Zeynep Bilgehan

Zeynep Bilgehan

zbilgehan@hurriyet.com.tr

‘Koku’nun efendisi Mehmet Müderrisoğlu: Defterimde bir milyon formül var

Sene 1920’ler… Paris’ten gelen girişimci ruhlu bir eczacı ile Anadolu’dan gelmiş öksüz, yetim genç bir eczacı adayının yolları İstanbul’da kesişiyor ve ortaya bugün, 130 yılı geride bırakan bir marka ortaya çıkıyor; Rebul. Hikâyesini dinlemek için markanın ikinci kuşak patronlarından Mehmet Müderrisoğlu’nun kapısını çaldık. Bizi hem ‘Grand Rue Pera’ sokaklarında bir yolculuğa çıkardı hem de bitkilerin mucize dünyasında dolaştırdı.

Haberin Devamı

 

1)- Kolonyaları, mumları, sabunları, parfümleriyle Türkiye’nin en eski markalarından biri olan Rebul’un ikinci kuşak patronu Mehmet Müderrisoğlu ile beraberiz. Aslında işleri 25 yıl önce oğluna devretmiş ama hâlâ defterindeki bir milyonu aşkın ‘formül’e yenileri eklemek için çalışıyor. Emekli olması mümkün değil çünkü eczacılığın içine doğmuş. Takvimleri bir asır geriye sarıyoruz; babası Kemal Müderrisoğlu ile başlıyoruz. Kemal Müderrisoğlu, 1904 yılında İzmit’te dünyaya geliyor. 11 yaşındayken babasını, 14 yaşındayken annesini kaybediyor. Yokluk içinde kalan yedi kardeşten dördü vefat ediyor. Kalan üç kardeş zeytin ve peynir ticareti yapan dayılarının yanına İstanbul’a sığınıyor. Kemal Bey, Kabataş Erkek Lisesi’nde okuduğu sırada devlet öğrencilere doktor, diş hekimi, kimya mühendisi ve eczacı olmak üzere özel bir sınavla üniversiteye girme imkânı sağlıyor. Müderrisoğlu da 1919 yılında, henüz 15 yaşında bugünün İstanbul Üniversitesi olan Darülfunun’da eczacılık eğitimine başlıyor.

Haberin Devamı

‘Koku’nun efendisi Mehmet Müderrisoğlu: Defterimde bir milyon formül var

PERA’NIN PARİSLİ GÖZDESİ

Aile Cihangir’de yaşıyor. Müderrisoğlu, Pera’nın en gözde eczanesi ‘Pharmacy Parisienne’i gözüne kestiriyor. Eczanenin sahibi Mösyö Jean Cesar Reboul. O da 1895 yılında Paris’te Eczacılık Fakültesi’nden mezun olmuş. Trabzon-Hopa yolunu yapan Fransız şirketinde mühendis olan babasını ziyaret için İstanbul’a geldiğinde ‘Rue de Pera’daki ‘Roumeli Han’ı beğeniyor ve orada bir dükkân açıyor. Fransız usulü yaptığı parfüm ve kozmetik ürünlerle İstanbulluların gözdesi oluyor… Müderrisoğlu, Mösyö Reboul’a staj yapma imkânı olup olmadığını soruyor. Mösyö Reboul, “Fransızcan var mı? Sen, ‘Rue du Pera’da Fransızcası olmayana iş verilmeyeceğini bilmiyor musun?” diyor.

‘Koku’nun efendisi Mehmet Müderrisoğlu: Defterimde bir milyon formül var

Haberin Devamı

MÖSYÖ REBOUL İLE ÇIRAĞI KEMAL

Mehmet Bey, “Düşünün Türkiye’de Türkçenin geçersiz olduğu bir ortam!” diye hikâyeyebir ara veriyor… Ancak babası Kemal Müderrisoğlu yılmıyor. Gece kurslarıyla Fransızca’yı öğreniyor. Ertesi yıl yeniden eczaneye gidiyor. Mösyö Reboul onu hatırlıyor ve yanına çırak olarak alıyor. Beraber işe koyuluyorlar. 1923’te mezun olan Müderrisoğlu iyi bir teklifle tam zamanlı eczanede çalışmaya başlıyor.

‘Koku’nun efendisi Mehmet Müderrisoğlu: Defterimde bir milyon formül var

Sene 1950’ler - Baba Kemal, anne Nuhbe ve ağabeyler Ali ve Ahmet Müderissoğlu ile

YERİ GELDİ PARMAĞIM KOPTU YERİ GELDİ KAZAN DEVRİLDİ

“Babam bize işin her boyutuyla ilgilenmeyi öğretti. Yeri geldi iş kazaları geçirdim; makineye sıkıştı parmağım koptu, kazan devrildi kolum yandı ama çalışmayı hiç bırakmadım. ‘Majestral’ defteri dediğimiz kayıt defterimde bir milyon 700 bin formül var. Bunun 900 bini babamın dönemine ait. Gerisi benim. Emekli olup evde oturdum, üç gün sonra sıkıldım. Yeni formüllü ürünlerimi ayda 3-4 gönderi yapar eğlenirim diye başladığım iş de bir anda büyüdü!”

Haberin Devamı

‘Koku’nun efendisi Mehmet Müderrisoğlu: Defterimde bir milyon formül var

Sene 1950

2)- ZAZA GABOR’UN KREMİ LAVANTANIN GÜZELLİĞİ

Beraber ağız gargarasından güzellik kremlerine envai çeşit ürün geliştiriyorlar. Mehmet Bey, “Sivilce kremi, güzellik kremi, mantar kremi... Her şey eczanenin arkasındaki laboratuvarda, havanda yapılırdı” diye anlatıyor: “Dönemin meşhur artistlerinden Macar asıllı Zaza Gabor’un masaj ve yüz kremi babam tarafından yapılırdı. Müşteriler, ‘Zaza Gabor’un kremi’nden versenize’ diye gelirdi!” O dönemde çok meşhur olan bir başka özel ürün de lavanta kolonyasıymış: “Mösyö Reboul, Pendik’teki bahçesinde lavanta yetiştirirdi. Babam bir gün bu lavanta çiçeklerinin esansıyla kolonya yapıyor ve çok tutuyor. Çok meşhur oluyor, çünkü lavanta kolonyası mevsimi ifade ediyor. Çok değişik bir koku tarzı vardır; yağmurlar kıt olduğunda sert, çok olduğunda şekerimsi kokar.”

Haberin Devamı

‘Koku’nun efendisi Mehmet Müderrisoğlu: Defterimde bir milyon formül var

Sene 1965 - Kemal Müderrisoğlu kalfası Raymondo ile

3)- REBOUL OLUYOR REBUL

İki yıl beraber çalıştıktan sonra Mösyö Reboul artık yaşlandığını söyleyerek genç çırağına eczaneye ortak olmasını teklif ediyor: “Tabii babamda eczaneyi devralacak para nerede! Bir süre parasız çalışıyor. Eczanenin adı ‘Kemal ve Reboul Eczanesi’ olarak değişiyor. Borcu ödedikten sonra eczaneyi devralıyor. Saygısı sebebiyle eczaneye ustasının adını veriyor. Tek farkla; Türkçeye dönüştürerek ‘Rebul Eczanesi’ yapıyor. Sene 1938.” Kemal Bey, bu arada evleniyor. Üç erkek çocuğu oluyor.

‘Koku’nun efendisi Mehmet Müderrisoğlu: Defterimde bir milyon formül var

Sene 1966 - Beyoğlu

İYİ ECZACI OKUMAYI SEVMELİ

Bugün tarihi eczane maalesef artık yerinde yokmuş… Peki eczacılık başladıkları günden bugüne nasıl değişti? Dün kullandığımız bir ilacın yarın yeni etkileri ortaya çıkabiliyor… İyi bir eczacı nasıl olur? Yanıtı: “Eczacılık bilimi sadece havan karıştırmak değildir. İyi eczacı olmak için çok okumayı sevmek lazım. Ben hâlâ çok literatür okuyorum. Çok iyi ilaç bilgisi lazım; hangi ilacı neyle vereceksin, varsa yan etkiler nasıl azaltılacak… Günümüzde her şey salıdan çarşambaya değişiyor!  Okumadan yapamazsınız. Bir de insan sevmek lazım; eczacılık insan sevmektir.

Haberin Devamı

ARTIK KOKU ALAMIYORUM

Tıpkı babası gibi Mehmet Bey’in en sevdiği alan da kozmetik olmuş. Genç yaşından itibaren kendi formüllerini hazırlamaya başlamış. 15 yaşında yaptığı ilk ürünü de bugün eşi olan kız arkadaşı için hazırladığı bir sivilce kremi olmuş...Bugün de hâlâ en çok kozmetik çalışmayı sevdiğini söylüyor. Parfüm alanındaysa başına bir talihsizlik gelmiş: “Pandemiden sonra koku duygumu kaybettim. Ne yazık ki geri gelmedi…”

ÇÖZÜM DOĞADA

Her şeyin çözümü doğada mı? Müderrisoğlu: “Doğayı, doğadan gelenin nasıl elde edileceğini, gelenin doğru kullanılmasını bileceksin. O zaman çözüm doğada. Doğadan çıkan çok güzel bir şey ama seni öldüredebilir… Onun için her şeyini çok iyi bileceksin.”

‘Koku’nun efendisi Mehmet Müderrisoğlu: Defterimde bir milyon formül var

Sene 1966

4)- ‘ANLAT BAKALIM BUGÜN NELER YAPTIN’

Mehmet Bey, 1948 senesinde ailenin en küçüğü olarak dünyaya geliyor. İlk oyuncağı tahtadan bir eczane oluyor: “Küçük küçük şişelerim ve bir terazim vardı. Babamın verdiği sıvılarla tüm gün ilaçlar yapardım. Akşam babam eve gelince ‘Anlat bakalım bugün neler yaptın?’ derdi. Anlattıklarım üzerine ‘İçine şunu da kat bunu da koy’ diye öğütler verirdi. Henüz iki üç yaşlarımdan itibaren ‘Ne olacaksın?’ diye soranlara Levanten dadımızdan öğrendiğim Fransızcayla ‘Parfüm kimyager!’ derdim. Pazar günleri Maçka’daki parktan gelincik çiçekleri veya Kalamış’tan at kestanesi toplardık. Babam pazartesi günleri gelinciklerden öksürük şurubu, at kestanelerinden varis ilaçları yapardı.”

‘Koku’nun efendisi Mehmet Müderrisoğlu: Defterimde bir milyon formül var

Sene 1966 - Eşi İclal Hanım ile

5)- REKABET BİLMEZ DOSTÇA ÇALIŞIRDIK

Müderrisoğlu, orta okulu Şişli Terakki Lisesi’nde, liseyi TED Ankara Koleji’nde okuyor. Her yaz babasının eczanesinde çalışıyor; sabunları diziyor, tarakları siliyor… Nişantaşı Eczacılık Yüksekokulu’ndaki üniversite dönemindeyse artık yaz tatili pek kalmıyor. Babası onu yurtdışına stajlara yolluyor. Mezuniyetten sonra da tam zamanlı olarak eczanede çalışmaya başlıyor. O dönem eczanelerde neler satılırdı? Mehmet Bey: “Bizim eczane tren gibiydi. Müşteri dörtte birini görürdü; ilaçlar, parfümeri, işitme aletleri, gözlükler… Ortopedi servisimiz vardı; medikal pedikür ayak bakımı yapardık. Kalanı laboratuvardı. Yapma ilaçlar azalıp sanayisi artınca eczaneyi modernize ettik. Eczane hep çok ileriydi ama biz rekabet bilmeyiz. Komşu eczanelerle dayanışma içindeydik.”

6)- HER ŞEYİ KAYBETTİKTEN SONRA YENİDEN TOPARLANDIK

Babası da kendi ustası Mösyö Reboul’un ona devrettiği gibi  eczaneyi 1973 senesinde tamamen oğlu Mehmet Bey’e devretmiş: “Kabıma sığmadım! Pek çok uluslararası firmanın temsilciliğini aldık. İzmir’de büyük fabrika açtık. İşler güzel gidiyordu ancak 1990’lardaki büyük enflasyon dalgasında fabrika kapandı. Borçlar büyüdü. Her şeyi kaybettikten sonra yavaş yavaş toparlandık. Bütün borçları ödedikten sonra her şeyi yeniden kurduk. Oğlum üniversite ikinci sınıftaydı. Ben gece yarılarına kadar çalışıp kolonya yapıyordum, oğlum okuldan sonra onları dağıtıyordu. Babamın özelliği mesuliyet verdiğinde dönüp arkasına bakmazdı. Ben de 2000 yılında işleri oğluma devrettim.  Bugün oğlum ortaklarıyla markayı muazzam bir yere taşıdı. Avrupa’da bine yakın noktada varız. Dünya çapında 60 üzerinde mağazamız var. 130. yılımızı kutluyoruz.”

 Fotoğraf: Murat ŞAKA

Yazarın Tüm Yazıları