Paylaş
1- Sene 1984… İran-Irak Savaşı tüm şiddetiyle devam ediyor. Türkiye yine tarafsızlık politikası izliyor. Petrol ihtiyacının büyük kısmı İran ve Irak’tan sağlanıyor. İran petrolünün tankerlere dolumu Hark Adası’ndaki bir terminalden yapılıyor. Ancak Irak uçakları Hark Adası’na giden tankerleri bombalamaya başlayınca Başbakan Turgut Özal, Iraklı yetkililerle Hark Adası’na giden Türk tankerlerinin güvenliği konusunda anlaşıyor. Son derece gizli bu mutabakatın sorumluluğu Dışişleri Bakanlığı’nda bir odada, bir diplomatın omuzlarında…
Volkan Vural - Zeynep Bilgehan
‘AMİRAL BATTI’ OYUNU GİBİ
Tankerlerin kaptanlarından aldığı koordinat bilgilerini Iraklı yetkililerle paylaşıyor. Operasyonun sorunsuz ilerlemesi için gergin geceler geçiriyor… Türk tankerlerinin vurulmadığını fark eden diğer gemiler konvoylar oluşturuyor. Onları atlatmak için kaptanlarımıza “Durun, motor arızası bildirin” diye taktikler veriyor. Kulağa ‘Amiral Battı’ oyunu gibi geliyor ama aylarca süren stresini gerçek hayatta yaşayan bilir! Karşımda filmlere konu olacak bu operasyonun kahramanı var; duayen diplomatımız, emekli büyükelçi Volkan Vural… Vural, kitabı ‘Olağanüstü ve Tam Yetkili-Bir Büyükelçinin Belleğinde Kalanlar’da bugünlere ışık tutmuş…
SENE 1960 - Kolej mezuniyeti
2- ‘SEN ÇOK GEZECEK HEP UZAKLARDA ÇALIŞACAKSIN’
Hayat hikâyesini, “Türk diplomatlarının çoğunluğu Cumhuriyet’in sağladığı olanaklarla okumuş, kıt kaynaklarına rağmen çocukların eğitimine özen gösteren orta sınıf ailelerin bireyleridir” diye anlatıyor. Vural, 1941 yılında öğretmen bir anneyle subay bir babanın çocuğu olarak Yalova’da dünyaya geliyor. Yedi yaşında annesini kaybediyor. Çocukluğunun bir kısmı Siirt ve Diyarbakır’da geçiriyor. Diyarbakır’ın meşhur falcısı kehanette bulunuyor, ‘Sen çok gezecek, uzaklarda çalışacaksın’ diyor ama babası işi fallara bırakmıyor; oğlunun eğitimi için büyük fedakârlıklarda bulunuyor… Vural, TED Ankara Koleji’ne yatılı olarak giriyor. Mülkiye’den mezun olduktan sonra 1964 yılında Dışişleri Bakanlığı’na giriyor.
Anne ve babasıyla...
3- ‘BAZI DÖNEMLER FİLM BAZILARI KÂBUS GİBİ’
Edebiyata meraklı olduğu için yazdığı konuşma notlarıyla dikkat çekiyor. Vural, NATO Uluslararası Sekreteryası’ndaki görevinden sonra Ortadoğu ile Ekonomik İlişkiler Daire Başkanı’yken Başbakan Turgut Özal ile yakın çalışma fırsatı buluyor. İlk büyükelçilik görevi Tahran’a oluyor. Onu Moskova Büyükelçiliği izliyor. 40 yıllık diplomasi kariyeri boyunca Münih Konsolosluğu, Bonn Büyükelçiliği, Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği, Başbakanlık Avrupa Birliği Genel Sekreterliği’nin Kurucusu ve ilk Genel Sekreteri gibi önemli görevlere bulunuyor. 2006 yılında emekli olan Vural bugün geriye bakınca, “Bazı dönemler film gibi geliyor, bazıları da kâbus gibi!” diyor: “Kıbrıs sorununun hâlâ çözülememesi beni rahatsız ediyor. Barış Harekâtı’ndan sonra fırsat varken çözülmeliydi. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Ermenistan’la diplomatik ilişkiler kurulmamış olmasını da eksiklik görüyorum.”
AB meslek memuru eşi Gülperi Hanım ile
SOVYETLER’E GİTTİM RUSYA’DAN DÖNDÜM
Vural, Türkiye’nin ‘Sovyetler Birliği’ndeki ‘son’ Moskova Büyükelçisi’ydi. Gülerek, “Sovyetler Birliği’ne gittim Rusya’dan döndüm” diyor. Tarihin kırılma noktalarından birine tanıklık etmek nasıldı? Yanıtı: “Sovyetler Birliği’ni çökerten temel neden ekonominin verimsizliğiydi. Başkan Reagen’ın yıldız savaşlarıyla rekabet ederken askeri bütçe yetmeyince ekonomiden kaynak almaya çalıştı. İdeolojiyle ekmek alınmıyor.”
SENE 1992 - Moskova’da Başbakan Demirel’i karşılarken...
DOSTOYEVSKİ BİLMEDEN RUSLARI ANLAYAMAZSIN
Kitabının adı, 18. yüzyılda büyükelçilerin, devlet yetkililerine verdiği güven mektubunda yer alan bir tabir: ‘Olağanüstü ve Tam Yetkili.’ Bugün koşullar farklı. Diplomat adaylarına önerileri: “Teknolojiyi özümsemeleri ve ülkelerin kültürleri hakkında geniş bilgi dağarcığına sahip olmaları lazım. Yabancı dil bilgisi yeterli değil. Bir ülkeyi tanımak için onun kültürünü iyi bilmek lazım. Dostoyevski bilmeden Rus halkının ruh halini kavrayamazsınız.”
SENE 1960’lar Dışişleri Bakanlığı ilk yıllar
4- İSRAİL BİZE ORTAKLIK TEKLİF ETMİŞTİ
Biz bu söyleşiyi yaptığımız sırada, gergin bir bekleyişten sonra İsrail-ABD ile İran arasında ateşkes haberi gelmişti… Gündemle ilgili değerlendirmeleri nasıl? Vural söze, “İran’a karşı İsrail ve Amerika’nın giriştiği savaş bana yabancı değil. Bunu bekliyordum” diye başlıyor: “İsrail’in İran’ı kendisine karşı en büyük tehdit olarak gördüğünü bugün değil yıllar önce kendi ağızlarından duymuştum.1994 yılında, dönemin Başbakanı Tansu Çiller ile İsrail’e yaptığımız bir resmi ziyarette İsrailliler, İran’daki rejimi devirme operasyonlarında beraber hareket etmeyi teklif etmişti. Ben de o zaman kendilerine Kasr-ı Şirin Antlaşması’ndan bu yana zaman zaman anlaşmazlıklar yaşasak da ilişkileri çatışmaya döndürmeden yaşamanın yolunu bulduğumuzu söylemiştim. Geçen sene, 12 Gün Savaşı olarak adlandırılan savaş yarım kalmıştı. İsrail bunu bir şekilde tamamlamak istiyordu. Umarım şu anda sağlanan ateşkes geçici değil, kalıcı olur. Ancak kuşkularım var.”
5- ATEŞKES OLSA BİLE…
Vural, “Asıl sürpriz Amerika’nın öne çıkması ve İsrail’le tam işbirliği içinde İran’ı bombalaması oldu” diye devam ediyor: “Bunu beklemiyordum. Amerika’nın bir stratejik aklı olduğunu düşünürdüm. Vahim bir yanılgı içine düştüler. İsrail’in İran’a karşı olan tutumu devam ettikçe ve İran, İsrail’in beklediği yönde gelişmediği sürece İsrail bir şekilde İran’a karşı savaş çıkarmak isteyecektir. Ateşkesler olsa da savaşın bir şekilde devamı olasılığı hep gündemde olacaktır. Ancak ABD’nin bundan böyle aynı güç ve hevesle İsrail’i koşulsuz desteklemesi çok zor görünmektedir.”
6- TAHRAN’A YİNE BOMBALAR YAĞIYORDU
Volkan Bey’in ilk büyükelçilik görevi İran-Irak savaşı sırasında Tahran’daydı. Bombardıman altındaki Tahran ona yabancı değil: “İran’a gittiğimizde tarih 1 Ocak 1987’ydi. İslami rejimin kurumsallaşmaya başladığı dönemdi. İran’ın hava savunma sistemleri o zaman da yok gibiydi. Irak uçaklarının attığı bombaların bir kısmı ikametgâhımızın bahçesine de düştü. Rutinleşmişti, sabaha doğru saat 04.00 civarı ve akşam üzerlerinde Irak uçakları gelirdi. Bazen öyle alçaktan uçarlardı ki Iraklı pilotla göz göze gelir gibi olurdum. Humeyni’nin evini arıyorlardı. Bugünkü tahribat çok daha ağır ve telafisi uzun zaman alır. Şii kültüründe ölümü, şehadeti kutsayan bir inanç var. Sabır ve direnç kültürün parçası. Ülkeye aidiyet çok güçlü. Beğenmediği bir rejime karşı olsa da ülkesine yapılan saldırı toplumu birleştiriyor. Dış müdahale ve havadan saldırı yöntemiyle İran’ı teslim alamazsınız.”
SENE 1987 - İran Cumhurbaşkanı Ali Hamaney ile görüşme
HAMANEY’İ NASIL BİLİRDİ
“Ali Hamaney ile o cumhurbaşkanıyken üç kez yüz yüze görüşmüştüm; güven mektubumu sunmaya gittiğimde, Başbakan Özal Tahran’a geldiğinde ve bir özel ziyarette. Son derece nazik ve kültürlü bir insandı. Tercüman gecikince aramızda Türkçe konuşmuştuk. Rejimini, yaptıklarını beğenmeyebilirim ama insan olarak sevdiğim bir insanın ölümüne üzüldüm. Görüşme konumuz rejim ihracıyla ilgili bir sorundu; televizyonda Atatürk’e saygısızlık içeren yayınları şikâyet etmiştim. Oğul Hamaney’i hiç tanımadım ama hiçbir zaman babasının yerini doldurabileceğini düşünmüyorum. Öyle bir ağırlığı yok.”
NELER BEKLİYOR
İRAN: Büyük bir yara aldığı kesin. Savaşta tam bir yenilgiye uğramasa bile rejimin olduğu gibi ayakta kalabilmesi pek mümkün görünmüyor. Önümüzdeki dönemde şekil değiştireceğini düşünüyorum. Rejim toplumun gerisinde kaldı.
İSRAİL: Netanyahu’nun agresif siyonizmi asıl zararını Yahudi halklarına veriyor. Dünyada İsrail’i koruma içgüdüsü azalıyor. ABD’nin kayıtsız şartsız desteği inişe geçti.
TÜRKİYE: Güvenliğimiz açısından endişe duymuyorum. NATO üyeliğimizin önemini daha iyi anladık. Avrupa’nın kendi güvenliğini güçlendirme gereği çok açık. Bu alanda Türkiye ile Avrupa arasında yapıcı işbirliği ortamı var.
DÜNYA: Uluslararası sistem ve hukuk ağır bir darbe aldı. İran ile Körfez ülkeleri arasındaki çatışma mezhep savaşı tehlikesi yaratıyor. Rusya ve Çin bu savaştan karlı çıkan taraflar. Ukrayna savaşı olmasa Avrupa ile Rusya arasında yeni bir işbirliği kapısı açılabilirdi.
Paylaş