Güncelleme Tarihi:

Beslenme ve Diyet Uzmanı Prof. Dr. Barış Öztürk, kilo vermek için sürekli diyet yapanlara önemli uyarılarda bulundu.
Bu süreçte en büyük yanılgılardan birinin iyileşmenin tartıyla ölçülmeye çalışılması olduğunu belirten Prof. Dr. Öztürk, özetle şunları söyledi: “İnsan bedeninin önceliği, zayıflamak değil, güvende olmaktır. Eğer beden içsel olarak tehdit algılıyorsa, kilo vermek onun için riskli bir durumdur. Son yıllarda kilo veremeyen birçok kişide gözden kaçan önemli bir faktör, histamin yüküdür. Histamin genellikle alerjilerle ilişkilendirilir, ancak kronik olarak yükseldiğinde bağışıklık sistemi sürekli alarmda kalır. Bu durum vücutta şişkinlik, ödem, yorgunluk, baş ağrıları, anksiyete, gece açlıkları ve tatlı isteği gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Histamin yüksekliği bedene sürekli bir tehlike sinyali verir. Böyle bir ortamda metabolizma rahatlayamaz ve yağ yakımı baskılanır. Kişi doğru beslendiğini düşünse bile sabah daha ince, akşam daha şiş hissedebilir, tartı değişmese de beden ölçüleri artabilir. Sorun yenen miktar değil, bedenin taşıdığı yüktür. Kilo verme sürecinde bir diğer kritik konu hormonal dengedir. Vücut kilo vermeye kaslarla değil, hormonlarla karar verir. İnsülin, kortizol, östrojen, progesteron, leptin ve ghrelin gibi hormonlar dengede değilse beden yağ yakımına geçmez. Özellikle kronik stres altında yaşayan, sürekli diyet yapan ve yeterince dinlenemeyen kişilerde kortizol seviyesi uzun süre yüksek kalır. Yüksek kortizol ise bedene yağ yakma değil, yağ depolama komutu verir. Bu nedenle stresli dönemlerde aynı beslenmeyle kilo alınabilir, özellikle karın ve basen bölgesi dirençli hale gelir ve tatlı isteği artar. En büyük yanılgılardan biri iyileşmenin tartıyla ölçülmeye çalışılmasıdır. Tartı, hücresel toparlanmayı, hormonal dengeyi ya da bağışıklık sisteminin rahatlamasını göstermez. Vücut önce sistemi onarır. Yağ kaybı ise bu onarımın doğal bir sonucudur. Bu nedenle bakış açısını değiştirmek gerekir.”

