Güncelleme Tarihi:

Kurucusu olduğu eğitim kurumlarıyla yönetim ve liderlik alanında yeni bir bakış açısı geliştiren, sahadan gelen insanları eğitmen haline getiren sistemleriyle fark yaratan İzgören; yalnızca iş dünyasına değil, toplumsal gelişime de katkı sağlayan projeleriyle dikkat çekiyor.
Manisa Demirci’de hayata geçirdiği Türkiye ve Almanya’nın en iyi organik tarım çiftliği seçilen Karaoklar Ekolojik Çiftliği ile yüzlerce çiftçiyi organik tarımla buluştururken, “Uğur Böcekleri” projesiyle Türkiye’nin dört bir yanında öğrencilere gönüllü eğitimler ulaştırıyor. Eğitimden tarıma, liderlikten sosyal sorumluluğa uzanan bu çok katmanlı yolculuk; onun için yalnızca bir kariyer değil, bir anlam arayışı.
Askeriyeden ayrılma kararıyla başlayan bu hikâye, bugün binlerce insanın hayatına dokunan bir etki alanına dönüşmüş durumda. İzgören ile yaptığım bu uzun soluklu sohbet; bireysel dönüşümden liderliğe, sistem kurmaktan toplumsal faydaya kadar pek çok başlıkta, düşündüren ve sorgulatan bir perspektif sunuyor.
Sohbetimiz bitmişti ama ben uzun zamandır çok kimseden duymadığım azim, vatanseverlik, çalışkanlık, fayda…gibi duygularla oradan ayrılıyordum:
“Bir şey yaparken kendine şunu sor: Daha iyi olabilir mi ve ülkeye ne faydası var?”
Ve belki de asıl mesele bir şey başarmak değil, bir hikâye bırakmaktır!
“HAYATIMA KENDİM KARAR VEREMEYECEĞİMİ FARK ETTİM”
* Sizinle ilgili en belirgin şey askerlikten çıkış hikâyeniz. Bu gerçekten çok keskin bir dönüşüm. Sizin hayatınızdaki o keskin viraj nasıl oldu? Bu bir birikimin sonucu muydu, yoksa bir anda alınmış bir karar mı?

AHMET ŞERİF İZGÖREN: 14 yaşında başladım askeriyeye. O dönemde gidilebilecek iyi bir okul yoktu bulunduğum yerde. Babam subaydı, tayini Çankırı’daydı. Askeri okulu kazanınca gittim. Başladıktan sonra sistemi izliyorsunuz. Subayları, üstleri, işleyişi…
Ve bir süre sonra şunu fark ettim:
Hayatımla ilgili hiçbir kararı kendim alamayacağım. Bir de şu vardı… Çok başarılı insanlar da vardı, işini sıradan yapanlar da. Ama sıra geliyor, herkes aynı şekilde yükseliyor. Gerçek performansın ölçüldüğünü hissetmedim. O zaman kendi kendime dedim ki: “Ben bu mesleği yapmayacağım.”
Ama bu öyle kolay bir karar değil. Kimseye söylemedim. Çünkü o dönemde memurluktan ayrılmak çok sıra dışı bir şeydi. Ailene söylesen, “Ordu maaş veriyor, düzenin var” derlerdi.
Bir de şöyle bir gerçek var:
Ordudan istifa edemezsiniz. “Ayrılmanın tek yolu bir yabancıyla evlenmekti”
*Bunu bilmiyordum. Gerçekten çıkamıyor musunuz?
AŞİ- Hayır. 15 yıl mecburi hizmet var. “Ben tazminatımı ödeyip ayrılıyorum” deme şansınız yok. Ayrılmanın iki yolu vardı: Birincisi yüz kızartıcı suç işlemek. İkincisi bir yabancıyla evlenmek. Ben ikinci yolu seçtim. Ordudan ayrılma konusunda yüz kızartıcı suç işlediğinizde atılırsınız. İstifanın tek yolu vardı: yabancı bir kadınla evlenmek. Ben kendim istifa etmiş oldum. 1991 yılında bir yabancıyla evlendim. Bu tamamen teknik bir karardı. O dönem yabancı bulmak bile zordu. Ama açık açık söyledim: “Benim böyle bir durumum var, benimle evlenir misin?”
Kabul etti. Bana iyilik yaptı diyebilirim. Ve o şekilde ayrıldım.
TÜRKİYE’DE YÖNETİM ALANI BOŞTU
*Peki bu noktadan sonra eğitim ve kişisel gelişim alanına yönelmeniz nasıl oldu?
AŞİ- Harp Okulu’na giderken üniversite sınavına girme fırsatı çıktı. Girdim ve Hacettepe’de İngiliz Dilbilimi okudum. Aslında hayalim yurtdışına gitmekti. Çünkü dünyayı görmeden burada yaşamanın eksik olduğunu düşünüyordum. Ama askeriyeye olan yükümlülüklerim nedeniyle bunu yapamadım. Sonra Tömer’de çalıştım, ardından özel sektöre geçtim. Orada çok net bir şey fark ettim: Türkiye’de yönetim eğitimi alanı neredeyse yoktu.
İngilizce öğretmek bir yere kadar. Ama yönetim, liderlik, insan ilişkileri… Bu alanlar bomboştu.
İngiltere’deki kurumlarla bağlantı kurdum. Know-how aldık. Ama kısa sürede şunu gördüm: Anlatılan teoriler Türkiye’de işlemiyor.
TEORİ DEĞİL, GERÇEK HAYAT
*Çünkü gerçek hayatla örtüşmüyor…
AŞİ- Kesinlikle. Kitapta yazanla sahadaki gerçeklik aynı değil. O noktada dedim ki: “Biz kendi sistemimizi kurmalıyız.” Ve en kritik kararlardan birini aldık: Akademisyenleri getirip anlatmak yerine, sahadan gelen insanları eğitmen yaptık. Satış eğitimini satışçı verdi.
Yönetim eğitimini yönetici verdi. Ama onları da eğittik. “Öğretmeyi öğretme” üzerine bir sistem kurduk. Bugün hâlâ aynı yöntemi kullanıyoruz.
PATRON DEĞİL, EKİP KARAR VERİR
*Yeni nesil liderlik anlayışı hakkında ne düşünüyorsunuz?
AŞİ- Liderlikte en kritik şey sistem kurmaktır. Sistemi doğru kurarsanız suistimal olmaz.
Yanlış kurarsanız herkes sistemi kullanır. Bizde şöyle bir uygulama var: İlk altı ayın sonunda ekip karar verir. “Bu kişi bizimle çalışsın mı, çalışmasın mı?” Patron değil. Ekip. Çünkü patron her şeyi göremez Ama ekip her şeyi görür.
TÜRKİYE’NİN SORUNU LİYAKAT
*Devlet ve özel sektör farkını nasıl görüyorsunuz?
AŞİ- Kamudaki en büyük problem liyakat. Türkiye’nin aslında bir sorunu yok. Sorun diye konuştuğumuz her şey sonuç. Doğru insanları doğru yerlere koyarsanız bu ülke inanılmaz işler başarır.
ZOR OLDUĞU İÇİN YAPIYORUZ
*Uğur Böcekleri gibi kâr gütmeyen projeleri yapmaya mecbur değilsiniz ve birbirinden değerli işler yapıyorsunuz…yapmayabilirsiniz, neden yapıyorsunuz?
AŞİ- Zaten zor olduğu için yapıyoruz. Kolay olan yerde yapmanın anlamı yok.
Hayatta üç temel sorumuz var:
Her işi bu üç soruyla yapıyoruz. “Bir köyü değiştiren çiftlik” Manisa Demirci’de kurduğumuz Karaoklar Ekolojik Çiftliği bunun en güzel örneği. Başta herkes dalga geçti.
“Dağın başında dershane mi olur?” dediler. Ama biz önce eğitim verdik. Sonra üretim geldi. Bugün bölgede badem ağaçları 9 kat arttı. 329 çiftçi organik tarım yapıyor.
Bir gün telefon geldi: “Türkiye ve Almanya’nın en iyi organik tarım çiftliği seçildiniz.”
O an gözlerim doldu. Ama o ödül benim değil. Tarlada çalışan insanların.
“BEN DEĞİL, BİZ”
*Bu kadar şey yapıyorsunuz ama sürekli ekipten bahsediyorsunuz.
AŞİ- Çünkü gerçek bu. Eğer ben “Ben yaptım” dersem yanlış olur. Yapanlar sahadaki insanlar. Ben sadece bir parçasıyım.
*20 yıl öncesine dönseniz kendinize ne söylersiniz?: Daha çok ailenle vakit geçir derdim.
*Hayatta %100 gerçek olan nedir?: Bilmiyorum. Ama anlamak için okumaya devam ederdim.
*En çok olmak istediğiniz yer?: Bir köy okulunda öğretmen olmak. Çocuklarla birlikte üretmek.
*Hayatta tek bir şeyi öğrenme şansınız olsa? Gerçek inancın ne olduğunu öğrenmek isterdim.
SOHBETTEN İZLENİLERİM
En çok dikkat çeken şey: “Ben” değil, “biz” dili.
Anlattığı her başarı hikâyesinde kendini geri çekip ekibini öne koyması, bugün çok sık rastlanan bir liderlik yaklaşımı değil.
Karar alma cesareti, hayatının kırılma noktası.
Askeriyeden çıkış hikâyesi, bir meslek değişiminden çok daha fazlası; kendi hayatının direksiyonunu eline alma kararlılığı.
Teori değil, sahadan gelen bilgiye inanıyor.
Eğitim modelinde akademik bilgiyi reddetmiyor ama tek başına yeterli görmüyor; gerçek deneyimi merkeze alıyor.
Sisteme değil, sistem kurmaya odaklanıyor.
En güçlü taraflarından biri, sadece eleştirmek değil; işleyen alternatif modeller üretmek.
İdealizmle gerçekçiliği dengeliyor.
Bir yandan “ülkeye fayda” gibi büyük bir motivasyonla hareket ederken, diğer yandan sahadaki gerçekleri çok net görüyor.
Asıl derdi başarı değil, iz bırakmak.
Anlattığı her şeyin arkasında ortak bir niyet var: Bir hikâye bırakmak ve başkalarının hayatında somut bir fark yaratmak.
İLANDIR






