Paylaş
1-Sene 1924… Atatürk ve arkadaşları genç Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek kurumların temelini atıyor. Ülkenin pek çok ihtiyacı var, kaynağı yok ama açılışına önem verilen kurumlardan biri müzik öğretmeni yetiştirecek Musiki Muallim Mektebi oluyor çünkü Atatürk, sanatı çağdaşlaşma sürecinin ayrılmaz bir unsuru olarak değerlendiriyor. Okulun ilk öğretmen kadrosu İstanbul’dan Ankara’ya taşınan Riyaset-i Cumhur Mûsikî Heyeti üyelerinden oluşuyor. Ulvi Cemal Erkin, Ahmet Adnan Saygun ve Necil Kazım Akses gibi besteciler de katkı sunuyor. Musiki Muallim Mektebi, 1936 yılında ‘icracı sanatçı’ların yetişmesini sağlayacak Ankara Devlet Konservatuvarı’na dönüşüyor.

KİMSESİZLERİN KİMSESİ OKUL
İlk öğrencileri, Musiki Muallim Mektebi öğrencileri arasından sınavla seçiliyor. Daha sonraki yıllarda, Anadolu’da müzik öğretmenlerinin yeteneğini keşfettikleri bir kısmı imkanı olan, çoğu olmayan pek çok çocuk Ankara Konservatuvarı’nda yatılı okuyarak ülkemizin kültür sanat alanındaki en başarılı isimlerinden oldular. Tam bir ‘Cumhuriyet’in ‘Kimsesizin kimsesi olma’ hikâyesi… 26 öğrenciyle başlayan Konservatuvar’ın bugün 700’den fazla öğrencisi var. Okul bugüne kadar Cüneyt Gökçer, Yıldız Kenter, Rengim Gökmen, Kartal Tibet, Haluk Bilginer, Hülya Koçyiğit, Fazıl Say, Cihan Ünal, Zuhal Olcay, Mehmet Ali Erbil, Mazhar Alanson gibi isimleri yetiştirdi.

SENE 1950’ler - Tiyatro Bölümü’nün bir temsili
2-KAPANAN SALONDA GİZLİCE ORG ÇALARDIM
Kuruluşunun 90. yılı münasebetiyle okulun müdürü, orkestra şefi Prof. Burak Tüzün ile beraberiz… Okul artık Hacettepe Üniversitesinin Beytepe Kampusu içinde. Tüzün, Cebeci’deki tarihi binada okuma şansı bulabilen son kuşaktan. Kendi hikâyesi de konservatuvarın kuruluş felsefesini yansıtan bir örnek. 1970 yılında subay baba ile öğretmen annenin iki çocuğundan biri olarak Ankara’da doğan Tüzün, “Müzikle ilgili ilk anılarım 4-5 yaşıma ait. Babam Edremit’te kamp komutanıydı” diye anlatıyor: “Orduevlerinde müzik gruplarının yanında vakit geçirmeyi severdim. Bir org vardı. Herkes gittikten sonra kapanan salona gizlice girip o orgda bir şeyler çalmak çok hoşuma giderdi.”

SENE 1973 - “Annem Asuman ve babam Atilla Tüzün ile”
3-MÜZİK ÖĞRETMENLERİNİN ÖNEMİ BÜYÜK
Beş yaşında kendisine hediye gelen bir blok flütle icra alanı kapalı salondan halka açılıyor. İlkokulu babasının görevli olduğu İstanbul’da okuyor. Pendik İlkokulu’nda haftasonları gittiği mandolin kursundaki müzik öğretmeni Zehra Doruk ondaki yeteneği keşfediyor. Mezuniyet töreninde okul korosunu yönettirerek ona ilk şeflik tecrübesini yaşatıyor ve ailesine, Tüzün’ün eğitimine konservatuvarda devam ettirmelerini öneriyor. Tüzün, “Müzik öğretmenleri bu kadar önemli” diyor.

Prof. Burak Tüzün – Zeynep Bilgehan
4-CEBECİ’DE YILDIZLAR GEÇİDİ
Öğretmeninin teşhisi doğru çıkıyor, yatılı olarak konservatuvara giriyor: “Cebeci binası bir yıldızlar geçidiydi! En çok Cihan Ünal’a heyecanlanmıştım. Başta aile özlemi sebebiyle zordu. Gizli ağlama köşelerimiz vardı (gülüyor.) Yatılılığın, devletin öğrencisine planlı bir şekilde sahip çıkmasının ne kadar önemli olduğunu sonra anladım; cebimize harçlığımız konulurdu, kıyafetimiz dikilirdi. Bunlar olmasaydı benimki gibi ailelerin çocuklarını konservatuvarda okutmalarının imkânı olmazdı.”

Tarihi Cebeci binası
“Ankara Devlet Konservatuvarlı her zaman kendini okuluna borçlu hisseder. Cebeci’deki ilk konservatuvar binasının zarif ve gizemli yapısında saklı bu genetik duyguyu bugün 10 yaşındaki öğrencimizde de görebiliyor olmak çok güzel.”
5-BAGETE YATKINLIĞIM VARDI
Lisans döneminde ünlü orkestra şefimiz Hikmet Şimşek’in ‘asistanı’ oluyor: “Hocanın partisyonları ve bageti hep bendeydi. Baka baka partisyonu sökmeye başladım. Orkestral eserlerde söyleyecek sözüm olduğunu hissediyordum. Baget kullanmaya da yatkınlığım vardı. Konservatuvardan sonra Anadolu Üniversitesi Konservatuvarı’nda keman öğretmeni olarak çalışmaya başladım. Çocuk orkestrasını kuran Koral Çalgan’ın asistanlığını yaptım. Onun gelemediği bir konseri yöneterek kariyere adım attım.”

SENE 1991 - Hacettepe Senfoni Orkestrası I. Keman Grubu
6-RUSYA YILLARI
Tüzün devlet bursuyla Moskova Konservatuvarı’na gidiyor. Burada altı yıl geçiriyor: “Ayla Erduran ve İsmail Aşan’dan 30 yıl sonra bu okula kabul edilen ilk Türk oldum. Orası ustalık ve disiplinin ne olduğunu öğrendim. Türkiye’de çok iyi sanatçılar çıkarabiliyoruz ama Rusya’daki sistematik eğitimle iyi sanatçıların sayısı ve sürekliliği artıyor. Sadece Moskova’da 30 senfoni orkestrası vardı. Ruslar müzik dünyasına çok büyük sanatçılar kazandırdılar; Çaykovksi, Şostakovic, Prokofyev, Rihter, Oistrakh, Rostropoviç… Bu bir tesadüf değil, sistematik politikanın sonucu…”

SENE 1928 - Konservatuvar binasının temeli atılıyor
TÜRK BESTECİLERİNE ÖNEM VERİLMELİ
Tüzün, Moskova dönüşü Anadolu Üniversitesi Konservatuvarı’nda uzun yıllar geçirdi. 2013 yılında mezunu olduğu ve artık müdürlüğünü yaptığı Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’na geri döndü. Moskova yılları ona Türkiye’de müzik eğitimini daha ileri seviyeye taşıma idealini kazandırmış: “Bizim topraklarımıza kültür ve sanat anlamında torpil yapıldığını düşünürüm; bu kadar büyük yeteneklerin çıktığı topraklarda bir de bunu tam anlamıyla karşılayacak sistem olsa burası fabrika gibi çalışır. Türk bestecilerine de önem vermek gerekiyor. Bizim bestecilerimizin eserlerinin göreceli olarak az çalınmasını kabul edemiyorum.”
SOVYET EKOLÜNDE YETİŞTİM
Orkestra yönetmek nasıldır? Tüzün: “Çok büyük ve renkli bir enstrümanı çalmak gibi. Ben Sovyet ekolünde yetiştim. Orada her şey nettir; bir muğlaklıkta hoca hemen ‘Ne demek istiyorsun?’ der, her şey net tınlayacak (gülüyor)!” Ben de bu yüzden şefliğimde de yaşamımda da netliği hedeflemeye çalışırım.”

SENE 1999 - Moskova
KÜLTÜRLER AYRIŞTIRILMAMALI
Dünyayla beraber müzik de değişiyor. Tüzün: “Burası ülkenin kendi kültürünü özümseyerek çok sesli müzik alanında ürünler vermek üzerine kurulu ama mensubu olduğumuz kültürü ne kadar biliyor ve değerlendirebiliyoruz? Konservatuvar öğrencisinin ayrım yapmadan her müzik kültürünü anlayabilecek ve yorumlayabilecek altyapısı olmalı.”

SENE 2017 - Hacettepe Senfoni Orkestrası’nı yönetirken
VİCDAN SAHİBİ OLMAK İÇİN
“Vicdan sahibi olmak için yolunuzun sanattan geçmesi lazım. Bizim sanatçılara ama ondan daha çok sanatsever insana ihtiyacımız var. Baktığınız şeyi farklı açılardan yorumlamayı gösterecek sanatçılar, sanatı seven insanlar olmazsa tek tip bir dünya ile karşı karşıya kalırız. Düşünceler ruhumuzla baş başa kaldığımızda sağlıklı gelişir; müzik ve sanat bize bunu sağlar, insan olduğumuzu hatırlatır. Konservatuvarda akran zorbalığı ve kavganın daha az olmasının sebebi de budur.”

SENE 2000 - Tüzün, Moskova yıllarında tanıştığı Brezilyalı piyanist Lillian Tonella Tüzün ile evli…
KONSERVATUVARIN 90 YILI
“Dünyada müzik alanında ‘okullu’laşma Fransız Devrimi yıllarına rastlar. Türkiye’de halk için Batılı anlamda profesyonel klasik müzik eğitimi 1936’da başlıyor. Devletin kaynaklarını ve potansiyelini yaratma kararlılığını görüyoruz; imkânsızlık içinde birçok kişi yurtdışına gönderiliyor, yatırımlar yapılıyor. Dönemin çok ötesinde bir öngörü var. Sabahattin Kalender’i düşünün; babası yok, anneyi kaybetmiş. Kimsesiz. Ankara’ya kadar yürüyerek gelmiş. 18 yaşında mükemmel eserler yazıyor. Devletin bu alanlardan asla çekilmemesi gerekiyor.”
Fotoğraf: Günsu ÖZMEN
Paylaş