Güncelleme Tarihi:

ArtAnkara 12. Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı, ATO Congresium’da ziyaretçilerini bugün de ağırlamaya devam ediyor. Fuara İstanbul’dan gelen seramik sanatçısı Duygu Sağlamyürek, bu yıl 3’üncü kez katıldığını dile getirerek başkentte gerçekleştirilen fuarların en belirgin farkının öğrencilerin ve gençlerin yoğun katılımı olduğunu dile getirdi. Bu ilginin sanat üretimine doğrudan katkı sunduğunu belirten sanatçı Sağlamyürek, şunları söyledi:
GERİ DÖNÜŞLER BENİM İÇİN ÇOK KIYMETLİ
“Seramik sanatını tutkuyla yapıyorum ve oldukça keyif alıyorum. Hatta seramiğe olan tutkumun, çocuklarıma olan sevgimle neredeyse eş değer olduğunu söyleyebilirim. Bunun yaptığım işlere de yansıdığını düşünüyorum. Şu anda İstanbul Sarıyer Maden Bölgesi’nde bir atölyem var. Orada çeşitli workshop’lar düzenliyorum. Oldukça sıcak ve üretken bir ortamımız var. Bu yıl ArtAnkara’ya 3’üncü kez katılıyorum. İlgi oldukça fazla. Özellikle öğrencilerin ilgisi çok yoğun. İstanbul’da son zamanlarda daha çok dekorasyona yönelik, obje seçen kişilerle karşılaşıyorum. Ancak ArtAnkara’nın farkı, daha sorgulayan ve merak eden bir kitleye sahip olması. İlk katıldığımda Afrika temalı heykellerimle gelmiştim. Öğrenciler bana neden bu temayı seçtiğimi sorarak bizim kültürümüzde pek yer almadığını söylemişti. Ben de mimikleri ve efsanevi hikâyeleri ilgimi çektiği için bu temaya yöneldiğimi söylemiştim. Bu tür geri dönüşler benim için çok değerli. Olumsuz eleştiriler bile insanı ileriye taşıyor. Bu yüzden Ankara benim için daha özel. Ayrıca okulların teşvik edilmesi de fuara ayrı bir değer katıyor.
TOPRAĞIN BİR HAFIZASI VAR
Yaptığım bir işin başkaları tarafından farklı şekillerde yorumlanması da hoşuma gidiyor. Böylece aynı esere farklı pencerelerden bakma imkânı doğuyor. Yaptığım işlerde duygu olduğuna inanıyorum. Öte yandan, toprağın bir hafızası olduğuna da inanıyorum. Bu süreç, sabrımı her aşamada geliştirdi. Çünkü ne kadar acele ederseniz edin, üretimin kendi zamanı var. Sadece kuruma süreci değil, mutfak aşaması da oldukça zahmetli ama bir o kadar keyifli. En ufak bir çatlak bile tüm emeği riske atabiliyor. Bu süreç bana korkmamayı da öğretti. Hepimizin kaygıları var ancak üretim konusunda kaygı duymamaya çalışıyorum. Biraz akışına bıraktığımda, ortaya çok daha güzel işler çıkıyor. Manifesto ‘Sessiz taşıyıcılar.’ Biz, sesi olmayanın dilini arayanlarız. Görünmeyeni görünür kılmak için yüzeyde değil, derinlikte çalışırız. Her form bir yük taşır. Her yüz, başka bir yüzün izini saklar. Ve her iz, söylenmemiş bir hikâyenin kalıntısıdır. İnsan yalnızca konuştuklarıyla değil, sustuklarıyla da var olur. Ben de özellikle heykellerimde bunu yansıtmaya çalışıyorum; hem kendi içime hem de dış dünyaya bakarak üretmeye devam ediyorum.”



