GeriAhmet HAKAN Yeni kabineye dair gelişigüzel notlar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yeni kabineye dair gelişigüzel notlar

İSİMLERE şöyle bir bakınca şunu anladım: Başbakan Erdoğan her koşulda çalıştırabileceği, teklifsiz hesap sorabileceği, rahatlıkla çıkışabileceği en yakın çalışma arkadaşlarına görev vermiş.

Yani “Ustalık kabinesi”nin Başbakan Erdoğan açısından şifresi şudur: “Kimsenin nazını çekmeye niyetim yok.”

İsimler belirlenirken hallaç pamuğu gibi dağıtma söz konusu olmamış. Bülent Arınç orada, Beşir Atalay orada, Ali Babacan orada, Recep Akdağ orada, Binali Yıldırım orada, Hayati Yazıcı orada, Mehdi Eker orada, Veysel Eroğlu orada... Yani “devrimci bir yaklaşım” söz konusu değil. Ama Vecdi Gönül’ün yeni dönemde Milli Savunma Bakanlığı koltuğunda olmaması bile başlı başına “devrim gibi” bir şey.

Nimet Çubukçu eğitimin başından gitti... Galiba Ali Demir’in bile başına patlamayan kabak, onun başına patladı.

“Bizim Suat” bakan oldu. Bir meslektaş dayanışması hissiyle memnun oldum.

İçişleri Bakanlığı gibi çok önemli bir bakanlık İdris Naim Şahin’e emanet edildi. Tanımayanlar için söyleyeyim: İdris Naim Şahin çelik çekirdektendir. İstanbul Belediyesi’nden beri Erdoğan’ın yanındadır. Mülki idarecilikten gelmedir. Dolayısıyla İçişleri Bakanlığı’na getirilmesinde şaşılacak bir yön yoktur.

Ve Bekir Bozdağ çalışkanlığının, bağlılığının, cevvaliyetinin semeresini gördü: “Başbakan Yardımcısı” oldu. Daha ne olsun.

Bazıları yadırgayacak ama iddia ediyorum: Ömer Dinçer, Milli Eğitim Bakanlığı görevinde başarılı olacak. Neden mi? Bir kere işinin ehlidir... İkincisi eğitim tekniklerini iyi bilir. Üçüncüsü örgütlenme uzmanıdır... Ama iki sorunu var: “İletişim açısından” zayıftır, ideolojik takıntıları vardır. Bu iki sorunu sorun olmaktan çıkarırsa başarısı kaçınılmaz olur.

Gitti Selma Aliye Kavaf, geldi Fatma Şahin... Gelen gideni aratır derler ya... Fatma Şahin’in aratmayacağına bahse girerim.

Ben Erdoğan Bayraktar’ın “Çevre Bakanlığı” gibi “korumacı” bir bakanlıkta değil de projeci ve yatırımcı bir bakanlıkta daha başarılı olacağını düşünüyorum. Bakalım zaman ne gösterecek?

İşte en şaşırtanı: Milli Savunma Bakanlığı’na yaşını başını almış, idare-i maslahatçı, etliye sütlüye karışmayan, askerlerle arayı iyi tutacak rind-meşrep bir ismin getirilmesini beklerken İsmet Yılmaz gibi deneyimsiz bir isim getirildi. İyi de oldu. Çünkü Milli Savunma’nın artık “deneyimsiz” bir isme bırakılmasının zamanı geldi de geçiyordu.

Hangi aidiyet daha güçlü: Fenerbahçe mi? CHP mi?

OYUNU CHP’ye verenlerin bile “CHP ne yaptığını bilmiyor” diye CHP’ye bodoslama giriştiği bir ortamda memleketin dört bir yanından “Ben Fenerbahçe’ye ve Aziz Yıldırım’a laf söyletmem arkadaş” nidaları yükseliyorsa...

CHP’li milletvekillerinin vekilliklerinin düşürülmesi tehlikesi karşısında yaprak bile kımıldamazken Fenerbahçe’nin küme düşme tehlikesi karşısında hop oturulup hop kalkılıyorsa...

CHP için bir “uzlaşma formülü” falan aranmıyor ve “Tükürdüklerini yalayacaklar” denilirken Fenerbahçe için herkes bir “kurtuluş reçetesi” peşindeyse...

Kimsenin aklına “Yüzde 26 oy almış bir parti” demek gelmezken herkes ağzını açtığında “Yüzde 45’lik bir taraftar desteğine sahip takım” demeye özen gösteriyorsa...

Ergenekon sanığı iki ismi vekil yaptı diye CHP’ye ağzına geleni söyleyen fanatik Fenerbahçeli Cengiz Çandar, “çete” iddiasına gözünü kapatıp Aziz Yıldırım’a tam destek veriyorsa...

CHP aleyhine yazı yazmak neredeyse “milli spor” halini almışken Fenerbahçe aleyhine kelime etmek bile hayli riskli bulunuyorsa...

“Hangi aidiyet daha güçlü?” diye sormaya gerek var mı?

Mesele Şafak Pavey meselesi değil ki

MECLİS Genel Kurulu’nda kural gereği etek giymek zorunda kalan CHP Milletvekili Şafak Pavey, “Bunu ben mesele etmedim. Mesele edenleri de anlamıyorum” demiş.

Olayı mesele edenlerden biri olarak Şafak Pavey’e şunları söylemek isterim:

Siz protezinizi göstermeyi mesele etmeyebilirsiniz...

Mevzu bu değil.

Mevzu şudur:

Protezini göstermek istemeyen bir kadının durumu ne olacak?  Bunu mesele eden kadına “Etek giy de gel” denecek mi, denmeyecek mi?

Bence hep beraber odaklanmamız gereken yer budur.

Siz istediğiniz kadar “Benim için sorun yok” diyebilirsiniz. Ben de şunu demeye devam ederim: Protez bacağını göstermek istemeyen bir kadına etek giy de gel diye dayatan yasanın da, yasağın da canı cehenneme...

Ayşe’ye içten, kısa ve acılı bir sesleniş

SEVGİLİ Ayşe...

Eğer insanların seni ve kocanı rahat bırakmasını istiyorsan...

Eğer kimsenin düğününe, mutluluğuna, evliliğine laf etmesini istemiyorsan...

Eğer kem gözlere ve kem sözlere maruz kalmak istemiyorsan.

Yapman gereken tek bir şey var:

Mahremiyetini titizlikle korumak...

Ama bir yandan sen, bir yandan çiçeği burnunda kocan...

Dışavurumculuğu abartırsanız, şova şov katarsanız, her şeyinizi paylaşmak için yanıp tutuşursanız, kameraların üstüne üstüne giderseniz, tartışmaları attığınız kıtırlarla körüklerseniz, “hakkımızda iyi yazanlar / hakkımızda kötü yazanlar” diye çeteleler tutarsanız...

Kısacası...

Mutluluğunuza, birbirinize, yeni yuvanıza, aşkınıza, kendinize odaklanmak yerine...

Kameralara, gazetelere, fotoğraflara, yazılara odaklanıp en alakasızların bile dikkatlerini kendi üzerinize çekerseniz...

Herkes konuşur.

Kimi kıskançlıktan, kimi dalgacılıktan konuşur.

Kimi haklı, kimi haksız konuşur.

Artık iş, “sana ne, bana ne, kime ne” düzleminden çıkar.

Toplumsallaşır.

Hakkında laf söylenmesi gayet meşru bir alan haline gelir.

Yani demem o ki Sevgili Ayşe...

Gerçekten mutluysan, gerçekten deli divaneysen, gerçekten “sonunda bulacağımı buldum” diyorsan, eğer gerçekten “size ne kardeşim” havasındaysan...
Bütün bunları “mahrem” kabul et ve sadece yakın çevrenle paylaş.

Sakın bana “Ne yapalım, kaçınılmaz olarak oluyor bunlar, biz ünlü insanlarız” masalını anlatma.

Çünkü bir insan isterse “şöhretin Madonna seviyesi”nde olsun, çok arzu ederse mahremiyetini koruyabilir.

Ya da şöyle söyleyeyim: En azından sizin gibi ballandırmaz.

Günlerin tortusu

Eski televizyon düzeni geçerliliğini korusaydı şimdiye çoktan Erol Köse’ye “müfteri şov”, Hilal Cebeci’ye de “panpiş şov” programları yaptırılıyor olurdu.

Dünkü Radikal’de Sırrı Süreyya’nın Murat Belge için kaleme aldığı yazıdan öğrendim. Vaktinde erişilemeyen şeyler için Elazığlılar şöyle dermiş: “Balık demiş ki ben öldükten sonra yemişim derin gölleri.” Ne güzel bir söz bu böyle!

Meclis Başkanı Cemil Çiçek aradı. Dedi ki: “Flört fahişeliktir diye bir şey söylemedim ben. Bu iftira yıllardır üzerime yapışmıştı. Bu haberi yapan arkadaş, seneler sonra kamuoyu önünde ‘bunu biz uydurduk, Cemil Çiçek böyle bir söz söylemedi’ dedi ve özür diledi.” Bu işten benim çıkardığım ders: Demek ki o kadar dört başı mamur bir iftira atılmış ki, seneler sonra dilenen özre rağmen hafızalardaki yerini koruyabiliyormuş. Allah kuru iftiradan sakınsın.
Seviyesiz, hadsiz insanlarla televizyon programlarında tartışılmaz. Bir hadsizlik karşısında programı bırakıp gitmek bazen en iyisidir. Böyle yazdım ve böyle düşünüyorum. Ama Taraf’ın Ankara Temsilcisi Lale Kemal’in Süheyl Batum’lu programı terk etmesiyle ilgili söylediğim şey başka: Lale Kemal bir yandan CHP’nin her şeye rağmen Meclis’i terk etmemesi gerektiğini savunuyor, bir yandan da kendisine yapılan en küçük bir haksızlık karşısında programı terk ediyor. Benim “Ne iş?” dediğim, “çelişkili” bulduğum mevzu budur.  

 

 

X

Aziz’in şahlanışına dair serbest çağrışımlar

Kaosa pek de mütevazı olmayan bir katkı... Çarşıyı karıştırmak istedi galiba. Ve başardı da!

- İnsan kendisini dinledikçe... “Amma da çok şey biriktirmiş” demekten kendini alamıyor doğrusu.

*

- Artık Ali Koç’a karşı başkaldırmanın vaktinin geldiği inancıyla konuştu. Şarkısı: “Başkaldırıyorum, varın benim farkıma.”

*

- “Aziz Yıldırım tarzı polemik” diye bir şey var. İnsan nefret etse de özlüyor bu tarz polemiği.


Yazının Devamını Oku

Bir muhalefet partisi yerli aşı konusunda şu tutumu alabilir

İYİ Parti Lideri Meral Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı uyarmış.

Demiş ki:

*

“Yerli aşı meselesinden siyaset devşirmeye çalışıp da böyle önemli bir sürecin baltalanmasına müsaade etme. Bırak Sağlık Bakanlığımız süreci olması gerektiği gibi yürütsün. Bu konuyu da algı operasyonuna kurban edersen bu sefer altında kalırsın.”

Tam olarak ne demek istiyor Akşener?

Pek anlayamadım.

*

Erdoğan’a,

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş için yazdım: Ne zaman istifa edilir ne zaman istifa edilmez

Eğer grubundaki bütün takımları ezip geçmişsen...

EZİP GEÇERSEN NE OLUR?

EĞER grubundaki bütün takımları ezip geçmişsen...

Gol yağdırmışsan...



Acayip organize bir takımla sahaya çıkmışsan...

Yazının Devamını Oku

Silahla poz verenlerden korkmalı mıyız korkmamalı mıyız?

İki hafta önce...

Elindeki silahla sosyal medyada poz veren tiplerden korkmamamız, çekinmememiz gerektiğini yazmıştım.

*

Yazıda şöyle demiştim:

*

“Sosyal medyada bazı tipler var. Silahla fotoğraf çektirmeye bayılıyorlar. Daracık pantolon, üstten üç düğmesi açılmış gömlek, ucu sivri bir iskarpin ve silah. Tabanca, tüfek... Her türlü silah. Ey vatandaş! Bu tiplerden sakın korkup çekinmeyin! Çünkü bu kişiler, fotoğraf çektirirlerken ellerine aldıkları silahı asla kullanmazlar. Daha doğrusu kullanamazlar. Çünkü kullanacak olan göstermez.”

*

“Isıracak olan köpeğin havlamaması” tezine işaret eden bir yazıydı bu.

Temel kaygısı buydu yazının.

Yazının Devamını Oku

Aslanlar ha! Aslanlar ha!

HDP İzmir il binasında...

Karanlık bir katilin alçakça saldırısı sonucu katledildi Deniz Poyraz.

*

Lanetledik.

Lanetliyoruz.

Lanetleyeceğiz.

*

Bu alçak katile, Türkiye’de selam çakan bir kişi bile çıkmadı.

Oysa

Yazının Devamını Oku

Silahlı külahlı fotoğraflara dur demenin vakti geldi

En son HDP’ye yönelik saldırının faili olan katilin fotoğrafları çıktı ortaya.

Elinde silahla poz veriyor adam.

*

Sosyal medyada son zamanlarda öyle çoğaldı ki bu tür fotoğraflar.

Eline silahı kapan pozunu veriyor.

Makineli tüfekler, tabancalar falan.


Yazının Devamını Oku

Puslu havanın çakalı

Bugünlerde ortada bir parça puslu hava ve çokça da karambol var ya...

İftira atmaya, kara çalmaya süper müsait bir ortam söz konusu ya...

*

İşte bu pustan, bu karambolden ve bu ortamdan yararlanmak isteyen çakalın teki, YouTube denilen mecrada geçmiş kameranın karşısına, elindeki pisliği bana bulaştırmaya çabalıyor.

Elinde bir avuç pislik, üstüme sıçratmak için debeleniyor.

*

Şunun farkındayım:

*

Puslu havalar, tam çakalların havasıdır. Bu havalarda

Yazının Devamını Oku

Meyhane tebliğcileri

Kendilerine “Tebliğciler” adını veren bir grup var.

Bu grubun videoları dolaşıyordu dün sosyal medyada.

Yeni midir, eski midir? Bilmiyorum.

Üç beş sakallı, cübbeli adam...

Muhtemelen Samatya’ya gitmişler.

Ve başlamışlar tebliğe...

*

Hitapları gayet nazik.

Yazının Devamını Oku

En görgüsüz davranış listesinin bir numarası

“En görgüsüz davranışlar” diye bir liste yapmam istenseydi...

Aklıma şöyle bir seçenek gelmezdi:

*

“Plaja helikopterle inmek.”

*

Çünkü bana göre...


Yazının Devamını Oku

Artık hiç kimsede ‘Atıyoruz bari usturuplu atalım’ kaygısı yok

İki koca gazete manşet atmış:

“Çankırı’da oğluna Recep Tayyip ismini veren adam, bu ismi değiştirmek istedi. Nüfus müdürlüğüne başvurdu. Nüfus müdürlüğündeki görevli, ‘Bunu yapamam, beni sürerler’ dedi.”

*

Nedir bu haberin kaynağı?

Şudur:

CHP’nin hazırladığı bir rapor.

*

Güya CHP heyeti, Çankırı’ya gitmiş. Orada bir adamla karşılaşmış. Adam da onlara böyle bir şey demiş. Onlar da rapora yazmışlar.

*

Yazının Devamını Oku

Manşet müdafaası

Konya’nın bozkırına milyonlarca dolarlık yatırımı yapmışlar mı?

Yapmışlar.

*

Kiri, pası, kimyasalı, dumanı, atığı olmayan bir enerjiye yönelmişler mi?

Yönelmişler.

*

Güneşin insanlığa sunduğu nimetten elektrik üretecekler mi?

Yazının Devamını Oku

Kahrolası bir geyik: Doğulular şöyle batılılar böyle

Geçen akşam elimde kumanda, televizyon kanalları arasında minik bir gezintiye çıkmıştım.

Karşıma aniden büyük Türk düşünürlerinden Erol Mütercimler çıktı.



Şöyle bir şey diyordu:

*

“Doğu’da kuklacılık vardır... Batı’da ortaoyunu...”

Yazının Devamını Oku

Bizim millet proje sever

Kanal İstanbul’a karşı çıkmak, muhalefetin bileceği bir iştir.

Gerekçelerini sunarlar ve itiraz ederler.

Zaten yapıyorlar da bunu. Hem de gayet gür bir sesle yapıyorlar.

Buraya kadar sorun yok.

*

Sorun şuradadır:

Bizim millet, maalesef projeleri çok sever. Bayılır projelere.

*

Yani demem o ki...

Yazının Devamını Oku

Selamı sabahı sakın kesmeyin

Geçenlerde bir Kemal Kılıçdaroğlu videosu izliyordum.

Ülkenin içinde bulunduğu durumu kendi bakış açısıyla anlatıyor, hükümeti sert bir üslupla eleştiriyor ve en sonunda da şöyle diyordu:

*

“Bunlarla selamı sabahı kesin.”

Bunu duyunca “Eyvah” dedim.

Hem memleket için...

Hem de CHP için...

*

Yazının Devamını Oku

19 yıllık siyaset pratiğinin öğrettiği beş şey

Doğal olmayan yolların denenmesine meyletmek...

BİR: Olmuyor olamıyor

Doğal olmayan yolların denenmesine meyletmek...

Mevcut iktidarın gerilemesine yol açmıyor, aksine tutunmasına yol açıyor.

*

İKİ: Hızlandırmıyor

Organik olmayan çıkışlara yaslanmak ve bel bağlamak...

İktidarın gidişini hızlandırmıyor.

*

Yazının Devamını Oku

Akşener’in stratejisi: Biz tek adayla girelim HDP ayrı aday çıkarsın

İYİ Parti Lideri Meral Akşener, elini açık etti.

Cumhurbaşkanlığı seçimi için şu iki şeyi teklif ediyor:

*

- BİR: Biz tek aday olarak girelim seçime.

*

- İKİ: HDP, kendi adayıyla girsin.

*

Peki bu teklifin...

Yazının Devamını Oku

Üniversiteler milletin kızlarını emanet ettiği yerler midir?

Sosyal medyada dolaşırken bir habere rastladım.

Haber aynen şöyleydi:

*

“YÖK Başkanı Yekta Saraç ‘Üniversiteler milletin kızlarını emanet ettiği yerlerdir’ dedi”.

*

Okuduğumda önce “Allah! Allah! Nereden çıktı bu” dedim.


Yazının Devamını Oku

Erdoğan karşısında kimi görmek ister

Kılıçdaroğlu’nu kesin ister.

- KEMAL KILIÇDAROĞLU: Kılıçdaroğlu’nu kesin ister. Hatta istemekle kalmaz, bayağı bir memnun da olur. Muharrem İnce’nin “çıkmışsın yenmiş, çıkmışsın yenmiş” tiradını bile anımsar.

*

- MANSUR YAVAŞ: Kulislerdeki fısıltılara göre istiyormuş Mansur Yavaş’ı... Hatta “Mansur aleyhinde konuşmayın” da demiş. Dişine göre buluyor herhalde... Ama Yavaş’ın pek arzusu yok gibi.



*

Yazının Devamını Oku

Hasan Saltık ah!

Hasan Saltık denilince...

Benim aklıma şunlar gelir:

*

- Neşet Baba’nın tüm külliyatını derleyip toplaması gelir.

*

- Gündemime soktuğu Hisarlı Ahmet gelir.

*

- Tanburi Cemil Bey’in saz semaileri gelir.

*

Yazının Devamını Oku

Ali Babacan’ın ömrü sanki Alman Yeşiller Partisi’nde geçmiş gibi

Ali Babacan, çevrecilik açısından hükümeti eleştirmiş.

Şöyle bir baktım açıklamalarına... Şu tür şeyler söylüyor:

*

“Bunların zihniyeti böyle... Bu zihniyetten ancak böyle şeyler çıkar... Temel sorun bu zihniyettir...”

Ben hayatımda böyle komik bir açıklama görmedim!

*

O Ali Babacan ki...

AK Parti’nin yıllar süren iktidarı boyunca hep bakandı.

Yazının Devamını Oku