Paylaş
1) - İstanbul’un en işlek caddelerinden birinin ara sokağında, bir anda ıssızlaşan bir yokuşun sonunda, ağaçların gölgesinde gizli bir merdivenden inerek ulaşılıyor atölyesine… Kedi ve köpekler arasında, kuşların soluklanmaya uğradığı adeta büyülü bir bahçe gibi… Ressam, heykeltıraş ve sanat tarihçisi Gürol Sözen ile beraberiz. İnsanın buradan ilham almaması imkânsız; herhalde bu sebeple Sözen de hiç durmadan üretiyor. Gülerek bir Aydın Boysan anısıyla başlıyor: “Dostum Aydın Boysan’a ‘İki ayda bir kitap çıkarıyorsun’ deyince, ‘Gürol zamanım mı kaldı! Hayata dair yazacak o kadar çok şey var ki. Hayat ise ciddi bir iştir! O yüzden peş peşe yazıyorum” demişti.” Sözen, şimdilerde, Can Yayınları tarafından yeniden basılan çocuk kitabı ‘Anadolu Uygarlıklarından Öyküler’ serisinin devamını yazıyor. Kitap, Hititlerin başkenti Hattuşa’da yaşayan küçük bir kızın, Pattiya’nın bir gününü anlatıyor… Sözen: “Uygarlıkların çocukları anlatıyor, ben yazıyorum” diyor.

DOĞDUĞUM DEĞİL OLDUĞUM YER
Kendi hikâyesi de Hitit topraklarında başlıyor… Gürol Sözen, 1940 yılında Konya’da dünyaya geliyor. Annesi, 1911 doğumlu Ülfet Hanım Boğazköylü; Hitit Uygarlığının başkenti Hattuşa! Babası Muhsin Bey ise Konyalı. Meteoroloji müdürü babasının görevi sebebiyle çocukluğu Anadolu’nun çeşitli yerlerinde geçiyor; Elazığ, Konya, Malatya, Adana, İzmit… Sözen işte bu sebeple Konya’da, ağabeyi Metin Sözen ise Elazığ’da doğuyor. Gürol Bey, “Hani ‘hemşerilik’ düşüncesiyle hep doğduğun yer sorulur ya; benim için hep doğduğum değil, olduğum yer ağır bastı. Görkemli Anadolu toprakları…” diyor.

SENE 1947 - Gürol Sözen ve birkaç ay önce kaybettiğimiz ağabeyi meşhur mimar Metin Sözen…
“Çocukluğum, ağabeyim Metin ile her çocuk gibi karelerden oluşan ama dönüp dolaşıp karşımıza çıkan gülümseten fotoğraflardı. Annem ve babam iki elimizden tutup körüklü makinesi ile küçük dükkânı olan fotoğrafçı amcalara götürmüştü. Dükkandaki her fotoğraf gülümseyen ailelerle doluydu. Mutluydular çünkü genç Cumhuriyet’in güveni ve onurunu taşıyorlardı; akça pakça giysileriyle…”

Yaş 1... Annesi Ülfet Hanım ile
HİTİT KAZILARI OYUN ALANIMIZDI
Çocukluktan itibaren yazları geçirdiği anne memleketi Boğazköy, hem onun hem de ağabeyi Metin Sözen için çok özel: “Sanat ve sanat tarihine sevdalarımızın derinliğinde Boğazköy’ün, yani Hattuşa’nın önemi büyük. Hitit kazılarına öncü olan, evinin bir bölümünü arkeologlara tahsis eden teyzemin eşi Ziya Bey idi. Hititlerin keşfedilmesiyle, dünya uygarlığının kökeni değişivermişti. Çocukluğumuzda, ağabeyim Metin ile konağın girişine istiflenen kil tabletlerin arasında saklambaç oynardık. Ne büyük nimetmiş, ne büyük miras! Siyasal ve toplumsal yapı, sanat eserleri, edebiyatı, sevdaları yazılıydı o tabletlerde; gel de kendini Hititli sayma!”
2) - O ÇAM AĞACI DA SENİN GİBİ KÜÇÜK
İlkokula altı yaşında Malatya’daki Taş Mektep’te başlıyor: “Sümerbank’ın beyaz kolalı yakalı gri önlüğümü giyer, sefertasımla okula gelip giderdim. Bir gün okuldan eve dönerken yoldaki parktan bir çam dalı koparmıştım. Park bekçisi beni eve kadar kovalayıp annemle konuşmuştu. Annem hiç kızmadan bana ‘O çam ağacı da senin gibi küçük, unutma bunu’ demişti. Ömrüm boyunca doğa vazgeçilmezim oldu. Gezdiğimiz tüm coğrafyalar bana doğayla olan bağımıza daha derin bakmamızı öğretti.” Resim yapmaya da bu dönemde başlıyor: “Malatya’da Meteoroloji lojmanında otururduk. Babam, resim yapmam için verdiği ‘T.C.’ damgalı, dudakta ıslatılınca silinmesi güç mor kalemle, yalnızca, müsvedde kağıtlarının arkasına çizmeme izin verirdi. Çünkü onlar zor koşullarda kazanılmış devletin malıydı.”

SENE1966 - Tomtom Mahallesi’nde sergi öncesi çekim…
BİR SERÇENİN GÜNEŞLENMESİ SIĞIRCIKLARIN DANSI
Sözen, “İnsanoğlu başlangıcından beri, kaya resimleri çizmeye başladığından beri güzeli arıyor. Güzeli aramaya devam edecek” diyor. Peki güzel nedir? Nerede bulunur? Yanıtı: “Doğa en büyük öğretmen. Doğanın kendisinde büyük bir soyutlama var. Gökyüzünde şekiller oluşturarak uçan sığırcık kuşlarını izleyin; adeta dans ederek gökte süzülüyorlar. Bu bir güzeli arayış... Balkona serçeler, kargalar konuyor. Yemeğini yedikten sonra ağzını siliyor, güneşleniyor, kanadını kaldırıyor, rahatlıyor... Güzeli ancak sezgiyle yakalayabiliyorsunuz; çiçekleri, hayvanları, otları sevmekle... Doğayı bilmeyen bir toplum uygarlık yaratamaz.”

3) - RESİM VE EDEBİYAT EL ELE
Lise yıllarına geldiğinde aile artık İstanbul’da. Sözen, Kabataş Lisesi’ne başlıyor. Resim yeteneğini keşfeden öğretmenleri Sözen’i destekliyor. Edebiyat hayatına şöyle giriyor: “Behçet Necatigil bizim okuldaydı. Sınıf öğretmenim değildi ama her gün beraberdik; edebiyat kolu başkanı bir çömezdim! Sonraları da Necatigil hayat öğretmenim, eşim Zeynep ile nikâh şahidimiz de oldu. Onun teşvikiyle günümüzün ünlü şairleri, yazarları ağabeylerimizi tanıdık: Hilmi Yavuz, Attila İlhan, Orhan Kemal, Demir Özlü, Arif Damar, Şükran Kurdakul, Eray Canberk, Refik Durbaş, Ataol Behramoğlu… Edebiyatın, sanatın vakanüvisi dostum Doğan Hızlan’ın yer aldığı gazete ve dergilerde yazıp çizmeye başladık... Okuldan çıktığımızda tramvayda Behçet Necatigil de olurdu, not defterine küçük şiirler yazardı.”

EY ANADOLU HALKI SIRADAN BİR COĞRAFYADA DEĞİLİZ!
İlk sergisini 1960 yılında açıyor; sanat hayatındaki 65. yılını kutluyor. En büyük ilham kaynağı hep uygarlıklar tarihi olmuş… Bizim topraklarımızda kültür sanatın tarihi ne kadar eski? Sözen: “Ey insanoğlu ey Anadolu halkı... Bu topraklar sıradan bir coğrafya değil! Bizim geçmişimiz 10 bin yıl öncesine dayanıyor. Uygarlıklar 10 bin yıl öncesinden bugünlere sanat eserleriyle kalıyorlar. Yarına kalmak isteyen imparatorlar krallar kraliçeler sanatla uğraşırlar, sanatı desteklerler. Hitit saraylarında sanatçı atölyeleri var. Osmanlı’da özellikle Fatih ve Kanuni döneminin ‘ehli hiref’ dedikleri kitaplar var; Anadolu ve Asya’dan kim yetenekliyse çağırtıp sarayda tezhip ve minyatür yaptırıyorlar. Gıyaseddin Keyhüsrev, ‘Biz cihanı terk edip gittik, zahmeti ve rahatını nakşedip gittik, bundan sonra nöbet sizdedir, biz kendi nöbetimizi tuttuk ve gittik’ diyor. Savaşmadığı zamanları bilim insanları ve sanatçılarla geçiriyor.”

SENE 1962 - Beyazıt sahaflar çarşısı çıkışı. Demir Özlü, Gürol Sözen, Arif Damar, Asım Bezirci, Şükran Kurdakul...
4) - UYGARLIKLARLA DOĞAYI BİRLEŞTİREN ALAN: SANAT TARİHİ
Ağabeyi Metin Sözen mimarlık okurken Gürol Bey de onun Anadolu gezilerine eşlik ediyor, ağabeyinin hocaları Zühtü Müridoğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Sadi Diren gibi isimlerin Akademi’deki derslerine ‘korsan’ olarak katılıyor, atölyelerine giriyor. Başta Hitit olmak üzere Anadolu uygarlıkları ve doğaya olan düşkünlüğü de eklenince eğitim için sanat tarihi bölümünü tercih ediyor: “Hitit kralının sarayına yakın atölyelerde heykeltıraşlar, ressamlar çalışırken Hurri dilinde şarkı söyleyen koro da yer alırmış. 12 bin yıllık Anadolu uygarlıklarını yazıp çizmem kaçınılmazdı. Şiir ve efsaneler orada. Renk orada. Resim ve heykeltıraşlık ve kent kurma ustalığı orada. Gel de esinlenme ve paylaşma!” Yazarlık kariyerineyse gazeteci olarak başlamış. Onu sergiler takip etmiş. Bunlardan en önemlisi 2008 yılındaki Anadolu Topraklarında Güzeli Arayış Sergisi. Bu serginin simgesi: “Güzel tektir. Sen aynaları çoğaltırsan o da çoğalır...”

“Bu seriyi dünya çocuklarına armağan ettik. Yabancılar kendi uygarlıklarımızı bizden daha iyi biliyorlar. Anadolu çocukları, üstünde yaşadıkları toprakları ve uygarlıkları sevsinler, o dönemin çocuklarıyla bağ kurabilsinler istiyorum. Hitit tarihi hiç bilinmiyor ve öğretilmiyor. Sırada Kapadokya, Midas, Selçuklu ve Osmanlı masalları var. Masallardan beslenmeyen toplumun geleceği olamaz. Çocukların saf yürekleriyle sordukları soruların içinde doğa hep var. Çocuklar doğayla sıcak ve hızlı ilişki kuruyor. Bu ilişki büyüyünce bozuluyor. Çocuklar her güzelliği görüyor.”
KİMLER VAR İDİ, BEN BURADA YOK İKEN…
“Karacaoğlan’ın 17. yüzyılda söylediği söz: ‘Kimler var idi, ben burada yok iken…” Merak, kültür ve sanatın başlangıcı. Şiiri olmayan, doğayla örtüşmeyen, masalları olmayan bir toplumun geleceği olmaz. Güzeli arayan toplumların geleceği var. Mevsimi gelince çiçeğin açtığını gören insanlar güzel duygusunda birleşir. Çağımız vahşi kentleşmenin kötü yanlarını yaşıyor. Gökdelenlere güvercin konmuyor. En büyük öğreti; geçmiş uygarlıklarda var.”
Paylaş