Paylaş
Prof. Emre Gönensay pek çok şapkası olan bir isim; Kalamış’ta yelkenciliğiyle, iktisat camiasında Boğaziçi Üniversitesi’nin kuruluşuna olan katkısı ve akademisyen kimliğiyle, büyük kuruluşların yönetim kurulu üyelikleriyle, siyasette Süleyman Demirel’in açtığı kapıyla 1995-1999 yılları arasında milletvekili ve Dışişleri Bakanlığı’yla tanınıyor. Bu kadar çok tarakta bez olunca anlatacak hikâyeler de çok! Nitekim bu ay Remzi Kitabevi tarafından yayınlanan ve ‘Hayata Açtığım Yelken’ isimli anı kitabını yazması 20 yıl sürmüş. Hikâyesinin içinde Bedirhan aşiretinden Sultan Abdülhamit’e, Margaret Thatcher’dan Süleyman Demirel’e, Fidel Castro’ya, yok yok.

HAYATI OSCAR’DAN DAHA RENKLİ....
İlk soru: Bu yolculuğu nasıl tanımlar? Fırtınalı mı, sakin mi, sürprizli mi? Emre Bey, “Çok renkli, hiç ‘keşke’ demediğim, fevkalade renkli bir macera oldu” diyor: “Yıllar önce eşim bana ‘Londra’da kalırsan Nobel alırsın’ demişti. Ben de ‘Oscar almayı tercih ederim!’ demiştim. Yıllar sonra dostlarım gülerek ‘Senin hayatın Oscar’dan da renkli, daha güzel bir hayat yaşadın’ diye takılıyor. Gerçekten öyle…” Eski albümleri açıyoruz…

EPİK KARŞILAŞMALAR
Onun hayata gelmesine vesile olan olaylardan güzel bir dizi senaryosu çıkar… Gönensay’ın annesi Müveddet Çınar’ın babası; Cizre-Botan Emiri Bedirhan Bey. Oğlu Abdurrahman Sami Bedirhan, çıkan isyanlar sebebiyle sürgüne gönderildiği İstanbul’da 1868 yılında doğuyor. Ortaokul ve liseyi Galatasaray’da okuduktan sonra Mülkiye’den mezun oluyor. 1898’de Jön Türkler’le ilişkileri ortaya çıkınca Avrupa’ya kaçmak zorunda kalıyor. Sürgün hayatı yaşarken İsviçreli meşhur bir sanatkâr ailenin kızı olan Elisabeth Audemars Van Muyden ile tanışıp aşık oluyor. Elisabeth’in ailesi izin vermeyince kaçarak evleniyorlar. Abdurrahman Bey’in Abdülhamid tarafından affedilmesi üzerine 1906’da İstanbul’a dönüyor ama Abdurrahman Bey tekrar Trablusgarp’a sürgüne gönderiliyor. Aile ancak 1908’de yeniden İstanbul’da birbirine kavuşabiliyor. Gönensaylar ise 1900’lü yıllarda Selanik’ten göç ederek İstanbul’a yerleşmişler; avukat, akademisyen yetiştiren entelektüel bir aile olmuşlar.

YETER ARTIK YİNE Mİ GÖNENSAY
Gönensay, 1987 yılında Süleyman Demirel’in davetiyle siyasete girdi. Dışişleri Bakanlığı’nda Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı Projesi’nin yapımı için büyük gayretlerde bulundu: “O dönem ABD ile sürekli temastaydık. Clinton’ın danışmanları, ‘Yeter artık yine mi Gönensay’ diye benden yaka silkmişlerdi.”

SENE 1957 - Robert Kolej mezuniyet
FIDEL, “İKİMİZ DE ASLAN BURCUYUZ” DEDİ
Dışişleri Bakanlığı’nda renkli anılarından biri Fidel Castro ile: “1996 yılında Habitat Konferansı için İstanbul’a geldi. Demirel’e gıda üretimiyle ilgil sorular sordu. Ambargo yüzünden gıda üretemiyordu. Benimle siyaset konuşurken doğum günümü sordu. Ben ‘13 Ağustos’ deyince ‘Benimki de 13 Ağustos. Biz ruh kardeşi sayılırız. Hemen aslan burcu olduğunuzu anladım’ dedi. Yıllarca birbirimize doğum günü hediyeleri gönderdik. Amerika’nın hatalarından biri Küba’yı tehdit olarak görmesiydi. Küba hürriyet savaşı vermiş köklü tarihe sahip bir ülke. Yazık oldu.”

SENE 1996 - Fidel Castro, Dışişleri Bakanı Emre Gönensay ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel
ZIT MİZAÇLI İKİ AİLENİN ÜRÜNÜYÜM
Emre Gönensay, 1937 yılında Kalamış’ta, dedesinin köşkünde doğuyor. Emre Bey, “Anne tarafım Bedirhaniler isyankâr ve maceraperest tabiatlı, siyasi tarihi çalkantılı bir ailedir. Babam Bülent Gönensay’ın ailesi ise sakin tabiatlı, eğitimci, hukukçu yetiştirmiş Selanik kökenli bir ailedir. Ben zıt mizaçlı bu iki ailenin ortak ürünüyüm” diyor. Dedesi antikalara meraklı olduğundan dolu dolu bir evde büyüyor. Renkli bir sayfiye hayatı var. Yelkende iddialı.

SENE 1939 - Anne Müveddet Hanım, çocukları Beyza ve Emre Gönensay ile
İKTİSAT KAFA ÇALIŞTIRMAYI ÖĞRETİR
Sıkı bir disiplinle yetiştiriliyor: “Hiçbir zaman şımartılmadık. Önümüzde de hep iyi örnekler vardı.” Robert Kolej’i bitirdikten sonra yüksek eğitim için yurtdışına gidiyor. ABD’de Columbia Üniversitesi İktisat Bölümü’nden yüksek lisans, ardından İngiltere’deki London School of Economics’den doktorasını alıyor. İktisatın nesini sevdi? Yanıtı: “Babam aslında işadamı olmamı isterdi. İktisat bir akıldır. İktisat öğrenirsen kafa çalıştırmayı öğrenirsin ve bu kafayı her şeye uydurabilirsin. Çok da muğlak bir bilimdir. Anlamaya çalışırken sizi iyi düşünmeye yönlendirir.”

SENE 1967 - Eşi Aylin Hanım ve kızları Elif’le Londra
MARGARET THATCHER’A DİYORDUM Kİ…
Gönensay, iktisadın finans kısmından ziyade siyasetle ilişkisiyle ilgileniyor. Nitekim yurtdışında yaşadığı dönemler boyunca etrafta ne olup bittiğiyle de hep ilgileniyor; ABD’nin güney kısımlarına gittiğinde siyahlara yapılan ayrımcılığı görünce şok oluyor. Londra’da 1970’lerin işçi hareketlerini bizzat deneyimliyor; sık sık protestolar, elektrik kesintilerine tanıklık ediyor. 1967’de Türkiye’ye dönüyor. Boğaziçi Üniversitesi’nin kuruluşuna katkıda bulunuyor, İdari Bilimler Bölümü’nde dekanlık yapıyor. 1980-1983 yılları arasında İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher’ın ekonomi danışmanlarından oluyor. Türkiye’de darbe sonrası dönem; Thatcher’a sık sık “Merak etmeyin, demokrasiye mutlaka dönülecek” diyor.

Dedesi Cizre-Botan Emiri Bedirhan Bey
İNSAN ZEKÂSI HER SORUNA ÇÖZÜM BULACAK
Gönensay, geleceğimizle ilgili karamsar; “Bugün savaş bir iş modeli haline geldi” diyor ama insanlığa olan inancı baki: “İktisat, kıt kaynakların dağıtımı bilimidir. Mesele kaynakların kıt olması değil. İnsan zekası sonsuz olduğu sürece kaynaklar da sonsuzdur çünkü insan zekası her zaman bir çözüm bulur. Malthus’dan beri ‘Kaynaklar bitecek’ deniyor ama bitmiyor. Dünya barışı bir ütopya ama insan zekâsına güveniyorum.”

SENE 1975 - Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler Dekanlık ofisinde
BUGÜNÜN DÜNYASI
Bugünün dünyasını nasıl buluyor? Yanıtı: “Dünya korkunç bir dönüşüm geçirdi. Biz bunu ancak Trump’ın yeniden gelişiyle fark edebildik. Avrupa Birliği’nde (AB) demokrasi bürokrasiye dönüyor. Hayatımın büyük bölümünü AB’yi destekleyerek geçirdim ama bugün ‘Gelin, üye olun’ deseler bence girmememiz lazım. En büyük bozukluk para birliğinden çıktı. Para birliği, mali birlik olmadan yürümez. Maliye müşterek olunca oy veriyorsunuz ama sonra sistem olduğu gibi bürokrasiye geçiyor. Verginizi, seçmediğiniz biri tayin ediyor. Bu da huzursuzluğa sebep oluyor. Bugün, ‘İyi ki AB’ye girmemişiz!’ diyorum. Bir de şimdi askeri birlikten söz ediyorlar. Daha camların çerçevelerini ne renge boyayacağına karar veremeyen bir topluluk askeri konularda müşterek hareket edemez.” Türkiye hakkındaki değerlendirmesi: “Dünyada karışık bir dönemden geçiliyor ama dış politika iyi idare ediliyor. NATO’da Türkiye’yi ilgilendiren strateji değişiklikleri olabilir, bunları iyi analiz etmek ve dikkatli olmak gerekir.”

SENE 1960 - New York'ta öğrencilik yıllarından
DÜNYANIN SONUNU DEĞİL BUGÜNÜ DÜŞÜNÜRDÜK
Çocukluğunun dünyasından bugünlere bakınca neler düşünüyor? Yanıtı: “O çok güzel bir dünyaydı. Columbia Üniversitesi’ndeyken de Nobelli ekonomistlerle yürüyüş yaparken de ‘Dünyanın sonu ne olacak?’ diye düşüncelerimiz yoktu. Daha çok o günün sorunlarını tartışıyorduk. Demokrasiye yönelik en büyük tehdidi Sovyet Bloku olarak görüyorduk. Meğer öyle değilmiş! Tehlike şimdi her yerde...”

SENE 1960 - Emre Gönensay ve Aylin Koçibey Kalamış sahilinde
KÖYLERİN AKLISELİM İNSANLARI
Seçim dönemleriyle ilgili aklında kalanlardan: “En çok köylere yaptığımız ziyaretleri severdim. Sakallı, mütevazı köylüler, şapur şupur öperlerdi. En doğru sözü söyleyen, en aklıselim sahibi olanlar da yine o köylülerdi. Kasaba ve şehirlerde yapılan siyasette bir parti ‘gündemi’ vardır. Kendi aralarında, ‘Geçen sefer delegeler seçilirken Ahmet bana kazık attı, bu sefer ben Mehmet’e göstereceğim’ şeklinde dedikodu yaparlar. Aralarında müthiş bir ego çekişmesi, kıskançlık, kavga vardır. Tek dertleri, listeye kimin girip kimin çıkacağıdır. Kasaba politikasını ne kadar sevmediysem, köy toplantılarından o kadar büyük keyif aldım. Köylerdeki aklıselim sahibi insanlar Türkiye’nin dertlerini düşünüyorlardı.”

SENE 1996 - Gönensay, Demirel çiftiyle uçakta, Washington resmi gezisi
HAVA DEĞİŞİR DENİZ DALGALANIR HER ŞEYE HAZIRLIKLI OLUN
Hayatı nasıl yaşamalı? Onun formülü: “Hiçbir plan yapmayacaksınız ama kendinizi iyi hazırlayacaksınız, eğitiminizi sağlam şekilde sevdiğiniz alanda yapacaksınız. Sonra önünüze gelen fırsatları değerlendireceksiniz. Şirketlerin stratejik planlarıyla da hep dalga geçerim. Pusulanız dünyayı anlamak ve dünyanın geleceği hakkında bir fikriniz olması olacak. Bu bir yelkenci yaklaşımı; denizde akıntı ve rüzgârlar değişebilir... Hazırlıklı olacaksınız.”
Paylaş