Paylaş
Masanın üzerinde sanat eseri gibi bir kitap duruyor: ‘Genji’nin Hikâyesi’. Bundan tam bin yıl önce yazılmış. İki cilt, 54 bölüm, neredeyse iki bin sayfa… Yazarı Murasaki Shikibu. Konusu; Japonya’nın Heian dönemi sarayındaki çapkın bir prensin üç kuşak devam eden hikâyeleri. Bir nevi Japonların ‘Muhteşem Yüzyılı’! Bugün dünya klasiklerinden biri olarak görülen eserin masamıza Türkçe olarak gelmesi de en az 15 yıl sürmüş. Karşımda Prof. Dr. Oğuz Baykara var… Genji’den önce onun hikâyesiyle başlayalım… Oğuz Baykara, 1951 yılında İstanbul’da dünyaya geliyor. Subay olan babası bir trafik kazasında henüz 27 yaşında hayatını kaybedince, üç yaşındaki Baykara, annesiyle birlikte memleketleri Afyon’un Bolvadin ilçesine taşınıyor. Çocukluğu, okumaya ve sanata meraklı bir aile içinde geçiyor.

Dünyanın ilk romanını çevirdi
‘GÜRÜLTÜ’DEN ANLAM ÇIKARMAK
En büyük merakı diller: “Dillere ve seslere karşı ilgim vardı. Radyoyu açar çıkan sesleri taklit etmeye çalışırdım. ‘Gürültü’ gibi gelen seslere insanların nasıl anlam verdiğini merak ederdim. Sonradan dünya seslerini kulağıyla tahlil edebilen bir fonolog oldum! İlkokul, ortaokul ve liseyi Bolvadin’de okudum. 1967 yılında ‘The World Youth Forum (Dünya Gençlik Forumu)’ sınavını kazanarak özel programla Amerika’ya gittim. Üniversite zamanı gelince dedem, ‘Seni liseye kadar getirdim, bundan sonraki eğitimini kendi gayretinle yapacaksın’ dedi. Ceketimi aldım çıktım evden… Üniversiteye hazırlanmak için bir yıl zaman ayırdım; bu sürede Petkim’i inşa eden şirkette saha tercümanı olarak çalıştım. Amerikalı mühendislerle işçiler arasında tercümanlık yaptım.”
ANADOLU’DA REHBERLİK YAPTIM
Baykara, 1970 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü’ne giriyor. Öğrenci olaylarının yoğun olduğu bir dönem: “Kaldığım yurda baskınlar oluyordu. Okula gidemiyorduk. Hayatımı kazanmak zorunda olduğumdan amatör rehberlik kurslarına devam ettim. Yabancı grupları yaz aylarında Anadolu’da gezdirirken tercümanlığı ve rehberliği öğrendim. 1974 yılında profesyonel rehber oldum. Üniversite hayatımın ilk yıllarında İtalyanca kursuna yazıldım. AIESEC (Uluslararası Ekonomi ve İşletme Öğrencileri Birliği) adlı bir öğrenci örgütünün sınavlarına girip İtalya’ya gitme imkânı buldum. Döndüğümde akıcı şekilde İtalyanca konuşabiliyordum.”

SENE 1978 - Doğu Anadolu’da rehberlik yaparken
DİLLERLE JONGLÖR GİBİ OYNUYORDUM
Genç Baykara daha sonra yurtdışında kurslara katılarak konuştuğu yabancı dillere Fransızca, İspanyolca ve Almancayı ekliyor. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi, 1977’de bitiyor. İş olarak bir yandan rehberlik bir yandan Nuruosmaniye’de halı eksperliği yapıyor. 1980’den sonra Japonya’da yaşanan ekonomik refahla daha önce Türkiye’ye pek gelmeyen Japonlar ülkemize gelmeye başlıyorlar. Acentelerde Japonca bilen rehber ihtiyacı artınca rehberler derneği bir kurs açıyor. Baykara’nın Japonca aşkı böyle başlıyor: “30 kişi olarak başladığımız kursta bir ay sonra iki kişiydik. Avrupa dillerini bir jonglör gibi avucumda oynatıyordum (gülüyor). Japonca ise Türkçeye benzediği için bambaşkaydı. Japonca’ya Doğu’nun İtalyanca’sı derler. Üç ayda derdimi anlatacak hale geldim ama yeterli değildi. 1984 yılı sonunda Japonya’ya gidip Tokyo’da üç ay yoğun bir Japonca kursuna katıldım.”
İKİ SENE DİYE GİDİP 12 YIL KALDIM
Japonca’yla beraber konuştuğu dil sayısı 6 olmuştu. Gönlünde hangi işin yattığını da biliyordu: Akademide dilbilim. Boğaziçi Üniversitesi’ne başvurdu, özel bir sınava sokuldu ve 35 yaşında yeniden öğrenci olarak dilbilim derslerine girmeye başladı. Bir yandan okula devam edip, bir yandan rehberlik yapıp, bir yandan da bir Japonca-Türkçe sözlük hazırlıyordu. Bu sırada Asya kültürünün öncü hocalarından Prof. Selçuk Esenbel ile tanıştı. Yüksek lisans tezini Türkçe ve Japonca’daki sesleri karşılaştırdığı mukayeseli fonoloji üzerine yazdı. Ancak içi rahat değildi; Japon yazısının bel kemiği olan Kanji alfabesini tam öğrenememişti. Bunun için Japonya’ya gitmesi lazımdı: “40 yaşıma kadar para biriktirmiştim, 1992’de patronlarıma ve kız arkadaşıma veda edip Japonya’ya gittim. İki sene kalmayı düşünüyordum, 12 sene kaldım!”
JAPONYA YILLARI
“Tokyo’da bazen yedi buçuk metrekarelik odalarda köşegen olarak yatmam gerekti! Japon edebiyatı üzerine doktora yapmam için ‘Japonca eğitimi’ üzerine ikinci bir yüksek lisans yapmamı şart koştular. Üç yılın sonunda edebiyat doktorama başlayabildim; sonunda ‘Gel bizim dergâhımıza’ dediler (gülüyor.) Japonca doktora tezimi 2004 yılında tamamlayıp Türkiye’ye döndüm ve Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Bölümü’ne girdim. 2019 yılına kadar burada hocalık yaptım. Buradan doçent olarak emekliye ayrıldıktan sonra Yeditepe Üniversitesi’nde profesör oldum. Halen Yeditepe Üniversitesi’de çeviribilim ve Boğaziçi Üniversitesi’nde Japon edebiyatı ve kültürü derslerine giriyorum.”

SENE 1993 - Japonya’da bir festivalde
1600 ŞİİR, 15 SENE
Genji’yle yollarının kesişmesi: “İlk tanışmam 1985 yılında Selçuk Esenbel Hoca’dan Japon Tarihi dersleri aldığımdaydı. 10 yıl sonra Japonya’daki tez danışmanım bize ‘Genji’nin Hikâyesi’ni okuttuğunda bin yıl önce yazılmış bu eserin hacmine, anlatının mükemmelliğine, karakter tahlillerine, ‘waka’ şiirlerine hayran oldum. Hocama ‘Genji, bende çok güzel anı olarak kalacak’ dediğimde, bana ‘Neden anı olsun? Niçin sen çevirmiyorsun?’ diye cevap verince Genji’yi çevirmeyi aklıma koydum. Türkiye’ye döndükten sonra, 2009 yılında eseri çevirmeye başladım. 2017’de Japonya’da klasik Japonca öğrendim; diğer kaynak metinleri gözden geçirip 1600 şiiri çevirmem 15 sene sürdü.”
‘GENJİ’NİN BİN YILLIK HİKÂYESİ
‘Genji’nin Hikâyesi’nin yazarı Murasaki Shikibu isimli bir soylu kadın. 11. yüzyılda, Heian Dönemi’nde sarayda nedime olduğu düşünülüyor. Shikibu, saray ahalisini eğlendirmek için, ‘romantik kurgu’ hikâyeler yazıyor. Kâğıt rulolara fasiküller halinde yazdığı hikâyeleri sarayda çoğaltılarak dağıtılıyor. Zamanla kopyalar sarayın dışına da çıkıyor. 100 yıl sonra 300 farklı metin ortaya çıkıyor. 1200 yılında bir soylu, elyazması metinlerin izini sürerek sabit bir eser oluşturuyor. Ancak sonra tutucu bir döneme giriliyor ve ‘sakıncalı kitap’ oluyor. 15. yüzyılda ‘edebiyatın şahikası’ olarak yeniden itibar kazanıyor. Dünyaya açılması Japonya’nın 16. yüzyılda girdiği tecritten çıkmasıyla, 250 yıl sonra oluyor. 1882’de dünyaya edebi üstünlüklerini göstermek için Genji’yi İngilizce’ye çeviriyorlar. 1925’te İngiltere’de yapılan ilk baskısının tanıtım yazısını Virginia Woolf yazıyor.

SENE 1965 - Lise yılları
TÜRKÇE BİLSEYDİ BÖYLE YAZARDI
Baykara, çeviri sanatını ‘vekaleten yazarlık’ diye tanımlıyor: “Biz ancak Karacaoğlan tadında yazarsak ‘waka’lar bizim dilimizde de şiir olur. Ben bunu yaptım; waka’ları simetrik kalıplara dönüştürerek Karacaoğlan tadı vermeye çalıştım. Shikibu’ya ‘Bu kitabı senin dilinle konuşturacağım’ dedim. O da bana kalemini verdi; ‘Türkçe bilseydi böyle yazardı’ dedim ve şiirlerini dilimize kazandırdım. Shikibu’ya Türkçe konuşturdum. Genji’nin Türkçeye çevrilmesi 30 yıl gecikmiş bir rüyaydı. Şu an çok mutluyum.”
SEVECEN BİR HALK
Dünyada da bir Japon dalgası var; turizm, sergiler, kitaplar, yemek… Türk-Japon ilişkileri de 20 yıl öncesine göre son derece yakın. Baykara diyor ki: “Japonya ekonomik olarak çok güçlü bir ülke. Otomobil markalarıyla, lokantalarıyla, pokemonlarıyla, teknolojiyle dünyaya büyük bir çıkarma yapmış durumda. Türkiye’de de Japon firmaları başta köprüler, tüneller olmak üzere büyük yatırımların altına imza atıyor. Ertuğrul Fırkateyni faciasıyla başlayan bu dostluk ilerledi. Japonlarla anlaşmak çok kolay; çok makul insanlar, gittikleri her yerde kendilerini sevdiriyorlar. Yumuşak, sevecen, akıllı ve barışı gerçekten çok seven insanlar.”

SENE 1975 - Üniversite yılları
TÜRÜNÜN İLK ÖRNEĞİ
Kitap geçen yılın başında VakıfBank Kültür yayınları tarafından basıldı. Bu ay ikinci baskısını yaptı. Genji’nin Hikâyesi neden önemli? Prof. Baykara: “Türünün ilk örneği ve yazan kadın bunun farkında! Adeta bin yıl sonra okuyacak insanlarla dalga geçer gibi ‘kurgu’nun ne demek olduğundan eserinde bahsediyor, yazı sanatı üzerine tartışma yapıyor, düşüncelerini oya gibi işleyerek yazdığını anlatıyor.” Prof. Baykara, geçen ay Japonya ve Türkiye arasındaki ilişkilere sağladığı katkılar nedeniyle Japonya Hükümeti tarafından ‘Yükselen Güneş Nişanı ve Altın Işıklar Rozeti’ne layık görüldü.

SENE 2026 - ‘Yükselen Güneş Nişan’ı takdim töreni
Paylaş