Güncelleme Tarihi:

Düşük maliyetli ve taşınabilir hiperspektral görüntüleme sistemleri geliştirmeye yönelik projesiyle dikkat çeken ODTÜ Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sevinç Figen Öktem Seven, bu çalışma ile insan gözünün algılayamadığı yapıları görünür kılarak tarım, çevre ve sağlık alanlarında daha hızlı ve doğru karar mekanizmalarının oluşturulmasına katkı sunmayı hedefliyor. ABD’de doktorasını tamamlayan ve NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nde görev yapan Öktem Seven, bu alandaki yüksek maliyet ve sınırlı erişim sorunlarından yola çıkarak daha taşınabilir ve düşük maliyetli sistemler geliştirmek üzere çalışmalarını sürdürüyor. Geçen yıl ‘L’Oréal-UNESCO Bilim Kadınları İçin’ programı kapsamında ödül alarak başarılarını taçlandıran Doç. Dr. Öktem Seven, aynı zamanda da birçok kadına ilham oluyor. Doç. Dr. Öktem Seven, yürüttüğü çalışmaları ve projeyi özetle şöyle anlatıyor:
RİSKLER DAHA ERKEN SAPTANABİLİYOR
“Projemiz, hiperspektral görüntüleme teknolojisi üzerine odaklanıyor. Klasik kameralar ve insan gözü yalnızca üç ana rengi algılayabilirken, hiperspektral sistemler ışığın onlarca hatta yüzlerce farklı rengini ayırt edebiliyor. Bu sayede her pikselde yalnızca görsel bilgi değil, kimyasal ve biyolojik özelliklere dair zengin bir bilgi elde edilebiliyor. Bugün bu sistemler genellikle büyük, pahalı ve taşınması zor cihazlar. Benim temel hedefim, bu amaca özel tasarlanmış lensler ve yapay zekâ destekli algoritmalarla bu teknolojiyi daha küçük, hızlı ve düşük maliyetli hale getirmek. Böylece ileride cep telefonlarına, dronlara ya da tıbbi cihazlara entegre edilebilecek, çok daha yaygın kullanılan sistemler geliştirmek mümkün olabilir. Bu teknolojilerin en güçlü yönü, insan gözünün göremediği bilgileri görünür hale getirerek daha erken, daha hassas ve daha güvenilir kararlar alınmasını sağlaması. Bu da hem toplumsal hem çevresel açıdan çok önemli sonuçlar doğuruyor. Bu teknoloji sayesinde, örneğin bir gıdada bozulma, küf ya da istenmeyen yabancı maddeler gözle görülmeden önce tespit edilebiliyor. Tarımda bitki hastalıkları erken aşamada fark edilebiliyor; çevre uygulamalarında su ve topraktaki kirleticiler izlenebiliyor; orman yangınları gibi afetlere yol açabilecek riskler daha erken saptanabiliyor. Sağlık alanında ise doku analizi ve cerrahi operasyonlar sırasında tümör sınırlarının daha hassas belirlenmesi gibi önemli uygulamaları bulunuyor. Özetle, şu anda bizim yaptığımız çalışma, bu teknoloji için yeni bir prototip geliştirmek; daha düşük maliyetli ve daha küçük boyutlarda üretilebilecek bir sistemi ortaya koymak üzerine odaklanıyor.”
‘BEN DE YAPABİLİRİM’ HİSSİNİ VERİYOR

“Dünyanın bilime, bilimin kadınlara ihtiyacı var” yaklaşımıyla L’Oréal Türkiye’nin UNESCO Türkiye Milli Komisyonu iş birliğiyle yürüttüğü, Türkiye’nin en uzun soluklu kurumsal sosyal sorumluluk projelerinden olan ‘Bilim Kadınları İçin’ programında aldığı ödülün kendisi için oldukça kıymetli olduğunu söyleyen Doç. Dr. Öktem Seven, “Ödülün en önemli taraflarından biri kız çocuklarına 'ben de yapabilirim' hissini vermesi. Bir diğer en önemli anlamı da kadın bilim insanlarının görünürlüğünü artırması. Kadınların bilimde neler yapabildiğini somut örneklerle göstermek, 'bilim insanı' denildiğinde akla kadınların da gelebilmesini sağlamak çok değerli” dedi. L’Oréal Türkiye, genç bilim kadınlarını desteklemek ve bilim dünyasında daha fazla kadının sesini duyurmak amacıyla UNESCO Türkiye Milli Komisyonu iş birliğiyle ‘Bilim Kadınları İçin’ Programı’nı 23 yıldır yürütüyor. Bu kapsamda 23 yılda 128 bilim kadını ödüle layık görüldü. Programın 23 yıllık birikimi, bu yıl ilk kez kitaplaştırılarak kalıcı hale getirildi. ‘Bilim Kadınları İçin: Bilimin İzinde Cesur Türk Kadınlarının Hikâyesi’ yayımlandı. Kitapta, bugüne kadar program kapsamında ödül almış 34 bilim kadınının yaşam öyküleri, bilime olan tutkuları ve ilham veren başarıları yer alıyor. Bu yayın, programın küresel tarihinde bir ilk olma özelliği taşıyor.
