Kar topu

Çocukken apartmanın altında, apartmanımızın duvarında tenis oynardım.

Pat pat pat pat duvarda tenis topunun sesi olurdu.

Yan apartmanda bir Amca vardı, nasıl da kızardı. “Gelirsem aşağı döverim seni!” diye bağırırdı. Bazen o kadar korkardım ki, eve kaçardım. Başka bir çocuğa tokat atmıştı, gelirse beni kesin döverdi.

Mahallede yakan top oynamak adetti. Futbol desen, hangi mahallede oynanmadı ki!

Bizler sokak çocuklarıydık.

O kadar çok camı indirdik ki yanlışlıkla, sayısını hatırlamıyorum.

Annemler gözümden anlardı, “yine kimin camını yaptırıyoruz?” diye sorarlardı.

Kırdığım dakika özür dilerdim, annemler bir daha dilerdi. Hep beraber azar işitirdik.

Bir komşu ise oynayamayalım diye her yakaladığı topu bıçakla keserdi.

Ne şanslıymışız, top yerine bizi kesmemiş!

Hayatım boyunca gülen, eğlenen, mutluluk çığlığı atan insan sesine kızmak aklıma gelmedi.

Kavga eden olsa müdahale edeyim hemen.

Büyüdüm, anne oldum.

Hangi bebek ağlamaz ki!

Hele gece ağlayan bebek mahalleyi inletebilir.

Delirirsin evin içinde, dört dönersin elinden gelen her şeyi yaparsın, ama yok, bebeğin ağlar. Sen de onunla bir ağlarsın. Kapı çalar, komşu üzerine yürür “kesin sesini, uyuyamıyoruz!” diye.

Uçağa binersin, bebeğin kulağı ağrır iniş ve çıkışlarda. Meme vermek istersin. Kimi zaman alır rahatlar, kimi zaman ne yapsan almaz. Sen çaresiz bebeğini emzirmeye çalışırken kan ter içinde, hostes gelir yanına: “Hanfendi memesi biberonu yok mu bu çocuğun versenize! Yolcular rahatsız oluyor!” der. “Al sen emzir!” demiştim bir kere. Sanki ben memnunum durumdan. Çocuğumun canı acıyor o an.

Etrafındaki genci yaşlısı oflaya poflaya bakar sana. Daha sen çocukla bindin mi o bakışları yersin zaten. Bela geldi diye bakar insanlar sana.

Halden anlamayan anneler, abiler, ablalar, anneanneler bile gördüm.

Bebek ağladığı için suçludur, anne susturamadığı için.

Öfke doludur sağın solun. Sevgisizlik kokar her yan.

Yazlıktasındır mesela.

Çocuk saklambaç oynasa suç, koştursa suç, denize mutlu çığlıklar atarak atlasa suç.

Nereye tıkacağını, sesini nasıl kısacağını şaşırırsın çocuğunun.

Ne mutluluk sesine tahammül vardır, ne can acısına, ne müziğe.

Oysa çocukken olur bunlar. Çocukken atarsın bu neşe saçan çığlıkları, büyüdükçe zaten kısılır sesin ne hikmetse.

Kısarlar sesini.

Ya da öldürürler mutlu olduğun bir anda baksana!

Hangimiz çocuk olmadık?

Hangimiz mutluluk çığlığı atmadık?

Hangimiz canımız yanınca ağlamadık?

Anamızdan ağlayarak geldik be Dünya’ya!

Sen ağlamadın mı totona bir şaplak atar Doktor ki nefes al da hayat belirtisi göster diye.

Hayat belirtisidir ağlamak, sağlıklı büyüme göstergesidir gülümsemek.

Oynamak hakkındır. Hak!

Düşünün ki ne çok çocuk oynayamamış bu topraklarda.

Ne çok çocuk mutluluk sesinin kesildiği, öfkeyle susturulduğu; gülmenin suç, ağlamanın zayıflık olduğu bir ortamda büyütülmüş bu topraklarda.

Düşünün ki bir insan kar topu atan insanlara bıçakla saldıracak kadar mutluluğa düşman!

Ne çok insan nefret ve öfke ile besleniyor, büyütülüyor.

Birilerinin ona hak görmediği mutluluğu, başkasının yaşamasını tehdit olarak alıyor ve bıçakla saldırıyor.

Dahası saldırma hakkını kendinde görüp; “seni bıçaklarım sonra da elimi kolumu sallaya sallaya dolaşırım” diyebiliyor.

Bu cesareti alacak olduğu ortam var, ona bu hak verildi çünkü!

“Keşke bunlar rüya olsa” diyor kar topuyla oynarken bıçaklanan o çocuk.

Nuh...

Kar topu yüzünden öldürülen çocuk.

“Bu bir rüya olsa” diyerek hayata gözünü yuman çocuk.

Çocukların gülmesine, ağlamasına, oynamasına, kahkaha çığlıkları atmasına izin verin lütfen.

Çocukluğunu yaşayabilen, gülebilen insanlar büyütürsek,

Kin, nefret, ve öfke dinecek, o yüzden.

Yonca

“çığlık”

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Eğitime Koşar Adım

Sonsuz umut dolu, hakkıyla kayda değer ve çok anlamlı bir haberim var.

Eğer çocuklarımın okul, sınav durumları izin verirse, bir ucundan tutmak için yanıp tutuştuğum bir proje hayata geçiyor.
Kimin elinden gelir de, herhangi bir şekilde destek verirse, bu iş çığ gibi büyür gider.
Ahmet Uysal, geçen sene, Kuzey Kutbu’nda koşan ve Kuzey Kutbu’nu TEGV’e bağış toplayarak koşan ilk Türk oldu.
TEGV’in Pervari’deki eğitim faaliyetlerinin 1 yıllık masrafını karşılamak için koşacağını sosyal medya hesaplarından duyurdu.
Amacı, vakfın Pervari’deki biriminin 800 çocuğu kapsayan 1 yıllık eğitim faaliyetinin masrafını karşılamaktı.
‘Kuzey Kutbu’nda koşan ilk Türk’ unvanını da aldığı bu koşuyla bir değil, iki yıllık masrafı karşılamaya yeten 188 bin lira bağış topladı.
Ahmet bununla kalmadı, çocuklarımızın eğitimi için bağış toplama yolculuğuna devam etme kararı aldı.

Yazının Devamını Oku

Sihirli Dilek Kutusu (Sizden gelenler -5 ve son)

Bütün dileklerin her birinin gerçek olmasını diledim...

Okudum, yazdım, yaydım...

Seneye yeni dileklerle, belki aynılarını farklı şekilde yazabilmiş olmayı çalışarak hem de... Buluşmak üzere hepimize mutlu ve umutlu bir yıl olsun 2018...

Benim dileklerim de yarın Kelebek’de...

Sevgiyle,

Yonca

“şanslı”

****

2016  da Sihirli Dilek Kutusuna yazarken 2017 bana bir bebek versin demiştim -ahh niye ağlıyorum şimdi- bin şükür 2017 de dünya tatlısı oğlumu aldım kucağıma. Tüm insanlığa bol kahkahalı yeni bir yıl dilerken bir gün seninle Türk kahvesi içmek nasip olsun 2018 de :) Seni çoooook seviyorum!!!

Yazının Devamını Oku

Sihirli Dilek Kutusu (Sizden gelenler – 4)

Sizden gelen dilekleri yayınlamaya devam...

Bugün de 4. Posta.

Öncekileri okumak isterseniz diye, her seferinde bir öncekinin linkini de paylaşıyorum. Böylece arşivde de düzgün sırayla bulunur...

 

4 Yapraklı Yonca’nın Sihirli Dilek Kutusu (sizden gelenler -1) için:

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/yonca-tokbas-kelebek/sihirli-dilek-kutusu-sizden-gelenler-1-40685627

 

4 Yapraklı Yonca’nın Sihirli Dilek Kutusu (sizden gelenler -2) için:

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/yonca-tokbas-kelebek/sihirli-dilek-kutusu-sizden-gelenler-2-40688751

Yazının Devamını Oku

Sihirli Dilek Kutusu (Sizden gelenler - 3)

7 sene oldu, unutmadı, unutmuyor okurlarım. 7 yıldır, yılın kalan son günlerinde köşemi “Sihirli Dilek Kutusu”na çeviriyorum. İlk defa 2010’da Hurriyet.com.tr’de yapmıştım.

En iyi yaptığım şey başkalarına iyi gelmek. Başkalarına iyi gelen bir şeyi yaparken bir bakmışım kendime de faydam olmuş. 
Benim de çok çok çok ihtiyacım var sihirlere, gerçekleşen dileklere.
Bu sene de her sene olduğu gibi, kuralları belirledim, köşemden duyurdum, sizler de yazıp yazıp yolladınız...

Bereketli yağmurlar gibi dilekler yağdı posta kutuma...

Kutu bu senelik kapandı. Seneye yine açacağım.

Hepsini derledim dileklerinizin.

 

4 Yapraklı Yonca’nın Sihirli Dilek Kutusu (sizden gelenler -1) için:

Yazının Devamını Oku

Değişim dediğin şey nasıl olur

Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı’nın (TÜSEV), Türkiye’de bağışçılık kültürünü teşvik etmek ve stratejik bağışçılığın gelişebil-mesini kolaylaştıran bir altyapı geliştirmek adına başlattığı “Değişim İçin Bağış Projesi” kapsamında “İlham Veren Bağışçı Öyküleri”nde ben de kendi hikayemi anlattım. Çünkü...



Hakkını teslim etmek istediğin ne varsa, onun adına bağış yapılması gerektiğini anlatmaya çalışıyorum.
Çünkü...
Sürekli bir konudan şikayet ederek, oturduğum yerden “Bu böyle olmaz ki arkadaş” diyerek veya sırf ortamda hoşluk, sofralarda meze olsun diye ülkemde değişmesini istediğim şeyler için ahkam kesip sabah hiçbir şey olmamış gibi işime bakarak yaşamak istemiyorum.
Çünkü...
Hayatta hiçbir eylemi küçük, anlamsız, değersiz, işe yaramaz görmüyorum.

Yazının Devamını Oku

Dubai’de bir ilk daha: Yapay Zeka Bakanlığı

17 yıldır Dubai’de yaşıyorum ve resmen ilginç bir tarihe tanıklık ediyorum.

Şu da bir gerçek; Dubai’de olan şeylere şaşkınlığım hiç ve asla bitmeyecek.
Yapay Zeka Bakanlığı kuruldu ve 27 yaşında bir bakan atandı. Kendisi ayrıca İleri Bilim ve Gıda Güvenliği konularından da sorumlu olacak.
“Hedefler, projeler, çalışmalar 2117 yılı için. İlk önceliğimiz, bilim, öğrenme ve araştırma olacak” dendi.
Dünyada bir ilk bu bakanlık.
Mutluluk Bakanlığı gibi.
Mutluluk Bakanlığı kurulduğunda, Türkiye’de yapılan haberleri şaşkınlıkla izledim.
Uzaktan, bilip bilmeden bir şeylerin nasıl görünüp yorumlandığına bakınca, 17 yılın 12’sini Dubai’de kurumsal hayatta çalışmış bir gurbetçi insan olarak şaşıp kaldım.

Yazının Devamını Oku

Hayal dünyası insana neler neler kazandırır

Posta kutum dolmuş.

Gmail bana sürekli ek kapasite satmak istiyor. Acaba bu kutu nasıl böyle doldu diye araştırmaya başladım.
Okurlardan, arkadaşlarımdan, ailemizden gelen anılar, fotoğraflar hepsini saklıyorum.
Bence iyi bile dayanmış.
Offf bir girdim ki ta eskilerden beri duran yazışmalara, bir gözlerim doldu, bir kahkahalar attım.
Çok ciddi bir anı biriktiricisiyim.
Hani unutmuyorum bir şeyleri zaten ama, bir yandan da, unutmamak için özenle saklıyorum anılarımı. Derken not aldığım bir çocukluk anıma denk geldim.
Belli ki yazayım diye not almışım. Daha “yatağımın kenarındaki kırmızı takvim” cümlesini okurken öyle bir ışınlandım ki ekran karşısında o anıya, şaşırdım hayalimdeki gücüne.

Yazının Devamını Oku

Koştuğum o ilk 5 dakikayı hiç unutmadım

Dubai’de Safa Park vardı.


Etrafındaki yürüme/koşma parkuru 3 km 410 metreydi.
Arda, Sarper, Ömer o parkın etrafında her akşam koşuyorlardı.
İki çocuğumla kurumsal hayat, yüksek bina, açılmayan pencereler, benim olmayan paranın yönetilmesinin stresi, kıyamadığım insanları işten çıkarma, performans beklentileri yükselirken yerin dibine geçen sağlığım... Ben, hiç uyuyamıyordum.
Doktorun verdiği ilaçları şeker gibi yutuyordum.
Arda’ya da “Koşmak dizlere zararlı, dizim ağrıyor deme bana” filan diyordum.
Arda “Bir kere gel benimle. Yürü, koşma. Çok iyi gelecek” dedi. Gittim.

Yazının Devamını Oku

Aslan Cem’le Düşler Akademisi deneyimi röportajı devam ediyor

İlk bölümünü cuma günü yayınladığım Aslan Cem röportajına kaldığım yerden devam ediyorum.

Akademi’de gönüllü ve yatılı gönüllü koşulları için lütfen Düşler Akademisi Kaş’ı arayın ve bilgi alın. Bütün iletişim bilgileri web sayfalarında var.
www.duslerakademisi.org
Düşler Akademisi gibi her yaştan bireye, farklı dezavantajları olan bireylerle Kaş’ta Çukurbağ Köyü’ndeki gibi doğal bir ortamda gönüllülük şansı vermek, bana sorarsanız hayatı öğrenmenin en esaslı yolu.
Düşler Akademisi Kaş’ın bazı eksikleri için bir bağış fonu açıldı. Eminim herkesin ucundan tutabilecek olduğu bir kısım vardır.
Web sitesinden, sosyal medya hesaplarından inceleyip çözüm ortağı olabilirsiniz.
Yonca “mutlu anne”

Gönüllülük, hayata başka bir açıdan bakmanın yolu

* Aslan Cem, Düşler Akademisi’nde seni en çok ne etkiledi?

Yazının Devamını Oku

Düşler Akademisi’nin gönüllüsü Aslan Cem Tokbaş’la röportaj

Çocuklarımın nerede hayat tecrübesi edinme şansları olur diye aranırken, arkadaşım Itır Erhart Düşler Akademisi’ni önerdi. “Bir çocuk için gönüllü olup mutlu bir tecrübe edinilecek yegane” yer dedi.

Itır’a bizi Düşler Akademisi ile tanıştırdığı için teşekkürüm sonsuz.
Oğlumuz Aslan Cem 13 yaşında.
Bu yaşta yatılı konaklayarak gönüllü çalışması mümkün değilmiş.
Düşler Akademisi Gönüllü Lideri Cansu Çakıcı şahane bir çözüm üretti.
“Siz Kaş’ta kalın, Aslan Cem’i sabahları akademiye getirin, akşam alın” dedi.
Biz de karı koca aldık Aslan Cem’i, 1 haftalığına Kaş’a, Akademi’nin bulunduğu Çukurbağ Köyü’ne gittik.
Hepimiz için büyük tecrübe oldu.

Yazının Devamını Oku

Şirin Mine Kılıç: En büyük mücadelesi “ben yapamam” diyenlerle...

Dürüst. Güçlü. Mücadeleci.

Kedi aşığı.
Ne düşünüyorsa dümdüz söyler.
Ne istediğini, neye karşı olduğunu çok net anlatır.
2013 Runfire Kapadokya Ultra Maratonu son günü, GPS’imin pili bitti.
Yedekleri son gün taşımayayım diye bırakmıştım.
Sanki kaç gram, ne olur taşısam!
Kaldım mı patikanın birinde nereye gideceğimi bilmez halde. Elbet birileri gelir diye beklemeye başladım.

Yazının Devamını Oku

Ben bir zeytin ağacıyım

Siz hiç köksüz, aidiyetsiz, vatansız kaldınız mı?

Gidecek, yaşayacak yeriniz yurdunuz olmadığını, kalmadığını düşündünüz mü hiç?
Böyle bir ihtimal geldi mi hiç aklınıza?
Veya ülkesi, vatanı kalmamış, ülkesine gidemeyen bir arkadaşınız, tanıdığınız oldu mu? Bilir misiniz ne yaşar, ne hisseder o insanlar?
Ülkene kızarsın, sevmezsin, kaçıp gitmek istersin ama o bir tercihtir ve bu kararından vazgeçtiğin an “Bir yurdum var, ANAvatanım var” deyip gelebilirsin.
İnsan elinde olanı kaybetmeden bilmez değerini.
Kanıksamışsındır her Allah’ın günü içinde olduğun zenginliği. Öyle kanıksamışsındır ki, fakirsindir artık. Göremezsin sana cömertçe neler neler verdiğini.
Dört mevsim mesela. Mesela bereketli bir toprak. Türlü çeşit meyve sebze.

Yazının Devamını Oku

Zeytinlerimizi kurtarmak için harekete geçiyoruz

Binlerce zeytin ağacımız, 17 Mayıs’da Meclis’e sunulan bir kanun tasarısıyla, kesilme tehlikesiyle karşı karşıya.

Zeytindostu Derneği’nden kalbimi paramparça eden kapsamlı bir paylaşım geldi. Size olduğu gibi aktarıyorum aşağıda.

Zeytinlerimizin canını kurtarmak için Change.org’da bir kampanya başlatıldı.

https://www.change.org/p/zeytin-a%C4%9Fac%C4%B1ma-dokunma

1 milyon imza toplayacağız ve zeytinlerimizi kurtaracağız.

Bu kampanyayı Dünya alem’e duyurmanıza, imzanıza ve desteğine ihtiyacımız var.

Zeytin hayattır diyoruz değil mi?

Hayatımızı kurtarmak için harekete geçiyoruz...

Hayatımızı kurtarıyoruz!

Yazının Devamını Oku

Hayat koşturmakla geçiyor

Bu başlığı attım ve asabi bir gülme tuttu.

E tuttu; çünkü gerçekten kelimenin tam anlamıyla koştuğumdan hayatım koşturmaca dolu.
Yürüsem gerçekten bir şeylere yetişebilir miyim artık hiç bilmiyorum.
Bir ofisim yok. Bir çalışma odam da yok. Ve çok zorlanıyorum bu şekilde göçebe, sağda solda çalışırken.
Uzun zamandır bunu düşünüp bu konuda bir şey yapmadığım için kendime çok kızdım. Kızdım da ne oldu? Hiç.
Salonda bir masam var, ona zar zor sahip çıkıyorum. Kalemi koyduğum yerin kendimce bir önemi, anlamı, bana hatırlattığı şeyler var. Arkamı dönüyorum Aslan Cem almış. Tuvalete gidip geliyorum, üzerine not aldığım kağıt bakkal listesi olup gitmiş veya Destina üzerine not almış. Hatta çöp zannedilip atılmış.
Bir anda ağzından ateş püsküren ejderha olasım geliyor.
En sonunda oturdum bir mektup yazdım çocuklara.

Yazının Devamını Oku

Sevişmek ve savaşmak

Dünyayı çok iyi anlıyorum.

Doğayı da.
Duyguları da.
Bedeni de çok iyi anlıyorum.
Hatta beden resmen bir dile sahip ve konuşuyor; duymasını bilene tabii.
Bence ben bedenimi çok iyi anlıyorum. Sağ kolumda uzun zamandır bir ağrı var, ne zaman gözümü kapasam, sanki bana, aç beni ve yıka şakır şukur buz gibi suyla diyor.
Yapabiliyor muyum?
Hayır.

Yazının Devamını Oku

Sevginize ihtiyacım var!

 “Yonca Hanım, 20 gündür ciddi anlamda ülkemizde çok yüksek sayıda arı ölümleri yaşanmakta.


Özellikle Adana ve Muğla bölgesinde.
En önemli bilinen sebep zirai ilaçlama ve iklim değişiklikleri. Kullanılan ilaçların zamanı ve dozajı çok önemli.
Bitki, sebze-meyve üreticileri, yani çiftçilerimiz bunun arıya verdiği zararı bilse buna dikkat eder.
Ancak bilinçsiz yapılan ilaçlama ile hayatımıza kast ediyoruz bir yerde.
Çiftçilerimizle arıcılarımızın uyumlu hareket etmesi çok önemli.
Hatta Toplum Gönüllüsü Gençlerimiz ile yapacağımız farkındalık çalışmalarında özellikle çiftçilerin bu konuda bilinçlendirilebilmesi çok fayda sağlayabilir.

Yazının Devamını Oku

Mütevazılıkla kendine hakkını teslim etmek arasındaki çizgi

1 aydır yazmak için kıvrandığım bir yazı bu.

Başlığı attım durdum. Aklımdakileri rahatça yazamıyorum bir türlü. Hani o derece kendi kendime bile kendi hakkımı teslim edemiyorum.
Bu artık mütevazılık değil, kendini ezmek.
Çoğu zaman bunun bir Ankaralılık hali olduğunu düşünüyorum.
Yani tam kendimi beğeneceğim bir gülme tutuyor hali!
Memur çocuğuyuz ya, kendimizi kazara onaylarsak veya övünürsek burnumuz havada gibi durabilir ve bu çok ayıp bir şey olur ya mesela.
Yakışık almaz.
Hem ya el âlem yanlış anlarsa? Ah bu el âlem var ya bu el âlem...

Yazının Devamını Oku

Çocuk üzerinde kurulan baskıdan alınan zevk

Bir disiplin var, bir de otorite. Otoritesiz disiplin diye bir şey var. Otoriter disiplin de var.Bir insanın disiplinli olması şahane.

Ama biri üzerinde otorite kurarak onu disiplinli kılmaya kalkarsa, o artık disiplin olmuyor.
Ya kölelik oluyor, ya mecburiyet.
Geçenlerde bir sohbete tanıklık ettim. Yine...
Bu ilk değil.
O kadar çok benzer sohbetlere denk geliyorum ki, kasılıp kalıyorum.
Kimi zaman yaklaşabilir, hissiyatımı paylaşabilir olduğum birilerine denk geliyor, açık açık bu duygularımı anlatıyorum.
Kimi zaman karşımdaki kişiye ulaşabiliyorum, kimi zaman feci tepki alıyorum.

Yazının Devamını Oku

Ben Bunu Çok Sevdim

Kitabın adı bu ama kitap daha çıkmadı.


Çok yakında çıkacak. Hatta bu hızla giderse 1 aya her şeyi toplamış olurum.   
2016’ın son dönemi elim, kolum, gönlüm iyice bağlandıydı sanki.
Kilitlendim.
Bir şeyler yapacağım ama ne bilemedim... Çok bunaldım.
Sonra, evde kıvranırken aklıma bir fikir geldi.
Fikrimi söylemem bile 2 haftamı aldı.

Yazının Devamını Oku

Gitmeden beni uyandır

Bir aydır evde sürekli George Michael ve Wham çalıyorum.

17 Aralık Cumartesi günü yine dinlerken, “Where did your heart go” çalmaya başladı.

Arda’nın yanına gittim, başladım anlatmaya:

12-13 yaşımdayım. Kardeşimle bana ranza alınmıştı. O ranzada altta yattığın zaman, üst yatağın altındaki tahtalara yazmak çizmek en büyük zevkti.

Gri metalik teybim vardı. İki kasetli. Bi kaseti bi yerde başa alırken öbüründe hala müzik dinleyebildiğin. Büyük lükstü o iki kasetli teyp.

Beyaz bir dolap vardı odamda. Lake, parlak, kaygan beyaz. Üzerinde posterlerim. Tabi ki George Michael posteri ve etrafı kalpler kalpler. Poster aslında Wham’di ama ben öbür çocuğu hiç sevmediğim için, posterden onu kesmiştim, sadece George Michael vardı benim dolabımda.

Ya Zana gelir, ya Gülüm kalmaya. O dolaba sırtımızı yaslar, deli gibi dinleriz aynı şarkıyı yüz kere. Kaset sarar büyük panik. Bazen aynı kasetten 2 tane alırdım, ne olur ne olmaz diye.

Önce Careless Whisper.

Dinlersin ve başlarsın ranzanın tahtalarına aşık olduğun çocuğun adını gizli kodlarla yazmaya. Her ne derdin varsa, o tahtalara yazarsın. Fransızca yazıyoruz ki kimse anlamasın. Sanki ‘J’aime Cri Cri’ yazıp 150 kalp yapınca, kimse aşık olduğunu anlamıyor.

Yazının Devamını Oku