Güncelleme Tarihi:

Sahnesi, sadece güçlü sesi ve şarkıları ile değil, ev sahibi şefkatiyle kurulmuş, hüzünle tatlandırılmış, seyircinin nefesini de içine katan ortak bir alan sanki.
Hekimlikten gelen iyileştirme refleksini müziğin hafızasıyla birleştirince şarkılar zamana yayılan bir tesir kazanıyor.
Onun dünyasında ‘beyefendilik’ bir etiket değil, aile terbiyesi ve sahicilik üzerine inşa edilmiş bir duruş. Sahneden indikten sonra bütün ışıltı ya sıcak bir çorbanın buharında sönüp sade bir sohbete dönüşüyor ya da evin sessizliğinde kedilerin mırıltısına karışıyor.
O, samimi yanıtlarıyla bizlere ışık tutarak, ‘Yeter ki bir kişiye iyi gelsin’ yaklaşımıyla sanatını icra ediyor.
Ferhat Göçer için müzik, hayatında meslekten çok bir emanet, yaşayan, çoğalan ve tesir bırakan bir miras.
SAHNE: İYİLEŞTTİREN BİR MEKAN
* Dinleyiciyle kurduğunuz güven, sevgi ve saygı yıllardır hiç bozulmadı. Bu bir karakter meselesi mi, yoksa mesleki bir strateji mi?
- Başından beri bunu ‘strateji’ olarak düşünmedim. Sahneye çıktığımda ev sahibi gibi hissediyorum. Karşımdaki insanlar benim misafirim ve onları mutlu etmek, iyi hissettirmek birinci önceliğim. Dinleyicinin ayırdığı vakte değen bir akşam yaşatmak istiyorum. İnsanları seviyorum, işimi seviyorum. Bu ilişki tamamen kişilik ve yetişme biçimi meselesi.
HEKİMLİKTEN SAHNEYE UZAYAN ŞİFA
* Hekimlikten sahneye… İki meslek de şifa veriyor. Sizce hangisinde daha çok iyileştirdiniz?
- 25 yıla yakın hekimlik yaptım, binlerce ameliyatta bulundum. O yıllarda doğrudan sağlık vermeye çalıştık. Ama müzisyen kimliğinin şifası farklı: Şarkılar benden sonra da dinlenmeye devam ederse ve birine iyi gelirse bu iyileştirmenin ömrü beni aşar. O yüzden müziğin etkisinin daha uzun soluklu olduğuna inanıyorum.
HİKÂYESİ OLAN ŞARKILAR
* Sahnede bir şarkıyı söylerken ‘itiraf’ mı yapıyorsunuz, ‘armağan’ mı sunuyorsunuz?
- İkisi de... Bir şarkıyı söylerken sözlerin içindeki kişiye empatiyle yaklaşırım, onun hikâyesini anlatırım. Ama sahnenin kendisi başlı başına bir armağan, her defasında bunun kıymetini hissediyorum. Yazdığım ya da seçtiğim şarkıların hikâyesi olmasına özen gösteririm. Anlatacak bir hikâye varsa, onu paylaşacak bir ‘anlatıcı’ da vardır.
* ‘Aşk adamı’ imgeniz yıllara nasıl evrildi?
- Aşk ve sevgi, insanın yaşına ve tecrübesine göre derinliği değişen kavramlar. Gençken daha dalgalı olan duygular zamanla daha sakin ve daha anlamlı bir hâl alıyor. Keşkeler de oluyor ama bu sakinlik ve derinlik hoşuma gidiyor.
* Şarkılarınızda hüzün ve huzur iç içe… Sizce insan kendini en çok hangi duyguda buluyor?
- Benim için anahtar kelime ‘hüzün’. Üzüntü ya da keder değil; dozunu bilirseniz, mutluluğun içinde bile küçük bir tat katan, şeker gibi zarif bir gölge. Bu hüzün, söylediğim şarkıların daha geniş kitlelere ulaşmasında belki de gizli bir iksir oldu. Ama abartırsanız kedere, oradan da depresyona kayabilir. Ben hüzünde kalmayı seçiyorum.
* Konserlerinizin akışı sık sık seyircinin enerjisine göre değişiyor. Unutamadığınız an(lar) var mı?
- Programlarımı interaktif kurgularım, sahneye bir listeyle çıkarım ama genellikle üçüncü-dördüncü şarkıdan sonra akış tamamen değişir. Seyirciden gelen bir istek, bir cümle, bir bakış beni başka bir şarkıya götürebilir. Bunun riski de var, kurduğunuz bağ sallanırsa gece zorlaşabilir. Ama o riski almayı seviyorum ve çoğu zaman samimiyet ve emekle gecenin kaderini iyi yönde değiştirebiliyoruz.
BEYEFENDİLİK DAVRANIŞTAN ÖNCE DURUŞTUR
* Sosyal medyada ‘gerçek bir beyefendi’ diye anılıyorsunuz. Beyefendilik bugün hâlâ karşılık buluyor mu?
- Bu benim aileden gelen görgüm ve terbiyem. Trend diye kendimi bambaşka birine dönüştürmem neysem oyum! Kıymet görüp görmemesi ayrı mesele. Annemi, babamı mutlu edecek bir çizgide kalmak benim için daha önemli.
* Büyük bir konserin ardından en insani anınız ne olur?
- İki rutinden biri: Ya Ömür’le ve yakın dostlarla küçük bir çorbacıya gideriz. Nabzımın normal ritmine inmesi için o sıcak ve sade anı severim. Ya da eve, kedilerin ve doğanın içine dönerim. O sessiz, sevgi dolu ortam beni dinlendirir ve toplar.
GENÇ MÜZİSYENLERE MESAJ
* Bugün müziğe başlayan bir gence kariyer ve dayanıklılık açısından ne önerirsiniz?
- Zor bir coğrafyada yaşıyoruz, iş her geçen gün daha da zorlaşıyor. O yüzden ilk önerim: Teknoloji ve bilgi ile ittifak kurun. Enstrüman, armoni, solfej, ses eğitimi, genel kültür… Gerekiyorsa yapay zekâ dahil çağın araçlarını öğrenin. Donanımlı olun; üzerine yetenek, şans ve kader eklenir. Yola çıkmadan önce çantanıza bütün bu araçları koymadan yürümek zor.
OLGUNLUK: DURUŞTA SAKLI
* “Ferhat Göçer değişmiş” diyen bir dinleyiciye ne dersiniz?
- Yakın zamanda yıllardır görmediğim biri, “Sakinleşmiş ve olgunlaşmışsın” dedi. Yaşın ve sahne tecrübesinin hediyesi bu; daha hoşgörülü, krizi olgunlukla karşılayan ve gülümseyen bir yerden bakabiliyorum.
İSTESİNLER KOŞA KOŞA GİDERİM
* TEV için sahne aldınız, bu tür destek konserleri sizin için ne ifade ediyor?
- Öğretmen bir ailenin çocuğuyum, eğitim konusundaki eşitsizlikleri görüyorum. Bir insanın hayatını değiştirebilecek projelere katkı sunabilmek benim için çok kıymetli. TEV ve benzeri kurumlarla gücüm yettiğince beraber olmaya devam edeceğim. İstesinler, koşa koşa giderim.
* “Beni bile ağlattı” dediğiniz şarkı okuma anları oldu mu?
- Özellikle ilk iki albümün bazı kayıtlarında (örneğin; ‘Aşkların En Güzeli’, ‘Yastayım’) stüdyoda sabaha kadar ağladığım oldu. Zamanla kontrol gelişiyor ama o ilk yılların duygusunu unutamam.
SOHBETTEN İZLENİMLERİM
* Sevenleriyle sabırla, yorulmadan tek tek ilgilendi. Yoğun konser sonrası seyircisini kırmayan bence ender sanatçılardan
* Titiz, her anlamda… Giyiminden cümle seçimine kadar mesleğinde özenli davranıyor
* Öz güveni içsel dengeden alan biri.
* Yüksek empati kapasitesi.
* Hüzün + asalet + derinlik birleşimi.
BİYOGRAFİ
* Doğum: 11 Mayıs 1970
* Meslek: Hekimlik + müzisyenlik
* Eğitim: İstanbul Tıp Fakültesi & konservatuvar
* Yaşam: İki çocuk babası, doğa ve hayvan sever
* Kendini en ‘evinde’ hissettiği yer: Sahne ve evi
KISA KISALAR
Sabretmek mi, sıkılmak mı? Sabretmek.
Susmak mı, konuşmak mı? Tercihim susmak ama çoğu zaman içimde tutamam, konuşurum.
Dans mı, sakin salınım mı? Sahnedeki ağır ritimlere eşlik eden sakin salınım.
Klasik mi, modern mi? Yapı olarak klasik, kulak modern dünyayı da izliyor.
Dobra mı, politik mi? Kalbim dobra, aklım politik.
Samimi mi, mesafeli mi? Samimiyeti koruyorum ama artık mesafeyi kıymetli buluyorum.
Uykucu mu, uykusuz mu? Uykucu.
Sakin mi, heyecanlı mı? Heyecanlı.
Kitap mı, dergi mi? Kitap.
Doğa mı, konfor mu? Doğa.
Kedi mi, köpek mi? Kalben köpek, bugün evde kedilerle huzur.
Güneş mi, yağmur mu? Güneş.
Tatlı mı, tuzlu mu? Tuzlu.
Şarap mı, rakı mı? Şarap.
Affeder mi, unutur mu? Affederim, unutmam.
* Yüzde yüz gerçeklik: Sahicilik. Yapmacıklık beni geri çeker.
* Yüzde yüz evimde hissettiğim yer: İki yer, evim ve sahnem.
* Yüzde yüz güvendiğim kişi: Oğlum.
* Yüzde yüz bilmek istediğim şey: Bilgi hem yaşam bilgeliği hem müziğin derinlikleri.
* Çevrem beni nasıl tanımlar: Güvenilir, dürüst, sözüne sadık.
* Ben kendimi nasıl tanımlarım? Düşünmeyi seven ve iç dünyası yüksek biri.
* Kimin beyninde olmak isterdin: Kendi beynimde. Kendi muhakememi, vicdanımı ve adalet duygumu seviyorum.
* Kimin gözleriyle dünyayı görmek isterdin: İletişime geçtiğim herkesin… İnsanların ve hayvanların dünyayı nasıl algıladığını merak ederim.
* Bir şarkı olsan hangisi olurdun: Albinoni’nin G minor Adagio’sunun açılışı.
NOKTALI YERLERİ DOLDURUN
* En iyi yaptığım şey: Sahne. Kendimi en çok sahnede tamamlanmış hissediyorum.
* Hiç beceremem dediğiniz bir şey: Tam olarak yok. Biraz çaba gösterdiğim her şeyi en azından ‘yapılabilir seviyede’ yaparım.
* Çevreniz sizi nasıl tanımlar: Güvenilir ve dürüst. Kimseye bilerek yanlış yapmam.
* Az kişi bilir ama siz nasılsınız: Çok düşünen biriyim. Bazen yoracak kadar.
* Manevi anlamda hayattan kazandığınız en büyük şey: Tecrübe ve farkındalık.
* 30 yıl önceki halinize ne öğüt verirdiniz: İyi ol, dürüst ol, çalışkan ol ve sakinliği hayatına daha erken çağır.
* “İyi ki…”: Müzik. Ve İstanbul’a gelip tıp fakültesine başlamak. Hayatımın dönüm noktası.
* “İyi ki yapmamışım”: Bugün dönüp baktığımda pişmanlık duymadığım şey, kendimden vazgeçmemiş olmam.
İLANDIR





