Paylaş

1) Radyo stüdyosuna ilk defa üç yaşında ayak basıyor, yedi yaşında bir dergiye kapak oluyor, 19 yaşında arşiv düzenlemek için girdiği TRT Radyo’dan müzik yapımcısı olarak çıkıyor… Yenilik neredeyse orada; ilk televizyon yayınları, özel kanallar, tematik programlar, bir döneme damgasını vuran klipler… Öz ile müzik tarihimize dair her şeyin arşivlendiği, adeta bir müze olan ofisinde buluştuk. 1968 yılında aldığı ilk Akai müzik teybini açıyor; tertemiz bir sesle Modern Folk Üçlüsü çalmaya başlıyor. Gözü bir çantaya takılıyor; içinden raporlar çıkıyor. Öz okuyor: “Başlık: TC Hükümeti… Yazan: Çağdaş Türk Sanat Müziği ve Çok Sesli Müzikler Şubesi Prodüktörü İzzet Öz. Konu: 1975 Eurovision Şarkı Yarışması raporu… Neler yapılmış, yarışmada başarılı olmak için ne tip eserler lazım…”

İzzet Öz, radyo ve televizyon dünyasında iz bırakan birçok programın yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlendi: Diskovizyon, Metronom, Sihirli Lamba, Teleskop, Süpervizyon... Bu programlarla Türkiye’de farklı müzik türlerine alan açtı, görünürlük kazandırdı.

SENE 1950
‘5 GÜNLÜK DÜNYADA KİMSEYİ İNCİTME’
Onu DJ setinden, güçlükle uzaklaştırıp kendi hikâyesini anlatması için zorla oturtuyoruz. İzzet Öz, 1947 yılında Ankara’da veteriner Ahmet Bey ve Basın Yayın Kütüphane Müdürü Hikmet Hanım’ın tek çocuğu olarak doğuyor. Öz, “Annemle babam ayrıldıktan sonra ben daha çok annem, anneannem ve dedemle büyüdüm” diye başlıyor: “Annem radyoya, gazetelere yazılar yazardı. Ben altı yaşındayken bir gün kütüphanede, annemin yanında 60 yaşlarında bir amca vardı. Ona, ‘Bak Âşık bu da İzzet’ dedi. Bir el yanağıma dokunup ‘Dost İzzet, beş günlük dünyada kimsenin canını incitme, beni böyle hatırla’ dedi. Bu kişi Âşık Veysel’di.”

SENE 1959, Annesiyle, ortaokul ilk günü.
DOĞDUĞU GÜN EVE RADYO ALINIYOR
Hayatında hep müzik oluyor. Evde piyano var. Dedesi, Öz doğduğu gün eve bir de radyo alıyor. Öz, bir yanda klasik müzik bir yanda Türk halk musikisi sanatçısı Azize (Tözen) Anne’sinin nağmeleriyle uykuya dalıyor. Annesi onu iki buçuk yaşından itibaren Ankara Radyosu’nun stüdyolarındaki konserlere götürüyor. Yedi yaşından itibaren Çocuk Saati programında tiyatroda ufak roller alıyor.

SENE 1972, ‘Jethro Tull albümü dinlerken.'
KULÜPLERDE GÜNDÜZ PARTİLERİ
2)Ortaokul ve liseyi Deneme Lisesi’nde okuyor. İsteği diplomat olmak. Mülkiye’yi kazanıyor ama tek bir dersten kalınca oraya giremiyor. Bu talihsizlik ona bugünleri getiriyor: “Müzikte rock’n rollar ve dans etmeler başlamıştı. Lisede kendi dans gruplarımızı kurup kulüplere giderdik. Yavaş yavaş plak çalmaya da başladık. Sene 1960’ların ortaları… Hürriyet’in Altın Mikrofon yarışmasıyla halk ritimlerinden oluşan gruplar ve müzikler ortaya çıkmaya başladı. Boş yılımda bir yıl öğretmenlik yaptım. Öğleden sonraları da gündüz partileri düzenliyordum.”

SENE 1973, Ankara Radyosu montaj odasında. Metronom programı.
TRT’DE ARŞİVCİLİK VE İLK MÜZİK PROGRAMI
3) Liseden sonra İktisadi İdari Ticari İlimler Yüksekokulu’na giriyor: “Müzikle ilgilenmeye devam ediyordum. Teyzem TRT Radyo Tiyatrosu’ndaydı. Beni oranın transkripsiyon servisine soktu. İl ve bölge radyoları için bantlar çoğaltılıyordu. Bana önce ‘Bir müzik program yap’ dediler. Sonra arşivleri düzenleme işini verdiler; Kars, Adana Antep, Trabzon Erzurum Diyarbakır, Van... Bu arada İlhan Usmanbaş, Muammer Sun, Cüneyt Sermet gibi derya deniz isimler klasik Türk müziğinden Batı müziğine, cazdan plağın nasıl tutulacağına her şeyi öğrettiler. Üniversite 1969’da bitti. TRT okulundan da her türlü eğitimden geçmiş müzik yapımcıları olarak mezun olduk.”
VAN’DAKİ ÇOBAN JETHRO TULL İSTEYİNCE
4) Dünyada müzik alanında devrimler olurken Türkiye’de de radyo giderek yayılıyordu. Öz anlatıyor: “Her yere küçük radyolar girmeye başladı. Programlarda çaldıklarımla ilgili yorumlar, istek mektupları geliyordu. Bir gün Van’dan bir mektup aldım. Gölün kenarında koyunlarını otlatan bir çoban ‘Jethro Tull’dan ‘Bouree’ şarkısını istemiş. Bir tarafta klasik müzikten esinlenilmiş flüt sololarıyla bir parça, diğer yanda saz çalan bir çoban. Kendime ‘İzzet, bu müzik ne kadar evrensel bir olay, sen bu mesleğe âşık olacaksın’ dedim ve o gün radyoculuk işini yapmaya karar verdim. Sonra da hiç boş durmadık; radyoda olduk, televizyon başladı televizyonda olduk, özel radyo ve kanallar, reklam sektörü, müzikaller, film müzikleri… Hayat değiştikçe işler de renklendi.”

SENE 1956, Bir dergiye ilk kez altı yaşında kapak oluyor.
PEK ÇOK İSMİN ÖNÜNÜ AÇTIK
5) Öz’ün ofisinde bir ‘zaman tüneli’ duvar var. Aşağıdan yukarıya ilk kayıt cihazlarından plaklara, VHS kasetlerden teyp kasetlerine, CD’lerden taşınabilir belleklere popüler kültürümüzde yer etmiş her çeşit cihaz dizili. Bunlara şimdi bir de ‘bulut’ ekleyecekmiş. Albüm kapakları duvarlarda asılı, beraber çalıştığı isimlerse saymakla bitmiyor; Barış Manço, Cem Karaca, Erkin Koray, MFÖ, Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Nükhet Duru, Seyyal Taner, Nilüfer. Öz, “Ben en çok yaratan, üreten insanları destekleyip onlar nasıl daha iyi şeyler yaparlar, bu ülkeye nasıl güzellikler katabilirler diye düşündüm. Pek çok insanın önünü açtık.”
YAZ ŞARKILARINDAN İKİSİ KALIR GERİSİ ERİR
6) Bazı işler yıllarca popülerliği korurken bazıları neden unutuluyor? Cevabı: “Zamansız müzikler insanlara tesir edenler. Şu an en çok Kenan Doğulu, Tarkan, Duman, Mor ve Ötesi parçaları seviliyor ama bugünün yeni gruplarından ‘Dolu Kadehi Ters Tut’ var mesela. Muhtemelen 20 yıl sonra onun parçaları da bu şekilde çok sevilecek. Her yaz birkaç Türkçe şarkı patlar. Bunlardan iki tanesi kalır, kalanlar eriyip gider. Bu kalan ikisi de 20 yıl geçtikten sonra yeniden çok popüler olur. Her iş tutacak diye bir şey yok. Neyin ne zaman olacağının belli olmadığı bir düzen var.”
GÜN GELİR DİJİTAL DE BİTER
Öz, “Şimdi 1990’lar popüler ama bakalım daha ne kadar devam edecek çünkü yeni işler geliyor… Bu, 1970’lerde, 1980’lerde de böyleydi. İnsanlar her zaman nostalji arayışı içinde oluyor. Bense yenilikten vazgeçmiyorum” diyor ve bizi yapay zekâ karakteri ‘ZetZet’ ile tanıştırıyor. Öz’ün, YouTube’da neredeyse 50 yıllık meslek hayatından unutulmaz olayları, Can Uzuner Erkorkmaz’ın çizdiği ‘ZetZet’ ile konuştuğu yeni bir programı var. Radyo kayıtlarından yapay zekâ çağına… İşler şimdi daha mı kolay? Öz, “Hem daha kolay hem daha zor çünkü daha çok rekabet var. Çok çabuk çıkabilirsin ama çok çabuk düşebilirsin de… Dijital ve yapay zekâ biraz daha gider, sonra bunun da cılkı çıkar (gülüyor)! Ondan sonra her şey yine analoğa döner. İnsan ruhu hiçbir zaman bitmez.”

SENE 1967, Ankara Radyosu.
UNUTULMAZ KLİPLER
Bir dönemin klip furyasını hatırlıyor musunuz? 2000’lerin en çarpıcı kliplerinde yönetmen veya yapımcı olarak Öz’ün imzası vardı: MFÖ-Ele Güne Karşı, Nilüfer-Şov Yapma, Levent Yüksel-Bi Daha Mirkelam’ın tarihi olayların içine düştüğü ‘Unutulmaz’ klibi... Mirkelam, Atatürk’ün sigarasını yaktığı sahnelerle çok konuşulmuştu. Bugün her şey daha mı renksiz? Öz diyor ki: “Şimdi o günlerdeki gibi işleri yapmak zor. Dijital mecralarla ve yurtdışına satılarak yaygınlaşan dizilerin müzikleri çok ilgi görüyor. Bir süre sonra sinema filmlerinde bile yapay zekâyla yapılan işler artacak.”
CAZ NASIL SEVİLİR
Öz, bu ay içinde İKSV İstanbul Caz Festivali kapsamında ‘Yaşam Boyu Başarı’ Ödülü’nün sahibi oldu. Espriyle, “Yaşlandık diye ödüller veriliyor (gülüyor)” diyor: “Cazla aram çok iyidir.” Caz nasıl sevilir? Öz: “Dinledikçe sevilir, o gün havandaysan daha çok sevilir. Bazen hiç dinlemediğin tınılar bazen de bildiğin ritim seni etkiler. Canlı seyretmek de plakla dinlemek de iyidir. Bana cazı ilk sevdiren isimlerden biri Cüneyt Sermet’tir.”
Paylaş