Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yok olan ve eklenen koku

DÜN gece, ardından gelecek ağır sağanağı, doluyu haber veren ilk yağmurun ardından Cinnah Caddesi çevresindeydim.

Çevre Sokak’ta (ki Üsküp Caddesi diyorlar şimdi, daha doğrusu demiyorlar hala eski adıyla anılıyor) günlerdir, hatta Farabi bağlantısı da düşünülürse haftalardır sürdü, sürüyor çalışmalar.

“Kent hali” dedim devam ettim yola...
Otomobilin penceresini de açtım.
Açtım ki, az önce yağan yağmurun kokusunu, esintisini alayım içeriye... Yaz sıcağında bir serin “an”ın temasını hissedeyim.
Ancak Bakanlıklar kavşağına inerken dayanılmaz bir koku doldu içeri.
Hani alt geçitler hep kokar, defalarca yazdık, onlarca kez haberini yaptık.
Ama dün gece en beter haliydi.
Pencereyi kapattım ama nafile...
Yolun devamındaki alt geçitlerde de sürerek, sarmıştı caddeyi koku.
Sanki ağaçların yapraklarına bile sinmişti. Her esintide ayaklanıyordu....

Daha önce şehir hayatından çekilen, yok olan kokular bağlamında örnek vermiştim...
Patrick Süskind’ın “Koku” romanının ana karakteri Jean-Baptiste
kokulara karşı son derece duyarlıdır.
Ve bedeli ne olursa olsun kokulara ulaşmaya, onları üretmeye çalışır.
Ama kendi kokusu yoktur.
Bunu ilk kez sütannesi fark eder, “Bu bebek hiç kokmuyor” der ve ekler:
“Benim çocuklarım, bir insan yavrusu nasıl kokması gerekiyorsa öyle kokar. Ama bu çocuk beni dehşetlere salıyor, çünkü bu çocuk gibi kokmuyor...”

Evet biz de şehirde yitirdik kokuları.
Hiç kokmayan güller, özsuyu kokusunu yitiren papatyalar, eskisi gibi kokmayan domatesler, elmalar, hatta ekmekler...
Ya da çiçekçide, “Bu çiçekler hiç kokmuyor, çiçek gibi kokmuyor” diyen bir Sevgililer Günü alıcısı.
Yağmur yağdığında Bahçelievler’i, Emek’i saran ıhlamur, iğde ağaçlarının kokusu da yok artık.

Ama Ankara’da yaşamımıza eklenen kalıcı, ağır kokular var.
Bu ne bireysel bir izlenim, ne de hassas bir burnun geçici algısı....
O kokuyu da anlatır Süskind romanında... 18. Yüzyıl Paris’ini aktarırken, “caddelerin gübre, avluların sidik koktuğunu” yazar.

Bir yanda yiten kokular...
Diğer yanda, kabahati her seferinde başka bir nedene; Ankara Çayı’na, yanlış bağlantılı alt geçitlere, kanalizasyon sistemine, rögar bakımsızlığına
bağlanarak kente eklenen kokular.
Bir Başkent’in böylesine koktuğunu yazmaktan, esef duyuyorum.
X
YAZARIN DİĞER YAZILARI