Yeter! Söz milletin...

Yalçın BAYER

Meclis tatilde yurttaş nöbette

Tüm ülkedeki Aydınlık için Yurttaş Girişimleri arasındaki eşgüdümü ve dayanışmayı kolaylaştıracak bir iletişim ağı, bir büyük 'yurttaş buluşması' yaratmaya çalışıyoruz. Tanışarak, danışarak çok daha güçlü ve etkili olacağız. Bizim numaralarımızı adresimizi lütfen not ediniz ve lütfen sizinkileri de bize ulaştırınız.

(Tel: 0212-245 56 02/3, Faks: 245 56 04) AYDINLIK İÇİN YURTTAŞ GİRİŞİMİ

Şişli'yi imar haydutları bastı

Gayrettepe Gayret Sokak'ta bir apartman inşaatı başladı. İmarlı olup olmadığını bilmiyoruz. Adamlar o kadar cüretkâr ki, trafiği bir paravana ile kapatarak yolun altında kazı yaparak yer kazanıyorlar. Su, elektrik, telefon hatları salkım saçak ortada... Gece araçlar paravanayı kenara çekip yol almak isterken, yolun altının boş olduğunu bilmiyorlar. Büyük bir facia olursa sorumlusu kim olur bilemem! Ayrıca hafta sonu da çalışıyorlar. Mahalleli olarak sabah erkenden başlayan gürültüden mustaribiz. ‘‘Bakın mahallede uyuyan küçük bebeler var'' diyoruz, işçiler bize keserle saldırıyorlar. Mal sahibini uyarıyorum, ‘‘Veririm 50 milyonu, yaparım işimi'' diyor. Karakol bir şey yapamıyor, zabıtalar gelip gidiyorlar.

Yetkin İŞÇEN-GAYRETTEPE

Kıyı yağmacılığı ‘‘Vahşi Batı’yı geride bıraktı

Geçen hafta Bodrum'un Gökçebel köylülerinin yörelerinin nasıl pervasızca kirletildiğinden yakınmalarına gözüm ilişince ‘‘ah'' diye hayıflandım. Kirletilen, rezil edilen salt Gökçebel mi? Güzel Ege'nin bilinen bilinmeyen bütün koyları, kıyıları yasa tanımayan rant yağmacılarının her türlü kıyı koruma ve imar yasa ve normlarını, kuşkusuz yetkililerinde ‘‘düşündürücü'' müsamahasıyla hiçe sayan vahşi saldırılarına uğramış değil midir?

20 yıldan bu yana ‘‘mavi'' yolcuyum. Felaket boyutlarına ulaşan kıyı yağmasını, yasadışı betonlaşmayı yakından izleyenler arasındayım. İki yıldır ‘‘mavi yolculuğa'' ara vermiştim. Kendimi ‘‘göz görmeyince, gönül katlanır'' diye avutuyordum. Ama 15-20 gün önce, arkadaşlarımın hatırını kıramadım ve yeniden ‘‘mavi'' yollara düştüm. Ve ‘‘cinayet''i bir kez daha misliyle katlanmış gördüm.

Marmaris'in ‘‘defteri'' çoktan dürülen ünlü yat limanı, Bozburun'un hemen yanıbaşındaki küçük Söğüt Köyü -Saranda- rant yağmacılığının son kurbanlarından biri. Sömbeki'ye -Simi- bakan bu şirin köyün kıyıları yasadışı yapılaşma ve kıyı yağmacılığında, ‘‘Vahşi Batı''yı geride bırakmış durumda. Bir-iki yıl öncesine kadar SİT alanlarına ve kıyılara çivi çakmaya kimsenin cesaret edemediği yörede, denize sıfır beton çirkinlikler tertemiz denizi ve çevreyi kirletmeye hazır. 80 odalı, ne idüğü belirsiz tarz mimaride otel, motel ve kat üstüne kat çıkılmış beton konut müsveddeleri, devletin tüm yasalarıyla alay ediyor. Devletin kıyı koruma ve imar yasalarına inat, yağma vahşet ölçüsünde artıyor. Yağmacılar, yetkililerin bağışlanmaz müsamahaları ve yasaların uygulanmasını bilinçli savsaklamalarından cesaret alarak talanı korkusuzca sürdürüyorlar. Böylece yağmacılar, başka yağmacılara örnek oluşturuyor.

TALANLA DA MGK MI UĞRAŞSIN?

Kimse, bu kadarı da olmaz, demesin. Söğüt de, Ege'nin kuşkusuz başka kıyıları da orada gözler önünde. Ayrıca bir şey daha; sözü edilen tüm bu yasadışı çarpık yapılaşma yerel otoritelerin saklısı değil. Yasadışı yapılar saptanmış, ilan edilmiş, mühürlenmiş, cezalar kesilmiş, yıkım kararları çıkartılmıştır. Ama iş uygulamaya gelince ‘‘otoriteyi'' koydunsa yerinde bul. Hepsi toz... Yağma ise, işinin başında. Yasaları göz göre göre uygulamayanların yakasına yapışacak bir yasa ve merci yok mu? Bu da mı MGK'ya gitsin? Yasaları bilerek uygulamayanlar ‘‘kıyı cinayetlerinin'' bilinçli ortakları, azmettirenleridir.

Sayın Muğla Valisi, kentin 1000 kilometreyi aşan kıyılarındaki izinsiz restoranları bir düzene sokacağından söz ediyor. Umarız başarılı olur. Ama iş bununla bitmez. Yasadışı yapılaşmanın da önü alınmalı, dahası unutulan dosyalar açılmalı, devletin yasaları uygulanmalıdır.

Ya devlet başa, ya kuzgun leşe. Başka seçenek yok.

Gürsel ÖZTÜRKU / MARMARİS

Mesaj Panosu

CAN ESEN'e... Kumsal Caddesi 19 numaradaki içkili lokantanın, varlığı, çöpü, aşırı müzik gürültüsü ve masalarını Evren Parkı'na taşıyarak çimlere ve fidanlara verdiği zararı, çevre sakinleri olarak bizler için tahammül edilemez boyutlara getirdiğini biliyorsunuz. Siz ada esnafının çıkarlarını halkın çıkarlarına tercih ederseniz, sandık sonuçlarına da katlanırsınız!

Çetin BAYRAMGİL-B.ADA

ÖĞRENCİLER, kendilerine en yakın okula giremiyorlar. Oğlum ticaret lisesinde okumak istiyor, Eyüp'teki okul ise Kemerburgaz'da. Bize en yakın okul olan Fatih Ticaret Lisesi ilçe sınırları dışında olduğundan, kayıt yapılmıyor. Eyüp'te dini eğitim veren bazı okullar meslek okullarına dönüştürülemez mi?

Nejdi UÇAR-EYÜP

BAKIRKÖY Zuhuratbaba Muhtarı Ünal Erol, neden nüfus sureti istediğimizde 'İşim var' diyorsunuz? Niye kayıtlarınıza bakma zahmeti göstermiyorsunuz?

Nuh METE-BAKIRKÖY

GÜNÜN SÖZÜ

‘‘İşsizlik sigortası, adaletsizlik, haksızlık, hatta gasbın üzerine örtülecek bir şal olarak görülemez''

(DSP İstanbul Milletvekili Cevdet Selvi)

X

Aşılar kapışılıyor 

COVID-19 salgının başında nasıl maske, solunum cihazı, eldiven gibi malzemelerin tedarikinde kavgalar yaşandıysa, aşı konusunda da açıkça olmasa bile benzer şekilde alttan alta kavga yaşandığı anlaşılıyor... Zengin ülkeler salgına son vereceği umuduyla bakılan aşı adaylarını daha Faz-3 safhasında iken ön sipariş verip almış. İngilizce bilenler bu konuda ‘Nature’ dergisinin en son sayısındaki ‘How COVID vaccines are being divided up around the world’ (COVID aşıları dünya çapında nasıl paylaşılıyor) adlı yazıyı okumalı...

COVID-19’a karşı aşı geliştiricilerinin, 2021’in sonuna kadar dünya nüfusunun üçte biri için yetecek doz yapabileceklerini tahmin ediliyor. Yazıda şöyle deniyor:

“Kuzey Carolina, Durham’daki Duke Küresel Sağlık İnovasyon Merkezi’nin tahminlerine göre, düşük gelirli ülkelerdeki insanlar aşılama için 2023 veya 2024’e kadar beklemek zorunda.”

Londra’daki yaşam bilimleri pazar analitiği şirketi Airfinity’nin CEO’su Rasmus Bech Hansen, üreticilerin kısa vadeli üretim tahminlerini zaman içinde azalttığını da söylüyor. Ancak yaygın dağıtıma en yakın görünen üç aşının üreticileri -AstraZeneca, Pfizer ve Moderna- 2021 için 2.6 milyar ila 3.1 milyar insanı kapsayabilecek 5.3 milyar doz üretim kapasitesi açıklıyor. Buna Rus ve Çin aşıları da ilave edilirse ne kadar olur bilmiyoruz...

Avrupa Birliği’nin 27 üye devleti, diğer beş zengin ülke ile birlikte, bu kapasitenin yaklaşık yarısını ön sipariş vermiş. Bu ülkeler, küresel nüfusun yalnızca yaklaşık yüzde 13’ünü oluşturmakta. Artık gerisini yorumlamak size ait... Türkiye’nin artık bu yüzden, rakamlar azdı çoktu, maskem gelmedi gibi kısır çekişmeleri bırakıp bir an önce aşı geliştirip üreten ülkeler arasına girmesi gerektiğini defalarca bu sütunlarda yazdık. Dün de yazmıştık. Türkiye, Erciyes Üniversitesi ve Koçak Farma ile birlikte bir aşıyı geliştirmeye çalışıyor. İnsan denemeleri başladı. Umarız bu çalışma Türkiye’de beşeri aşı konusunda bir çığır açar...

PETROLDE GERİ ADIM ATMAYIZ

TÜRKİYE, Akdeniz’de petrol aramayı durduruyor mu? Arkasında bir yaptırım olabilir mi?

Araştırmacı Ferruh Değirmen diyor ki:

Yazının Devamını Oku

Aşı olur muyum?

Tartışmaya hiç gerek yok. Sayıları toplayıp çıkarmaya, halkın kafasını daha fazla karıştırmaya da hiç gerek yok. Farz edelim vaka sayısı daha fazla veya daha az. Bu hastalara şifa mı olacak, ölümleri önleyecek mi? Şeffafmış, değilmiş, herkes yaşayıp bizzat görüyor. Dünya COVID-19 salgınına yol açan SARS-COV-19 virüsünün pençesinde. İşini kaybedenlerin, elinde avucundaki birikimi eriyip gidenlerin sayısı az değil. Esnaf, hizmet sektörü zor günler yaşıyor. Günlük yevmiyeyle geçinenler de zor durumda ister istemez. Bugüne kadar 10 bini aşkın kişi de bu virüs yüzünden hayatını kaybetti. Bu toplamalar, çıkarmalar, grafikler derde deva olmaz. Bunun çaresi ‘aşı’. Asıl soru, biz aşıyı niye yapamıyoruz veya niye geç başladık? Umarız yavaş da olsa bu alanda bir ilk olur. Hayırlı olsun diyoruz.

Bu konudaki gelişmeleri yakından takip eden Almanya’daki gazeteci dostumu aradım. Almanya’da 400 aşı merkezi kuruluyormuş. Ordudan yardım da istenmiş. Tabii onlar BionTech/Pzifer aşıyla başlayacaklar. Aralık ortasında aşı başlıyormuş. Onların da ilk hedefi öncelikle sağlık personeli, risk grupları, yaşlılar vs...  

SORUNLAR BİTMEYECEK

Dostlar soruyor... “Yalçın Bey, aşı olacak mısınız?” Hemen peşinen söyleyeyim. Ben ve eşim aşı olacağız. Bu kadar net. Türkiye’ye önce aralık-ocak-şubat ayında Çinli Sinovac şirketinden 50 milyon doz inaktif virüs temelli CoronaVac isimli klasik bir aşı gelecek açıklandığına göre. Bu inaktif virüs temelli klasik bir aşı. Türkiye, Endonezya ve Brezilya’da denendi. Ciddi yan etkisi görülmedi. Uğur Dündar önceki akşam Halk TV’de ilk aşıyı olmak üzere başvurduğunu açıkladı.

Ayrıca bu virüse karşı tek çare aşı. Ancak aşı bulundu ama tehlike henüz geçmedi... Her şey normal seyrederse aşılamaya 14 Aralık’ta başlanacak. Bu aşının iki doz halinde yapılması, kanda antikor oluşturması birkaç hafta sürecek. Bu yüzden ‘maske, mesafe ve hijyen’ kuralına devam edeceğiz. “Aşı geldi, dertler bitti” yok, bunu da peşinen söyleyelim. Aşı rahatlatacak ama her şey değil. Bunu da bilelim.

GÜNÜN SÖZÜ
“BAZEN sadakat, yapmak istediklerinin önüne geçer. Bazen anlatacağın şey senin sırrın değildir.” Stephenie Meyer

YAZ SAATİ HESABI

Yazının Devamını Oku

İsteyen isteyene!

TESK Yönetim Kurulu üyesi, Malatya Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği (MESOB) Başkanı Şevket Keskin, koronavirüs salgını nedeniyle tedbir amaçlı işyeri kapanan ve işleri düşen esnafa geçici süreyle en az asgari ücret desteği sağlanmasını, esnaf kredilerinin ve vergilerinin en az Haziran 2021’e kadar ötelenmesini, küçük esnaf ve sanatkârdan 2020 dönemine ilişkin vergi alınmamasını istediklerini bildirdi.

Keskin, Cumhurbaşkanı’nın esnaf ve sanatkâra dönüp bakmasını talep ettiklerini bildirirken “Süpermarketlere pandemi de giremiyor, devlet de giremiyor” deyip şunları ekledi:

“Seçim günlerinde bizimle beraber olanları, kötü günde, hastalıkta da görmek istiyoruz.”

DEVLETİMİZ ACİZ DEĞİLDİR

TÜRK Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, kamuoyunda yer alan “Meslek liselerinde sıkıntılar yaşanıyor, canlı derse öğrenci gelmiyor, ek ders ücreti kesiliyor, ek ders ücreti ödemelerinde illere göre ve hatta okullara göre farklı yorumları görüyoruz” şeklindeki açıklamalar üzerinden değerlendirmede bulundu ve özet olarak dedi ki:

“Devletimiz öğretmenin üç kuruşluk ek ders ücretini ödemeyecek kadar aciz değildir.”

Herkes perişan, yoksulluk diz boyu...

CHP ÖZÜNE DÖNMELİ

SADETTİN Tantan

Yazının Devamını Oku

Rehavet buraya kadar!

Türkiye’de gündem her zaman yüklü. Bazen sabahtan akşama değişiyor. Ama Türkiye’de gündemin hiç değişmeyen ilk üç maddesinden biri “Ne zaman normale döneceğiz”dir. Yani SARS-COV-19 virüsünün yol açtığı COVID-19 salgınının ne zaman biteceğidir. Bu zor bir sorudur.

Salgının ne zaman biteceğinden ziyade, yeni normale ne zaman döneceğimizdir soru. Salgının ikinci dalgası, sadece Türkiye’yi değil tüm dünyayı daha şiddetli vuruyor. Sayılar ortada. Bir kısmı asemptomatik, hafif atlatan olsa bile 30 binlere dayandı. Etrafa bakıyoruz. Herkesin gözünde bir endişe, korku. Çorlu’daki bir aile dostumuza da bulaştı, yüreğimiz ağzımıza geldi, neyse ki atlattı... Ama asıl sorun sağlık sisteminin kapasitesi. Bunu unutmayalım.

Almanya’dan bir dostumuzla dün telefonla konuştuk. Vaka sayısı orada 20 bin civarında. Ama ölüm oranı bize göre çok yüksek. Yaşlı nüfusun etkisi var. Her ölüm bir can. Çok Türk de vefat etmiş oralarda. Almanya yarım karantina uyguluyor bizim gibi salgını yavaşlatmak için. Tam kapanma mümkün değil. Dostumuz Almanya’daki Sueddeutsche Zeitung gazetesindeki başmakaleyi okudu bize. Makale “Siyaset sınıra dayandı” diyor. “İlk dalgada halkta belirsizlik, korku hâkim olduğu için iktidardaki siyasetin taleplerine herkes uydu. Ama şimdi insanların yılgınlık, bıkkınlık, ekonomik kayıpları yüzünden siyasetin işi zor” diyormuş. Bizdeki gibi. Kurallara uyan azaldığı için vaka artıyor.

MERKEL: AKLINIZI BAŞINIZA ALIN

Dünyanın en güçlü ekonomilerinden birine sahip Almanya’da Şansölye Angela Merkel, perşembe günü halka yaptığı çağrıda, korona yüzünden hükümetin aşırı borçlandığını söylemiş ve salgından etkilenenlere verilen desteğin de bir sonu olduğunu hatırlatmış, bu yardımların ilelebet sürmeyeceğini söylemiş. Yani “Nicht bis ultimo” terimini kullanılmış. Bir yerde “Aklınızı başınıza alın” demiş... Biz de artık “rehaveti”, “Bana bir şey olmaz” fikrini bırakalım. Bu salgının yayılmasını durdurmak için maske, mesafe ve hijyen kuralından taviz vermeyelim. Rehavet buraya kadar. 

GÜNÜN SÖZÜ
“‘FETÖ’nün Üvey Çocukları-Fethullah Gülen Öldü’ kitabını yazan ben, tehdit altındayım. Vali beye duyuruyorum: Ben Ankara’da oturuyorum, eski milletvekili, araştırmacı ve yazarım.” Tevfik DİKER.

‘Antalya’yı Silikon Vadisi yapacağız’

Yazının Devamını Oku

Yerli korona aşısında umut verici adımlar

Almanya’daki dostumuz anlatıyor: “Merkel, dün sabah halka seslendi: ‘Enfeksiyon sayısında acil olarak eğilimin tersine çevrilmesinde henüz başarı sağlanamadı. Bu bizim elimizde, güçsüz değiliz’ dedi. Türkiye’de Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da her akşam yineliyor aynı çağrıyı. Maske, mesafe, hijyen kuralını sürekli hatırlatıyor.

Bu salgına karşı tek çare, aşı. Prof. Dr. Uğur Şahin ve Prof. Dr. Özlem Turacı’nın sahibi oldukları BionTech ile ABD’li ilaç şirketi Pfizer’ın ortaklaşa geliştirdikleri aşı yarışta ipi ilk göğüsledi. Ardından Çin, İngiliz ve ABD’li şirketlerin geliştirdiği aşılar da peyderpey geliyor. Bunlar umut verdi insanlığa.

Aşı tamam da, başta herkese yetecek kadar yok. Her ülke kendisi kurtaracak miktarda doz aşı tedarik etmeye bakıyor. Savaş gibi. Herkes kendi cephesini tahkim ediyor. Türkiye de aynı çabayı gösteriyor. Bunun için aşı tedarik kavgası da çok büyük.

Aşı, ilaç, dünyada hep stratejik ürünler olmuştur. 30 yıldır aşı ithal eden Türkiye’de şimdi beşeri aşı geliştirme çalışmaları sürüyor. Önce meslektaşımız Muharrem Sarıkaya 23 Ekim 2010 günü Habertürk’teki köşesine şöyle yazıyor:

‘O günlerde tartıştığım dönemin Sağlık Bakanı merhum Halil İbrahim Özsoy, dışardan 25-50 Cent’e satın almak varken, neden 2 dolar harcama yaparak aşı üreteceklerini sorgularken, ‘Stratejik de onun için’ yanıtını vermiştim. Bakan Özsoy da ‘dünyada aşı üretenlerin çoğaldığını, dolayısıyla stratejik ürün olmaktan çıktığını’ söylemişti. Merhum Özsoy üç dönem ANAP’dan Afyon milletvekilliği, 1997–1999 arası Sağlık Bakanlığı yapmış. Yorumu size ait.’ Türkiye’de 15 civarında yerli aşı projesinin devam ettiği açıklandı. Bunlardan Erciyes Üniversitesi’nde Aşı Araştırma ve Geliştirme Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde geliştirilen ‘ERUCOV-VAC’ aşı adayı sanırız öne gidiyor. Birkaç gün önce ilk fazda 44 gönüllüye uygulandığı bildirildi. Koçak Farma’da GMP şartlarında üretimi yapılan inaktif aşı adayını başarıya ulaşacağını umuyoruz. Teknoloji tüketicisi olduğumuz aşikâr. Ama üreticisi olmalıyız. Bu aşı da umarız tıp alanında örnek olur. Almanya’da yaşıyorum. Almanca bir deyiş var: ‘Not macht erfinderisch’, yani ‘Zor durumlar insanı yaratıcı yapar’. Bu da böyle bir şey oldu galiba. Dünyanın salgın ile birlikte bilginin çok değerli olduğu bir türbülanstan geçtiğini unutmayalım.”

GÜNÜN MESAJI
“‘REFORM’ adı altında ne yapıldıysa bizi geri götürdü. Ben hukuk reformu değil, devrimi bekliyorum. İktidardan reform konusunda hiç umudum yoktur.”
Avukat Celal ÜLGEN

‘KEŞKE HAKLI ÇIKMASAYDIM’

Yazının Devamını Oku

Memurluk azalıyor, geçici işçilik artıyor

GENEL-İş Sendikası’nın COVID-19 Sürecinde Kamuda İstihdam Raporu’nun 5’ncisinde Türkiye’de her 100 kişiye 4 kamu personelinin düştüğü ortaya çıktı. 

Ülkemizde, GSYH içerisinde kamu harcamalarının oranı oldukça düşüktür. OECD ülke ortalamasına göre GSYH içinde genel kamu harcamalarının oranı yüzde 42.12 iken, Türkiye’de bu oran yüzde 35’tir. Türkiye’de kamu harcamalarının oranı birçok Avrupa ülkesine göre de düşüktür. Ayrıca kamu istihdamının toplam istihdam içindeki payı OECD ülke ortalamasının altındadır. Türkiye’de bu oran yüzde 10.77 iken OECD üye ülkeler ortalamasında yüzde 17.69’dır.

2017 yılında OECD ülkelerinde yıllık büyümenin kamu istihdamındaki artışa oranlarını incelediğimizde, ekonomik büyümenin Türkiye, İtalya ve Macaristan’da kamuda istihdamını arttırmadığı görülmektedir. 2015-2020 yılları arasında kamuda istihdamın yüzde 35.7 arttığını söyleyebiliriz. 2015 yılında 3 milyon 520 bin 530 kişi olan kamu sektörü istihdamı, 2020 yılında 1 milyon 258 bin 822 kişi artarak 4 milyon 779 bin 352’ye çıkmıştır.

OECD üye ülkelerin ortalamasında kadınların kamu sektöründe istihdam oranı yüzde 60, erkeklerin yüzde 40’dır. Türkiye’de kadınların kamu sektöründe istihdam oranı yüzde 25.31, erkeklerin ise istihdam oranı yüzde 74.69’dur.

Türkiye’de her 100 kişiye 4 kamu personeli düşüyor. İstihdamı en fazla artan bakanlık Milli Eğitim, en fazla azalan bakanlık ise Milli Savunma Bakanlığı; kamuda en güvenceli istihdam biçimi olan ‘memurluk’ yerini ‘sürekli işçiliğe’ bırakıyor. Belediye şirket işçilerinin sayısı 494 bin 510 kişiye ulaştı.

NE İSTENİYOR?

Türkiye işçi sınıfı güvencesiz, esnek ve kuralsız çalışma koşullarının giderek arttığı, sendikalaşma olanaklarının giderek azaldığı, çalışma yaşamının emekçiler açısından kötüleştiği bir süreci yaşamaktadır. Bu sorunların çözümü ancak sendikal hak ve özgürlüklerin tam olarak sağlandığı eşitlik ve adalet temelli bir sosyal devlet ile sağlanabilir.

İŞTE GERÇEK SAYILAR: ÜÇ BÜYÜK İLDE 315 ÖLÜM

CHP

Yazının Devamını Oku

Bir tuhaf Bodrum kışı!

Bodrum’da yaşayan Can Pulak bir ‘Bodrum fotoğrafı’ çekmiş, okuyunca üzülmemek elde değil. Diyor ki:

“Çok kurak bir yıl geçiriyoruz. Bodrum, Türkiye’nin her bölgesi doğru dürüst yağış görmedi. Zeytinler ve narlar bir tuhaf. Zeytinde yok yılı yaşıyoruz. Uzmanlar mevsimlerin kaydığını, bazı sebze, meyve ve bitkilerdeki tuhaflığın bundan kaynaklandığını söylüyorlar.

Millet korona ile uğraşırken, Bodrum’da hâlâ denize girenler var. Yazlık evlerini kapatmayıp İstanbul ve Ankara’ya dönmeyenler, düşman çatlatıyorlar sanki. Şehir çok kalabalık, trafik yazdan beter, kentin anayollarının bir kısmı kilitleniyor adeta. Ne kadar çok kepçe-dozer oldu Bodrum’da; yatırım aracıymış, inşaatçılara kiralanıyor. Çağırıp gösterdiğin yeri sorgusuz sualsiz kazıyorlar, yeşili biçip ortalığı dümdüz ediyorlar. Kimseden izin aldıkları filan yok. İnşaat yasağı bitti ya, yarımadanın her tarafı şantiye halinde. Dağları deviriyorlar. İnşaat iznini kim veriyor? Yol, su, elektrik gibi altyapıyı nasıl getiriyorlar?

Büyükşehir Belediyesi Yasası’yla köyleri mahalle haline getirdiler. O güzelim köyleri gidin görün nasıl bitirdiğimizi. Köyde apartmanlar olur mu, ben söylemeyeyim de siz görün nasıl olduğunu. Kenti de köyü de mahvettik. Bodrum’un altyapısı 100 bin nüfusa yetmiyordu. Şimdi nüfus 400 bini aştı, inşaatlar tüm hızıyla sürüyor, altyapı ise yerinde sayıyor. Kanal projesi İstanbul’u mahvedecek, doğru. Peki İstanbul’un dışındaki kentler ve köyler ne durumda, farklı mı sanki? Hele Ege ve Akdeniz bölgesi, akıl alır gibi değil. –Yalçın Bayer, Marmara kıyıları ve Trakya’da da benzer tabloyu anlatıyordu- İnanılmaz bir göç var buralara. Nüfus şiştikçe şişiyor sahil köy ve kentlerimizde. Ama hepsinin altyapısı perişan ve yetersiz. Bu göç aynı hızla devam ederse ve yetkililer de sorumsuzluk ve duyarsızlıklarını sürdürürlerse, İstanbul’da yaşanan rezaleti yakında çok yerde yaşarız.”

YANDAŞA HAVALİMANI İHALESİ YENİ BİR VAHAMETİN HABERCİSİ

İHALESİ 15.12.2011’de, yer teslimi 15.03.2013’te gerçekleştirilen Çukurova Bölgesel Havalimanı temeli 28.05.2013’te atılmış, sözleşmeye göre 2016 yılı Mart ayında bitirileceği belirtilmesine rağmen 2020 yılının sonlarına geldiğimiz şu günlerde havalimanındaki keşmekeş ve kaos hali devam ediyor, dedikten sonra şunu belirtmek isteriz. Böyle büyük boyutta bir ihalenin AKP’li de olsa Trakya doğumlu bir işinsanına verilmesi ilk kez oluyor. Muhalefetin Adana milletvekilleri bu havalimanı inşaatı için çok uğraştılar; önergeler verdiler, sorular sordular. İktidarın umurunda bile olmadı. Bu süreç önemli; sorunu yakından takip eden CHP Adana Milletvekili Dr. Müzeyyen Şevkin ile konu üzerinde görüştük. Özetle şu bilgiyi verdi:

“Son olarak 20 Kasım 2020 Cuma günü gerçekleşen üstyapı ihalesinde en uygun teklifi 297 milyon 100 bin Euro+KDV karşılığında yerel seçimlerde AKP’nin Çerkezköy belediye başkan adayı olan, halen Kapaklı OSB Yönetim Kurulu Başkanlığı yapan Süleyman Kozuva’nın sahibi olduğu grup şirketleri Favori İşletmecilik AŞ/YAKO Tekstil Sanayi ve Dış Ticaret AŞ ortak girişiminin alması dikkat çekicidir. İhalenin yandaşa verilmesi yeni bir vehametin habercisidir.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu son olarak 1 Temmuz 2020’de soru önergemize verdiği yanıtta ‘Çukurova Bölgesel Havalimanı Altyapı Tesisleri Yapımı’ işinin yüzde 73’ünün tamamlandığını söylemiş ancak son açıklamasında yapım işinin yüzde 85’inin tamamlandığını belirtmiştir. Burada da bir çelişki hâkimdir. İlk ihalesi 2011’de gerçekleşen, temeli 2013’te atılan havalimanı inşaatının şimdiye kadar altyapısı için 3, üstyapısı için 5 ihale tarihi ilan edildi. Havalimanı yapılamadı ama 7 bakan eskidi. Havaalanı her iki kente de uzaktır. (Mersin merkezden 44.5 km, Adana merkezden 36 km) Bilirkişi raporları 1. sınıf topraklarının tarım alanı dışına çıkarılmasının kamunun yararına olmadığını, ekolojik dengenin bozulacağını belirtmiştir. Çukurova Havalimanı ile 8 milyon 700 bin metrekarelik mutlak, sulu tarım alanları yeni yapılaşmalara kurban edilmektedir.

Halbuki konumu nedeniyle dünyanın en stratejik öneme sahip ve kâr eden sayılı havalimanlarından biri olan Adana Şakirpaşa Havalimanı’nın genişletilmesiyle gerek Adana gerekse Mersinliler için önemli bir kazanım olacaktır. Tüm bu gelişmelere karşın Çukurova Havalimanı için 12 milyon yolcu garantisi verilmesi, gerek Adana ve Mersin, gerekse Hatay ve Osmaniye’ye hizmet veren ve geçtiğimiz yılı 5 milyon yolcu kapasitesi ile kapatan Adana Şakirpaşa Havalimanı için büyük bir handikaptır. Çukurova’nın yıllık 12 milyon yolcu kapasitesine ulaşamayacağı gün gibi ortadadır ve devletin köprülerden, şehir hastanelerinden, havalimanlarından dolayı uğradığı zarara bir yenisi daha eklenecektir. Yazıktır, günahtır.”

Yazının Devamını Oku

Türkiye aşıda ne yapıyor?

Türkiye’de COVID-19 aşı araştırmaları ve Prof. Dr. Ercüment Ovalı konusuna değinmek istiyoruz. Acıbadem’de görev yapıyor Ovalı, aşı konusundaki çalışmalarını ısrarla sürdürdüğünü öğreniyoruz. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden arkadaşı Prof. Dr. Kemal Üçüncü, “Yalçın Bey, Sayın Ovalı vatansever ve mümtaz bir bilim adamıdır. Onu haksız ithamlarla çalışmalarını gölgelemeyelim” dedi. “COVID salgını sürecinde kamuoyunu ikaz etmek adına yaptığı açıklamalar bir iletişim yönetimi editörlüğüne tabi tutulmadığı için yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermiş olabilir. Ercüment Ovalı rüştünü ispat etmiş ülkemizin dünyada bilim çevrelerinde tanınan yüz akı bilim adamıdır.”

Ovalı ne gibi çalışmalar yürütüyor, Prof. Üçüncü bize aktarıyor.

“2017 yılında ‘kan ve kök hücreden yapay deri üretimi’ ile dünyanın prestijli tıp ödüllerinden, ABD Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Derneği’nin ‘en iyi deneysel araştırma ödülü’ne layık görüldü. Kendisiyle KTÜ’den arkadaşız. Kendisiyle sohbetimiz esnasında verdiği bilgilerin kamuoyunca yeterince anlaşılmadığını düşündüm ve bu bilgilerin karar alma mekanizmaları, bilim adamları ve kamuoyu tarafından bilinmesi gerektiğini düşündüğüm için sizlerle paylaşıyorum, bilim camiasında bu görüşlerin tartışılması gerekir.”

Anlaşıldığı kadarıyla Ercüment Ovalı ayrıntıya girmiyor ve “Aşı çeşitlerinin daha kolay anlaşılabilmesi için iki büyük gruba ayırmalıyız. 1. grup yeni platform aşılar, 2. grup eski platform aşılar” dedikten sonra şu bilgiyi aktarıyor:

“Türkiye’ye gelince, TÜBİTAK bünyesinde 13, TUSEB bünyesinde 2 aşının üretilmeye çalışıldığını duyuyoruz. Hatta Erciyes Üniversitesi-Koçak Farma ikilisi ülkemizdeki ilk klinik çalışması Kayseri Erciyes Üniversitesi’nde başladı (Faz 1); diğeri Acıbadem Üniversitesi’nde. Bu aşı ile ilgili yakın tarihte klinik Faz 1 çalışmasının başlaması bekleniyor.”

Türkiye insanlarını COVID’den kurtarmaya çalışan ve bunun için gece gündüz uğraşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, bu değişik yöntemli Türk aşı çalışmasına da gereken ilgiyi gösterir diye umuyoruz.

GÜNÜN SÖZÜ

“BİR araya gelmek bir başlangıçtır, beraberliği sürdürmek bir ilerleme. Birlikte çalışmaksa gerçek başarıdır.”Henry Ford

‘AKP DEPRESYONDA’

Yazının Devamını Oku

Ahlaklı olmak

Bildiğiniz gibi yaklaşık 40–50 yıl önce, ODTÜ öğrencileri üniversitede herkesten bir şeyler öğrendiklerini vurgulamak amacıyla ‘hocam’ hitap tarzını yaygın olarak kullanmaya başladılar. Ben de sizin yazılarınızdan öğreniyor, zaman zaman katkıda bulunmak istiyorum.

‘Ya hep, ya hiç’, ilkel bir toptancılık ifadesidir. Bunun yerine, hükümlerimizin geçerlilik sınırlarını kısaca belirtmeliyiz. 18 Kasım tarihli köşenizin ‘Sıra orman yağmalanmasında’ başlıklı kutusunda Buğday Derneği alıntısı olarak “Maden yok eder, HES kurutur, jeotermal eritir, kimyasal atık kirletir; yangın kül eder, termik öldürür, kömür zehirler yabanı savun yaşamı kurtar” denilmektedir.

Pek çok ekolojik tehditleri modern teknikler engelleyebilmektedir, yeter ki uygulayıcılar ahlaklı olsun ve devlet denetim görevini yerine getirsin.

Hedefimiz söz konusu teknolojik faaliyetleri toptan durdurmak değil, bunlardan ekolojik zararları engellemeyen ve gidermeyen ahlaksızları durdurmak olmalıdır.

Nur içinde yatsın, Timur Selçuk’un dediği gibi “Ahlaklılar ülkemizin tüm ahlaksızlarıyla bıkmaksızın mücadele etmeliyiz; her birey uygun gördüğü bir sivil toplum örgütü içinde bu mücadeleye katılmalı.”

Buğday Derneği ekolojik yaşam ve organik tarım konularında halkımızın bilinçlenmesine ve uygulamalara çok değerli katkılar yapıyor, tebrikler ve teşekkürler.”

Yalçın Abdullah GÖĞÜŞ- Emekli profesör (ODTÜ)

GÜNÜN SÖZÜ

“KİMSEYE

Yazının Devamını Oku

10 milyona yakın emekçi yaşanabilir ücret bekliyor

Çalışma yaşamının uzmanlarından Şükrü Karaman, asgari ücretin yeni yılda ne olması gerektiğini sorguluyor.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu 2021 yılında uygulanacak ücreti belirleme çalışmalarına aralık ayının ilk günlerinde başlayacak. Dört toplantının ardından yeni asgari ücretin kamuoyuna açıklanması bekleniyor.

Hükümet, işçi ve işveren temsilcilerinden oluşan 15 kişilik komisyonun saptayacağı yeni rakam, salgından ötürü büyük yoksunluk çeken 10 milyona yakın emekçi tarafından merakla bekleniyor.

Halen brüt 2 bin 943, net 2 bin 324 lira olarak uygulanan ücrete, 2021 yılı için öngörülen enflasyon oranında, yani yüzde 12-13 arasında artış yapılacağı belirtiliyor. Çarşı pazardaki fiyatlardan çok uzak olan öngörülen enflasyon oranında zam yapılırsa, asgari ücretli yine mağdur olur.

Dizginlenemeyen enflasyondan ötürü, asgari ücret uygulanmaya başlandığı ocaktan 4 ay sonra satın alma gücünü yitirmeye başlıyor, eylül ayından itibaren de vergi kesintisi nedeniyle iyiden iyiye kuşa dönüyor. Emekçilerin yıllardır ısrarla istemde bulunduğu gibi, asgari ücret nedense vergi dışı bırakılmıyor. En az ücretin vergi dışı bırakılmasıyla çalışanın eline daha fazla para geçeceği ve derin nefes alacağı aşikâr. Yeniden eve kapanacağımız şu günlerde, özveriyle, kelle koltukta oradan oraya koşuşturan kurye, kargo çalışanı, komi ve garsonlar, apartman görevlisi, belediye temizlik emekçileri önümüzdeki günlerde toplanacak komisyondan, İsviçre’deki gibi 34 bin lira (4 bin 100 frank) değil, zor koşullarda yaşanabilir ücreti oybirliğiyle bekliyor.

Varsılların lüks restoranlarda bir gecede bahşiş olarak bıraktığı, emekçinin bir aylığı olan para, milyonlarca dar gelirliden esirgenmemeli. Açlık sınırının 2 bin 500 lirayı aştığı ortamda yüksek ücret beklemek emekçinin hakkı değil mi?

GÜNÜN SÖZÜ
“DİN seçim, Türklük kaderdir.” Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevi

SİGORTALANMAYAN YATIRIMLAR

Yazının Devamını Oku

Trakya’yı yağmalatmayın

Bakan Bekir Pakdemirli demiş ki:

“Hiç yağış olmaması durumunda bile İstanbul’un yaklaşık 3 ay, Ankara’nın da 5 aylık suyu var. İstanbul’a su sağlayan barajların doluluk oranı ortalaması yüzde 27, Ankara’nın ise yüzde 13...”

20 milyon nüfuslu bir bölgenin (Trakya) 3 aylık suyu kalması vahim bir durumdur. ‘Kanal İstanbul’dan ‘yaşam’ bakımından çok daha önemlidir. Araplara rezidans satılacaksa onun su ihtiyacı Trakya-Melen suları ile karşılanamaz. Ancak Karadeniz’den tuzlu su ile mümkün olabilir. Araplar da tuzlu suyu sevmez!

Bize göre bu veriler çok düşüktür. Son yıllarda böyle düşük bir oran görmediğimizi söylemek isteriz. Kuraklık tehlikesinin hangi boyutlarda olduğu fark edilmemektedir. Aslında ciddi tasarrufların yapılması gerekmektedir, yani alarm verilmelidir.

Çünkü bir ay önce yağmur yağdı, tarlalar ekilebildi. Bu yağışın yeterli olduğu sanılıyor. Hayır, öyle değil...

Trakya’da toprağın 10 santim altı kupkurak, göl ve dereler de aynı şekilde.

Istranca’nın sularından beslenen göletler çamur deryası içinde; İstanbul’a, Terkos’a su aktarılamıyor.

‘Büyüğünden’ ‘beldesine’ kadar belediyelerimiz suyun ucuzlatılmasını hizmet olduğunu düşünüyorlar.

Su ucuzlatılmaz.

Yazının Devamını Oku

Bu gençlere yazık olacak

Koronavirüs bahanesiyle yılda en az 70 bin TL ödediğimiz yabancı dilde eğitim yapan okulların öğretime başlamaması, çocuklarımıza yazık etmektedir.

Okula gitmeyen çocuklar yabancı dil öğrenemezler. Eski Ankara TED Koleji CEO’su Milli Eğitim Bakanı, kaçmadan konunun üzerine eğilmelidir. Benim çocuk dokuzuncu sınıfı pas geçmiş, onuncu sınıfta da yılı bitmek üzeredir. Milli Eğitim Bakanı’nın öğretmenlerin işleri süründürdüğünün bilincinde olması gerekir. Sağlık Bakanı’na ve sağlık bilimi profesörlere gelince... Kendileri değil miydi gençlere koronavirüs bulaşmıyor diyen? Avrupa ve tüm dünyada korona dolayısıyla okullar hiç kapanmamıştır. Bir de kendi sistemleri EBA’yı çok övüyorlar. EBA 1980’lerin açıköğretimine benzemektedir. Burayı bitirenler ancak devlet dairelerinde işe girebilirler. Bugünkü nesle yazık edilmektedir.

Eğer öğretmen sayısını arttırırsak eğitimi rahatça yapabiliriz.

Aslan ÖZMEN

GÜNÜN SÖZÜ

“KKTC’nin adından ‘kuzey’ sözü çıkarılıp, adı ‘Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ olmalıdır.”

Prof. Dr. Hasan ÜNAL-Maltepe Üniversitesi

HDP NEDEN GRUP KURMUYOR?

BİLİNDİĞİ

Yazının Devamını Oku

‘CHP’yi bitiriyorlar’

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, uğradığı ‘haksızlıklara’ karşı partisine, liderine ve genel merkez yöneticilerine ‘ağır’ eleştiriler yöneltti. Ahmet Hakan’ın sunduğu önceki akşamki Tarafsız Bölge programında sorularına açık ve net yanıtlar verdi. Kılıçdaroğlu’na karşı çok kırgındı İnce... 4 Eylül’den beri 46 ili gezdiğini, parti kurması için büyük oranda bir taleple karşılaştığını (Bir sözünde bu talebi yüzde 99 olarak belirtti), çünkü siyasette büyük oranda bir boşluk olduğuna dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı seçiminde CHP’den yaklaşık yüzde 8.5 oranında fazla oy aldığını, bunun hıncının kendisinden alınmak istendiğini anlattı. İnce’nin en çok yakındığı konu bu oldu.

ERDOĞAN-KILIÇDAROĞLU BİRBİRLERİNİN KOPYASI

“Atatürk’ün koltuğunda oturan bir kişi yalan söylemez. Ama bana iftira atıyorlar. Bunun gerçeğini açıklamak mecburiyetindeler, özellikle de genel başkan tarafından... Erdoğan ile Kılıçdaroğlu birbirlerinin kopyası çünkü.

CHP’nin oyunun yüzde 65 olması lazım, halbuki CHP bu manzara karşısında ‘seçim, seçim, seçim’ diye haykırmalı. Seçim diyorlar ama ortada öyle 40-50’li bir oy yok.

Beceriksiz bir iktidar var, onun karşısında da umutları tazelemeyen, coşturamayan bir muhalefet... İktidar ile muhalefet birbirlerine benziyor diyorum. Meclis’te Cumhurbaşkanı’na hiçbir konuda ne soru, ne gensoru sorulamıyor, acı değil mi? CHP’de de aynı durum var. Bu iktidar ile CHP arasında karşılıklı bir memnuniyet mi var diye sormak istiyorum.

CNN TÜRK’E KİMLER ÇIKTI?

CNN Türk’e çıkmak yasaktı hani... Yılmaz Büyükerşen, Zeydan Karalar, Tunç Soyer, Sezgin Tanrıkulu çıktı. Hiçbirini partiden atmadılar. Atmadıklarına göre boykottan vazgeçtiler demek ki.

Ben CHP üyesiyim, parti dışı faaliyet sürdürdüğüm söylenemez. Ama ben siyaset yapıyorum Ahmet (Hakan) Bey... Cumhurbaşkanlığı seçiminde Türkiye’ye dolaştım, daha önce gittiğim, örneğin Hakkâri ve Rize’de miting yapıyorum. Ayaklarına giderek dertlerini dinliyorum. Siyaseti de yasal yollardan yapıyorum. Bir yanlışım yok. Partimi şikâyet etmem. Onlara ‘Derdiniz ne’ dediğim için beni partiden atarlarsa atabilirler. Esasında benim yaptığım iş doğrudur. Haklı olduğum bir davada da tek başına mücadele ederim.”

Yazının Devamını Oku

Aşının öyküsünü unutmayın

Tüm Avrupa basınında Uğur Şahin ve Özlem Türeci’nin başarısından söz ediliyor. Dört yaşındayken Türkiye’den ailesiyle Almanya’ya göçmesi, tanışmaları, BioNTech’i kurmaları tekrar ve tekrar anlatılıyor. Amerika bile BioNTech’i yetkilendirerek büyük ortak olan Pfizer’in başarısından söz ediyor ve bunda Türk çiftin isimleri ön plana çıkıyor. Almanya’nın Mainz kentinde bulunan BioNTech firmasını kuran Şahin çiftinin yaşadığı Almanya’da 1960’da Alman devletinin talebiyle başlayan işgücü göçü aralıksız yıllarca sürdü.

Alman eğitim sistemi köyden, işçi sınıfından gelen ana-babaların çocuklarını çok itip kaktı. Dil bilmeyen ana-babaları aşağıladılar. Türk çocukları Sonderschule (engelli ya da zekâ özürlü çocukların gönderildiği okullar) denilen okullara yönlendirildiler çoğunlukla. Öğretmenler çok önyargılıydı ve ana babalar mücadele edemiyordu. 

Gymnasium denen liseye Türk çocuklarını göndermiyor, meslek okullarına gitmelerinde ısrar ediyorlardı. Hatta Cem Özdemir’in annesi dil bildiği halde çocuğunu meslek okuluna göndermekte ısrar eden öğretmenle mücadelesini anlatmıştı. Biliyorsunuz, milletvekili oldu. Türk girişimci veya bilim insanı olanlara Almanya iyi şartlar sağladığından değil, Türk ana-babalar maddi manevi büyük mücadele verdiğinden bu sonuç.

Şimdi ‘Alman aşısı’ diye övünüyorlar. Almanya’nın kalkınmasına 60 yıldır yardım eden, katkı ve emek vermiş Türk işçileridir. Onlarla övünün.

ALMANYA’DA RAKAMLAR ALARM VERİCİ

Almanya’da salgından dolayı ölenlerin sayısı günlük olarak yükseliyor. Dün 261 kişinin daha öldüğü açıklandı. Bu rakamın en son nisan ayında görüldüğü söyleniyor. Çarşamba sabahı itibarıyla 18 bin 487 yeni vaka açıklandı. Bu rakam geçen hafta çarşamba günkü vaka sayısından yaklaşık 1500 daha fazla. Toplam vaka sayısı 703 bin 687’ye yükseldi. Tedavi edilenlerin sayısının da yaklaşık 454 bin 800 olduğu belirtiliyor. Ölenlerin sayısı da 261 artarak 11 bin 767 idi. Robert Koch Enstitüsü’nün geçen 8-10 günlük vaka sayılarına bakarak yaptığı tahmine göre bulaştırma katsayısı da 1’in altına inip 0.92 oldu. Yani virüs bulaşan 100 kişi virüsü 92 kişiye daha bulaştırıyor.

TÜRKLERİN SAYISI 400’Ü GEÇTİ

3 Kasım’da COVID-19 dolayısıyla Almanya’da hayatını kaybeden Türklerin sayısının 314’e ulaştığı bilgisini paylaşmıştık. Berlin Büyükelçimiz Ali Kemal Aydın’ın açıklamasına göre dün itibarıyla bu sayı maalesef 400 sınırını aşmış durumda. Sloganı unutmayın: Lütfen maske, mesafe ve hijyen kurallarına uyalım, sağlığımızı koruyalım.

KADIN VE ÇOCUKLAR ÖNDE!

Yazının Devamını Oku

Atatürk neden büyüyor?

Kendi kaderini belirleyecek insanlar yarattığı için, her geçen gün daha da büyümektedir Atatürk.

İnsana ‘insana yaraşır şekilde hayat’ sunduğu için her geçen gün daha da yücelmektedir Atatürk.

Aklı ve bilimi sadece insana en hakiki yol gösterici bir ilke olarak sunmakla kalmamış, aklı devlet politikası yapmış ve bu nedenle çağını aşmıştır.

Atatürk demek ulus egemenliği demektir.

Barış demektir.

Çağdaşlaşma demektir.

İlkelerini ve devrimlerini yaşam biçimi haline getirmek demektir.

Mazlum ülkelere umut ve örnek olmak demektir.

Yalnız

Yazının Devamını Oku

Ağlayarak değil anlayarak!

Türkiye PEN, Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk’ü yitirişimizin 82. yıldönümünde, yönetim kurulu üyesi Haydar Ergülen’in 10 Kasım 2007 doğumlu kızı, 8. sınıf öğrencisi Nar Ergülen’in yazdığı bildiriyle anıyor:

“Bugün 10 Kasım, Atatürk’ü anıyoruz. Peki onu anarken yeterince anlıyor muyuz? O’nun geride bıraktığı düşüncelerin önemini ne zaman kavrayacağız? 82 yıl önce hayata veda etmiş bir dünya liderinin çağdaş fikirlerini benimseyebildik mi?

Bunlara verebileceğimiz yanıt ne yazık ki olumlu olmayacak. Her 10 Kasım’da onu andık ama, galiba anlamayı unuttuk ve bu unutkanlığın sonuçlarını bugün yaşıyoruz. Atatürk her kuşağın yenilikçi fikirler benimsemesini, demokratik ve laik Cumhuriyet düşüncesinin geleceğe aktarılmasını hedeflemişti. Ne yazık ki 97 yıl önce kurulan Cumhuriyet’in ilkeleri tümüyle uygulanamadı ve toplumsal eşitlik sağlanamadı. Çağdaş bir topluma ulaşamadık.

Atatürk’ü anlamak demek, onun ilke ve devrimlerini bıraktığı yerden devam ettirmek ve daha ileri götürmek demektir. O’nun düşüncelerinin değerini, devrimlerinden uzaklaşmaya başlayınca anladık.

‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir’ demişti. Bugün bilimin ve aklın yol göstericiliğinden çok uzaktayız. Ama Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençler olarak çok çalışacak, bilimin ışığında, aklın yolunda, aydınlık bir Türkiye’ye ulaşacağız.

Kadınlara, erkeklerle eşit haklar sağlamıştı, özgürlüklerine çok önem vermişti.

Bugün eşitlikten ve kadınların özgürlüğünden yoksun bir ülkede yaşıyoruz... Ama haklarının ve özgürlüklerinin bilincinde gençler olarak, Ata’mızın bize armağan ettiği özgürlükleri yeniden kazanıp, ülkemize de kazandıracağız.

Eğitim-öğretimde laiklik ve fırsat eşitliği sağlamıştı, bugün ne yazık ki bunun geçerliliği kalmadı... Ama şimdi laik eğitimin bir ülkenin gelişmesindeki en önemli unsur olduğunu unutmadan çalışacağız.

Türkiye Atatürk’ün önderliğinde bilimde, kültürde, sanatta, sporda, eğitimde başlattıklarını sürdürebilseydi, bugün kendi bölgesinde ve dünyada en gelişmiş ülkelerden biri olurdu. Cumhuriyet ve laikliğin bile tartışılır duruma geldiği bu zamanda, O’nu ağlayarak değil anlayarak analım.”

Yazının Devamını Oku

Ekmeklik buğday alerjik olabiliyor

Gıda konusunda en tartışmalı besin ekmektir. Ekmek deyince de buğday akla geliyor. Buğday da insanda ‘buğday alerjisi’, ‘çölyak hastalığı’ yapabiliyor. ‘Gluten hassasiyeti’ oluşabiliyor. Buğday alerjisi üzerine araştırmalar yapan İstanbul Altınbaş Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Haydar Özpınar’ın araştırması sona ermiş.

Özetleyelim. İlgilenenler, uzmanlar makaleyi bulup detaylarını okuyabilir. Alman Alexander Humboldt Vakfı’nın desteğiyle Almanya’daki Potsdam Üniversitesi ile işbirliğinde yürütülen araştırmada, Almanya’dan 25, Türkiye’den de 21 yerli, ithal veya melez buğday incelenmiş. Bunlar Güneydoğu, Orta ve Doğu Anadolu’dan, Ege’den, Karadeniz ve Marmara ve Akdeniz bölgesinden Kunduru, Siyazan, Tosunbey, Esperya, Kayra, Sivas, Ceyhan, Pehlivan, Rusya, AK-702 ve Altay cinsi buğdaylar.

ALERJEN PROTEİN

‘Ekmeklik Buğday Türlerinde Alerjen Proteinlerin Saptanması’ adlı araştırmada, sindirim bozukluğuna neden olan alerjen protein araştırılmış. İlk kez yapılan bu araştırmada bazı ekmeklik buğdaylarda ‘alerjen protein miktarı’ yüksek bulunmuş. Prof. Dr. Özpınar, ‘Bu tür alerjen protein miktarı yüksek buğday tohumlarının belirlenmesi insan sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Buğdayda glutene bağlı oluşan çölyak hastalığı ve semptomları biliniyor. Ancak, alerjen proteinler konusunda yeterince bilgi yok’ diyor. Projede Tarım ve Orman Bakanlığı TAGEM ve İstanbul Halk Ekmek ile birlikte hareket ettiklerini, tohum toplamada her iki kurumdan destek aldıklarını söyleyen Prof. Dr. Özpınar, bu konuda çalışmalara Türkiye’de de devam ettiklerini söylüyor.

(Prof. Dr. Haydar Özpınar’ın araştırması sona erdi. Uluslararası saygın ‘Foods’ dergisinde 13 Ekim 2020’de yayınlanan makalesini gönderdi. Araştırmanın başladığına dair yazımız geçen yılın 23 Ağustos’unda çıkmıştı.)

GÜNÜN SÖZÜ
“Tecrübe çok acımasız bir öğretmen, önce sınavı yapıyor, dersi sonra öğretiyor.” Vernon Law

BİR GÜNLÜK YAS GEREKİRDİ

DOĞRU

Yazının Devamını Oku

Din değil, akıl ve fen

Bilim insanlarına göre deprem fizik kanunlarının şaşmaz bir şekilde çalışması sebebiyle oluşan bir doğa olayıdır.

İbrahimi dinlere ait kutsal kitaplara göre ise deprem, güneşin doğup batması, gece-gündüz dahil, olan ve olacak bütün doğa olayları, insanlar arasından peygamberler atayan, onlara vahiy gönderen, neleri yapmaları, neleri yapmamaları gerektiğini söyleyen, talimatlarına uyanları cennete, uymayanları cehenneme gönderen, gücü sınırsız bir tanrı tarafından oluşturulmakta ve yönetilmektedir.

Çok okuyan ve İbrahimi dinlerin kutsal kitaplarında yazılanları bilen Atatürk 1937 yılında TBMM’yi açarken yaptığı konuşmada, “Bizim prensiplerimiz, gökten indiği sanılan kitapların dogmaları (kesin doğru olduğu sanılan bilgileri) ile asla bir tutulmamalıdır. Biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil doğrudan doğruya hayatın içinden almış bulunuyoruz” diyerek, kutsal kitaplardaki dogmalardan ilham almadığını açıklamış ve bu sözüyle laikliğin tanımını da yapmış, laikliğin din ve vicdan özgürlüğünden ibaret olmadığını, devlet işlerinin, herhangi bir dinin kutsal kitabındaki kurallara göre düzenlenmemesi demek olduğunu açıklamış, yani, egemenliği gökten indiği sanılan kutsal kitapların elinden alıp Türk milletine vermiştir. Atatürk’ün rehberimiz olması gereken diğer sözü şudur:

“Dünyada her şey için; medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit (en gerçek yol gösterici) ilimdir, fendir (pozitif bilimdir). İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir”.

Demek ki eğer ‘Atatürkçüyüm’ diyorsak, dünyaya bakışımız ve davranışımız, akıl ve fen olmalıdır.

Tuncay ERCİYES

GÜNÜN SÖZÜ“Depremin imtihan olduğu doğrudur. Ama din imtihanı değil, mühendislik imtihanıdır.” Nietzsche

HAREM-SELAMLIK

CUMHURBAŞKANI’

Yazının Devamını Oku

Mesut Yılmaz’ın ‘had’leri

Yahya Kemal ‘Rindlerin Ölümü’nde, ölümü asude bir bahar ülkesi olarak tasvir eder. Bir başka şiirinde ise bir ‘sessiz gemi yolculuğu’. “Dönen yok ki” derken, ‘o yerden’ bir memnuniyet hali çıkarır.

Mesut Yılmaz da sessiz bir gemiye binip asude bir bahar ülkesine doğru yola çıktı. Dünya standartlarında eğitimli, iki lisana hâkim, donanımlı, babadan zengin, konforu yerinde bir işinsanı iken, darbe sonrası demokratikleşme sürecinde sivil siyasete omuz verdi.

Türk siyasi hayatında en uzun süreli, kesintisiz milletvekilliği yapanlardan biri oldu, çeşitli bakanlık görevlerinde bulundu, üç defa hükümet kurdu.

Türkbank’ı mafya tezgâhına teslim etmediği için Yüce Divan’da yargılandı.

Ortada suçlayacak hiçbir delil yoktu, ama ne yazık ki mahkemede bu ülkede başbakanlık yapmış bir kişinin hukukunu koruyacak cesaret de yoktu, deve mi kuş mu olduğu belirsiz bir ucube karar çıktı.

‘Sığ siyaset’ 28 Şubat’ı sırtına yüklemeye çalıştı ama zamanın asker muktedirleri munis siyasetçi olmadığı ve askeri vesayet aracı olarak kullanılan ‘ulusal savunma’ konseptini, hem de genel kongrede cepheden eleştirdiği için ertesi gün, şahsına ‘hadsiz’ bir muhtıra verdi.

28 Şubat komplo davasında tanıklık yaptı ve kendisine muhtıra verenlerin hukukunu korudu, lehlerine tanıklık yaptı.

Siyasetten uzak olduğu bir dönemde, 15 Temmuz kalkışmasında, ülkeyi yurtdışında koşulsuz savundu.

Avrupa Birliği’nin siyasi mülahaza ile değil, ‘

Yazının Devamını Oku

Avrupa salgına teslim

SAĞLIK Bakanı Fahrettin Koca’ya kulak verelim. “2 bine yaklaşan ağır hasta sayısını düşürmek zorundayız” diyor. Ekliyor: “Tedbirden daha güçlü silahımız yok. Hareketliliği azaltalım.” Yılbaşından beri dünyayı sarsan COVID’in damlacık yoluyla geçtiği artık kesin biliniyor.

‘Maske, mesafe, hijyen’ kuralına harfiyen riayet edelim. Bunu sadece kendimize değil ailemize, ülkemize hatta insanlığa karşı bir görev addedelim. Salgın Avrupa’yı teslim almış durumda. Türkiye’nin sağlık sisteminin, yoğun bakım yatak sayısının, kahraman sağlık ordumuzun bizi Avrupa’nın durumuna düşürmediğine teşekkür edelim. Hollanda, Belçika gibi ülkelerde yoğun bakım yatağı kalmadı. Hastaları ambulans helikopterlerle Almanya’ya sevk ediyorlar. Mesela İsviçre zihinlerde canlandırılan İsviçre değil artık salgın karşısında. Wallis Kantonu’nda yoğun bakım yatağı kalmamış. NZZ gazetesine göre hastalar geri çevriliyormuş.

Fransa’da vaka sayısı 1.4 milyonu geçmiş... Pazar akşamı sağlık bakanlığı 47 bin vaka açıkladı. Pazar günü 231 kişi ölmüş. Ölenlerin sayısı 37 bin aşmış. Başa çıkmakta artık zorlanmayı bırakın, imkânlarını aşmak üzere. İtalya deseniz, günlük vaka sayısı 30 bin. Günde ölenlerin sayısı 200’ü aşmış. Orada da yoğun bakım yatak sorunu var.

Avrupa’da en fazla vatandaşımızın yaşadığı Almanya zaten bir süre önce ordudan yardım istemişti. Alman ordusu 15 bin askeri bu iş için ayırmış. Şimdiden 4 bini asker, il sağlık dairelerinde görev yapıyor, filyasyona yardım ediyor. Alman Savunma Bakanı Annegret Kramp-Karrenbauer bir TV’ye verdiği demeçte “Biz zaten sağlık müdürlüğü gibi çalışıyoruz” diyordu.

Fizikçi olan Alman Şansölyesi Angela Merkel de birkaç hafta önce “Yaptığım hesaplara göre, böyle giderse günlük vaka sayısı 19 bin 200 olacak” demişti. Alman halkı hayret etmiş, şaşırmıştı. Hesabı gerçek oldu. Günlük vaka sayısı artık bu rakama dayandı. Toplam vaka sayısı 532 bin 930 oldu. Ölenlerin sayısı 10 bin aştı. Almanya bugünden itibaren kısmi kapanmaya gidiyor. Restoranlar, barlar, sinemalar, tiyatrolar, yüzme havuzları vs kapanıyor. Mağazalar açık ama 10 metrekareye bir kişi girebilecek. 10 kişiden fazla ne evde ne de dışarıda bir araya gelmek yasak. O da en fazla iki ayrı aile fertleri olabilecek. Kasımda durum gözden geçirilecek. Eğer durum değişmezse muhtemelen en sert önlemleri alacak Almanya.

Reuters Haber Ajansı’nın haberine göre bu virüs dünya çapında 45.5 milyon insana bulaştı, 1.2 milyon insan hayatını kaybetti. İkinci dalga daha fazla vuruyor. Hatta bazı bilimsel çalışmalara göre daha hızlı bulaşıyormuş... Milletçe İzmir depreminin acısını yaşadığımız bugünlerde Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın uyarılarını kulak ardı etmeyelim. Çünkü bu virüs her geçen gün daha fazla can alıyor, daha fazla insanı sevdiklerinden koparıyor.

GÜNÜN SÖZÜ
“TÜM yabancı kaptan ve 2. pilotlar 1 Kasım 2020 tarihi itibarıyla izne gönderiliyor.” Turizm Yazarları ve Gazetecileri Derneği (TUYED) Başkanı Musa ALİOĞLU

MESUT YILMAZ’IN BİR ÖZELLİĞİ

Yazının Devamını Oku