Güncelleme Tarihi:

KAYGILI EBEVEYNLİĞİN GİZLİ İŞARETLERİ
Çocuğun etrafında sürekli dönmek veya onun karşılaşabileceği tüm engelleri çocuk daha deneyimlemeden ortadan kaldırmak; çocuğun ne giyeceğine, arkadaşlarıyla nasıl iletişim kuracağına kadar her detaya müdahale etmek; “Dikkat et!”, “Koşma, terlersin, hasta olursun!”, “Düşeceksin!” gibi uyarıların günlük iletişimin merkezine yerleştirmek; çocuk üzüldüğünde veya hayal kırıklığı yaşadığında bu duyguyu deneyimlemesine izin vermeden hemen onu “kurtarmaya” çalışmak gibi davranışların kaygılı ebeveynliğin gizli işaretleri olduğunu belirten Güzel, bu davranışların fark edilmesinin ebeveynlerin hem kendi kaygılarını yönetmelerine hem de çocuklarının sağlıklı gelişimine katkı sağlayacağını söyledi. “Kaygılı ebeveynlerin çocukları genellikle risk almaktan korkan, hata yapmayı felaket olarak gören ve belirsizliğe tahammül edemeyen bireylere dönüşür” diyen Güzel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kendi başlarına problem çözme fırsatı bulamadıkları için ‘psikolojik dayanıklılık’ kasları gelişmez. Bu çocuklar, ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde akademik stres, akran zorbalığı veya sıradan yaşam krizleri karşısında kolayca çöküntü yaşayabilir. Karın ağrısı, mide bulantısı veya uyku problemleri gibi bedensel şikâyetler ise bu çocuklarda kaygının sessiz çığlıklarıdır.”
KAYGI DÖNGÜSÜNÜ KIRMAK İÇİN ADIMLAR
Pedagog Emre Güzel, kaygı döngüsünü kırmak adına ebeveynlere şu önerilerde bulundu: “Çocuğunuzun kaygısını yönetmeden önce kendi kaygınızla yüzleşmelisiniz. Kendi sinir sisteminizi regüle etmeyi öğrenmek atılacak ilk adımdır. “Dikkat et, düşeceksin!” demek çocuğun bedensel farkındalığını artırmaz, sadece onu paniğe sevk eder. Çocuğunuz bir zorlukla karşılaştığında hemen araya girmeyin. Arkadaşıyla kavga ettiğinde veya ödevinde zorlandığında onun yerine çözmeyin. Çocukların düşmeye, dizlerini kanatmaya, hayal kırıklığına uğramaya ve başarısız olmaya ihtiyaçları vardır. Özgüven, “hiç düşmemek” ile değil, “düştükten sonra ayağa kalkabilmek” ile inşa edilir. Ebeveyn olarak göreviniz, onların önüne çıkacak engelleri kaldırmak değil; o engellerle karşılaştıklarında kullanabilecekleri içsel gücü ve cesareti onlara kazandırmaktır” dedi.