Zeynep Bilgehan

Zeynep Bilgehan

zbilgehan@hurriyet.com.tr

Eleştirmen-yazar Emeritus Profesör Dikmen Gürün: Tiyatronun altın çağı 60’lardı

O, sahnenin önünde ya da arkasında değil tiyatronun düşüncesinde, kuramında ve ruhunda var olmayı seçti. Tiyatro eleştirmeni, akademisyen ve yazar Emeritus Profesör Dikmen Gürün ile buluştuk; çocukluk yıllarından başlayan sanat yolculuğunu, tiyatroya bakışını ve eleştirinin anlamını konuştuk. ‘Bir Dönem Üstünden Türk Tiyatrosunu Eleştirilerle Okumak’ başlıklı son kitabı bu hafta yayınlanan Gürün, “Eleştiri yalnızca yermek, yargılamak değildir” diyor.

Haberin Devamı

KARŞIMDA tablo gibi bir hanım oturuyor. Hemen arkasında da gerçekten yapılmış tablosu asılı; hem de kültür dünyamızın en önemli isimlerinden ilk kadın opera sanatçımız Semiha Berksoy tarafından yapılmış bir portre. Geçen hafta ‘Emeritus’ unvanı alan tiyatro eleştirmeni, yazar, akademisyen Prof. Dr. Dikmen Gürün ile beraberiz… İlk soru: Semiha Berksoy tarafından yapılmış bir portresinin olması nasıl bir duygudur? Gürün, “Çok mutluluk vermenin ötesinde bir onur benim için” diye yanıtlıyor: “Bir de büyük boy bir portremi yapmıştı. O şu an İstanbul Modern’deki ‘Semiha Berksoy Tüm Renklerin Aryası’ sergisinde… Semiha Hanım ile sevgi ve saygı çerçevesi içinde çok güzel bir ilişkimiz vardı. Onun hayatını yazdım. Yakından tanıdıkça kendisine hayranlığım arttı. Semiha Hanım’ın sevgili kızı Zeliha Berksoy ile aramızdan su sızmazdı. Şimdi de öyledir dostluğumuz. Semiha Hanım’ı, gençlik günlerini sanat hayranı olan annem ve babamdan çok dinlemiştim.”

Haberin Devamı

Eleştirmen-yazar Emeritus Profesör Dikmen Gürün: Tiyatronun altın çağı 60’lardı
Dikmen Gürün - Zeynep Bilgehan

MARAŞLI TOPRAK AĞASININ TORUNU

Gürün’ün kültür sanat merakı ne zaman, nasıl başlamış? Eski albümleri açıyoruz…. Dikmen Gürün, 1942 yılında Maraşlı tıp doktoru bir baba Halil Gürün ile Midilli’den İstanbul’a göç etmiş bir ailenin kızı olan Nihal Hanım’ın tek çocuğu olarak dünyaya geliyor. Aile hikâyeleri: “Baba tarafından dedem Maraş’ta bir toprak ağası. Babamlar dokuz kardeş. Babaları bütün çocukları okutuyor. Babam Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nden (GATA) mezun oluyor. Annemin babası Cemil Güzey ise ağır ceza reisi. Büyük teyzemin kızı Beyhan Nil Tipi ilk kadın hâkim. Annem döneminin meşhur Bursa Kız Lisesi’nden mezun olmuş. Edebiyat tarafı çok kuvvetliydi, çok iyi kanun çalardı ve iyi tenis oynardı.”

Eleştirmen-yazar Emeritus Profesör Dikmen Gürün: Tiyatronun altın çağı 60’lardı

AFGANİSTAN YILLARI

Gürün, ilkokul birinci sınıfı bitirene kadar aile İstanbul’da oturuyor. Daha sonra babasının aldığı bir teklifle ailece Afganistan’a gidiyorlar. Çocukluğunun beş yılı Kabil’de geçiyor. Gürün: “Afganistan’da Zahir Şah dönemiydi. Krallıktı. Bir Türk kolonisi vardı ve ben Türk Sefareti içindeki okula gidiyordum. Hemen her ülkeden koloniler olduğunu biliyorum. Mesela babam Kabil Tıp Fakültesi’nde bir Fransız meslektaşıyla çalışıyordu. Bizim evimize yakın bir Amerikan Kulübü vardı. İnsanlar, hele de kadınlar görece özgürdü. 1948-1952 yılları arasında çok yer gezdik; Hindistan, Pakistan, İran… Afganistan’da, Bamyan’da âşık olduğum Buda heykelleri vardı. Yıllar sonra televizyonda Taliban’ın onları nasıl yok ettiğini görünce ağladım… Müthiş bir yerdi Bamyan. Şimdi de burnumun direği sızlar düşündükçe.”

Haberin Devamı

Eleştirmen-yazar Emeritus Profesör Dikmen Gürün: Tiyatronun altın çağı 60’lardı
Yaş 18

BENDE KIVILCIMI BABAM YAKTI

Beş yılın ardından aile İstanbul’a dönüyor. Gürün ortaokulu Kadıköy’de bitirdikten sonra yatılı olarak Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’ne (Bugünün Robert Koleji) giriyor. Üniversite eğitimi için Amerika’ya gidip tiyatro okumak istiyor. Neden tiyatro? Gürün, “Her fırsatta annem ve babamla konserlere, operaya, tiyatroya giderdik “ diye anlatıyor: “Tiyatro dönüşlerinde de babamla karşılıklı oturur ve oyunlar üzerine konuşurduk. Eleştiri kıvılcımını bende babam yaktı. Kolejde okurken de hiç oyunlarda rol almayı düşünmedim. İzlerdim, düşünürdüm, değerlendirdim kendimce…”

OYUNCULUĞU HİÇ DÜŞÜNMEDİM

Sene 1960’lar... Bir kız çocuğu olarak tek başına Amerika’ya gitmesine ailesi nasıl razı olmuş? Gürün, “Babam açık fikirli bir insandı ve bana güvenirdi” diye yanıtlıyor: “Ona yurtdışında tiyatro okumak istediğimi söyleyince ‘Gitmek istiyorsan gidebilirsin ama yaptığın işi düzgün yapacaksın’ dedi. Oyuncu olmayı hiç düşünmedim. İlgim hep tiyatronun kuram kısmına yönelikti; metnin altındaki söylemler, bu söylemlerin dışavurumu, tartışılması, metnin, yorumun toplumsal, sosyal yapısı vs… Bunun temelinde de küçük yaştan itibaren babamla yaptığımız konuşmalar, tartışmalar, onun bana önerdiği okumalar yatıyor kuşkusuz.”

Haberin Devamı

Eleştirmen-yazar Emeritus Profesör Dikmen Gürün: Tiyatronun altın çağı 60’lardı
Anne ve babasıyla.... Yaş 13

AMERİKA ÇEKİM MERKEZİYDİ

Peki neden Amerika? Dikmen Hanım, “Bir Amerikan kolejinde okumuş olmamın etkisi olabilir. O dönemler Amerika gençler için cazip bir çekim merkezi idi” diye anlatıyor: “Ayrıca o dönem bir vesileyle tanıdığım bir Amerikalı çift vardı: Dr. Warren ve Barbara Walker. Onların sayesinde Iowa’da Parsons College’a gittim. Keyifli bir öğrencilik dönemi yaşadım. 1964’te Türkiye’ye döndüm. Ufak ufak çeşitli dergilerde yazmaya başladım. Şehir Tiyatrosu’nda Güngör Dilmen’in asistanlığını yaptım ama bu işler beni tatmin etmedi. Bir gün Tepebaşı Dram Tiyatrosu önündeki durakta inmedim tramvaydan, devam ettim yola… Babamla konuştum ve yüksek lisans yapmak üzere Amerika’ya döndüm.”

Haberin Devamı

IRKÇILIK KARŞITI OLAYLAR

Gürün, “O dönemde Martin Luther King’in öldürülmesinden önce ve sonra yaşanan ırkçılık karşıtı hareketler baskıcı yöntemleri tetikliyor ama öğrenciler vazgeçmiyordu. Beni her anlamda besleyen, olgunlaştıran bir ortamdı bu” diye devam ediyor: “Üniversitede tiyatrosunda, oyunlarda yer aldım. En severek oynadığım oyun da ‘Medea’ idi. Olumlu eleştiriler aldım.” 1971’de okulu bitirip Türkiye’ye dönüyor. Bir süre Akis, Dünya, Kim, Yön gibi yayınlarda yazıyor. Oraloğlu Tiyatrosu, Gen-Ar ve Dostlar Tiyatrosu’nda oyunculuk yapıyor. 1973’te babası Kuveyt’te aniden vefat edince onun ‘Bir iş yapıyorsan en iyisini yap’ sözlerin düşünerek Ankara Üniversitesi Tiyatro Kürsüsü’ne başvuruyor. Eleştiri konusu odaklı doktorasını Prof. Dr. Sevda Şener ile yapıyor.

Haberin Devamı

MUTLU EDEN İKİ ALAN

Dikmen Hanım, “Ondan sonra hayat aldı beni götürdü dünyanın dört bir yanına” diye gülüyor: “Doktoradan sonra dünyayı görmek istedim. İskandinav Hava Yolları İstanbul Merkezi’nde iyi bir pozisyonda çalışmaya başladım. Bu iş bana dünyayı gezme fırsatı verdi. Tabii tiyatrodan kopmadım. Dünyayı gezerken dünya tiyatrolarını da takip ediyordum. Bizim tiyatrolarımız üstüne de yazıyordum. 1982’de sevgili arkadaşım Atilla Dorsay yazdığım bir eleştiriyi Cumhuriyet’e götürmeyi teklif etti. Uçtum tabii… O gün bu gündür Cumhuriyet’te yazmaktayım. 1992 yılında ise sevgili Zehra İpşiroğlu İstanbul Üniversitesi’nde ‘Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturgi Bölümü’nü açmıştı. Bir yıl sonra öğretim üyesi olarak üniversiteye geçmemi istedi. 1993’te Zeynep Oral’ın önerisiyle İKSV Tiyatro Festivali’nin başına geçmem istendi. Her iki görevi de yıllarca ve büyük bir tutkuyla götürdüm.”

ELEŞTİRİYİ KALDIRMAK OLGUNLUK İSTER

Eleştiriyi kaldırmak bir... ne ister? Dikmen Hoca, “Olgunluk” diye tamamlıyor. Türkiye’de eleştirmen olmak zor bir iş midir? Yanıtı: “Biz toplum olarak eleştiriye pek yatkın değiliz. Eleştiriyi salt yergi olarak alıyoruz. Eleştirmek; bir esere, bir sanatçıya dair artı ve eksileri değerlendirmektir. Bana da tepki gösterenler olmuştur ama yoluma devam ettim hep. Dinamik bir eleştirmen kuşağı yetişiyor.”

SADECE ‘BEĞENDİM VEYA BEĞENMEDİM’ DENEMEZ

Dikmen Gürün’ün gözünden bakınca bir oyunu ne ‘iyi’ yapar? Dikmen Hoca, bu soruyu eleştirinin akademik tanımını yaparak yanıtlıyor. Basitleştirerek: “Eleştiri yalnızca estetik yargılar üretmekle kalmamalıdır. Tiyatronun üretildiği koşulları, sahne üzerindeki yansımalarını ve seyirciyle kurulan ilişkiyi de sorgulayan bir çalışma olarak öne çıkarılmalıdır. Sadece ‘İzledim, beğendim veya beğenmedim’ diye içinden çıkılacak bir olay değildir. Özüyle, biçimiyle, oyunculuğuyla, tasarımıyla bir bütün olarak irdelenmelidir. Mesela Haldun Dormen’in oyunlarına hepimiz bayılırdık. çünkü o, değer ölçütlerini çok akıllıca ortaya koyan bir sanatçıydı.”

Eleştirmen-yazar Emeritus Profesör Dikmen Gürün: Tiyatronun altın çağı 60’lardı
SENE 2015 - Yıldız Kenter ile...

TİYATROMUZUN ‘KISA’ TARİHİ

Bize kısa bir Türk tiyatrosu tarih dersi verecek olsa... Zor bir iş çünkü; “Tanzimat’tan Meşrutiyet dönemine, Cumhuriyet’e kadar uzanan bir zaman çizelgesi var”. Peki Türk tiyatrosunun ‘Altın Çağı’ ne zamandır? Gürün: “1960’lar hem ödenekli tiyatrolar hem özel tiyatrolar için çok parlak bir dönem. Düşünsenize bir yanda Dostlar Tiyatrosu, bir yanda Kenterler, Dormen Tiyatrosu, Gülriz Sururi Engin Cezzar Tiyatrosu, Devekuşu Kabare Tiyatrosu ve daha nice tiyatrolar... Öbür yanda ödenekli tiyatrolar da seyirciyle dolup taşıyor.”

ZAMANI YAKALAMAK

“Tiyatro hep çağın önünde gitmiş. Sofokles’in ‘Antigone’si M.Ö 400’lerde yazılmış ama bugün bize söyleyecek o kadar çok şeyi var ki... O kadar farklı biçimlerde yorumlanıyor ki ...Güçlü içerik ve yorum, çağı kavrıyor. Dünün hakkını vererek bugünü yaşamak. Bütün mesele bu!”

Eleştirmen-yazar Emeritus Profesör Dikmen Gürün: Tiyatronun altın çağı 60’lardı
SENE 2020 - Haldun Dormen ile...

Gürün, tiyatro dünyasında hayatına etki etmiş isimleri tek tek saymıyor ama “Tiyatro camiasından çok sevgili dostlarım oldu” diyor: “Genco Erkal’dan Zeliha Berksoy’a, Haldun Dormen’e ve tabii hayatlarını kaleme aldığı Yıldız Kenter ve Semiha Berksoy’a uzanan bir zincir bu…Hocalarım da aynı şekilde; Haldun Taner, Özdemir Nutku, Metin And, Sevda Şener…”

Yazarın Tüm Yazıları