Zayıflama iğnesi modası ve görmezden gelinen gerçekler

Güncelleme Tarihi:

Zayıflama iğnesi modası ve görmezden gelinen gerçekler
Oluşturulma Tarihi: Ocak 24, 2026 03:22

Prof. Dr. Serdar Kaçar, zayıflama iğneleri hakkında ayrıntılı bilgiler verdi, riskler konusunda uyarılarda bulundu.

Haberin Devamı

 

 

 

Son aylarda obezite tedavisinin bilimsel bir alan olmaktan çıkıp neredeyse bir “trend” haline geldiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Kaçar, “Kliniğimde hastalık hikayesi dinlemekten çok, şu soruyla karşılaşıyorum: ‘Hocam, şu iğneden yazabilir misiniz?’ Sorunun kendisi aslında her şeyi özetliyor. Obezite, karmaşık bir hastalık olmaktan çıkıp tek bir enjeksiyonla çözülebilecek basit bir sorun gibi algılanıyor. Oysa gerçekler çok daha farklı” diyerek, zayıflama iğnesi hakkında görmezden gelinen gerçekleri anlattı.

GLP-1 reseptör agonistleri olarak bilinen bu ilaçların modern tıbbın önemli kazanımlarından biri olduğunu dile getiren Kaçar, “Doğru hastada, doğru endikasyonla ve doğru takip altında kullanıldığında etkili sonuçlar verebiliyorlar. Ancak şunun altını kalın çizgilerle çizmek gerekiyor: Etkili olmak, tek başına yeterli olmak demek değildir. Obezite; hormonlardan davranışlara, psikolojiden çevresel faktörlere kadar uzanan çok katmanlı bir hastalıktır. Bu nedenle tedavisi de çok boyutlu olmak zorundadır. Beslenme düzeni değişmeden, fiziksel aktivite artmadan, davranışsal destek sağlanmadan yalnızca ilaçla kalıcı kilo kaybı beklemek, tıbbi gerçeklerle örtüşmez. Kısa vadede tartıdaki rakam düşebilir; ancak çoğu zaman sorun çözülmez, sadece ertelenir” dedi.

 

Haberin Devamı

KONTROLSÜZ KULLANIM EN BÜYÜK RİSK

 

 

Bugün Türkiye’de asıl endişe verici olanın, bu ilaçların kontrolsüz ve denetimsiz biçimde yaygınlaşması olduğunu vurgulayan Kaçar, şu bilgileri verdi: “Reçetesiz kullanım, kulaktan dolma doz ayarlamaları ve ‘bende işe yaradı’ tavsiyeleri, bilimsel rehberlerin yerini almış durumda. Oysa tıpta herkes için geçerli tek bir reçete yoktur. Daha da önemlisi, bu ilaçların masum olduğu yanılgısıdır. Mide bulantısı ve iştahsızlık çoğu zaman ‘normal’ kabul edilip geçiştirilir. Ancak bazı hastalarda ciddi sıvı kaybı, elektrolit dengesizlikleri ve mide boşalmasında belirgin yavaşlama görülebilmektedir. Uygun hasta seçimi yapılmadığında ya da dozlar hızla artırıldığında bu tablo, hastaneye yatış gerektirecek kadar ağırlaşabilir. Yalnızca bunlarla da sınırlı değildir. Pankreatit olasılığı, bazı hastalarda gözle ilgili sorunların ilerlemesi ve son dönemde gündeme gelen psikiyatrik etkiler, bu ilaçların neden yakın takip gerektirdiğini açıkça ortaya koymaktadır. Avrupa ve Amerika’daki ilaç otoriteleri bu başlıkları ciddiyetle incelerken, bizde yan etkilerin büyük kısmı ne raporlanıyor ne de kayıt altına alınıyor. Kayıt olmadığı için herhangi bir farkındalık da oluşmuyor. Uzun yıllardır binlerce obez hastayı tedavi etmiş bir cerrah olarak şunu net söylemek isterim: Obezite tedavisi ‘kolay yol’ arayanların değil, doğru yol izleyenlerin başarılı olduğu bir süreçtir. İlaçlar bu yolun bir parçası olabilir; ama yolun kendisi değildir. Asıl mesele kilo vermek değil, verilen kiloyu sağlıklı ve kalıcı şekilde koruyabilmektir. Bunun yolu da mucize vaatlerden değil; disiplinli, çok yönlü ve hekim kontrolünde yürütülen tedavilerden geçer. Zayıflama iğnesi moda olabilir ama obezite bir moda değildir. Unutulmamalıdır ki modalar geçer; hastalıklar kalır."

BAKMADAN GEÇME!