GeriAhmet HAKAN Yeni demokratik tutum Tutuklamayla korkutmak
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yeni demokratik tutum Tutuklamayla korkutmak

ESKİ vaizlerin cemaati “od” ile korkutması gibi, yeni demokratlarımız da sesi hafiften aykırı çıkan herkesi “tutuklama” ile korkutuyorlar.

Hep aynı sesler yükseliyor demokrasi cephesinden:
-  “Falanca çok yakında tutuklanacak” diyorlar.
-  “Falanca için ek iddianame geliyor” diyorlar.
-  “Falancanın hapse girmesi yakındır” diyorlar.
-  “Falanca Ergenekon’dan tutuklanacak” diyorlar.
-  “Falanca KCK’dan tutuklanacak” diyorlar.
* * *
Ne bir hicap duygusu, ne bir arlanma...
Ne en küçük bir sıkılma, ne de en hafif bir utanma...
Bir “Erol Taş kahkahası” atıp haykırıyorlar:
“Tutuklanacaksınız... Tutuklanacaksınız... Ha! Ha! Ha!”.
İşin en kötü tarafı şu:
Acayip etkili oluyorlar.
Nasıl olmasınlar?
-  “Tutuklama” cezaya dönüşmüş ve herkes bunu kanıksamış değil mi?
-  Yargılanıp hüküm giymemiş insanlar cezaevlerine doldurulup üç/beş sene yatırılmıyor mu?
-  Neyle suçlandıklarını bile bilmeyen kişiler, ısrarla cezaevlerinde tutulmuyor mu?
-  Birini hapse tıkmak için “tutuklanmasına karar verilmiştir” cümlesi yetmiyor mu?
-  Kodesi boylamak için suç işlenip işlemediğinin mahkeme tarafından tesciline gerek var mı?
Böyle bir ortamda...
Utanması, sıkılması, arlanması, hicap duygusu olmayan kifayetsiz muhterise gün doğmaz da ne olur?

Söz savunmada: Hürriyet Spor Müdürü ne diyor?

HÜRRİYET Spor Müdürü Mehmet Arslan ile görüştüm. “Siz Trabzon’a düşmanlık mı yapıyorsunuz?” diye başladım kitabın ortasından konuşmaya.
“Asla” diyerek sözümü kesti ve ekledi: “Biz gazetecilerin bir takıma karşı duyacakları tek bir his vardır: Saygı... Sadece saygı... Ben Milano’da Trabzon maçını Trabzonspor Kulübü’nün yöneticileriyle birlikte izledim. Nasıl sevindiğime onlar şahittir”.
* * *
Mehmet Arslan, bir Fenerbahçe amigosuyla yapılan röportaj konusunda da şunu söyledi:
“Trabzonluların haklı olarak tepki gösterdikleri röportajın Hürriyet Spor Servisi ile bir ilgisi yok. Hürriyet’in internet sitesinde yayınlandı o röportaj... Ancak tepki bize yöneldi. Biz de bu işten mağdur olduk”.
Mehmet Arslan’a hepimizin göğsünü kabartması gereken İnter galibiyetinin Hürriyet’in sayfalarına neden coşkulu yansımadığını da sordum.
Şunları söyledi: “İç sayfalarda coşkulu bir şekilde yansıttık. Birinci sayfada coşkuyu yansıtamadık. Bu da bizim hatamız. Biz de hata yapabiliriz. Ama asla kasıtlı hareket etmeyiz”.
* * *
Mehmet Arslan duyarlı bir yönetici...
Son zamanlarda Trabzon yönetici ve taraftarlarından oluşan “Hürriyet bize haksızlık yapıyor” algısını yıkmak ve değiştirmek için çaba sarf ettiğini söyledi.
Mesela Trabzon’un taraftar gruplarıyla bir araya geliyormuş.
Mesela Trabzon’la ilgili son günlerde ortaya çıkan talihsizliklerin giderilmesi için yeni mekanizmalar kuruluyormuş.
Başarılı olmasını yürekten diliyorum.
Çünkü o “algı”nın ortadan kalkmasına en çok sevinen ben olurum.

Dayamışlar kameraları

OLAY şu:
Artık “ihbar” kimden geldiyse bilinmez, bir haber uçmuş bizim “eski mahalle”nin medyasına: CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, şu anda Ankara’da bir balıkçıda Deniz Feneri’nin görevden alınan savcısı Nadi Türkaslan ile yemek yiyor.
Hop! Doluşmuş bizim eski mahallenin kameraları balıkçının önüne...
Flaşlar patlamış, kameralar çalışmış ve sorular sorulmuş:
“Efendim Deniz Feneri Savcısı ile neden buluştunuz?”
Büyük bir şaşkınlık!
Emine Ülker Tarhan “Nereden çıktı bu?” diye düşünürken bir anda durum anlaşılmış.
Meğer “ihbarcı”, Tarhan’ın eşi Mehmet Umur Tarhan’ı Savcı Nadi Türkaslan’a benzetmiş.
Bu durumda konuşmayı Mehmet Umur Tarhan yapmış:
“Arkadaşlar! Ben Yargıtay Üyesi Mehmet Umur Tarhan... Emine Ülker Tarhan’ın eşiyim. Deniz Feneri Savcısı Nadi Türkaslan değilim”.
Bu durumda ne yapılır? “Keleğe getirildik” falan denilerek ufaktan uzanır değil mi?
Ama hayır!
“O kadar zahmet ettik, haberi vermeyecek miyiz” anlayışına sığınan bazı gazete ve internet siteleri “Flaş... Flaş... CHP’li Tarhan, Deniz Feneri Savcısı ile buluştu” diye haberi vermişler.
* * *
İki şey söyleyip bırakacağım:
BİR: Milli Görüş’ün “Önce ahlak ve maneviyat” diye çok güzel bir sloganı vardı.
İKİ: Eskiden başkaları dayardı kameraları... Şimdi bizim eski mahalle dayıyor.

Kendileri içeride, fikirleri iktidarda

 “ALMAN Vakıfları” denilince insanın aklına hemen Silivri Cezaevi geliyor.
Çünkü Alman Vakıfları’nın ne denli “desiseci” ve “entrikacı” kuruluşlar olduğunu düşünen birçok isim Ergenekon’dan içeride...
Ama işe bakın:
Şimdi de iktidar çevresi Alman Vakıfları’na savaş açmış durumda.
O halde hükmü verebiliriz:
“Kendileri içeride / Fikirleri iktidarda” durumu, bu memleketin değişmez yazgısıdır.

Süleyman Demirel 28 Şubat’ta ne yaptı?

RUHAT Mengi, Demirel’i aramış.
Demiş ki: “Sayın Demirel siz 28 Şubat’ta askeri vesayeti pekiştiren tavırlar içine mi girdiniz?”
Demirel cevap vermiş:
“MGK’da hükümet temsil edilmiyor muydu? Orada alınan kararlara hükümet imza atmadı mı? Dönemin başbakanı istifa etmedi mi? Darbe nerede kardeşim? Her şey nizam ve düzen içinde olup bitmiştir”.
* * *
-  Sincan’da tanklar yürütülmüş.
-  Bağımsız yargı mensupları salonlara toplanıp brifingler ile doktrine edilmiş.
-  Generaller hükümetin bakanlarına “Sizi kazığa oturturuz” diye tehditler savurmuş.
-  “Askeri kışlada tutamıyoruz” diye dönemin başbakanı istifaya mecbur bırakılmış.
-  Bir general kameraların önünde dönemin başbakanına küfretmiş.
-  Eller tetikte tutularak baskı üstüne baskı yapılmış...
Hiçbiri ama hiçbiri Demirel’in umurunda değil!
Kâğıt üstünde bir numara çevrilmemiş ya... Sadece ona yaslanarak durumu kurtarmaya çalışıyor.
* * *
Demirel, keşke insanın zekâsına hakaret eden bu tür savunmalar yapmak yerine, bir “dün dündür / bugün bugündür” patlatsa...
Çok daha âlicenap davranmış olur.

Gıpta ettim

-  Ayşe Arman’ın Cem Yılmaz’ın yeni gösterisine gidip ballandırarak yazmasına...
-  Fatih Altaylı’nın dün Fazıl Say ile ilgili yazdığı şahane yazıya...
-  Taraf gazetesinin cevap hakkı doğuran açıklamaları noktasına virgülüne dokunmadan “açık mektuplar” şeklinde yayınlamasına...

X

Artık hiç kimsede ‘Atıyoruz bari usturuplu atalım’ kaygısı yok

İki koca gazete manşet atmış:

“Çankırı’da oğluna Recep Tayyip ismini veren adam, bu ismi değiştirmek istedi. Nüfus müdürlüğüne başvurdu. Nüfus müdürlüğündeki görevli, ‘Bunu yapamam, beni sürerler’ dedi.”

*

Nedir bu haberin kaynağı?

Şudur:

CHP’nin hazırladığı bir rapor.

*

Güya CHP heyeti, Çankırı’ya gitmiş. Orada bir adamla karşılaşmış. Adam da onlara böyle bir şey demiş. Onlar da rapora yazmışlar.

*

Yazının Devamını Oku

Manşet müdafaası

Konya’nın bozkırına milyonlarca dolarlık yatırımı yapmışlar mı?

Yapmışlar.

*

Kiri, pası, kimyasalı, dumanı, atığı olmayan bir enerjiye yönelmişler mi?

Yönelmişler.

*

Güneşin insanlığa sunduğu nimetten elektrik üretecekler mi?

Yazının Devamını Oku

Selamı sabahı sakın kesmeyin

Geçenlerde bir Kemal Kılıçdaroğlu videosu izliyordum.

Ülkenin içinde bulunduğu durumu kendi bakış açısıyla anlatıyor, hükümeti sert bir üslupla eleştiriyor ve en sonunda da şöyle diyordu:

*

“Bunlarla selamı sabahı kesin.”

Bunu duyunca “Eyvah” dedim.

Hem memleket için...

Hem de CHP için...

*

Yazının Devamını Oku

19 yıllık siyaset pratiğinin öğrettiği beş şey

Doğal olmayan yolların denenmesine meyletmek...

BİR: Olmuyor olamıyor

Doğal olmayan yolların denenmesine meyletmek...

Mevcut iktidarın gerilemesine yol açmıyor, aksine tutunmasına yol açıyor.

*

İKİ: Hızlandırmıyor

Organik olmayan çıkışlara yaslanmak ve bel bağlamak...

İktidarın gidişini hızlandırmıyor.

*

Yazının Devamını Oku

Akşener’in stratejisi: Biz tek adayla girelim HDP ayrı aday çıkarsın

İYİ Parti Lideri Meral Akşener, elini açık etti.

Cumhurbaşkanlığı seçimi için şu iki şeyi teklif ediyor:

*

- BİR: Biz tek aday olarak girelim seçime.

*

- İKİ: HDP, kendi adayıyla girsin.

*

Peki bu teklifin...

Yazının Devamını Oku

Üniversiteler milletin kızlarını emanet ettiği yerler midir?

Sosyal medyada dolaşırken bir habere rastladım.

Haber aynen şöyleydi:

*

“YÖK Başkanı Yekta Saraç ‘Üniversiteler milletin kızlarını emanet ettiği yerlerdir’ dedi”.

*

Okuduğumda önce “Allah! Allah! Nereden çıktı bu” dedim.


Yazının Devamını Oku

Erdoğan karşısında kimi görmek ister

Kılıçdaroğlu’nu kesin ister.

- KEMAL KILIÇDAROĞLU: Kılıçdaroğlu’nu kesin ister. Hatta istemekle kalmaz, bayağı bir memnun da olur. Muharrem İnce’nin “çıkmışsın yenmiş, çıkmışsın yenmiş” tiradını bile anımsar.

*

- MANSUR YAVAŞ: Kulislerdeki fısıltılara göre istiyormuş Mansur Yavaş’ı... Hatta “Mansur aleyhinde konuşmayın” da demiş. Dişine göre buluyor herhalde... Ama Yavaş’ın pek arzusu yok gibi.



*

Yazının Devamını Oku

Hasan Saltık ah!

Hasan Saltık denilince...

Benim aklıma şunlar gelir:

*

- Neşet Baba’nın tüm külliyatını derleyip toplaması gelir.

*

- Gündemime soktuğu Hisarlı Ahmet gelir.

*

- Tanburi Cemil Bey’in saz semaileri gelir.

*

Yazının Devamını Oku

Ali Babacan’ın ömrü sanki Alman Yeşiller Partisi’nde geçmiş gibi

Ali Babacan, çevrecilik açısından hükümeti eleştirmiş.

Şöyle bir baktım açıklamalarına... Şu tür şeyler söylüyor:

*

“Bunların zihniyeti böyle... Bu zihniyetten ancak böyle şeyler çıkar... Temel sorun bu zihniyettir...”

Ben hayatımda böyle komik bir açıklama görmedim!

*

O Ali Babacan ki...

AK Parti’nin yıllar süren iktidarı boyunca hep bakandı.

Yazının Devamını Oku

Özgür Özel’den Bakan Varank’a sürpriz alo

CHP’li Özgür Özel, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ı telefonla aradı.

Şunları söyledi:

*

- Sayın Bakan!

- Siyasi rekabet bir yana Türkiye’nin aşı üretmesi bir yana.

- Yerli aşının üçüncü fazı için bakanlık olarak gönüllüler aradığınıza yönelik bir çağrı yapmışsınız. O çağrınızı ben de sosyal medya hesabımdan paylaştım.

- Ayrıca gönüllü arama afişlerinin CHP binalarına asılması için de girişimlerde bulunacağım.

- Hocaların uygun gördüğü bir aşamada yerli aşıda gönüllü olmaya da hazırım.

-

Yazının Devamını Oku

Atatürk’e dil uzatmadan olmuyor mu bu işler?

Önce bir şey soracağım:

 

Ayasofya’nın ibadete açılışını...

- Atatürk’e gönderme yapmadan...

- Atatürk’e hakaret etmeden...

- Atatürk’e dil uzatmadan...

İfade etmek mümkün değil mi?

*

Hiçbir şeyi dikkate almıyorsanız, bari...

Yazının Devamını Oku

Bir günün öne çıkanları, kahırları, öfkeleri, gururları, vurguları falan

Ayşe Begüm... Türkiye işte böyle bir gençle gurur duyar

“TÜRKİYE seninle gurur duyuyor” sloganı, çok hırpalanmış bir slogandır.

Hırpalanmasının temel nedeni şudur:

Hiç de gurur duymayacağımız kişiler için atılmıştır bu slogan.



Ama bugün bu sloganı büyük bir gönül rahatlığıyla atabiliyoruz.

Yazının Devamını Oku

Yine sorulmayan soru vakası: Eleman kimdir, nereden seçilir, nasıl belirlenir

Saygı Öztürk, eksik bıraktığı soruyu sormuş Korkut Eken’e.

Demiş ki:

*

“Atilla Peker’i Kıbrıs’a götürdüğünüzü söylemiştiniz. Neden bir devlet görevlisini değil de Peker’i götürdünüz?”

*

Korkut Eken de cevap vermiş:

*

“Orada PKK ile çatışma olursa yanımda birisi olsun istedim. Bu tür olaylarda o günkü devlet stratejisine göre ‘eleman’ kullanılıyordu.”

*

Yazının Devamını Oku

Korkut Eken’e sorulmayan sorunun yaşamsal önemi

Gazeteci Saygı Öztürk, Korkut Eken’e soruyor:

“Gazeteci Kutlu Adalı’yı öldürmekle suçlandınız...”

*

Korkut Eken, cevap veriyor:

*

“Şöyle bir olay oldu: Hasan Paşa (dönemin Barış Kuvvetleri Komutanı Hasan Kundakçı) telefon etmiş. Kundakçı, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’a ‘Kıbrıs’ta çok büyük PKK faaliyetleri var. Teröristler burada cirit atıyor’ falan demiş. Ben de o dönemde Emniyet’te özel harekât polislerini yetiştirmekle görevliyim. Mehmet Bey de beni gönderdi. Her ihtimale karşı, Sedat Peker’in kardeşi Atilla Peker’le gittim.”

Gazeteci Saygı Öztürk, soruyor:

*

Yazının Devamını Oku

En büyük en acil ve en önemli sorunumuz

Optimar Araştırma’nın nisan ayı anketinden bir sonucu aktarıyorum:

Aşı olmayı düşünüyor musunuz?

YÜZDE 52: Evet olurum.

YÜZDE 39.2: Hayır olmam, aşının uzun vadeli etkilerini bilmiyorum.

YÜZDE 8.4: Hayır, aşıya karşıyım.

Bu zamana kadar Türkiye’nin en önemli sorunu, aşı teminiydi. Bundan sonra Türkiye’nin en önemli sorunu aşı konusunda olumsuz tavır sergileyen yüzde 48’dir. BİR DAHA KULİSLERE ASLA DALMAYACAĞIM

EĞER ortada bir büyük sessizlik varsa, kulisler anında hareketlenir.

Her türden kulisçi, hemen harekete geçer.

Yazının Devamını Oku

İlk doz aşıda bile yüzde 80 koruma

Önce Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’na kocaman bir teşekkür.

İki gündür Hürriyet’te çok önemli bir hizmet yapıyor Osman Hoca.

“BioNTech Dosyası”nı açarak...

Bu aşıyla ilgili akla gelebilecek her türlü sorunun yanıtını veriyor.



Büyük bir emeğin ürünü olan bu yazı dizisini dikkatle okuyor ve çok faydalanıyorum.

Yazının Devamını Oku

Büyük resmin peşinde koşanlara beş öğüt

ÖĞÜT BİR: Alengirli işler

KABUL... Çok alengirli işlerin arkasında genellikle devasa güçler bulunur. Bunu asla gözden ırak tutmamak lazım. Ancak durum böyledir diye... Her alengirli işin arkasında da her zaman devasa güçler bulunmayabilir.

*

ÖĞÜT İKİ: Komplo ile fal

TAMAM... Paranoyak olmamanız takip edilmediğiniz anlamına gelmez. Ama şunu da unutmayın: Bazen puro içen bir adam, sadece puro içen bir adamdır. “Komplo” ile “fal”, birbirine benzer: Onlara inanma ama onlarsız da kalma!

*

ÖĞÜT ÜÇ: Hayal kırıklıkları

DOĞRU... Alengirli olaylar, sarsıcı etkilere yol açar. Bu nedenle “Hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacak” der dururuz. Ancak şu da doğrudur: Hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağı beklentisi, genellikle büyük bir hayal kırıklığıyla sonuçlanır.

*

Yazının Devamını Oku

Neden herkes aşıdaki büyük müjdenin farkına varamadı?

Sıtkı sıyrılmıştı milletin.

Tabii benim de.

*

- Öyle çok müjde verildi ki...

- Öyle çok milyon rakamı telaffuz edildi ki...

- Öyle çok hayal kırıklıkları yaşandı ki...

- Öyle çok rakamlarda revizeye gidildi ki...

Biz artık “Şu kadar milyon aşı gelecek” beyanlarına yüz vermez olduk.

*

Yazının Devamını Oku