Zeynep Bilgehan

Zeynep Bilgehan

zbilgehan@hurriyet.com.tr

Sanat Tarihçisi Yenişehirlioğlu: Osmanlı’yı anlamak için dizileri unutun

Osmanlı sanatı tam olarak nedir? Neden Mimar Sinan’dan başka meşhur mimar yok? Gündelik hayatta Osmanlı sanatı ve mimarisinden izleri nerede görebiliriz? Ankara, Cumhuriyet’ten önce gerçekten bir ‘köy’ müydü? Vehbi Koç Ankara Araştırmaları ve Uygulamaları Merkezi (VEKAM) Direktörü ünlü sanat tarihçisi Prof. Filiz Çalışlar Yenişehirlioğlu ile hem eski albümleri karıştırdık hem bu soruların yanıtlarını konuştuk…

Haberin Devamı

1- CUMHURİYET’in başkenti Ankara’da 1928’den kalma bir binadayız: Büyük Apartman… Vehbi Koç tarafından satın alınıp bir han olarak yaptırılan bina, uzun bir restorasyon sürecinden sonra geçen ay Vehbi Koç Ankara Araştırmaları ve Uygulamaları Merkezi’nin (VEKAM) yeni merkezi olarak açıldı. Karşımızda mekânın ev sahibi, VEKAM Direktörü Prof. Filiz Yenişehirlioğlu var… Osmanlı sanatı üzerine Türkiye’nin duayen hocalarından Prof. Yenişehirlioğlu, Ankara üzerine araştırmalar yapan kurumun 2013’ten beri direktörü. İlk soru; 600 yıllık tarihi olan Osmanlı İmparatorluğu’nun sanatı üzerine çalışıp, ‘Bir köy’den Cumhuriyet’in başkentine dönüşen Ankara’da çalışmak zor mu? Gülerek, “Böyle deniyor ama Ankara 19. yüzyıldan sonra bütün Orta Anadolu’nun bağlı olduğu vilayettir. Yıllarca bütün ülkeye hizmet etmiş, kendini unutmuş. Ankara’yı Ankaralılara hatırlatıyoruz” diye yanıtlıyor…

Haberin Devamı

Sanat Tarihçisi Yenişehirlioğlu: Osmanlı’yı anlamak için dizileri unutunProf. Filiz Çalışlar Yenişehirlioğlu - Zeynep Bilgehan

SÖZ KONUSU OSMANLI TARİHİ OLUNCA…

Kendi hikâyesi de hem Osmanlı hem Ankara’dan izler taşıyor. Anne tarafı kökleri Yanya’ya dayanıyor; Birinci Dünya Savaşı döneminde İstanbul’a yerleşmişler. Dedesi Beylerbeyi Sarayı’nda ‘Surre Emini’ymiş; padişah adına hacca gidermiş… Baba tarafı İstanbullu; büyük amcası Kurtuluş Savaşı komutanlarından İzzeddin Çalışlar. Filiz Hoca gülerek, “Söz konusu Osmanlı tarihi olunca işin içinden çıkması zor oluyor!” diyor. Kendi, 1949 yılında Ankara’da doğuyor. Makine mühendisi babasının görevi sebebiyle çocukluğu farklı şehirlerde geçiyor; Artvin, İstanbul, Batman... Yenişehirlioğlu, “Çocukluğum sokaklarda geçti” diyor: “Murgul’da Kafkas gelenekleriyle, Batman’da acı lahmacunla tanıştık. Erken sanayi yerleşmesinde örnek olabilecek ‘işletme’lerde kalırdık. Sineması, havuzu olan çok canlı bir ortam olurdu.”

Sanat Tarihçisi Yenişehirlioğlu: Osmanlı’yı anlamak için dizileri unutun“Murgul’daki ilkokulda şiir okurken...”

Haberin Devamı

2- 19. YÜZYIL VİKTORYENİ ANNEANNEM

İlkokulu bitirdikten sonra Arnavutköy Kız Koleji (bugünkü Robert Kolej) sınavını kazanarak İstanbul’a geliyor. Anneannesi ve dedesinin Arnavutköy’de ‘büyük aile’ hayatı yaşadıkları yalısına yerleşiyor. Yenişehirlioğlu, “Bir nevi 19. yüzyıl Viktoryeni olan anneannem benim gibi sokaktan gelmiş kızı disipline etmek için epey uğraştı!” diye gülerek anlatıyor: “İlk birkaç yıl bocaladım. Sosyal hayat daha ziyade lisede başladı. İki yıl yatılı okudum. Sinematek kurulmuştu, sinemalara giderdik. Okul gazetesinin önce yazarı, sonra editörü, sonra yayın yönetmeni oldum. Bu çok hoş bir işti çünkü baskı için Karaköy’deki hanlara giderdim; matbaalarda dizilirdi.”

Haberin Devamı

Sanat Tarihçisi Yenişehirlioğlu: Osmanlı’yı anlamak için dizileri unutun“Annem ve babamla (Ruhsar-Suat Ata Çalışlar)”

3- ‘VAROLUŞÇULUK’ REVAÇTAYDI

Meslek seçiminde hem okulun hem arkadaş çevresinin etkisi oluyor: “Okulda sanat tarihi hocamız Geoffrey Goodwin’in asistanı gibiydim. Ders anlatırken gösterdiği slaytlarla görüntü analizi hoşuma gidiyordu. Dışarıda da ağabeyim (Aziz Çalışlar) yazardı; onun yazar, çizer, ressam çevresi çoktu. Bu çevrede konuşulanlardan etkileniyordum. Görüntünün arkasındaki kültürel ögeler ilgimi çekiyordu. Kökeninde çocukluğum olduğunu sanıyorum; Murgul, Batman, bir yanda Rumca konuşan anneannem, bir yanda Karaköy’deki farklı dokular… O zamanlar ‘varoluşçuluk’ çok revaçtaydı; insanları anlama duygusu ve onun merakı vardı.”

Haberin Devamı

Sanat Tarihçisi Yenişehirlioğlu: Osmanlı’yı anlamak için dizileri unutun‘Büyük Apartman’, Ankara üzerine çalışmalarla birlikte şu ara ‘Kuşbaşı Filistin’ başlıklı sergiye ev sahipliği yapıyor…Sanat Tarihçisi Yenişehirlioğlu: Osmanlı’yı anlamak için dizileri unutun

4- BOHEM PARİS YILLARI

Sorbonne Üniversitesi’nde sanat tarihi eğitimi almak için 1968’te Paris’e gidiyor. Yenişehirlioğlu, “Ben gittiğimde olaylar bitmişti ama okul henüz açılmamıştı” diye anlatıyor: “Sergi gezerdim, Louvre Müzesi’nde çalışmalar yapardık. 1969 sonunda eşim (Şahin Yenişehirlioğlu) ile evlendik. Çok hareketli bir sosyal hayat, geniş bir arkadaş grubumuz vardı; 1970’lerde Akademi’den tanıdığımız Utku Varlık, Mehmet Güleryüz, Alaettin Aksoy gibi isimler Paris’e gelmişti…”

5- SANATIN BAŞKENTİ ANKARA’YDI

Uzmanlık alanını Bizans ve İslam Sanatı olarak seçiyor. Yenişehirlioğlu çifti 1975 yılında Türkiye’ye dönüyor. Paris’ten Ankara’ya gelmek zor olmuş muydu? Hoca: “Olmamıştı çünkü o zamanlar Ankara’da çok zengin bir kültürel ve entelektüel ortam vardı. Sanat kurumları çok canlıydı; edebiyatçılar, film yapımcıları… Özdemir İnce, Cemal Süreya gibi isimler buradaydı. İstanbul’un kültür ve sanat hayatının gelişmesi, 1980’lerdeki iktisadi gelişmelerden sonra oldu.”

Haberin Devamı

Sanat Tarihçisi Yenişehirlioğlu: Osmanlı’yı anlamak için dizileri unutun

GEÇMİŞTEN BİR İZ: ÇEŞMELER

Bugün Osmanlı sanatını nerelerde görebiliriz? Yanıtı: “En kolay, meydan çeşmelerinde... 18. yüzyıl sonrasındakilerin bezemeleri kabartmalı olur. Osmanlı coğrafyasında Osmanlı sanatı kubbelerdir. Kubbe aslında Roma geleneğidir ama Osmanlı bunu geliştiriyor.”

OSMANLI MİMARİSİ BUGÜN NEREDE

Avrupa kentlerinde örneğin Orta Çağ mimarisini hâlâ görürken, Anadolu’da Osmanlı konut mimarisine neden az rastlıyoruz? Prof. Yenişehirlioğlu: “Şehirlerin büyümesi bu yapıların azalmasına neden oldu. Sonunda koruma kuralları geldi, ‘tescilli yapılar’ kavramı ortaya çıktı. Prof. Metin Sözen tarafından Tarihi Kentler Birliği kuruldu. Değişimin önüne geçmek mümkün değil ama ‘En azından bir iki sokak kalsın’ denerek çalışmalar yapılıyor. Antalya-Kaleiçi, Safranbolu, Beypazarı ve Amasya Konakları’nda güzel örnekleri görülebilir.”

Sanat Tarihçisi Yenişehirlioğlu: Osmanlı’yı anlamak için dizileri unutunSENE 1993 - Tekfur Sarayı çini fırınları kazısında

Doktora tezini Sorbonne’da tamamlıyor. Uzun yıllar Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nde çalışıyor. 1986 yılında ABD’de Ağa Han İslam ve Mimarlık Programı’nda araştırmalar yapan Yenişehirlioğlu, akademik yaşamını Osmanlı sanatı ve mimarisi dersleri vererek sürdürdü. 2013 yılından beri Koç Üniversitesi’ne bağlı VEKAM’ın direktörü.

KURULUŞ MİMARİSİ ‘BURSA ÜSLUBU’

‘Osmanlı sanatı’ denince ne anlamalıyız? Filiz Hoca, “Önce dizileri unutun!” diye yanıtlıyor: “Müzelere, saraylara gidin; tarihi semtleri gezin. Çok geniş bir tarihsel süreçten ve çok dinli, çok dilli, çok ırklı bir imparatorluktan söz ediyoruz ve bu lineer şekilde gelişmiyor. Osmanlı sanatını da dönemlere ayırabiliriz. Kuruluş dönemindeki Osmanlı mimarisine ‘Bursa üslubu’ diyoruz. Bir yerin fethinde önce oraya yerleşim birimleri kuruluyor. Buna ‘zaviye /imaret’ deniyor. İstanbul’un alınmasıyla ‘klasik dönem’ başlıyor ama zirvesi Kanuni dönemi oluyor. Saray içinde sanatçı grupları oluşuyor. Bütün yapılar fonksiyonellik içerirken ‘ideal güzellik’ arama fikri için Sinan’ın yapılarından söz edilebilir.”

MİMAR ‘ORANLAYAN’ DEMEK

Neden Osmanlı döneminin tek meşhur mimarı olarak Mimar Sinan’ı tanıyoruz? Hoca: “Çok uzun zaman ‘Hassa mimarbaşı’lık yapıyor; 1538’den 1588’e kadar 45 yıl. Mimar Sinan’ı bir mit kabul edip bunun aslında bir sistem olduğunu düşünenler de var ama Şehzade Mehmet Külliyesi, Sokullu Mehmetpaşa Külliyesi gibi farklı yapılarında estetik orantılamayı daha fazla görüyoruz. Mimar, Türkçe’de 17. yüzyıl tezkeresine göre ‘oranlayan’ demek. Nasıl Klasik Divan Edebiyatı’nda kulağa hoş gelen kelimeleri bağlayan kurallar varsa mimari de onun gibi... Sinan, ‘Şehzade Külliyesi acemilik, Süleymaniye kalfalık, Selimiye ustalık yapım’ diyor. Kentlerin farklı tarzları olsa da camilerde silindir gövdeli minare zorunlu. Bu da bir iktidar göstergesi.”

BİR MARKA OLARAK OSMANLI SANATI

Modernleşme döneminin sanatıyla ilgili de ilginç bilgiler var: “Nakkaşhane’nin ürettiği ve klasikleşen tasarımlar (gül, karanfil, lale gibi) kumaşlarda, çinilerde, çadırlarda kullanılarak bir marka oluyor. Avrupa’daki aristokratlar da bunları kullanmak istiyor, yeniden üretmeye çalışıyor. Klasik Osmanlı sanatı ortak dünyanın parçası olarak hep gözde oluyor. 17. yüzyıl ortasından sonra Avrupa’yla ilişkiler artıyor. Özellikle Fransız Devrimi’nden sonra sanatın banisi aristokratlar ekonomik gücünü kaybedince zanaatkârlar imparatorluklara dağılıyor; Rusya, Avusturya ve Osmanlı. Bu dönemde Avrupa’daki üsluplar Osmanlı’da da görülmeye başlıyor. Fosatti kardeşler gibi tekil mimarlar da ortaya çıkıyor.”

Yazarın Tüm Yazıları