Paylaş
Kurye, emekli bir büyükanneydi. Sharon Simmons, Trump’ın McDonald’s siparişini getirmişti.
Trump, 100 dolarlık bahşişi Sharon Hanım’ın eline sıkıştırıverdi.
Bahşişin bu kadar konuşulmasının sebebi şuydu...
Geçtiğimiz yıla kadar ABD’de bahşişlerden vergi alınırdı. Trump, bu vergiyi kaldırdı.
15 Nisan, ABD’de vergi beyanı için son gündür. 15 Nisan haftası ise Vergi Haftası olarak bilinir.
Yani sözün özü... Mesele aslında bir hükümet propagandasıydı.
*
İşin özü ise çok daha derin.
10 torunu olan Arkansaslı Sharon, 2022 yılında kuryelik yapmaya başladı.
4 yılda 14 binden fazla sipariş teslim eden Sharon’ın eşi kanser hastası.
Kanser tedavisi gördüğü sırada çalıştığı saatleri azaltmak zorunda kalan eşinin tedavi masraflarını ve ev giderlerini karşılayabilmek için kendi arabasıyla kuryeliğe başlayan Sharon, kendini bir anda Trump’ın dünyasında bulmuştu.
*
İnce, zarif ve naif bir şekilde Trump’ın sorularını yanıtlamaya başlayan Sharon, şu soruyla kalakaldı.
Elini, Sharon’ın koluna koyan Trump... “Bana oy verdin değil mi?” dedi.
“Iıı... Olabilir” diyen Sharon, zoraki bir gülümsemeyle konuyu geçiştirmeye çalıştı.
Sanki Cumhuriyetçilerin kalesi Alabamalı Sharon, Trump’a oy vermiş de Trump’ın çıkardığı savaşla birlikte yüzde 30-40 artan benzin fiyatlarından sonra zaten kıt kanaat geçinirken itiraf etme noktasında mahcubiyet içindeymiş gibiydi.
Sonra gündemden sorular gelmeye başladı...
Trump’ın daha birkaç saat öncesinde kendisini Hz. İsa ilan etmesi, Papa’ya savaş açması, Papa’ya açtığı savaştan önce İran’a açtığı savaş, Küba’nın fethi ve dahası...
*
Şahit oldukça insanı gerim gerim geren, yer yarılsa da içine girsem denilen ortamlar vardır ya... İzlemeye devam ettim.
Trump bir ara trans kadınların, kadın sporlarında yarışması konusuna girdi.
Dönüp Sharon’a sordu... “Sence erkekler kadın sporlarında oynamalı mı?”
O noktada artık iyice zor durumda olduğunu belli eden Sharon, “O konuda hakkında gerçekten fikrim yok. Ben buraya bahşişlerden vergi alınmaması için geldim” dedi.
“Kesin vardır vardır” diyen Trump, Sharon’un koluna bir kez daha vurdu.
*
15 dakikalık propagandanın en can alıcı kısmı ise sonlara doğru geldi.
Kanser hastası kocası Leo’nun tedavi sürecinde kitap yazdığını söyledi Sharon. Trump yine muzip bir tonla “Hadi söyle kitabın ismini” dedi.
Sharon ise asla unutmayacağım şu cevabı verdi:
“Kitap tevazu üzerine...”
İnanılmaz...
Sharon, kocasının tevazu üzerine yazdığı kitap çıkınca bir kopyasını da Başkan’a hediye eder mi acaba?
*
Beyaz Saray’da yaşanan öyle bir andı ki...
Muhtemelen 60’lı yaşlarında olan 10 torunlu bir büyükanne, Beyaz Saray’a McDonald’s siparişi getiriyor, kocası kanser hastası, tedavi masraflarına paraları yetmiyor, yıllardır kuryelik yapıyor, bahşişlerle hayata tutunmaya çalışıyor ve Trump gülerek eline 100 dolarlık banknotu sıkıştırırken Sharon tevazudan bahsediyor.
Dünyanın en komik Amerikan fıkrası diye aratsanız karşınıza bu çıkardı herhalde.
Yok yok...
Bu olsa olsa tam bir Amerikan trajedisi.
MÜSTEHAK
GEÇEN yıl şubat ayında Trump’a “Mesih diyeceksiniz” dediğimde inanmadınız...
Beyaz Saray İnanç Ofisi’nin başındaki televanjelist “Trump’a hayır demek, Tanrı’ya hayır demektir” dedi, Oval Ofis’te ayin yapıldı, “Sanki ortam kilise, toplananlar mürit, ortadaki tarikat lideri mübarek” dedim inanmadınız...
Trump kendini Papa ilan ettiğinde inanmadınız...
Sonunda inanmayanlar için Trump kendini Hz. İsa ilan etti. Sonra da “ben doktor sanmıştım” deyip çark etti.
*
Şu 15 aydır Trump‘ın türlü abukluklarına bahane bulup savunan dindar Hıristiyanların bazıları sonunda “Hz. Doktor Trump” resmine kırmızı çizgi çekti.
Bir o kadar Hıristiyan da Trump’ı yine savunmak için birbirini ezercesine cepheye koştu.
Ortam buyken, kitle buyken, Trump kendini İsa da, Mesih de, Tanrı da ilan eder.
BURADAN DÖNMEMESİ LAZIM
JD Vance, İslamabad’da pazar sabahı basın karşısına çıkıp 4 dakikada masayı dağıtıp kaçtığında “Aha... bitti bu iş” dedim.
Hatta daha doğrusu “Aha... yeniden başlıyor bu iş” diye düşündüm.
*
Fakat haftanın başlamasıyla işlerin çok da öyle olmadığı ortaya çıktı sanki.
* İkinci yüz yüze görüşmeden bahsediliyor.
* ABD’nin İran’a “20 yıl zenginleştirmeyi durdur” dediği; İran’ın “gelin 5 yılda anlaşalım” diye cevap verdiği konuşuluyor.
* Washington’ın “Uranyumu ülke dışına çıkarın” dediği; İran’ın “Bizde kalsın ama seyreltelim” dediği iddia ediliyor.
*
Bir de bunların üstüne İslamabad’da ortalığı yangın yerine çeviren Vance çıktı dedi ki... “İşlerin iyi gittiğini düşünüyorum. Çok ilerleme kaydettik.”
Hafiften o pazar günkü karamsar hava dağılmış, yine bir umut doğmuş gibi.
*
Yalnız şu şerhi de düşmek görevim...
Savaşın başından beri hafta başları güllük gülistanlık, hafta ortasından itibaren 3. Dünya Savaşı oluyor.
Yeni bilgiler ışığında tamamen mantık çerçevesinden bakılırsa bu işin buradan dönmemesi lazım gibi.
KONGRE SAPIĞI-2
HATIRLIYOR musunuz birkaç hafta önce Kongre’de patlayan cinsel taciz skandalı iddiasını köşeye taşımıştım...
Teksaslı Cumhuriyetçi Vekil Tony Gonzales’in yanında çalışan evli danışmanı Regina Santos-Aviles’e attığı uygunsuz mesajlar ve cinsel içerikli fotoğraflar istemesi olay olmuştu.
Gün geçmiyor ki Kongre’de bir sapıklık skandalı daha çıkmasın...
*
Bu seferki aktör Demokrat Eric Swalwell.
Efendim Eric Swalwell’in eski danışmanı, vekilin New York’ta bir otel odasında, sarhoşken kendisine tecavüz ettiğini iddia ediyor.
Aynı kadın, Swalwell’in Snapchat’ten çıplak fotoğraf istediğini ve uygunsuz mesajlar attığını söylüyor.
Bu iddialar ortaya çıkınca birkaç kadın daha benzer şeyleri söylüyor.
*
Ben bu satırları yazarken Swalwell hem California valilik yarışından çekildi hem de vekillikten istifa etti.
Aynı şekilde şubat ayında yazdığım vekil Gonzales de istifa etti.
İstifa ettiler etmesine de... ABD Kongre’sinde daha ortaya çıkmayı bekleyen birçok sapık var mı acaba?
Paylaş