Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yeni yıla selam, işimize devam

Türkiye açısından toplum olarak Avrupa’ya odaklanmış olarak eski yılı geride bırakıp bir yenisine girdik. Türkiye ‘AB’ dedi ama iş bitmedi.

Arkadan ‘C’ gelecek, Z’ye kadar uzun bir yol var katedilecek. Avrupalı dostlarımızın müzakere sürecinde diğer hangi yeni koşulları karşımıza çıkaracağını bilmiyorum. İster misiniz Türk basınında reformlar yapılmasını öne sürsünler!

Roma mitolojisine göre iki zıt yöne bakan Janus tanrısına ithaf edilen January (Ocak) ayına girdik. Dolayısıyla yeni bir yıla. Çevremizdeki her şey bir yıl daha eskidi, yaşlandı. Oturma odasında dünden kalan gazete, duvardaki resim, gardroptaki ceket, eş-dost-akraba, kapı komşusu ve kendimiz dahil. Yaşlanmak, alternatifini düşünürsek, kötü bir şey değil. Yaş esasında sadece ölü balık ve iyi şarap söz konusu olduğunda önemli.

*

2005’e iç ve dış savaşlar, katliam, ayaklanmalar, açlık, yoksulluk, hastalık salgınları, çoluk-çocuk farkı gözetmeden toplumların üstüne çöken doğa afetlerini miras alarak giriyoruz. Bir Afrika atasözü ‘Yerküre bizim değil. Sadece gelecek nesiller için bize emanet’ diyor. Oysa genç kuşakların böylesine ağır, sorunlu bir emaneti üstlenmek isteyeceği şüpheli.

Kainatın uçsuz bucaksızlığında dünyamız çölde bir kum tanesinden, okyanusta bir su damlasından ufak. Ama dertleri bitecek gibi değil. Herhangi bir coğrafyada 100 km mesafeyi aşan iki bölgeden birinde doğru olan diğerinde yanlış. Değer ölçüleri farklarını, uluslararası hukuk-adalet ilkelerini, yarar-çıkar ikileminde çatışmaları göz önüne getirin, Darfur katliamını hatırlayın, Filistin göçmenlerinin çaresizliğine, Irak halkının haline bir bakın kafi. Tabii olayları değişik gözlükle görenler de var.

*

Geçenlerde George W. Bush’un ‘Başkanlık Özgürlük Madalyası’ törenini televizyonda izledim. Başkan Bush ABD’nin en yüksek hizmet ödülü madalyasını ilkin görevinden kendi isteğiyle ‘istifa’(!) eden George Tenet’in boynuna taktı. Hangi George mu? 11 Eylül terör saldırısını önlemekte başarısız kalan, adaşı başkana Saddam Hüseyin’in kitle imha silahları ürettiğini söyleyip asker-sivil binlerce insanın ölümüne sebep olan olan, Irak savaşının teşvikçisi CIA direktörü.

Arkadan Washington’un Irak Genel Valiliği’ne atadığı Paul Bremer. Bremer Irak ordusunu dağıtıp, Baasçıları hükümet görevlerinden azleden, Şii-Sünni ayrılığını körükleyerek, bugünkü karmaşayı yaratan diplomat.

Üçüncüsü ise komutanların ikazlarına rağmen Irak’a yeterli asker göndermeye karşı çıktığı için bini aşkın Amerikan askerinin zayiatına sebep olan, savaş planının mimarı General Tommy Franks.

*

ABD yönetiminin iç ve dış politikalarını etkileyen bu üç kişinin başlıca özelliği, Başkan’ın ‘Yes Man’i (Evet Adamcılığı) olmaları. Oysa ırk ayrımına son veren Başkan Abraham Lincoln bir kabine toplantısında ‘Evet’çilerin ülke çıkarlarına zarar vereceğini veciz bir espriyle ortaya koymuştu. Lincoln, ‘Ben bir köpeğin kuyruğuna bacak dersem, köpeğin kaç bacağı olur? Beş mi? Hayır, dört. Çünkü Başkan’ın bacak demesiyle kuyruk bacak olmaz. Sizden bana doğruları söylemenizi istiyorum’ demişti.

Dökülen kanları, dağılan aileleri, uluslararası terorizmin üretim merkezine dönüşmüş Irak’ı göz önüne getirdiğinizde bu insanların ‘Özgürlük Madalyası’na layık olmadıklarına karar vermekte zorlanmazsınız.

*

Türkiye açısından askeri, sivili, işçisi-patronu, ev kadını ve öğrencisiyle bir konuya odaklanmış olarak eski yılı geride bırakıp bir yenisine girdik. Avrupa Birliği dedik haftalarca, aylarca. Önümüze sürülen şart üzerine şartların üstesinden gelerek, 17 Aralık’ta AB düşümüz, hiç olmazsa kağıt üzerinde gerçekleşme çizgisine yaklaştı.

Türkiye ‘AB’ dedi ama iş bitmedi. Arkadan ‘C’ gelecek, Z’ye kadar uzun bir yol var katedilecek. Zira Avrupalı olmak göründüğü kadar kolay değil.

*

Avrupalı dostlarımızın müzakere sürecinde diğer hangi yeni koşulları karşımıza çıkaracağını bilmiyorum. İster misiniz Türk basınında reformlar yapılmasını öne sürsünler! Mesela şunları söyleyip müzakereleri sulandırmaya kalksınlar:

‘Ülkenizde ekonomiden, eğitim, sağlık, işsizliğe kadar çok sorun var. Dünyada pek çok şey değişiyor. Uygar toplumlar bilimde, teknolojide gelişme hızını yakalama çabasında. Olup bitenleri öğrenmek istiyor toplumlar. Ama köşe yazarlarınıza bakınca etraf güllük gülistanlık. Yazarlarınız sütunlarında dünya pencerelerini aralamak yerine kişisel övgülere yönelip birbirlerine sataşma derdinde. Köşeleri tutanlar cinsel dürtülerini, hamilelik heyecanını, gittikleri lokantaları, meslektaşlarına kızgınlıklarını, küfürlü öfkelerini okura sunuyorlar her gün. Oysa Türk halkına hemen her yönüyle Avrupalılığa yaklaştıracak konuları işlemeleri lazım. Avrupa basınında işini sizdeki gibi hafife alan yazar yok denecek kadar az. Her konuda ahkam kesen yazarlarınız gerçekten hükümete yönetim, orduya demokrasi, bürokrata görev, futbol antrenörüne oyun taktiği öğretecek bilgi, görgü donatımına sahip mi?’

2005 yılında Türk basını reform dalgalanmasına sahne olacak mı, ne dersiniz?

Huzur ve mutluluk dolu bir yıl diliyorum.
X