Paylaş
1- Stressiz bir gününüz geçiyor mu? Günümüz dünyasında bu soruya “Hayır” diye cevap vermek zor… Stresi nasıl yöneteceğiz? Nasıl mutlu olacağız? Huzur nerede? Kitapçılarda en çok satanlar listesinde ilham veren başarı öyküleri ve kişisel gelişim kitapları hep üst sıralarda… Psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş, bu konulara 1980’li yıllardan itibaren kafa yormaya başlamış, seminerler vermiş, çalışmalar yapmış, psikolojinin günlük hayatımızdaki sorunların çözümü için kullanılmasında öncü olmuş isimlerden biri. Çok sayıda kitabı var; ilk baskısı 1990 yılında yapılan, Prof. Dr. Zuhal Baltaş ile yazdığı Stres ve Başa Çıkma Yolları, devamında Hayat En Çok İyileri Kırar, Hayatın Hakkını Vermek, Bir Yolculuk Olarak Liderlik, Akılsız Duyguların Cezasını Kararlar Çeker… Günümüz dertlerine eğilmeden onun kendi hikâyesini öğrenelim.
Prof. Dr. Acar Baltaş - Zeynep Bilgehan
HAREKETLİ BİR ÇOCUKTUM
‘Stres’in olmadığı yıllardayız… Prof. Dr. Acar Baltaş, üç kuşak İstanbullu bir ailenin iki çocuğundan ilki olarak 1947 yılında Arnavutköy’de bir yalıda dünyaya geliyor. Baltaş, “Annem ev hanımı, babam Türkiye’nin ilk tıbbi satış temsilcilerindendi” diye başlıyor anlatmaya: “Mutlu bir çocukluğum oldu; yüzerdim, balık tutardım, denizde vakit geçirirdik... Çok hareketliydim. Bugün olsa tıbbi teşhis alabilirdim (gülüyor)...” Arnavutköy İlkokulu’ndan sonra İstanbul Erkek Lisesi’ne giriyor. Okul disiplininde biraz zorlanıyor. Onu kurtaran okuma tutkusu oluyor: “Bazı hocalarımın şefkatiyle okulda tutuldum. Kafka, Sartre, Bertrand Russell okurduk. Spora meraklıydım; yüzme ve su topunda derecelerim vardı.”
SENE 1959
2- DÜNYAYA ÖNYARGISIZ BAKMAK
Okulda ilgisini çeken iki hoca var; biri Alman edebiyat hocası Rudolf Mayer, diğeri psikoloji hocası Nurettin Topçu. Baltaş: “Mayer bize kitapların alt metnini deşifre etmeyi, dünyaya kendi önyargılarımız dışında bakmayı, var olan görüşlerimizi sorgulamayı öğretti. Nurettin Hoca da fikir dünyası çok engin bir insandı. Psikoloji okumaya lise ikinci sınıfta karar vermiştim. Bunda okuduğum bir kitabın etkisi vardı: Siegfried Lenz’in yazdığı Türkçeye ‘Söylenti’ diye çevrilen ‘Stadtgesprach.’ Bir fiyord kasabası işgal ediliyor; işgalciler, kasaba sakinleri, işgale karşı gelenler… Baktığınız perspektife göre doğruların değişebilmesi, ona göre tarafları anlamaya çalışmak… 15 yaşında bir genç olarak bunlara kafa yormaya başladım. Fikir dünyamı etkileyen diğer iki isim İffet Ercem ve İbrahim Yücel oldu.”
“Sahip olduklarımızın değerinin farkında olmalıyız. Oyun bittiğinde tüm taşlar aynı kutuya giriyor. Firavunlar yeraltı sarayları yapmış. Bir bedenleriyle, bir de isimleri son kez anılınca ölüyorlar. Önemli olan isminizin iyi anılmasına imkân sağlayacak hayat yaşamak.”
3- ‘NE YAPACAKSINIZ RUH MU ÇAĞIRACAKSINIZ’
Baltaş, 1968 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü’ne giriyor: “O zamanlar psikoloji popüler bir alan değildi. 50 kişilik sınıfta yalnızca beş erkek vardı. Psikoloji, 19. yüzyılda Almanya’da laboratuvarda doğmuş bir disiplindir. Felsefeden böylece ayrılmıştır ama okulda hocalarımız yaptıkları işi pek ciddiye almazlardı. Dışarıda da ‘Ne yapacaksınız, ruh mu çağıracaksınız?’ diye ‘espri’lere maruz kalırdık.” Bu dönemin en önemli kazanımı kütüphanede tanıştığı okul arkadaşı oluyor; bugün aynı zamanda iş ortağı da olan eşi Zuhal Baltaş…
SENE - 1967
4- ÖĞRENCİLİĞİMDE HEP ÇALIŞTIM
Asıl laboratuvarı öğrenciliği boyunca devam eden çalışma hayatı oluyor: “Harçlığım vardı ama ‘Bu bütçeyle nasıl yaşarım?’ demek yerine hep ‘İstediklerimi yapabilecek bütçeyi nasıl kazanırım?’ diye baktım. İlk işim Veliefendi Hipodromu’nda bilet satmaktı. Otellerde resepsiyonculuk, İstanbul’un en gözde kulübü Galata Kulesi’nde takdimcilik ve diskjokeylik yaptım. Bu tecrübelerden, sıradan gibi gözüken işleri yapan insanların emeğine saygı göstermeyi öğrendim. O genç insanları gördüğümde onlara karşı hep anlayışlı ve bütçeme göre cömert oldum.”
SENE 1965
5- ‘FREUD FALAN ANLAMAM BEYNİ ÖĞRENECEKSİN’
Mezuniyetten sonra iki yıl psikoloji ve felsefe öğretmenliği yapıyor. Ardından Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı’nda Prof. Dr. Nedim Zembilci’nin yanında doktoraya başlıyor: “Klinikte psikologlar ancak teknisyen gibi çalışırdı. Zembilci, çizgi dışı biriydi: ‘Öyle Freud falan anlamam, beyni öğreneceksin!’ dedi.” Baltaş, 1997 yılında profesör oluyor.
DÜNYAMI KADIN ŞEFKATİ ZENGİNLEŞTİRDİ
“Hayatımdaki kadınlar açısından dünyanın en şanslı insanlarından biri olduğumu düşünüyorum. Annem, kız kardeşim ve eşim, hepsi kadın şefkati ve enerjisinin örnekleri olarak dünyamı zenginleştirmiştir.”
SENE 1972 - ‘Nişanımız’
6- STRESLE HAYAT
Eşiyle 1983’te Türkiye’de ilk defa ‘stresle başa çıkma seminerleri’ düzenliyorlar: “Biz ‘Stres hastalık değildir ama iyi yönetilmezse hastalıkların temeli olur’ diyorduk. Stres, bir keman teli gibidir; fazla gevşek olursa ses çıkmaz. Fazla gergin olursa kötü ses çıkar, bir noktada da kopar. Hayatımızda olması gereken stresin optimal düzeyi var; akort. Bütün mesele kendiniz için doğru akordu yapmakta… Potansiyeliniz ancak konfor alanınızın dışında ortaya çıkıyor.”
SENE - 1971
7- MUTLULUĞUN FORMÜLÜ BASİT: GÜLÜN VE KOMŞUNUZU SEVİN
Mutluluğun en basit yolu nedir? Yanıtı: “İnsanlarla bağlar ve sağlam ilişkiler; aile, komşu, arkadaşlar, karşılaştığınız insanlar… Ritüeller iyidir; ister namaz kılın ister meditasyon ister egzersiz yapın… Mutluluk, anlam arayarak bulunmaz. Anlamı kendiniz yaratıyorsunuz. Yolculuğun kendisinden zevk alırsanız da mutlu olursunuz; yaşarken o anın keyfini çıkarmak. Stres teorisinin kurucusu Hans Selye, ‘Mutluluk için gülün ve komşunuzu sevin’ demiş. ‘Kendinizi sevin’ söylemi, Amerikan narsisizm pandemisinin bir uzantısı. Biz de ithal ediyoruz.”
BİR HAP HER ŞEYİ ÇÖZMEZ
Kişisel gelişim furyasının sebebi ne? Her şeyi daha mı çok kafaya takıyoruz? Acar Hoca: “Emek sarf etmektense bir hapla her şeyi çözmeye çalışmak herkesin kolayına geliyor. Haberleşme imkânları beklentiyi ve kıyaslamayı artırdı. Herkesin iyi anını görüyoruz. Zor zamanlar insanları daha mücadeleci ve hayata bağlı yapıyor.”
8- MUTSUZLUK PANDEMİSİ
Bir de mutsuzluk pandemisi var: “Mutsuzluğunun birkaç sebebi var. Gerçeklerle beklentiler arasındaki uçurum ve kıyas; çıtamızı gerçeklerimizin çok üzerine koyup sosyal medya aracılığıyla herkesin iyi zamanına tanık olup, bunu hayatın ortalaması kabul edip ‘O ne biçim yaşıyor, biz sürünüyoruz’ diyoruz. Sonra geçmişe takılmak, hayatı gereğinden fazla karmaşıklaştırmak, kendini fazla önemsemek ve mutsuz insanlarla çevrili ortamda yaşamak. Dünya deniz gibi; bazımız dalgalı suda bazımız düz koyda dünyaya geliyoruz. Teknemizin dümeniyse bizde...”
SENE 2023 - ‘Torunlarla’
ATATÜRK NASIL YAPTI
Prof. Baltaş diyor ki: “En önemli faktör psikolojik sağlamlık; umut, hedef, strateji ve eylem. Neyi değiştirebilirim? Enerjiyi nereye koyarsam fark yaratırım? 1919 yılına gidelim. Atatürk’ün Sarayburnu’nda İngiliz donanmalarına bakıp ‘Bunlara mı kafa tutacağız?’ diyenlere, ‘Ben Anadolu’yu görüyorum’ dediği rivayet edilir. Onda psikolojik sağlamlığı görüyoruz. Umudu var ama hedefi de var; düşmanı geldikleri gibi göndermek. Stratejisi var; kongreler yapacak, insanları ikna edecek. Eylemi var: zorlukları içinde kozayı delecek çareyi yaratıyor. Bunun sonunda gelen yeterlilik duygusu var. O yüzden ‘Türk övün çalış güven’ diyor. Mustafa Kemal’in hareketi bir isyan değildir. Onunki tabanını ve yetkiyi halktan alarak ilerleyen, o günün koşullarında kongreler toplayan, o kongrelerden üyeler seçip Ankara’ya getiren, dengeleri koruyan bir yaklaşım. Bunun dünyada başka örneği olduğunu zannetmiyorum.”
SENE 1970 - ‘Galata Kulesi’ günleri
Paylaş