Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Zeynep Atikkan: Ait olmak


Zeynep ATİKKAN

ÇOK enderdir insanların ‘‘içini’’ bu kadar açabilmesi. Yervant Özuzun'un kaleme aldığı ‘‘Ermeni Olmak’’ başlıklı metnin değeri de burada.

Beraber yaşayan insanlar, ancak birbirlerinin duygularını tanıyarak varlıklarını anlamlı kılabilirler. Ortak yaşam ‘‘ortak hassasiyetlerle’’ zenginleşir.

Bunun da yolu tanımaktan, anlamaktan geçiyor. Aşağıdaki metni ben bu duygularla okudum. Ve ‘‘ilk kez’’ bu sütunu bir başka kaleme açarken samimiyetle dile getirilmiş bir şeyleri size ulaştırmak istedim.

* * *

‘‘Günlük yaşantımda farklı kökenden biri olduğumu çoğu kez hatırlamam. Aşım, işim, hobilerim, zevklerim bu ülkedeki insanlarla aynıdır.

TV'de izlediğim acı haberle üzülür, bir başka programda herkesle gülerim. Fasıl dinler, Türk müziğinden keyif alırım. Tuttuğum takımın galibiyetine de, oy verdiğim partinin seçim kazanmasına da, enflasyonun düşmesine de sevinirim.

Ermeniliğimi hiç hatırlamam.

Sivil toplum örgütlerinde Yılmaz, Metin, Fuat gibi isimlerle beraber çalışırken, deprem gecelerinde Türk komşularımla kader birliği yaparken Ermeniliğimi hiç hatırlamam.

Bir esnaf ve işçi lokantasında kuru fasulye yanında bir de turşu varsa bayılırım. Değişik görüşten dostlarla sohbet ederken...

Ermeniliğimi hiç hatırlamam.

Kimi zaman da Ermeni olduğumu bilirim, hatırlarım. Bu, bana doğal gelir, huzur verir. Komşum Kemal Ağabey'in, kapıcımız Mahir Bey'in, bir dostun cenazesinde saftaki cemaatin arkasında dururum. Müslüman dostlarla acı tatlı günlerimizde birbirimize gidip geliriz bunlar bana huzur verir.

Ermeniliğimi keyifle hatırlarım.

Cumhuriyet ve 23 Nisan bayramlarında, Ermeni Okulu şeref tribünü önünden geçerken alkışlara katılır, gurur duyarım. Davet edildiğim iftar sofralarında bulunmaya özen gösteririm.

Ermeniliğimi keyifle hatırlarım.

Kiliseye giderim, gençlerimizin oyunlarını izler, konserlerini dinlerim. Dolmabahçe Sarayı'nın önünden geçerken, Ortaköy Camii'nin yanında çay içerken, Beyazıt Kulesi'ni gördüğümde Balyan Kalfa ile gurur duyarım. Ara Güler, Agop Arad, Onno Tunç, Nubar Terziyan, Tatyos, Nigogos, Artaki, Bimen, Güllü Agop, Minakyan bana kimliğimi hatırlatır.

Ermeniliğimi kayifle hatırlarım.

Kimi zaman da Ermeni olarak yaşamanın üzüntüsünün ne olduğunu duyarak yaşarım. Her kötü olayda ‘Ermeni parmağı', her kötü kişide ‘Ermeni kökeni' arandığında ‘...bir komşumuz vardı' diye başlayan nostalji edebiyatını okuyup dinlediğimde, Anadolu'da Ermenilere ait eski mezarlıklar toplu katliam yerleri olarak gösterildiğinde...

Ermeniliğimi üzüntüyle hatırlarım. İki dudak arasından çıkacak bir kararla veya iki cümlelik bir yasayla çözümlenecek sorunlarımızın yıllardır sonuçlanmayışını, kamu görevinden uzak tutulmamızı, bizim de parlamentomuz olan TBMM'de temsil şansı bulunmayışımızı düşündüğümde, Ermeniliğimi üzüntüyle hatırlarım.

Yaşlı ve kimsesizler için, bakıma muhtaç özürlüler için, belki de kendi geleceğim için evimi, huzurevimize, yetimhanemize bağışlayamayacağımı, vaftiz kaydımın bulunduğunu, düğünümün yapıldığı kiliseye (işyeri olan çevresinde oturmuyorum diye) yönetici olamayacağımı bilirim.

Ermeniliğimi üzüntüyle hatırlarım.

Ve... Soykırım oldu mu, olmadı mı? Ermeniler mi Türkleri, Türkler mi Ermenileri diye başlayan soruların bizlere yöneltilmesine, doğruya ulaşma yolunun siyasetle kesilmesine üzülürüm. Üzülürüm de elimden bir şey gelmez.

Ermeniliğimi üzüntüyle hatırlarım.

Ermeniliğim nedeniyle üzülmek istemiyorum. Konusu Ermeni olmayan TV programı izlemek, Ermeni sözcüğünün geçmediği yazılar okumak, Ermenisiz konuşmak istiyorum. Ermeni ve azınlık olarak yaşamanın ne demek olduğunu çok iyi anlıyorum. Ama anlatamıyorum.’’

Yervant ÖZUZUN

X