Güncelleme Tarihi:

Hayatını geleceğe dair planlarla geçirmemeye karar veren Mehmet Hürkan Gökkaya, 40 yaşında radikal bir karar alarak düzenini, kariyer hayatını geride bıraktı ve sırt çantasını alarak dünya turuna çıktı. Gökkaya’nın yolculuğunun ilk etabı, 7 ayda 7 Asya ülkesi oldu. Malezya, Tayland, Vietnam, Singapur, Endonezya (Bali), Japonya ve Güney Kore’yi gezen Gökkaya, şimdi ise rotasını yeni coğrafyalara çevirmeye hazırlanıyor. Hayatındaki kırılma noktasının annesini kaybetmesi olduğunu dile getiren Gökkaya, geleceğe dair sürekli planlar yapmanın ve hayatı ertelemenin anlamsızlığını bu kayıpla fark ettiğini söyledi.
7 AYDA 7 ASYA ÜLKESİ
Önceden Bilgi Teknolojileri (IT) Uzmanı olan ve kariyerinde önemli noktalara gelen Gökkaya, aynı zamanda sertifikalı bir yoga ve pilates eğitmeni olduğunu dile getirdi. Gökkaya, 40 yaşında kariyerini ve kurulu düzenini geride bırakma öyküsünü ise şöyle anlattı: “40 yaşında kurulu IT kariyerimi bırakıp sırt çantamla dünya turuna çıkan bir Ankaralıyım. Annemi kaybetmemle başlayan ‘hayatı erteleme’ kararı ve son 7 ayda devirdiğim 7 Asya ülkesini kapsayan bir hikâyem var arkamda. Alışılmış genç gezginlerden farklı olarak; yolculuğum tezatlıklar (hostellerden yerel ailelerin sofralarına, hamakta seyahat yogasından kamp hayatına) üzerine kurulu. Beni fiziksel zorluklar değil, 20 yılı aşkın süredir ilmek ilmek ördüğüm ‘güvenli’ IT ve spor kariyerimi ve alışkanlıklarımı bir günde arkada bırakmanın yaratacağı zihinsel boşluk korkutuyordu. Toplum bize 40 yaşına geldiğimizde durulmamızı ve düzeni korumamızı söyler. Bu yaştan sonra her şeyi sıfırlayıp bir sırt çantasıyla yola çıkmak, o görünmez duvarları yıkmayı gerektiriyordu. ‘Ya yapamazsam’ korkusu ilk adımı atana kadar zihnimi kurcaladı ama yola çıktığım an asıl korkulması gereken şeyin belirsizlikler değil, konfor alanında yavaş yavaş körelmek olduğunu anladım. Hayatı ertelememek benim için ‘zamanı satın almak’ demek. Toplum bize hep geleceğe yatırım yapmayı, yaşlılığımızı güvenceye almayı öğretir; yani bugünün zamanını satıp geleceği satın almaya çalışırız. Ama annemi çok genç yaşta kaybettiğimde şunu anladım: Gelecek, üzerine kumar oynanacak bir şey değil. 40 yaşına geldiğimde, en verimli, zihnen ve bedenen en güçlü olduğum yaşların zamanını kendime saklamak istedim. Dolayısıyla benim için hayatı ertelememek bir cesaret gösterisi değil, tamamen mantıklı bir matematik hesabı. Hayallerimi yaşatmak için emekliliği beklemeyi reddedip, hayatımın en güzel yıllarını sisteme kiralamak yerine kendime harcamaktır.”
BAŞKENT DIŞARIDAN GRİ GÖRÜNÜR AMA...
Gezip gördüğü 7 ülke arasında kendisini en çok şaşırtan ve büyüleyen ülkenin Vietnam olduğunu söyleyen Gökkaya, “Beni en çok şaşırtan ve büyüleyen ülke kesinlikle Vietnam oldu. Vietnam’da inanılmaz bir tezatlıklar uyumu var. Bir yanda Hanoi’de Train Street’te kahveni yudumlarken masanın sadece birkaç santim uzağından devasa bir trenin geçip gittiği o kaotik ve büyüleyici sokak hayatını yaşıyorsun. Diğer yanda Da Lat’ın sisli dağlarında, tarım çiftliklerinde tamamen izole ve dingin bir köylü hayatına tanıklık ediyorsun. İnsanlarının o kadar büyük acılardan ve savaşlardan geçmesine rağmen inanılmaz derecede sıcak, misafirperver ve hayata bağlı olmaları beni çok etkiledi. Kültürel şoku, samimiyeti ve doğanın vahşi güzelliğini aynı anda en yoğun hissettiğim yer orası oldu” diye konuştu. Dünyanın farklı coğrafyalarını gezen Gökkaya için başkent Ankara ise yolculuğun neresine giderse gitsin taşıdığı önemli bir kimlik olarak duruyor. Ankara’yı “kökleri ve karakterinin hamurunun karıştığı yer” olarak tanımlayan Gökkaya, şunları söyledi: “Ankara benim köklerim ve karakterimin hamurunun karıştığı yer. Dünyanın en popüler metropollerini, en egzotik adalarını gezdim ama buralara adapte olmak benim için hiç zor olmadı çünkü Ankara’nın kendi içindeki o muazzam çeşitliliği beni dünyaya zaten hazırlamıştı. Asya’nın o devasa metropollerinin göbeğinde Oran’ı, lüks restoranlarda Gaziosmanpaşa’yı, daha butik ve sakin köşelerde ise Ümitköy’ü yaşadım. Kimi şehirlerin caddelerinde Tunalı’nın o bohem ruhunu, kimi yerel pazar ve çarşılarda ise Ulus’un o tarihi esnaf sıcaklığını hissettim; doğanın içinde kaldığımda aklıma hep Gölbaşı geldi. Ankara dışarıdan gri görünür ama aslında kendi içinde koskoca bir dünya barındırır. Ben dünyayı keşfetmek için yola çıkıyorum ama heybemdeki o uyum sağlama yeteneğini ve karakterli tavrı tamamen bu şehrin sokaklarına borçluyum.”



