Koştuğum o ilk 5 dakikayı hiç unutmadım

Dubai’de Safa Park vardı.


Etrafındaki yürüme/koşma parkuru 3 km 410 metreydi.
Arda, Sarper, Ömer o parkın etrafında her akşam koşuyorlardı.
İki çocuğumla kurumsal hayat, yüksek bina, açılmayan pencereler, benim olmayan paranın yönetilmesinin stresi, kıyamadığım insanları işten çıkarma, performans beklentileri yükselirken yerin dibine geçen sağlığım... Ben, hiç uyuyamıyordum.
Doktorun verdiği ilaçları şeker gibi yutuyordum.
Arda’ya da “Koşmak dizlere zararlı, dizim ağrıyor deme bana” filan diyordum.
Arda “Bir kere gel benimle. Yürü, koşma. Çok iyi gelecek” dedi. Gittim.
Arda koştu gitti. Ben kaldım kendimle.
Kuş seslerini duymam zaman aldı. Ihlamur kokan ağacı fark ettiğimde, nefes almaya başladığımı da fark ettim.
İnsanlar koşarak ve gülümseyerek geçiyordu yanımdan.
Ben de, iki ağaç arası, yaklaşık 10 metre koşayım dedim.
Koştum.
Nasıl koştuysam o 10 metreyi, kalbim anormal çarpıyordu!
Çarpmak için çırpınan kalbimin çarpmasından korkar hale gelmiştim de haberim yoktu!
Yürüdüm, kalbim sakinledi.
Hazır hissedince, 5 ağaç arası, daha yavaş ve sakin, 50 metre koştum.
Daha sakin ve yavaş ama daha uzun gidebilirim dedim.
Hiç ara vermeden koşabildiğim ilk 5 dakikayı hiç unutmadım.
Zaferdi o!
Parkın etrafını, yani 3 km 414 metreyi aylar sonra tamamen koştuğumda, Olimpiyat’ta altın madalya almış gibi ağladım.
Yıl 2008’di.
Koşmaya gittiğim geceler artık mis gibi uyuyordum. İlaçları bıraktım.
Bana “10 km, hatta 15 km de koşarsın” diyenlere deli diyordum.
15 km koşabildiğimde, bu sefer kendim “Ben yarı maraton, yani 21 km koşarım” dedim.
Artık 42 km 195 metre olan maratonu da koşabileceğimi biliyordum.
Çünkü en zoru hep o ilk 5 dakikaydı, onu aşıp buralara gelmiştim.
İlk maratonumu koştuğumda, dünyayı ben kurtaracağım filan sandım.
Öylesine kendime güven ve cesaret geldi.
Bu his, o ilk maratonumu bitirmiş olmakla gelmedi ama.
O 42 km 195 metreyi koşabilmek için bana verilen ve 4 ay süren, ortada fol ve yumurta yokken antrenman yaptığım günlerle geldi.
Azim. Disiplin. Kendini motive edebilmek. Vazgeçecekken, beynin sana türlü çeşit “yapma, yapamazsın” konuşmaları yaparken o sesleri susturup “yapabilirim” demekti beni kara delikten mavi göklere uçuran!
Ben artık maratondan uzun mesafe, yani ultramaraton ve patikalarda, zor zeminlerde, dağlarda koşabilen bir kadınım. Ama benim bu yaptığımdan daha zorunu yapan çok arkadaşım var. İlk değilim. Son da değilim. Yalnız hiç değilim.
O koştuğum ilk 10 metreyi hiç unutmadığım için de, asla “ben oldum” diyemiyorum.
Zor olan koşmak değil bakın.
Çalışmaktır, azimdir, motivasyondur, disiplinli olmaktır ve bunları sürdürebilmektir esas zor olan.
Bunlar zor geldiği için beyin bahane üretir.
Kimse koşmak zorunda da değil.
Yeter ki sevdiği ve sürekliliğini koruyabileceği bir sporu düzenli yapsın.
İnsan her ne isterse onu çalışınca yapar.
Hızdan önce kazanmamız gereken sürdürülebilir dayanıklılık diye düşündüğümden; doğada, arazide, dağlarda, patikalarda düzenlenen uzun mesafe koşularını çok önemsiyorum.
Bizi birbirimize ve doğamıza yeniden kavuşturuyorlar.

Garmin Runfire Salt Lake

Bu hafta sonu Tuz Gölü’nde koşulacak Garmin Runfire Salt Lake 21 km için yola çıktık.
Üç kere koştuğum Tuz Gölü’nde bu sefer ilk kez kocamla beraber koşuyorum. Destina ve Aslan Cem de Uzunetap organizasyonunda gönüllüler.
Tuz Gölü zemininde, sıcağında, uçsuz bucaksız beyazlık içinde rota takip ederek koşmak hem zor, hem de eşsiz bir deneyim.
21 km, hele de ilk kez koşacaklar için hiç kolay değil.
42 km, 80 km ve Türkiye’de ilk defa 100 mil (yani 160 km) ultramaraton koşacak arkadaşlarım var bir de. Aklım gönlüm onlarda, gücüm de onların olsun.
Finişi hayal ettikleri gibi sağlıkla görsünler.
Ülkemizde ultramaratonlara katılım henüz az. Doğamıza dönmeye çekiniyoruz; ama her sene bu konuda da gelişiyoruz.
Ultramaratonlara yatırım yapıp destek veren markaları o yüzden çok önemsiyorum.
Runfire Salt Lake’e sponsor olan Garmin Türkiye’ye ve her sorumuza sabırla teknik destek veren Hasan Güder’e teşekkürler!
Ayrıca; Acıbadem Mobil, Under Armour, Damla Su, Antur Mice, Argos in Cappadocia ve Argos’a da tüm doğada ve uzun koşmayı sevenler adına teşekkür ederim.
Tuz’da görüşürüz.
Yonca
“lakerda”

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Eğitime Koşar Adım

Sonsuz umut dolu, hakkıyla kayda değer ve çok anlamlı bir haberim var.

Eğer çocuklarımın okul, sınav durumları izin verirse, bir ucundan tutmak için yanıp tutuştuğum bir proje hayata geçiyor.
Kimin elinden gelir de, herhangi bir şekilde destek verirse, bu iş çığ gibi büyür gider.
Ahmet Uysal, geçen sene, Kuzey Kutbu’nda koşan ve Kuzey Kutbu’nu TEGV’e bağış toplayarak koşan ilk Türk oldu.
TEGV’in Pervari’deki eğitim faaliyetlerinin 1 yıllık masrafını karşılamak için koşacağını sosyal medya hesaplarından duyurdu.
Amacı, vakfın Pervari’deki biriminin 800 çocuğu kapsayan 1 yıllık eğitim faaliyetinin masrafını karşılamaktı.
‘Kuzey Kutbu’nda koşan ilk Türk’ unvanını da aldığı bu koşuyla bir değil, iki yıllık masrafı karşılamaya yeten 188 bin lira bağış topladı.
Ahmet bununla kalmadı, çocuklarımızın eğitimi için bağış toplama yolculuğuna devam etme kararı aldı.

Yazının Devamını Oku

Sihirli Dilek Kutusu (Sizden gelenler -5 ve son)

Bütün dileklerin her birinin gerçek olmasını diledim...

Okudum, yazdım, yaydım...

Seneye yeni dileklerle, belki aynılarını farklı şekilde yazabilmiş olmayı çalışarak hem de... Buluşmak üzere hepimize mutlu ve umutlu bir yıl olsun 2018...

Benim dileklerim de yarın Kelebek’de...

Sevgiyle,

Yonca

“şanslı”

****

2016  da Sihirli Dilek Kutusuna yazarken 2017 bana bir bebek versin demiştim -ahh niye ağlıyorum şimdi- bin şükür 2017 de dünya tatlısı oğlumu aldım kucağıma. Tüm insanlığa bol kahkahalı yeni bir yıl dilerken bir gün seninle Türk kahvesi içmek nasip olsun 2018 de :) Seni çoooook seviyorum!!!

Yazının Devamını Oku

Sihirli Dilek Kutusu (Sizden gelenler – 4)

Sizden gelen dilekleri yayınlamaya devam...

Bugün de 4. Posta.

Öncekileri okumak isterseniz diye, her seferinde bir öncekinin linkini de paylaşıyorum. Böylece arşivde de düzgün sırayla bulunur...

 

4 Yapraklı Yonca’nın Sihirli Dilek Kutusu (sizden gelenler -1) için:

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/yonca-tokbas-kelebek/sihirli-dilek-kutusu-sizden-gelenler-1-40685627

 

4 Yapraklı Yonca’nın Sihirli Dilek Kutusu (sizden gelenler -2) için:

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/yonca-tokbas-kelebek/sihirli-dilek-kutusu-sizden-gelenler-2-40688751

Yazının Devamını Oku

Sihirli Dilek Kutusu (Sizden gelenler - 3)

7 sene oldu, unutmadı, unutmuyor okurlarım. 7 yıldır, yılın kalan son günlerinde köşemi “Sihirli Dilek Kutusu”na çeviriyorum. İlk defa 2010’da Hurriyet.com.tr’de yapmıştım.

En iyi yaptığım şey başkalarına iyi gelmek. Başkalarına iyi gelen bir şeyi yaparken bir bakmışım kendime de faydam olmuş. 
Benim de çok çok çok ihtiyacım var sihirlere, gerçekleşen dileklere.
Bu sene de her sene olduğu gibi, kuralları belirledim, köşemden duyurdum, sizler de yazıp yazıp yolladınız...

Bereketli yağmurlar gibi dilekler yağdı posta kutuma...

Kutu bu senelik kapandı. Seneye yine açacağım.

Hepsini derledim dileklerinizin.

 

4 Yapraklı Yonca’nın Sihirli Dilek Kutusu (sizden gelenler -1) için:

Yazının Devamını Oku

Değişim dediğin şey nasıl olur

Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı’nın (TÜSEV), Türkiye’de bağışçılık kültürünü teşvik etmek ve stratejik bağışçılığın gelişebil-mesini kolaylaştıran bir altyapı geliştirmek adına başlattığı “Değişim İçin Bağış Projesi” kapsamında “İlham Veren Bağışçı Öyküleri”nde ben de kendi hikayemi anlattım. Çünkü...



Hakkını teslim etmek istediğin ne varsa, onun adına bağış yapılması gerektiğini anlatmaya çalışıyorum.
Çünkü...
Sürekli bir konudan şikayet ederek, oturduğum yerden “Bu böyle olmaz ki arkadaş” diyerek veya sırf ortamda hoşluk, sofralarda meze olsun diye ülkemde değişmesini istediğim şeyler için ahkam kesip sabah hiçbir şey olmamış gibi işime bakarak yaşamak istemiyorum.
Çünkü...
Hayatta hiçbir eylemi küçük, anlamsız, değersiz, işe yaramaz görmüyorum.

Yazının Devamını Oku

Dubai’de bir ilk daha: Yapay Zeka Bakanlığı

17 yıldır Dubai’de yaşıyorum ve resmen ilginç bir tarihe tanıklık ediyorum.

Şu da bir gerçek; Dubai’de olan şeylere şaşkınlığım hiç ve asla bitmeyecek.
Yapay Zeka Bakanlığı kuruldu ve 27 yaşında bir bakan atandı. Kendisi ayrıca İleri Bilim ve Gıda Güvenliği konularından da sorumlu olacak.
“Hedefler, projeler, çalışmalar 2117 yılı için. İlk önceliğimiz, bilim, öğrenme ve araştırma olacak” dendi.
Dünyada bir ilk bu bakanlık.
Mutluluk Bakanlığı gibi.
Mutluluk Bakanlığı kurulduğunda, Türkiye’de yapılan haberleri şaşkınlıkla izledim.
Uzaktan, bilip bilmeden bir şeylerin nasıl görünüp yorumlandığına bakınca, 17 yılın 12’sini Dubai’de kurumsal hayatta çalışmış bir gurbetçi insan olarak şaşıp kaldım.

Yazının Devamını Oku

Hayal dünyası insana neler neler kazandırır

Posta kutum dolmuş.

Gmail bana sürekli ek kapasite satmak istiyor. Acaba bu kutu nasıl böyle doldu diye araştırmaya başladım.
Okurlardan, arkadaşlarımdan, ailemizden gelen anılar, fotoğraflar hepsini saklıyorum.
Bence iyi bile dayanmış.
Offf bir girdim ki ta eskilerden beri duran yazışmalara, bir gözlerim doldu, bir kahkahalar attım.
Çok ciddi bir anı biriktiricisiyim.
Hani unutmuyorum bir şeyleri zaten ama, bir yandan da, unutmamak için özenle saklıyorum anılarımı. Derken not aldığım bir çocukluk anıma denk geldim.
Belli ki yazayım diye not almışım. Daha “yatağımın kenarındaki kırmızı takvim” cümlesini okurken öyle bir ışınlandım ki ekran karşısında o anıya, şaşırdım hayalimdeki gücüne.

Yazının Devamını Oku

Aslan Cem’le Düşler Akademisi deneyimi röportajı devam ediyor

İlk bölümünü cuma günü yayınladığım Aslan Cem röportajına kaldığım yerden devam ediyorum.

Akademi’de gönüllü ve yatılı gönüllü koşulları için lütfen Düşler Akademisi Kaş’ı arayın ve bilgi alın. Bütün iletişim bilgileri web sayfalarında var.
www.duslerakademisi.org
Düşler Akademisi gibi her yaştan bireye, farklı dezavantajları olan bireylerle Kaş’ta Çukurbağ Köyü’ndeki gibi doğal bir ortamda gönüllülük şansı vermek, bana sorarsanız hayatı öğrenmenin en esaslı yolu.
Düşler Akademisi Kaş’ın bazı eksikleri için bir bağış fonu açıldı. Eminim herkesin ucundan tutabilecek olduğu bir kısım vardır.
Web sitesinden, sosyal medya hesaplarından inceleyip çözüm ortağı olabilirsiniz.
Yonca “mutlu anne”

Gönüllülük, hayata başka bir açıdan bakmanın yolu

* Aslan Cem, Düşler Akademisi’nde seni en çok ne etkiledi?

Yazının Devamını Oku

Düşler Akademisi’nin gönüllüsü Aslan Cem Tokbaş’la röportaj

Çocuklarımın nerede hayat tecrübesi edinme şansları olur diye aranırken, arkadaşım Itır Erhart Düşler Akademisi’ni önerdi. “Bir çocuk için gönüllü olup mutlu bir tecrübe edinilecek yegane” yer dedi.

Itır’a bizi Düşler Akademisi ile tanıştırdığı için teşekkürüm sonsuz.
Oğlumuz Aslan Cem 13 yaşında.
Bu yaşta yatılı konaklayarak gönüllü çalışması mümkün değilmiş.
Düşler Akademisi Gönüllü Lideri Cansu Çakıcı şahane bir çözüm üretti.
“Siz Kaş’ta kalın, Aslan Cem’i sabahları akademiye getirin, akşam alın” dedi.
Biz de karı koca aldık Aslan Cem’i, 1 haftalığına Kaş’a, Akademi’nin bulunduğu Çukurbağ Köyü’ne gittik.
Hepimiz için büyük tecrübe oldu.

Yazının Devamını Oku

Şirin Mine Kılıç: En büyük mücadelesi “ben yapamam” diyenlerle...

Dürüst. Güçlü. Mücadeleci.

Kedi aşığı.
Ne düşünüyorsa dümdüz söyler.
Ne istediğini, neye karşı olduğunu çok net anlatır.
2013 Runfire Kapadokya Ultra Maratonu son günü, GPS’imin pili bitti.
Yedekleri son gün taşımayayım diye bırakmıştım.
Sanki kaç gram, ne olur taşısam!
Kaldım mı patikanın birinde nereye gideceğimi bilmez halde. Elbet birileri gelir diye beklemeye başladım.

Yazının Devamını Oku

Ben bir zeytin ağacıyım

Siz hiç köksüz, aidiyetsiz, vatansız kaldınız mı?

Gidecek, yaşayacak yeriniz yurdunuz olmadığını, kalmadığını düşündünüz mü hiç?
Böyle bir ihtimal geldi mi hiç aklınıza?
Veya ülkesi, vatanı kalmamış, ülkesine gidemeyen bir arkadaşınız, tanıdığınız oldu mu? Bilir misiniz ne yaşar, ne hisseder o insanlar?
Ülkene kızarsın, sevmezsin, kaçıp gitmek istersin ama o bir tercihtir ve bu kararından vazgeçtiğin an “Bir yurdum var, ANAvatanım var” deyip gelebilirsin.
İnsan elinde olanı kaybetmeden bilmez değerini.
Kanıksamışsındır her Allah’ın günü içinde olduğun zenginliği. Öyle kanıksamışsındır ki, fakirsindir artık. Göremezsin sana cömertçe neler neler verdiğini.
Dört mevsim mesela. Mesela bereketli bir toprak. Türlü çeşit meyve sebze.

Yazının Devamını Oku

Zeytinlerimizi kurtarmak için harekete geçiyoruz

Binlerce zeytin ağacımız, 17 Mayıs’da Meclis’e sunulan bir kanun tasarısıyla, kesilme tehlikesiyle karşı karşıya.

Zeytindostu Derneği’nden kalbimi paramparça eden kapsamlı bir paylaşım geldi. Size olduğu gibi aktarıyorum aşağıda.

Zeytinlerimizin canını kurtarmak için Change.org’da bir kampanya başlatıldı.

https://www.change.org/p/zeytin-a%C4%9Fac%C4%B1ma-dokunma

1 milyon imza toplayacağız ve zeytinlerimizi kurtaracağız.

Bu kampanyayı Dünya alem’e duyurmanıza, imzanıza ve desteğine ihtiyacımız var.

Zeytin hayattır diyoruz değil mi?

Hayatımızı kurtarmak için harekete geçiyoruz...

Hayatımızı kurtarıyoruz!

Yazının Devamını Oku

Hayat koşturmakla geçiyor

Bu başlığı attım ve asabi bir gülme tuttu.

E tuttu; çünkü gerçekten kelimenin tam anlamıyla koştuğumdan hayatım koşturmaca dolu.
Yürüsem gerçekten bir şeylere yetişebilir miyim artık hiç bilmiyorum.
Bir ofisim yok. Bir çalışma odam da yok. Ve çok zorlanıyorum bu şekilde göçebe, sağda solda çalışırken.
Uzun zamandır bunu düşünüp bu konuda bir şey yapmadığım için kendime çok kızdım. Kızdım da ne oldu? Hiç.
Salonda bir masam var, ona zar zor sahip çıkıyorum. Kalemi koyduğum yerin kendimce bir önemi, anlamı, bana hatırlattığı şeyler var. Arkamı dönüyorum Aslan Cem almış. Tuvalete gidip geliyorum, üzerine not aldığım kağıt bakkal listesi olup gitmiş veya Destina üzerine not almış. Hatta çöp zannedilip atılmış.
Bir anda ağzından ateş püsküren ejderha olasım geliyor.
En sonunda oturdum bir mektup yazdım çocuklara.

Yazının Devamını Oku

Sevişmek ve savaşmak

Dünyayı çok iyi anlıyorum.

Doğayı da.
Duyguları da.
Bedeni de çok iyi anlıyorum.
Hatta beden resmen bir dile sahip ve konuşuyor; duymasını bilene tabii.
Bence ben bedenimi çok iyi anlıyorum. Sağ kolumda uzun zamandır bir ağrı var, ne zaman gözümü kapasam, sanki bana, aç beni ve yıka şakır şukur buz gibi suyla diyor.
Yapabiliyor muyum?
Hayır.

Yazının Devamını Oku

Sevginize ihtiyacım var!

 “Yonca Hanım, 20 gündür ciddi anlamda ülkemizde çok yüksek sayıda arı ölümleri yaşanmakta.


Özellikle Adana ve Muğla bölgesinde.
En önemli bilinen sebep zirai ilaçlama ve iklim değişiklikleri. Kullanılan ilaçların zamanı ve dozajı çok önemli.
Bitki, sebze-meyve üreticileri, yani çiftçilerimiz bunun arıya verdiği zararı bilse buna dikkat eder.
Ancak bilinçsiz yapılan ilaçlama ile hayatımıza kast ediyoruz bir yerde.
Çiftçilerimizle arıcılarımızın uyumlu hareket etmesi çok önemli.
Hatta Toplum Gönüllüsü Gençlerimiz ile yapacağımız farkındalık çalışmalarında özellikle çiftçilerin bu konuda bilinçlendirilebilmesi çok fayda sağlayabilir.

Yazının Devamını Oku

Mütevazılıkla kendine hakkını teslim etmek arasındaki çizgi

1 aydır yazmak için kıvrandığım bir yazı bu.

Başlığı attım durdum. Aklımdakileri rahatça yazamıyorum bir türlü. Hani o derece kendi kendime bile kendi hakkımı teslim edemiyorum.
Bu artık mütevazılık değil, kendini ezmek.
Çoğu zaman bunun bir Ankaralılık hali olduğunu düşünüyorum.
Yani tam kendimi beğeneceğim bir gülme tutuyor hali!
Memur çocuğuyuz ya, kendimizi kazara onaylarsak veya övünürsek burnumuz havada gibi durabilir ve bu çok ayıp bir şey olur ya mesela.
Yakışık almaz.
Hem ya el âlem yanlış anlarsa? Ah bu el âlem var ya bu el âlem...

Yazının Devamını Oku

Çocuk üzerinde kurulan baskıdan alınan zevk

Bir disiplin var, bir de otorite. Otoritesiz disiplin diye bir şey var. Otoriter disiplin de var.Bir insanın disiplinli olması şahane.

Ama biri üzerinde otorite kurarak onu disiplinli kılmaya kalkarsa, o artık disiplin olmuyor.
Ya kölelik oluyor, ya mecburiyet.
Geçenlerde bir sohbete tanıklık ettim. Yine...
Bu ilk değil.
O kadar çok benzer sohbetlere denk geliyorum ki, kasılıp kalıyorum.
Kimi zaman yaklaşabilir, hissiyatımı paylaşabilir olduğum birilerine denk geliyor, açık açık bu duygularımı anlatıyorum.
Kimi zaman karşımdaki kişiye ulaşabiliyorum, kimi zaman feci tepki alıyorum.

Yazının Devamını Oku

Ben Bunu Çok Sevdim

Kitabın adı bu ama kitap daha çıkmadı.


Çok yakında çıkacak. Hatta bu hızla giderse 1 aya her şeyi toplamış olurum.   
2016’ın son dönemi elim, kolum, gönlüm iyice bağlandıydı sanki.
Kilitlendim.
Bir şeyler yapacağım ama ne bilemedim... Çok bunaldım.
Sonra, evde kıvranırken aklıma bir fikir geldi.
Fikrimi söylemem bile 2 haftamı aldı.

Yazının Devamını Oku

Gitmeden beni uyandır

Bir aydır evde sürekli George Michael ve Wham çalıyorum.

17 Aralık Cumartesi günü yine dinlerken, “Where did your heart go” çalmaya başladı.

Arda’nın yanına gittim, başladım anlatmaya:

12-13 yaşımdayım. Kardeşimle bana ranza alınmıştı. O ranzada altta yattığın zaman, üst yatağın altındaki tahtalara yazmak çizmek en büyük zevkti.

Gri metalik teybim vardı. İki kasetli. Bi kaseti bi yerde başa alırken öbüründe hala müzik dinleyebildiğin. Büyük lükstü o iki kasetli teyp.

Beyaz bir dolap vardı odamda. Lake, parlak, kaygan beyaz. Üzerinde posterlerim. Tabi ki George Michael posteri ve etrafı kalpler kalpler. Poster aslında Wham’di ama ben öbür çocuğu hiç sevmediğim için, posterden onu kesmiştim, sadece George Michael vardı benim dolabımda.

Ya Zana gelir, ya Gülüm kalmaya. O dolaba sırtımızı yaslar, deli gibi dinleriz aynı şarkıyı yüz kere. Kaset sarar büyük panik. Bazen aynı kasetten 2 tane alırdım, ne olur ne olmaz diye.

Önce Careless Whisper.

Dinlersin ve başlarsın ranzanın tahtalarına aşık olduğun çocuğun adını gizli kodlarla yazmaya. Her ne derdin varsa, o tahtalara yazarsın. Fransızca yazıyoruz ki kimse anlamasın. Sanki ‘J’aime Cri Cri’ yazıp 150 kalp yapınca, kimse aşık olduğunu anlamıyor.

Yazının Devamını Oku