Lezzet sörfü yapmaya var mısınız?

Güncelleme Tarihi:

Lezzet sörfü yapmaya var mısınız
Oluşturulma Tarihi: Ekim 24, 2020 03:20

PAUL Bocuse...

Haberin Devamı

Lezzet sörfü yapmaya var mısınız


1960’ların sonlarında ve 70’lerin başında klasik Fransız yemeklerinin modernize edilmiş bir versiyonunu geliştirdi.
Amacı, Fransız klasik mutfağının ağır yağlı yemeklerini hafifletmekti.
Yaptığı yemeklerle ‘nouvelle cuisine’, yani ‘yenilikçi mutfak’ akımını başlatan aileden restorancı Bocuse, “Klasik ya da modern; bir tek mutfak vardır, o da iyi mutfaktır” diyordu.
Paul Bocuse, Lyon yakınlarındaki üç yıldızlı restoranı Auberge du Pont de Collonges’te daha hafif soslar, olağandışı lezzet kombinasyonları ve klasik teknikle inovasyonu birleştirdi.
1987 yılında dünya çapında düzenlenen ve adını taşıyan ilk aşçılık yarışması Bocuse d’Or’un yapılmasına öncülük etti.
Culinary Institute of America, onu yüzyılın şefi olarak seçti ve New York’taki kampüsüne ‘Paul Bocuse’ ismini taşıyan bir Fransız restoranı açtı.
91 yaşındayken aramızdan ayrılan Bocuse için Lyonlular, “Lyon varsa Bocuse sayesinde var” diyorlardı.
Bir kentin vizyonunu açan, değişimi başlatan, tanıtımını yapan işte yüzyılın aşçısı Paul Bocuse idi.
Tartışmasız Lyon lezzetin başkentidir, bundan sonra da olmaya devam edecektir.
Bazen bir insan, bir mekan, bir şehir çok şeyi değiştirebilir.
Bocuse örneğini o yüzden aklımdan hiç çıkarmam.
Lyon’dan yetişen genç şefler bugün dünyanın birçok restoranında bizlere lezzet sörfü yaptırıyorlar.
Lyon’un Bocuse’ü, San Sebastian’ın Bask mutfağının efsanevi şefi Juan Mari Arzak vardır.
Dediğim gibi, bugün Lyon ve San Sebastian insanları bir mıknatıs gibi çekebiliyorsa bunda gastronominin de önemli bir yeri olduğunu unutmayın.
***
Farkında mısınız; İzmir, özellikle de Urla giderek Fransa’nın Lyon’u, İspanya’nın San Sebastian’ı oluyor.
Çok başarılı bulduğum genç şefler, İzmir’de kendi restoranlarını açmaya başladı.
Yıllardır bu konuyu işliyorum.
Türkiye’nin lezzet yolculuklarını daha iyi anlatması gerektiğini savunuyorum.
Ama bunun için iyi bir senaryoya ihtiyaç vardı.
Galiba bu hikaye yazılmaya başlandı.
Kuzey ve Güney Bağ Yolu etrafında açılan yeni restoranlarda yüzlerce genç mutfaklarda çalışıyor.
Deniyorlar, yeni menüler hazırlıyorlar ve bana göre başarılı oluyorlar.
Bir yeri anlatırken, tanıtırken, konuşurken; sanatın, kültürün, hayatın içine mutlaka gastronomiyi eklemeniz gerekir.
İşte, marka olmuş bütün kentlerin hikayesinde bunlar vardır.
Türkiye, gastromisini öne çıkarmalıdır.


 

Haberin Devamı

Turizm Bakanlığı’na
bir görev düşüyor

Haberin Devamı

YURTDIŞINDAKİ Türk restoranlarının menülerini gözden geçirmemiz lazım.
O kadar zengin bir mutfağımız var ki, asla kebapla sınırlı kalmamalı.
İtalya ve İspanya kendi mutfaklarını destekliyor.
Özellikle İtalyan restoranları için hükümet her yıl bir tanıtım bütçesi koyar.
Dünyanın herhangi bir coğrafyasında, ülkesinde, kentinde açılan İtalyan restoranına ya kira, ya ürün, ya tanıtım, ya da personel yardımı yapılır.
Bazen de hepsi aynı anda desteklenir.
Örneğin, yıllar önce Arjantin’e Buenos Aires’e gitmiştim.
Bir İtalyan restoranında Roma’daki kadar güzel yemek yemiştim.
Sonrasında anladık ki, şef bir İtalyan, Parmalı...
Parmalı şefin maaşını İtalyan hükümeti ödüyor.
Kira yardımı da yapılıyor.
İnsanlar seyahat ettiğinde önce yerel lezzetleri tatmak istiyor; ikinci, üçüncü gün ise alternatif mutfaklara bakıyor.
Akla da ilk İtalyan mutfağı geliyor.
İtalyanlar bence gastronomisini anlatma konusunda çok başarılı.
Öyle olunca insanlar sadece İtalyan restoranlarına değil, raflardaki İtalyan ürünlerine de ilgi gösteriyor.
Bunu bence Türkiye de yapmalı.
Turizm Bakanlığı’nın bu konuda bir atağa geçmesi lazım.
Dünyanın en zengin, en lezzetli mutfaklarından biri olan Anadolu coğrafyası daha fazlasını hak ediyor.
Ve bence yeni çıkan ve hepimizin beğenisini kazanan bu şefler Türkiye’nin yeni menüsünü hazırlayabilir.


 

Haberin Devamı

Şeflerin buluşması
o kadar önemli ki

PANDEMİ sonrasında hoşuma giden olaylardan biri de, Türkiye’nin vitrininde olan şeflerin İzmir’e gelip birlikte menüler hazırlamasıydı.
Örneğin, çok başarılı bulduğum Od Urla’nın şefi Osman Sezener kendi restoranına arkadaşlarını çağırdı, mutfağa birlikte girdiler.
Örneğin, beğendiğim şeflerden Cihan Kıpçak geldiğinde ben de Od Urla’daydım.
O koşuşturmacayı biraz izledim.
Arı gibi çalışan o kadroyu takip ettim.
Ve Türkiye’nin geleceği için ne kadar çok umutlu olmam gerektiğine bir kez daha ikna oldum.
Neolokal’in şefi Maksut Aşkar, sonrasında İzmir’deki Arpege Patisserie’den Metin Saruhanlı, Mustafa Otar ve şarap uzmanı Levon Bağış da vardı.
84 yıllık Antalya 7 Mehmet’in üçüncü kuşak temsilcisi şef Mehmet Akdağ da gelenler arasındaydı.
Ben bu ahengi, genç şefler arasındaki dayanışmayı gerçekten çok önemsiyorum.
Ve diyorum ki:
İzmir giderek Fransa’nın Lyon’u, İspanya’nın San Sebastian’ı oluyor.

Haberin Devamı

Lezzet sörfü yapmaya var mısınız

 

 

Yerel güzeldir

BAZI ilçelerin belediye başkanları şanslı.
Bazen bulundukları ilden bile daha fazla konuşulur hale geliyorlar.
Urla da onlardan biri...
Çeşme de, Bodrum da öyle bir yer...
Dünyada giderek böyle bir trend yükseliyor.
Ülkelerden, şehirlerden daha popüler ilçeler, köyler var.
Urla son 10 yıldır yükselen bu trendi iyi kullanmalı.
Urla’yı ayrıştıran değerler korunmalı ve yenileri eklenmeli.
O yüzden hep söylüyorum.
Yerel ve doğal olan güzeldir.
Bundan sonra turizmde de bu öne çıkacak.
Yerellik ve doğallık...

Lezzet sörfü yapmaya var mısınız

 

Urla

TURİZMDE öne çıkmalı.
Daha çok butik oteli olmalı.
Şef restoranların sayısı artmalı.
Bir kümelenme olmalı.
Gastronominin başkenti olmaya adaysa Urla’nın birkaç da mutfak akademisi olmalı.
Böyle bir hayali olan herkesin yolu Urla’dan geçmeli.
Bunun için eğitimde öne çıkan, dijitalleşmeyi iyi yapan, yerelle moderni birleştiren bir Urla hayal ediyorum.
Sizce uygun mudur?

 

Haberin Devamı

Arkas Sanat Urla’ya yakıştı

URLA gibi bir yerin müzesi de çok konuşulur.
Arkas Sanat Urla’yı gezmenizi özellikle tavsiye ederim.
Ben çok etkilendim.
Arkas koleksiyonu 30 yıllık bir birikim...
Arkas Koleksiyonu, Arkas Holding’in kurumsal koleksiyonu ancak Lucien Arkas 30 yılı aşkın bir süredir toplanan eserleri İzmirlilerle, İzmir’e gelenlerle paylaşmayı bir görev olarak kabul ediyor.
Resim, halı, cam, heykel olmak üzere dört ana eser grubundan oluşuyor.
Ayrıca, 30 bine yakın kitap bulunuyor.
Türk resim sanatı bölümü beni gerçekten çok heyecanlandırıyor.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte yaşanan devrimleri plastik sanatlar alanında sergileyen Cumhuriyet dönemi ressamlarına uzanan ve bu ulusal sanat tarihsel birikimi 1980 sonrası eğilimleri tamamlayan çağdaş Türk resminden örneklerle devam ediyor.
Yabancı ressamlara ait bölümde ise 19’uncu ve 20’nci Yüzyıl’da yaşamış, Batı resim sanatının önemli sanatçılarına ait tablolar bulunuyor.
Arkas Sanat Urla’ya yakıştı.

Lezzet sörfü yapmaya var mısınız

 

Ege’de hayat var

GERÇEKTEN var.
Bunu ben biliyorum, benim gibiler hissediyor.
Arkas Turizm de herkesin bilmesini istiyor.
Ve Ege’nin eşsiz zenginliklerini tanıtmak üzere bir misyon üstleniyor.
Ege Bölgesi’nin kimi çok, kimi pek az bilinen tarihi, kültürel ve doğal zenginlikleri, konaklama ve gastronomi seçeneklerini de içeren profesyonel bir platform olan “Ege’de Hayat Var” modülünde bir araya getirilerek tanıtıma sunuldu.
Hepsi bu kadar da değil.
Arkas Turizm, kendi web sitesine entegre edilmiş, tamamı milli yazılım ürünü bu modülle yenilikçi bir yaklaşımla, kişiselleştirilmiş bir tatil tasarımı yapmaya olanak sağlıyor.
Elbette gastronomide öne çıkan Urla da listenin en başında yer alıyor.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!