diye soruyor. Kendisine birtakım bilgiler ulaşıyor.

* * *

Başbakan'ın suçlamasına da Şalk, ‘‘Ben özgürüm, bugüne kadar yetkilerimi kullanmakta aciz olmadım. Bundan sonra da olmam’’ yanıtını veriyor.

Olayın kabaca seyri böyle!

Bu olayın seyrinde ilginç bir tesadüf söz konusu. DGM Savcısı, 20 Ocak 2001 tarihli bir mektupla bu bilgileri üç kuruluşun Ankara temsilciliklerinden istiyor. Bu arada 19 Ocak 2001 tarihli Financial Times Gazetesi'nde çok ilginç bir yazı yayınlanıyor. Ve nedense kimsenin ne dikkatini, ne de tepkisini çekiyor.

Bu yazıda, ‘‘Aralık 2000'de Türkiye'de yaşanan ekonomik krizin nedenleri’’ sıralanıyor. Krizin nedenleri sıralanırken ‘‘yolsuzluklara’’ hatırı sayılır bir bölüm ayrılıyor. Ve özellikle enerji alanında gerçekleşen özelleştirmenin ‘‘şeffaf olmadığı’’ belirtiliyor. Bu durumun ciddi olduğu ve de rekabeti engellediği belirtiliyor. (23 Ocak 2001 tarihli yazımda bu konuya değinmiştim.)

Bu saptamayı yapanlar sıradan insanlar değiller. İktisatla ‘‘hobi’’ olsun diye de ilgilenmiyorlar. Aralık 2000 kriziyle ilgili görüşlerini açıklayanlardan birisi, Dünya Bankası'nın Ankara'daki temsilcisi Ajay Chhibber. Diğeri ise gene Dünya Bankası'nın Avrupa ve Orta Asya'dan sorumlu Başkan Yardımcısı. Türkiye'nin eline tutuşturulan istikrar paketinin IMF ve Dünya Bankası'nın ortak tasarımı olduğu dikkate alınırsa, bu yazı kadrosunun ilginçliği de ortaya çıkıyor!

Yukarıdaki sözler, anlayanlar için, ‘‘enerji sektöründe ciddi yolsuzluklar var. İşler kuralına göre yapılmamıştır’’ anlamına gelir.

Birbirine çok yakın olan bu iki tarih üzerinde ilişki kurulur kurulmaz, bu işin başka bir boyutu. Ancak ne kadar ilginç ki Dünya Bankası'nın memurları bir gazete yazısıyla ‘‘Türkiye'de yolsuzluk yapılıyor’’ diye cihana ilan ediyorlar. Kimseden ses çıkmıyor. Ne hükümetten, ne muhalefetten, ne kimseden.

Kimse çıkıp da bu zevata ‘‘daha düne kadar siz, her şeyin iyi gittiğini söylüyordunuz’’ diyemiyor. Bu sözler küçümsenecek ‘‘ithamlar’’ değil. Nedense ne ‘‘onur’’ meselesi oluyor, ne de ‘‘devlet sorunu’’.

* * *

Ama bir savcının sürdürdüğü soruşturma için bilgi istemesi ortalığı birbirine katıyor.

Savcı suçlanıyor. Tıpkı ‘‘yolsuzlukların üzerine gidilmeden hiçbir istikrar programının ve siyasi reformun yapılamayacağını’’ söyleyenlerin vatan haini diye lanse edilmeleri gibi.

Nedir bu hükümetin istediği? Gazeteci ‘‘siyaha’’ ‘‘beyaz’’ diyecek. Tezek kokusunu hanımeli parfümü diye tasvir edecek.

Yolsuzlukları araştıran hukukçu ‘‘bilgi’’ istemeyecek. Yargıya müdahale doğal karşılanacak.

Hiçbir şey eleştirilmeyecek. Söylenmeyecek, yazılmayacak. Yağ çekilecek, yalakalık edilecek.

İstikrar sağlanacak istikrar!

Göz bebeğimiz gibi koruduğumuz istikrar.

X