Paylaş
1- Eğer yolunuz Paris’e düşerse, 10. Bölge’deki Alban Satrange Meydanı’nda iki heykel sizde bir tanıdıklık duygusu uyandırabilir… Bronzdan yapılmış, biri elinde güneş diğeri ay tutan, uzun boylu, ‘Hemera’ ve ‘Ay Tutan Adam’ isimli iki figür bir Türk heykel sanatçısının eseri: Cem Sağbil… İlk defa 2009 yılında Fransa’da Türkiye Mevsimi etkinliği kapsamında 10. Bölge Belediyesi’nin fuayesinde sergilenen heykeller daha sonra Alban Satrange Meydanı’ndaki parkta sergilenmeye başlandı. Üç yıllık kiralama sürecinin ardından heykeller halk tarafından çok sevilince Paris 10. Bölge Belediyesi tarafından kalıcı olarak kente kazandırılmak üzere satın alındı. Bu sırada park, iki eserin yeniden yerleşim sürecinin parçası olarak kapsamlı bir çevre düzenlemesi ve restorasyon sürecine girdi. Bu sürecin sonunda kalıcı birer kamusal yapıt haline gelen ‘Ay Tutan Adam’ ve ‘Hemera’ heykelleri geçen ay başında kalıcı olarak yerlerine yerleştirildi.

Zeynep Bilgehan – Cem Sağbil
DOĞU VE BATI ARASINDA
Sanatın başkentlerinden Paris’te bir Türk heykel sanatçısının heykellerinin kalıcı olarak sergilenmesi vesileyle Sağbil’in İstanbul’daki atölyesinin kapısını çaldık. Sağbil, artık Parisli olan ‘Hemera’ ve ‘Ay Tutan Adam’ heykellerinin anlamını ve Paris’te neden sevildiklerini anlatarak başlıyor: “Ben güncel sanatın içinde değilim. Bu da bana daha felsefi işler üretme şansı getiriyor. Eserlerimde figüratif çalışıyor ve mitolojiden etkileniyorum. Bir tarafta Doğu’nun gücünü simgeleyen ay var; duyguları, aşkı, inançları, efsaneleri anlatıyor. Diğer yanda Batı’yı anlatan Apollon’un güneşi; bilgi, akıl, devamlılık, mantık… Heykeller, Paris’in yabancıların çok yaşadığı kozmopolit bir bölgesinde sergileniyor. Ben de uzun süre Almanya’da yaşadıktan sonra uzun yıllardır Türkiye’deyim. Bu ikilik duygusunu çok iyi biliyorum…”

2- SANAT HEP AKLIMDAYDI
Peki kendi hikâyesi nedir? Eski albümleri açıyoruz… Cem Sağbil, İstanbul kökenli memur bir baba ile ressam bir annenin üç çocuğundan en küçüğü olarak 1958 yılında Zonguldak’ta dünyaya geliyor. Kömür İşletmeleri’nde muhasebe müdürü olan babasının görev süresi dolunca, o altı yaşındayken Ankara’ya taşınıyorlar. Sağbil, ilkokul, ortaokul ve liseyi Ankara’da okuyor. Sene 1970’lerin sonları… Ortalığın karışmaya başladığı yıllar... Üniversite sınavından yüksek puan almasına rağmen lisenin bitmemesi sebebiyle bir yere giremiyor. Dışarıdan sınavına girdiği akademiyi kazanınca liseden mezun olduğu günün akşamında İstanbul’a gidiyor. Sağbil, “Lisede resimlerim beğenilirdi. Annem Türkay Öksüzcü de iyi bir ressamdı. Ondan bana da renk bulaşmış olabilir” diyor: “Sanatla ilgili bir şey yapma isteği bende vardı. 1975 senesinde akademiye geldim; iç mimarlık ve endüstri tasarımı bölümünü seçtim.”

Sene 1964 - Sene 2016
3- BÜYÜK RESSAMLARLA PARİS GÜNLERİ
Ancak zorlu ortam koşulları onu İstanbul’da takip ediyor: “Üç yıl akademiye devam ettikten sonra uzun yıllardır Stuttgart’ta yaşayan annemden gelen ‘Hem burada okursun hem beraber bir galeri açarız’ teklifiyle 1979’da okulu ve her şeyi bırakıp Almanya’ya taşındım. Sınava girip Stuttgart Güzel Sanatlar Akademisi’ni kazandım. Toprakla çalışmak istediğimden heykel ve seramik okudum. Bu arada annemle onun adını taşıyan ‘Türkay’ isminde bir galeri açtık ve meşhur isimlerle çalıştık; Abidin Dino, Utku Varlık, Mehmet Güleryüz, Devrim Erbil, Burhan Uygur… Çok heyecanlı bir dönemdi. Sık sık Paris’e gidip geliyor, sanatçılarla beraber oluyorduk. Hepsi çok etkileyiciydi; Abidin Dino’nun zarifliği, Utku Varlık hâlâ görüşürüm ve çok severim, Mehmet Güleryüz gelmiş geçmiş en iyi desenleri olan isimdi, Komet’i çok severdim…”

Sene 1995
4- ATÖLYEDE HİÇ BATMADIM
Bu iş bir buçuk sene devam ediyor. Annesinin Almanya’dan ayrılmasıyla Sağbil tek başına kalıyor. Bir yandan atölyede seramik ve heykel dersleri veriyor, bir yandan akademide çalışıyor: “Millet kavramsal sanat, enstalasyon sanatla uğraşırken ben figüratif eserlere yöneldim. Kibele heykelleri yapmaya başladım. Verdiğim derslerden para kazanıyordum ama sanatsal üretime vakit bulamıyordum. Bunun üzerine ders vermeyi kesip atölyenin kirasını ödeyebilmek için 10 sene garsonluk yaptım. Eserlerimi yavaş da olsa satabiliyordum. İlginç olan sanat dışında yaptığım tüm işlerde battım. Atölye hep kaldı, atölyede hiç batmadım (gülüyor)!”
5- MUHTEŞEM BİR MATERYAL: BRONZ
Hasret duyduğu ‘kalıcı’lığın materyaldeki karşılığı bronz olmuş: “Bir dostumun babası bronz heykel almak istediğini söyleyince bronz heykel yapmayı öğrendim. Bronz muhteşem bir materyal; en az 4500 sene duruyor! Mermerle beraber en elit malzemelerden biridir. İki bin yıllık olduğu tahmin edilen bir Romalı asker heykeli bulunmuştu. Neredeyse bin yıl denizin altında kalmış. Üstündeki kabuğu çıkarınca altından pırıl pırıl bronz çıktı. Ancak teknolojik olarak işlenmesi, heykele dökmesi zordur.”
ANKARALI SERGİ GEZER İSTANBULLU SATIN ALIR
Sağbil, 1990’lardan itibaren çalışmaya başladığı bronz heykelleriyle önce Almanya’da tanındı. Çeşitli sergiler açtıktan sonra Türkiye’deki ilk atölyesini 1999’da İzmir’de kurdu. Bugün üretimlerini hâlâ orada yapıyor. Merkez üssüyse 2004’ten beri İstanbul. Sağbil, gülerek diyor ki: “Sanat camiasında şöyle bir söylem vardır: ‘Ankaralı ilgilidir. Sergiye gelir, inceler, sorular sorar. İstanbullu satın alır. İzmirli sergiye gelir, o sırada arkadaşlarını görüp muhabbete dalar ve sergiyi görmeden yemeğe gider! Ayrıca ‘Ankara gri, İstanbul renkli, İzmir mutlu’ derler. Ben ilk İzmir sergimde tüm eserlerimi satmıştım. Üretimimi hâlâ orada yapmaktan mutluyum.”

Sene 2025 Sağbil’in Paris’te Alban Satrange Meydanı’nda sergilenen heykelleri.
BATI’NIN IŞIĞI SÖNÜYOR
Sağbil, eserlerinin Paris’te kalıcı olarak sergilenmesinin neden önemli olduğunu şöyle anlatıyor: “Bu çok heyecanlı. Paris hâlâ dünyanın sanat başkenti. Kamusal alanda bine yakın eser var. Bunların ikisi bana ait. Paris’te her şey turizm olarak görülüyor ve yüzyıllardır bu şekilde sanatı teşvik ediyorlar. Kent, bir sanat mabedi. New York, Berlin, Miami de bu alanda Paris’e yetişmeye çalışıyor ama Batı’nın, özellikle Avrupa’nın ışığının hafif sönmeye başladığını düşünüyorum. Buna mukabil Uzakdoğu geliyor! Özellikle Çin yakında tüm bu kentleri yakalayacak.”
HEYKELLER PARKIN KİMLİĞİNİ DEĞİŞTİRDİ
Kamusal alanda sanat çetrefilli bir konu. Bu konudaki değerlendirmeleri şöyle: “Türkiye’deki heykellere bakınca daha kahramanlar serisi, ki bunlar bizim için çok değerli ve önemlidir, görüyoruz. Bunun dışında çok örnek göremiyoruz. Oysa yetişmiş veya yetişen çok güzel çağdaş sanatçılarımız var. Meydanlar onların da eserleriyle renklenecektir. Bir yeri değiştirmek istiyorsanız oraya heykel koyun; insanların yürüyüş rotalarını değiştirecek kadar etkisi oluyor. Paris’te sergilenen heykellerim için böyle bir durum olmuş; park restore edilerek kimlik değiştirdi.”

SERMAYEMİZ: MERAK VE DUYGU
Bir heykelde estetik mi önemlidir, yoksa verdiği mesaj mı? Sağbil: “Benim için mesajdır. Mesaj oluşmazsa, bir hikâye anlatmazsa heykeli bitiremem. Hikâyede de en vurucu olan işin duygusudur. Bir süre sonra fiziğin anlamı kalmıyor; heykelin suratındaki ifade önemli değil. Önemli olan duyguyu verebilmesi. Çağ korkunç bir hızla değişiyor. Eskiden sanatçılar, filozoflar toplumları yönlendirirken şimdi hep beraber teknolojinin peşinden koşuyoruz. Bizim sektörde de çok hızlı gelişmeler yaşanıyor. Bu sürat içinde bize kalan tek şey işin duygusu. Sanatçı olarak en büyük sermayemiz merak ve duygu olduğundan duygu ve merakı cezbetmeye çalışıyorum.”
Fotoğraf: Levent KULU
Paylaş