Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hastane enfeksiyonu tanısında yeni biosensor

Hastane mikrobu, ‘hastanede yatan hastaya bulaşan mikroplar’ olarak düşünülmektedir. Halbuki gerçek farklıdır. Hastane mikrobu, hastanede özel olarak bulunan ve hastayı gördüğünde ona bulaşan bir mikrop değildir. O mikrop zaten her yerde vardır ve hastanede enfeksiyon yapmasının sebebi, hastanede yatan hastada kendi hastalığına bağlı bağışıklık sistemi düşerse normalde kendisini hasta yapmayacak o mikrobun bu sefer kendisini hasta yapması durumudur.

Yani hastanede yatan her hasta ‘hastane mikrobu’ ile enfeksiyon kapmaz. Hastane mikrobuna bağlı gelişen hastalıklar zaten bağışıklık sistemi bozuk, uzun süre hastanede yatan, kronik hastalıkları olan hastalardır.
Hastane enfeksiyonu tüm dünyada önemli bir sağlık sorunudur. Hastaların yaklaşık yüzde 8’i, az veya çok hastalık yapma potansiyeline sahiptir.
Bu enfeksiyonlar, hastanın hastaneye yattıktan 48-72 saat sonra veya hasta taburcu olduktan sonra 10 gün içerisinde ortaya çıkan mikroplu hastalıklardır.

BİRKAÇ DAKİKADA TANI KONULABİLECEK

Hastane enfeksiyonlarının tanısı zor konur ve testler genelde 2-3 günde çıkar. Ancak son yıllarda bu konuyla ilgili çalışan araştırmacılar yeni yöntemler geliştirmeye başladılar. Ülkemizde de İTÜ’nün Teknoloji Geliştirme Bölgesi’nde, sağlık sektörünün en önemli sorunları arasında gösterilen ‘hastanelerde kapılan enfeksiyonların hızlı tanısı’ üzerine bir buluş geliştirildi. Girişimci Dr. Asiye Karakullukçu, enfeksiyon hastalıklarının tanısı için biyosensör teknolojisiyle geliştirilmiş hızlı tanı cihazı tasarladı. Dr. Karakullukçu’nun buluşu ile birkaç dakika içerisinde hastaya enfeksiyonunun tanısı konulabilecek.
Karakullukçu, “Hastanelerde her yıl binlerce insanın enfeksiyon nedeniyle ölmesinin en önemli nedenlerinden biri de tanının geç konulmasıdır. İdrar, kan, balgam gibi klinik örneklerden tespit edilen tanı süreçleri bazı durumlarda 3 güne kadar çıkabiliyor. Bu uzun süre de çoğu zaman enfeksiyonu geri döndürülemez noktaya getiriyor. Hedefimiz, geliştirdiğimiz sensor ile enfeksiyon hastalıklarının tanısı için herkesin kolayca kullanabileceği elde taşınabilir bir tanı cihazı üretmek. Hastadan balgam, idrar gibi spesifik örnek almak yerine bir damla kan ile hastane enfeksiyonu olup olmadığını kısa sürede anlayabileceğiz” bilgilerini verdi.

ÖĞRENMEDEN GEÇMEYİN

MEDİTASYON ve YOGA NEDİR?

Son yıllarda artış gösteren depresyon, kaygı, kronik mutsuzluk ve dikkat bozukluğu çağımızın en büyük sorunlarından. ‘Dünya Sağlık Örgütü’nün öngörüsüne göre, ilerleyen yıllarda bu durum artarak devam edecek.
Günümüzde ise bu psikolojik bozuklukların tedavisinde ilaç tedavisi kullanmak istemeyen bireyler değişik alanlara yönelmektedir. İşte bu alanlardan biri de meditasyon ve yogadır. Meditasyon ve yoga nedir, temelinde neler yatar... Mindfulness Koç ve Yoga Eğitmeni Yeliz Ekinci şu bilgileri paylaştı:

KAS GELİŞİMİ GİBİ DÜŞÜNEBİLİRİZ

“Yoga ve meditasyon gibi kendimizle baş başa kaldığımız pratikler, bugün bilimin de mindfulness (bilinçli farkındalık) çatısı altında kabul ettiği en gözde çalışma alanlardan biridir. Mindfulness, kişinin içsel ve dışsal deneyimine yargısız, açık ve nezaket ile baktığı farkındalık hali olarak tanımlanır. Bu farkındalık halini bir nevi kas gibi düşünebiliriz. Düzenli olarak uygulanan meditasyon ve yoga ile bu farkındalık kasımız zamanla gelişir. Farkındalık alanı genişleyen bireylerin dünyayı algılama şekli ve buna bağlı olarak da yaşamındaki deneyimleri olumlu olarak değişir ve olaylara pozitif bakar.
İç huzur ve iyilik hallerini destekleyen ve 2 bin yıldır Doğu’da uygulanan meditasyon ve yoga, son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalar neticesinde din algısından ayrışarak, bilimsel bir bütünlüğe kavuştu. Dünyanın en köklü üniversitelerinde, mindfulness uygulama ve araştırma merkezleri ve yüksek lisans programları açıldı.

STRESİ AZALTIR DAYANIKLILIĞI ARTIRIR

Harvard Üniversitesi profesörlerinden nörolog Dr. Sara Lazar, düzenli meditasyon yapan bireylerde yaptığı araştırmada, 8 hafta boyunca düzenli meditasyon yapan bireylerin beyin MR görüntülemeleri sonucunda, beyin yapılarında pozitif yönde dönüşümlerin olduğunu tespit etti. Beyinlerindeki stres ve tepki verme merkezi olan amigdalanın küçüldüğünü; öğrenme, duygu düzenlemesi, bakış açısı ve algı değişmesi ile ilgili merkezlerde kalınlaşma ve yine beyinde gri madde (bellek, dikkat, algısal idrak, düşünce ve şuur) artışında yoğunlaşma olduğunu tespit etti.
Meditasyon ve yoga, sinir sisteminin esnek dayanıklılık kapasitesini artırır, stresi azaltır ve kaygı bozukluğunu kontrol eder, fibromiyalji sendromu ve kronik ağrıların kontrolüne yardımcı olur, kan basıncını düşürür, strese bağlı yaşlanmayı önler, öğrenmeyi, hafızayı, duygusal zekayı, yaratıcılığı, öz farkındalığı, empati ve iradeyi geliştirir. İçsel mutluluk halini destekler, nezaket üretmeyi sağlar.”

X