Paylaş
1)- PEK çok şapkası var; spor adamı, yönetici, girişimci, yapımcı… 2000’lerden itibaren başta İstanbul olmak üzere şehir hayatının kültür ve sosyal alanlarında imzası bulunan bir isimle, Nulook Yönetim Kurulu Başkanı Muzaffer Yıldırım ile beraberiz. Onu MARS sinemalarının kurucusu olarak tanıdık, yarattığı MAC spor salonları Türkiye’nin her yerine ‘gym’ kültürünü yaygınlaştırdı. Bugünlerdeki baş meşgaleleriyse yine kurucusu olduğu konsept oteller grubu The Stay ve 2014 yılından beri kendini adeta adadığı film yapımcılığı… Altında imzası olan yapımlardan bazıları; Lohusa, Çok Aşk, Eltilerin Savaşı… En son vizyona giren ‘Yan Yana’ filmiyse üç milyona yakın izleyici sayısıyla son altı haftadır gişe rekorları kırıyor. Peki kimdir Muzaffer Yıldırım? Elini attığı her işte başarılı olmanın sırrı nedir? Hiç mi zor zaman yaşamamış? Bu zamanlarda nasıl ayakta kalmış?

BOŞNAK BİR AİLENİN FATİH’TE DOĞAN ÇOCUĞU
Muzaffer Yıldırım, Boşnak bir ailenin çocuğu olarak 1962 yılında İstanbul’da dünyaya geliyor. Anne ve babası dönemin Yugoslavya’sında doğmuş. Babası, İkinci Dünya Savaşı boyunca ‘partizan gerilla’ olarak Sırplara ve Almanlara karşı savaşmış. 1950’lerden sonra üç çocuklarıyla Saraybosna’dan ayrılıp Türkiye’ye geliyor ve Fatih’e yerleşiyorlar. ‘Haniç’ olan soyadlarını ‘Yıldırım’ olarak değiştiriyorlar. Muzaffer Bey, ailenin Türkiye’de doktorların iknası sayesinde ‘kazayla doğan’ çocuğu oluyor… Baba, İETT’de memur olarak çalışıyor. Anne hiç Türkçe bilmediğinden evde Boşnakça konuşuluyor. Öyle ki Muzaffer Bey okuldaki ilk yıllarında aksanlı Türkçe konuşuyor.
BABAMA BENİ ÇALIŞTIRIYOR DİYE KIZARDIM
Anarşi yıllarına denk gelen çocukluğu sokaklarda futbol ve basketbol oynayarak geçiyor. Bu sayede politik gerginlikten uzak kalmayı başarıyor. Aslında pek boş vakti de olmuyor zira babası 12 yaşından itibaren onu çalıştırıyor… Yıldırım, “Ekonomik olarak orta halliden daha aşağıydık. Babam hiçbir şeyin eksikliğini yaşatmadı ama ona kızardım çünkü 12 yaşımda beni çırak olarak işe verdi. Fatih’te erkek takım elbiseleri satan bir dükkânda çay getirip, yerleri siliyordum. 15-16 yaşıma geldiğimde cankurtaran yardımcısı olarak çalıştım. Babama çok kızardım çünkü hafta sonları ve ara tatillerde tüm arkadaşlarım sokakta oyun oynarken ben çalışmak zorundaydım. Yıllar geçtikten sonra şimdi onu minnetle anıyorum çünkü bu bana erken yaşta hayatın ve para kazanmanın ne kadar zor olduğunu öğretti. Beni kavanoz içinde büyütmedi. Hiç durmadan çalışmak genetiğimin parçası oldu.”

SENE 1967 - Anne ve babasıyla
2)- KOÇ REEVES’TEN MAHALLE TAKIMINA
Tutkusu hep spor oluyor. Bir kolejin basketbol takımını anlatan, dönemin popüler dizisi ‘Beyaz Gölge’ ve oradaki ‘Koç Reeves’ten etkilenerek mahallede bir basketbol takımı kurmalarıyla başlayan ‘spor kariyeri’, turnuvalarda keşfedilip amatör takımlara ve oradan Yıldırımspor ile Birinci Lig’e çıkmasıyla devam ediyor. Eğitim için tek tercihi oluyor; Spor Akademisi. Okula girdiği yıl sınıf arkadaşı Tarık Tarcan’ın teklifiyle o sırada yeni bir ‘konsept mağaza’ ve ‘gym’ kurma hazırlığındaki Vakko ile bir görüşmeye gidiyor: “O zamanlar ‘spor salonu’ denince akla sadece vücut geliştirme merkezleri gelirdi. Birkaç ay sonra Bay Vitali (Hakko) ‘Seni sevdim, gel başla’ dedi. Gym açılana kadar mağaza içinde giyilmeyen kıyafetlerle, modellerle çalıştım (gülüyor).”
3)- İLK AEROBİK PROGRAMINDA BEN VARDIM
Vakko Gym şehir hayatında bir devrim yaratıyor: “Üye sayısı 1200 olmuştu; Ajda Pekkan’dan Zuhal Olcay’a, Ali Poyrazoğlu’ndan MFÖ’ye tüm ünlüler oradaydı. Ben en sevilen hocalardandım. O zamanlar ‘personal trainer’lık meselesi çok yoktu. Bu dönem İzzet Öz ile televizyona bir aerobik programı yaptık. Türk televizyonlarında bir ilkti, olaydı!” Vakko Gym’de yedi yıl geçirdikten sonra salondan tanıdığı Phillip Morris şirketinin genel müdüründen bir transfer teklifi alıyor; daha global bir şirkette marka ve marka pazarlama işini öğrenmek istemez miydi? İnsan ilişkileri de iyiydi; bu iş için biçilmez kaftandı. Yıldırım, teklifi kabul ediyor.

SENE 1982 - ‘İzzet Öz’ün aerobik programından’
4)- SABAH SPOR AKŞAM MEKÂN
Yıldırım, “Vakko’da sunumu, zarafeti; Phillip Morris’te mekânları, global marka stratejilerini öğrendim” diye devam ediyor: “Üç yılın sonunda Alarko’dan Etiler Hillside kulübünün işletmesi için teklif aldım. Büyük şirketten yarı maaşla spor sektörüne dönünce annem bana küstü. Dünyada spor kulüpleri büyüyordu ve ben herkesin bir gün spor yapmak isteyeceğine inanıyordum. Spor salonuna maddi destek için Paşa gece kulübünü açtık. 3. haftasında her gün üç bin kişinin geldiği çok özel bir yer oldu. İstanbul gece hayatında üç önemli isim vardı: Celal Çapa, Ahmet Çapa ve Metin Fadıllıoğlu. Biz bağımsız bir grup olarak ortaya çıktık. Dükkân içinde dükkân konsepti yarattık.”

SENE 1980’ler
5)- SİNEMANIN YENİDEN YÜKSELİŞİ
Yıldırım 10 yıl da Hillside’da çalışıyor. İş hayatında 20 yılı geride bırakıp emekliliği düşünürken: “Sinemada gelecek olduğunu düşünüyordum. Alarko bu işe girmek istemeyince ayrıldım. 2001 yılında arkadaşım Menderes Utku’yla bir araya geldik.” Sinemanın geleceği olduğu fikrine nasıl ikna olmuştu? Yıldırım: “Hem spor hem sinemanın geleceği olduğunu yurtdışı seyahatlerde görüyordum. Menderes’le borç harç içinde ilk sinemayı 2002’de açtık. O zamanlar yıllık izleyici sayısı 14-15 milyondu. 1990’larda erotik filmlerle sinema sektörü sekteye uğramıştı. Türkiye’de Eşkıya, Her Şey Çok Güzel Olacak ve Ağır Roman filmleriyle sektör yeniden hareketlendi. Yabancı filmlerde Hayalet, James Bondlar, Şeytan da çok iyi gişe yapıyordu. Sinemayı desteklemek için bir de gece kulübü açtık; Nupera. Oradan kazandığımız parayı sinemaya yatırdık.”
6)- ABD’DEN GELEN CAN SİMİDİ
İşler hep mi iyi gitti? Yıldırım, “Hayır, iki kere battık!” diye yanıtlıyor: “İki sinemamız kapandı, maaş ödeyemedik. İş Bankası yatırım fonu, batık şirketin yüzde 65’ini aldı. Sonra Amerikalı bir özel yatırım fonu, ‘Colony Capital’ bizle ilgilendi. Bu fonun sahibi, bugün ABD’nin Türkiye Büyükelçisi olan Tom Barrack’tı! Şirket temsilcisine sinema ve spor salonlarıyla ilgili fikirlerimizi anlattık. Son aşamada özel uçağıyla İstanbul’a geldi. Boğaz’da yemek yedik. Bizi sevdi, yapacaklarımıza inandı ve şirkete 25 milyon dolar koydu. Üç sene sonra bizden 75 milyon dolar para kazandı! Ondan aldığımız fonla spor salonu yatırımlarımızı yapabildik.”

Tom Barrack
LİMİTSİZ HAYATIN TADI YOK
Sinema ve spor salonu işi 2016’da Koreli gruba satıldı: “Altı ay çalışmadım. Sonra anladım ki ben ürettiğimde mutluyum. Limitsiz zamanın da tatilin de tadı yok. 2014’ten beri film yapımcılığı var. The Stay Otelleri ile turizm, DasDas ile sanattayız, Kite sörf okulu, Mobilet... İnsanları mutlu eden şeyler yapmayı seviyorum.”

Muzaffer Yıldırım - Zeynep Bilgehan
FİLM ÇOK İZLENDİ ÇÜNKÜ TÜRKİYE’DE SAMİMİYET ÖZLENDİ
Yıldırım, ‘Sinema bitiyor mu?’ tartışmalarında “Sinema bitmez, bitmeyecek” tarafının hararetli bir savunucusu. Son filminin başarısını da buna örnek gösteriyor. Haluk Bilginer ve Feyyaz Yiğit’in başrolünü paylaştığı ‘Yan Yana’ filmi Roman bir genç bakıcı ile varlıklı, engelli bir adamın ilişkisini anlatıyor. Yıldırım, “İyi film olunca izleyici sinemaya gidiyor” diyor. Peki izleyici bu filmi neden sevdi? Yıldırım, “Evrensel bir konu. Senaryosu iyi yazıldı. Haluk Bilginerciler ve Feyyaz Yiğitciler bir araya geldi. Film izleyiciye ‘Senin çevrende ne kadar gerçek insan var’ı sorgulatıyor” diye yanıtlıyor: “Türkiye’de gerçeklik ve samimiyet artık çok özlenilen bir şey. Herkes çok politik, herkes zamanı kurtarmak peşinde… Benim gençliğimde vefa ve samimiyet en önemli şeydi.”

‘Yan Yana’, 2025’in en çok izlenen filmi oldu.
GENÇLER HAYATI YAŞAMIYOR
Buradan yola çıkarak gençlikle ilgili bir tespiti de var: “Yeni kuşak iki saniye sonra ilgisini değiştiriyor. Beğenmedin değiştir! Mutluluğun ne olduğunu çözememiş bir gençlik var. Muazzam tüketiyorlar ve mutlu değiller. Sadık değiller. Bir mekâna orayı yaşamak için değil, sadece Instagram’a koymak için gidiyorlar. Herkes sosyal medyada ‘Çok eğleniyor, çok geziyoruz’ rekabetiyle hep başkaları için yaşıyorlar. Bu beni üzüyor. Dünyadaki en büyük pişmanlık ‘Neden başkaları için yaşadım’ mutsuzluğu…” Peki hayat nasıl yaşanmalıdır? Yıldırım: “Benim için ‘Ne kadar zenginsin?’ sorusunun cevabı ‘Hobilerin kadar zenginsin.’ Hayata sıkılmamak, mutlu olmak, heyecanlanmak için geliyorsun. Dünyada hobisi olmayan ve parasıyla ölen zavallı insanlar görüyorum…”
SADECE A PLANIM VARDIR
Zor zamanda yatırımcı gelmeseydi ne olurdu? Cevabı: “Fatih’te sokakta sert bir çocukluk geçirdim. Vazgeçmeyen, rekabetçi bir yapım var. Hiç, ‘Bu kötü gidiyor başka şeye bakalım’ demedim. İnandığım işleri gene yapardım. Bende ‘B planı’ yoktur. Hep ‘A planı’nda kalmaya çalışırım çünkü B planı yaparsan hemen ‘B’ye geçersin. Şimdi herkes ‘Bu olmadı öbürünü yapayım’ diyor. A planından ancak A’dan iyisi olursa vazgeçerim.
YER VE AMBİYANS ÖNEMLİDİR
Başarılı konseptin sırrı nedir? Yanıtı: “Yer ve ambiyans mühendisliği; ses, ışık, ergonometri. İçinde kalmayacağım oteli, yemek yemeyeceğim lokantayı yapmam. Göçmen, Türkçe bilmeyen ebeveynle büyüyünce eksiklikleri tamamlama içgüdüsü gelişti. Hiç para için çalışmadım, hep daha iyisini yapıp fark yaratmayı istedim.”
2026’DA SİNEMAYI NELER BEKLİYOR
Kendisinden 2025 muhasebesi ve 2026 beklentilerini de alalım: “Geçen iki sene tüm endüstriler açısından zordu. 2026 yazından sonra daha olumlu bir Türkiye görüyorum. İyi film olunca insanlar sinemaya gidiyor ve bu iş para kazandırıyor. Platformlar sinemayı yenmeyecek, içerik üreticisi sinema hep olacak; sinemanın geleceği de IMAX olacak. Gupse’yle (Özay) yaptığımız Gupi animasyonu haftalardır çok izleniyor, yeni yıl için dört yeni film geliyor. Yılmaz Erdoğan’ın, Ata Demirer’in, Gülse Birsel’in de yeni filmleriyle bu yıl Türk sinemasının yükseliş yılı olacak. Sinemada yapay zekâ da gerçek oyuncunun yerini alamaz. Samimiyeti olmayan kahraman filmleri izlense de gerçek sinema el yazısıyla, gerçek insanların yazdığı senaryo ve gerçek oyuncuyla olur. İnsanlar daha fazla sağlığıyla ilgilenecek, çünkü tıp farkındalığı çok arttı. Turizmde içinde restoranı, eğlencesi olan bağımsız, konsept otel gruplarının yükseleceğini düşünüyorum.”
Fotoğraf: Levent KULU
Paylaş