Yemezler!

SEVGİLİ meslektaşım Ahmet Sever ve ben, on iki yıl önceki Körfez Krizi sırasında NATO'nun Türkiye'ye ‘‘Çevik Kuvvet’’ göndermek kararını medyada ilk ‘‘patlatan’’ gazeteciler olmuştuk.

‘‘Patlatma’’ diyorum, çünkü diğer ‘‘tarihi’’ bir ilk de, Kuzey Atlantik Paktı'nın İttifak'a üye bir devleti savunmak için oraya fiilen asker yollamasında odaklanıyordu.

Üstelik, Kırım veya Cihan Harbi'nden beri bizim modern tarihimizde de ve yine ilk defa, ülkemiz bir savaş olasılığına karşı topraklarına yabancı kuvvet çağırıyordu.

Olay o sıra çok tartışıldı. Kimisi Özal cumhurbaşkanlığındaki hükümete ‘‘vatanı satıyorlar’’ diye iftira attı, kimisi de Almanya'nın başta mırın kırın etmesini ‘‘kalleş Hans'lar’’ diye eleştirdi.

Bugün de üç aşağı, beş yukarı böyle bir durum yaşıyoruz, fakat bin şükür, tepkiler çok farklı.

* * *

EVET, durum benzeşiyor, çünkü tam bilemiyorum ama ya Ankara kendi başına; ya da büyük bir olasılıkla Washington'un ‘‘yönlendirmesiyle’’, Irak'tan korunmak amacıyla NATO'ya başvurdu.

Paris, Berlin ve Brüksel ise yukarıdaki talebi geçen hafta reddettiler. Ben bu satırları yazarken henüz belli olmamıştı, fakat büyük ihtimalle, aynı veto dünkü İttifak Konseyi'nde de tekrarlanacaktı.

Ve müthiş ilginçtir, üçlü engellemeye tepki ‘‘mağdur’’ (!) durumundaki Türk hükümetinden, medyasından veya kamuoyundan değil de, ‘‘Sam Amca’’dan geldi.

‘‘Şahinler şahini’’ ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ‘‘boş verin o kocamış Alman - Fransız çiftine’’ aşağılamasından sonra, bu defa da ‘‘üç isyankar’’ları tam anlamıyla ‘‘fırçaladı’’.

Onların NATO'nun ‘‘altını oymakta’’ olduğu iddiasından tutun da, Türkiye'ye karşı tehdidi es geçmenin müttefikliğe ihanet anlamına geldiği hükmüne kadar, hazret açtı ağzını ve yumdu gözünü.

Aman Mister Rumsfeld gözlerim yaşardı, bizi ne kadar çok seviyormuşsunuz!

Size ne kadar şükran ifade etsek azdır ama, yine de ‘‘y-e-m-e-z-l-e-r’’!

Zaten bilesiniz ki, üç başkente husumet duymayan Türkiye hükümeti de; ‘‘kalleşler’’ manşeti atmayan Türkiye medyası da; Avrupa bayraklarını yakmayan Türkiye kamuoyu da bu defa yemiyor.

* * *

EVET yutmuyoruz, çünkü Washington'un niyeti aslında üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek!

ABD, savaşı reddeden ve diplomatik arenada mat edemediği üç ülkeyi NATO'da mandepsiye getirmek istiyor ki, eh Irak'la sınır var ya, Ankara'nın ‘‘güvenliği’’ de bunun için mazeret oluşturuyor.

En önce şunu söyleyeyim ki, Türkiye tehdit altında falan değil!

On iki yıl önce en ‘‘dayı’’ geçindiği dönemde bile Saddam ordusunun donuna doldurarak tüydüğü ve o vakitten beri de kolunun kanadının hepten kırıldığı hesaba katılırsa, çakar almaz ‘‘Scud’’ füzelerini veya kuru sıkı ‘‘kimyasal silahları’’ bize sallayacağını düşünmek abesle iştigal eder.

Zaten, Pentagon'dakiler dahil tüm stratejistler, Tıkriti aşireti reisinin ilk taarruzda kuzeyi derhal terk edeceği ve dişe diş savunmayı Bağdat etrafında gerçekleştireceği varsayımında birleşiyor.

Üstelik, veto uygulayan ‘‘üç isyankarlar’’ ‘‘biz Türkiye'yi savunmayız’’ demiyorlar ki.

Onlar, şimdiden bir ‘‘savaş mantığı’’na girmemek için 14 Şubat BM kararının beklenmesini ve sorunun o karara paralel yeni değerlendirmeden sonra NATO'da tekrar tartışılmasını istiyorlar.

Yani, ABD'nin kasten kağnıyı öküzlerin önüne koşmak kumpasını kabullenmiyorlar.

Kaldı ki, Bay Rumsfeld çocuk mu kandırıyor? Kime ders vermeye kalkışıyor?

Bırakın bizzat Washington'un her duruma göre ve işine geldiği biçimde ‘‘alakart’’ müttefikler seçerek Kuzey Atlantik Paktı'nın köküne kibrit suyu eken taraf olmasını, herkesin bildiği üzre, bir NATO kararından sonra dahi Türkiye'yi ‘‘koruyacak’’ (!) güçler mutlaka Amerikan patenti taşıyacak.

Brüksel kabullenmiş veya kabullenmemiş, radar, rampa ve levye yine ‘‘Made in US’’ olacak.

Evet Bay Rumsfeld, Avrupalı dost ve müttefiklerimizin bize karşı oldukları için değil savaşa karşı oldukları için NATO'da veto kullandığını biliyoruz ve sizin suret-i haktan hilenizi yemiyoruz!

Okuyucularımın mübarek Kurban Bayramı’nı kutlarım.
Yazarın Tüm Yazıları