Kendi hikâyenizi yazın

Perihan Abla dizisinin çekildiği muhitte, Kuzguncuk’ta doğdu.

10 yaşındayken, Kartalspor’da futbola başladı, Forvet oynuyordu. Minikler liginde İstanbul şampiyonu oldu, Fenerbahçe’yi yendiler, golü o attı. Düştü bi gün, kolu kırıldı, iyileşip döndüğünde, antrenörü defansa koydu, morali bozuldu, çıkardı futbolcu formasını, babası gibi hakem gömleği giydi. 17 yaşındaydı.


*


Reşit bile değildi. Gençleştirme projesi kapsamında, ailesinin izniyle, ilklerden biriydi. Asistan hocası, babasıydı. Birinci hocası ise, doktor-hakem-yorumcu Ahmet Çakar’ın, doktor-hakem babası Mustafa Çakar’dı. Kocaeli Üniversitesi’ni kazandı, işletme diploması aldı.


*


Annesi, Vildan Hanım... “Evdeki yan hakem” desek, yanlış olmaz. 90’lı yıllarda, Kuşadası’ndaki seminerde,
hakem eşlerine verilen kursakatıldı. Her hafta maç, sürekli kamp, devamlı futbol muhabbeti, nasıl katlanılır? Fedakârlığın psikolojisi... Bunların eğitimini aldı. Senelerce eşinin ve oğlunun bavulunu hazırladı. En sıkkın anında bile, güler yüzle uğurladı, güler yüzle karşıladı. Hayatı mecburen futbol olduğu için, FIFA kokartlılar kadar oyun kurallarına hâkim.


*


Eşi, Gamze... Bandırmalı. 9 senedir evliler. Çocukluk aşkı. Yazlıkta tanıştılar, 16 yaşından beri, el ele büyüdüler. Maç biter bitmez telefonla aradığı ilk kişi... Eve dönünce oturup, yönettiği maçı seyrediyorlar. Asla, eşinin düdük çaldığı maça gitmiyor. Çünkü, küfür... Maalesef, bu memlekette hakemlerin “insan” olduğu unutulduğu gibi, hakem eşlerinin de “insan” olduğu hatırlanmıyor. Halbuki, bugün ulaştığı zirveyi Gamze’ye borçluyuz. Kamp, deplasman, yurtdışı derken, yılın 156 gününü evinden dışarda geçiriyor; eşinin üstlendiği fedakârlığı hesap edin... Ne bayramları var, ne tatilleri, sadece özveri var. Henüz çocukları yok.


*


Kız kardeşi, Fatma... Galatasaray Üniversitesi mezunu, Yeditepe Üniversitesi’nde reklam üzerine yüksek lisans yaptı. Maçlardan önce ve sonra, mutlaka, kız kardeşinin fikrini soruyor. Özellikle, hakem-futbolcu diyalogları hakkındaki gözlemlerine çok önem veriyor.


*


Sigorta acentesi var. İki sene öncesine kadar ortağıyla götürüyordu, ayrıldı, eşiyle birlikte kendi acentesini kurdu. “Kendi” diyorum ama, kendisinin işle bi alakası yok aslında... Maç, kamp, idman, seyahat, seminer, vakti yok. Gamze’nin üstüne yıkmış vaziyette... Üstelik, ailesinin ekmeğiyle oynuyor, acentesinin para kazanmasını engelliyor! Herhangi bir kulüple alakası olan müşteriyi, kesinlikle kabul etmiyor. Prensip... Kusura bakmayın, başka acenteye gidin diyor. Adam gibi adam olunca, işte böyle oluyor.


*


Evinde ve işyerinde kayıt cihazı var, Avrupa’daki tüm maçları kaydediyor, her gün en az iki maç seyrediyor, kararları örnekliyor, ekibine seyrettiriyor. Çocukluk tutkusu bu... Tek kanallı TRT döneminde, babasının yönettiği maçları videoyla, beta kasede kaydederdi. O zamanlar cep telefonu yok, babası soyunma odasına iner inmez, stadı arar, kararları doğru verip vermediği konusunda yorum yapardı. Hatta, babasının arkadaşı öbür hakemler, bu özelliğini bildikleri için, mutlaka kaydetmiştir diye düşünerek, maç biter bitmez, onu arayıp, pozisyonları sorarlardı. 80’lerden günümüze kadar, tüm spor programlarının arşivi var evinde.


*


Ortaokul ve lisedeyken, İngilizce derslerine beden eğitimi öğretmenleri girmişti! Buna rağmen, iyi derecede İngilizce biliyor. Çabaladı... Kurslara gitti, İngiltere’ye dil eğitimine gitti, eksiğini halletti.


*


Fit... Boğazına dikkat ediyor. Olimpiyata katılacak atlet gibi çalışıyor. Her gün iki saat idman yapıyor. İstisnalar hariç, en geç 23’te yatıyor.


*


Gece hayatı yok.
Alkol yok, sigara zaten yok.


*


Sinema seviyor, tiyatroya gidiyor, sadece eşi ve yakın arkadaşlarıyla geziyor, özel hayatını özel yaşıyor. Başkası olsa, havasından geçilmezken, saygın, mütevazı, düzgün ve bence en önemlisi “normal” kalmayı başaran biri o.


*


Rock müzik dinliyor. Favorileri, Amerikalı heavy metal grubu Manowar’la, İrlandalı alternatif rock grubu The Cranberries... Soyunma odasında hazırlanırken bile, kulaklığında tınlıyor.


*


Tolga Çevik’e benzetiliyor. Yolda denk geldiğinde, Tolga Çevik zannedip, fotoğraf çektirmek isteyenler oluyor. Tolga onu izliyor mu bilmiyorum ama, o Tolga’yı kahkahalarla, severek izliyor.


*


Her akşam bir-iki saatini kitap okumaya ayırıyor. Yaşar Kemal ve Hikmet Temel Akarsu’yu beğeniyor. Ancak, kelimenin tam manasıyla, Stephen King hayranı.


*


Cüneyt Çakır.


*


En başta, babası Serdar Çakır, tüm Türkiye’yi onurlandıran hakem.


*


Aynı zamanda, doktor.
Fahri doktor.
Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanı verildi. Malum, genelde yalakalık olsun diye, siyasetçilere fahri doktora verilir. Oysa bu üniversitede, hiç de alışık olmadığımız şekilde, bir hakeme bu unvan verilmişti. Peki neden? Törende konuşan Rektör Profesör Mustafa Saatçı, herkese nasip olmayanı, şu sözlerle izah etti: “İşin erbabı olan, ülkemizin adını uluslararası platforma taşıyan, kendi hikâyesini yazan Cüneyt Çakır’ın, başarısını paylaşmanın, desteklemenin, sahiplenmenin bir görev olduğu bilincindeyiz.”


*


Ve, siz değerli gençler...
Kendi hikâyenizi yazın.


*


Dünyaya cahil cühelayla, palavralarla yön veremezsiniz. İşte bu akşam bütün dünya izleyecek... Dünyayı anca eğitimli, bilgili, çalışkan, dürüst insan olursanız yönetebilirsiniz.


*


Rol modeliniz “düdük”ler olmasın, Cüneyt Çakırlar olsun.

X

2010 hurmalar 2014 tırmalar

Ağustos 2010.

Gaziantep mitingi.

*

“Sevgili kardeşlerim...Zaman tünelinde geriye gidelim.Ne yaptılar?İçerde sanal tehditler, dışarıda düşman ürettiler, endişelere maruz bıraktılar, milleti korkuttular.Ne dediler?Türkiye’nin üç tarafı denizle, dört tarafı düşmanla çevrili dediler.Biz ne yaptık?Onlar gibi ufuksuz değiliz.Vizyonsuz değiliz.Biz geldik, bu anlayışı yıktık.Esad kardeşimle oturduk...Mayınları temizledik.Vizeleri kaldırdık, kapılarımızı açtık.Şimdi benim Gaziantepli kardeşim, istediği gibi Halep’e gidiyor, Şam’a gidiyor. Halep’teki Şam’daki Lazkiye’deki Hama’daki Humus’taki kardeşim de, istediği gibi Gaziantep’e geliyor.Ne oldu?Bütün o tehditlerin, korkuların ne kadar boş olduğu ortaya çıktı.Kim kazandı?Gaziantep kazandı.Vizyonumuzun en canlı tanığı Gaziantep’tir.”

*

Ağustos 2014.
Gaziantep.

*

Ahali Suriyelilere saldırdı.

Yazının Devamını Oku

Açtırma çatıyı söyletme kötüyü

Haziranın ilk günleri...

Çatı adayı henüz belli değildi.
Chp’den isim bekleniyordu.
Kılıçdaroğlu’na liste sunuldu.
Listede 10 kişi vardı.
Bazıları CHP mensubuydu.
Bazıları dışardandı.
Asker vardı, hukukçu vardı.

Yazının Devamını Oku

Tıpış tıpış

2009 yerel seçimi.

Akp kazandı.
Kadir Topbaş’a karşı kaybeden Kemal Kılıçdaroğlu, bizim başarısızlığımız olarak yorumlanmamalı, oylarımızı
arttırdık, bizim açımızdan güzel
bir gelişme dedi.

*

Yazının Devamını Oku

Yılmaz ÖZDİL

Oy namustur.

Ayakkabı kutusuna atmayın.
Oy sandığına atın.

Yazının Devamını Oku

Verene vuruyor sevene sövüyor

Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob Mutafyan, Alman Der Spiegel dergisine konuştu, “Tayyip Erdoğan bize çok yakın davranıyor, oylarımız AK Parti’ye” dedi. Tayyip Erdoğan “Affedersin, çok daha çirkin, Ermeni diyen bile oldu” dedi.

*

Fener Rum Patriği Bartholomeos, Ahmet Davutoğlu ile görüşürken, “Tayyip Erdoğan’a her gün dua ettiklerini” açıkladı. Fener Rum Patrikhanesi’nin basın sözcüsü Peder Dositheos Anağnostopulos ise, Atlas Tarih dergisine konuştu, “Tayyip Erdoğan’ı bize Tanrı gönderdi, Sayın Başbakan hakikaten liderdir” dedi. Tayyip Erdoğan “Çok affedersin, ne Yahudiliğimiz ne Rumluğumuz kaldı” dedi.

*

İki defa madalya taktılar.

Yazının Devamını Oku

Affedersin Ermeni

90’lı yılların başı.

Tıp doktoru. Aynı zamanda, heykeltıraş. Tatile giderken, Afyon’da mola verir. Oturduğu çay bahçesine kalabalık bir grup insan gelir. Üstleri başları perişan, alayı gariban, ağlamaktan gözleri şişmiş... Hayrola diye sorar? Şehit cenazesi taşıyan köylülerdir.

*

Üç yaşında olan ve ortalıkta neşeyle hoplayıp zıplayan kızına bakar, bir de köylülere... Bir yanda saçının telini dünyaya değişmeyeceği evladı, beri yanda evladını vatan için toprağa vermiş baba... Utanır. Bi şey yapmalıyım diye düşünür, bu çocukları ölümsüzleştirmeliyim... “Şehit Ağacı” projesi hazırlar.

*

Terör şehitlerini künyelere yazacak, künyeleri ağaca takacak, çocukların birer yaprak gibi ebediyen salınmasını sağlayacaktır o ağacın dallarında.

*

Projesini hayata geçirmek için aradığı fırsatı, anca 2003’te bulur. Resim Heykel Müzesi’nin açtığı yarışmaya katılmaya karar verir. İstanbul’a gelir. Künyeleri almak için Tahtakale’ye gider. Sorar soruşturur. Herkes aynı adresi gösterir... Ermeni bi usta.

*

Yazının Devamını Oku

Milletin adamı

Evren iktidardı.

Resim yaptı, yağlıboya, yağcılar üşüştü, işadamları açık arttırmada kıran kırana yarıştı, tiko para 105 milyar liraya satıldı, memleketin en dandik ressamı memleketin en pahalı ressamı olmuştu, avangard yalakalar öylesine yalıyordu ki, kendini Picasso’yla kıyaslıyor, ne var yani, bunu ben de çizerim diyordu.
Sonra?
Devran döndü, sergi açtı, tablolarına 500 lira fiyat koydu, kimse almadı, 250 liraya indirdi, nafile, gene kimse almadı. İktidardayken kuşekâğıda basılan sergi kataloğu, internette 5 liradan satışa sunuldu, 5 lira, günahını bile veren olmadı.

*

Özal iktidardı.

Yazının Devamını Oku

Ne memleket be kardeşim...

“Beraber yürüdük” iktidarına karşı “tıpış tıpış yürüsün” muhalefeti başlatıldı.

Gerçi ahali tatilde... “Kulaç kulaç gelin” denseydi, daha doğru olurdu. “Kurbağalama kurbağalama sandığa” filan.

*

Henüz oy kullanmadık ama, sonuç belli... Seçim gecesi için test yayın yapan Anadolu Ajansı, abonelerine haber olarak geçti. Tayyip Erdoğan’ın Bartın’da yüzde 73, Rize’de yüzde 82, Isparta’da yüzde 80, Konya’da yüzde 75, Kahramanmaraş’ta yüzde 70 aldığını duyurdu.

*

Yazının Devamını Oku

Hoş bulduk

Köşe yazarı olmanın tek kötü tarafı var...

Tatil yapmak yerine, arada sırada yazman gerekiyor.

*

Allah Hitler’den razı olsun, az bile yapmış adamcaaz diyen Yıldız Tilbe.
Vizyon belgesi Recep İvedik.
Hande Yener’le iftar.

Yazının Devamını Oku

Çipura

2010 yazı’nda referandum vardı.

2011 yazı’nda seçim vardı.
2012 yazı’nda fantomumuz düşürüldü, n’ooluyor savaş mı çıkıyor diye geçti.
2013 yazı’nda gezi direnişi.
2014 yazı’nda Çankaya seçimi.
2015 yazı’nda gene seçim var.

*

Yazının Devamını Oku

Serhat

1999...

Hazirandı ama, kış gibiydi, bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu, deniz otobüsü saat tam 07.40’ta Mudanya’dan hareket etti, 108 yolcusu vardı, 26 müdahil, 38 izleyici, 12 şehit yakını, 12 yabancı izleyici, 12 gazeteci, 8 yabancı gazeteci, hiç kimse konuşmuyor, herkes dalgın dalgın dışarıdaki kapkara havayı seyrediyordu, duruşmaların üçüncü günüydü, İmralı’ya gidiyorlardı.

*

Yanaştılar iskeleye, indiler, yürüdüler. 132 kişilik salona girdiler. Apo getirildi. Cam kafese oturtuldu. 12 müdahil avukat, 12 savunma avukatı yerini almıştı. En önce... Astsubay eşi gözlerinin önünde şehit edilen, hemşire Yıldız Namdar’a söz verildi, “sadece hayat arkadaşımı değil, hayallerimi kaybettim” dedi. Avukatlar ağlıyordu. Mahkeme Başkanı Turgut Okyay, kürsünün altına eğildi, mendiliyle gözlerini sildi. Diğer müdahil şehit yakınları konuştu, sıra Mehmet Gencer’e geldi.

*

Yazının Devamını Oku

Saksı

Hangi ülkeye gidersen git, hangi millete sorarsan sor, içinde çiçek yetiştirilen, pişmiş topraktan veya plastikten kapları gösterir.

Bizim millete sor...
Kafasını gösterir!

*

Çünkü, dünyada bizden başka akıl’a fikir’e mantık’a zekâ’ya “saksı” diyen bi millet yoktur.

*

Mesela “saksıyı çalıştır”ı
tercüme etsen, yabancılar kavrayamaz, saksıda açma-kapama düğmesi

Yazının Devamını Oku

Meğer, iki cihanda lekeli değilmişiz

“Özgürlük” şarkıları söyleyen “hümanist” sanatçımız Sezen Aksu, hapse tıkılmamı talep etti!

*

Niye derseniz?

*

Sezen Aksu, açılım süreci’yle alakalı olarak başbakanı telefonla aramış ve “annemle babamla konuştum, canıgönülden destekliyoruz, elimden geleni yapmaya hazırım, annem babam bu sürecin karşısında duranları iki cihanda lekeli kabul ediyorlar, ben de öyle görüyorum” demişti. Sezen Aksu’nun “baba” vurgusu önemliydi, çünkü, Sezen Aksu’nun babası, Fethullah Gülen cemaatinin en önemli okulu, İzmir Yamanlar Koleji’nin kurucu müdürüydü. Gel zaman git zaman... 17-25 Aralık patladı, yolsuzluklar fışkırdı, akp’yle cemaat’in arası bozuldu. Tayyip Erdoğan, düne kadar öve öve bitiremediği cemaati, haşhaşi-terörist ilan etti, inlerine gireceğiz filan dedi. O sırada, Berkin öldü. Sezen Aksu, kişisel internet sitesine mektup yazdı, “muhakeme yetisini kaybetmiş bir kibir, iktidar ve güç zehirlenmesinden doğan vicdan tutulması Berkin’i de aldı; namuslu insanlar var bu dünyada, illa ki kazanacaklar” dedi. E ben de oturdum, bu iki açıklamayı alt alta koyarak, Firuze başlıklı yazımı yazdım. “Cemaatle akp cankuşken, yetmez ama evet’ti, akp’nin karşısında olanlar iki cihanda lekeliydi, cemaatle akp düşmanken, Tayyip Erdoğan güç zehirlenmesi ve vicdan tutulması yaşayan, muhakeme yeteneğini kaybetmiş biriydi, Tayyip Erdoğan’ın karşısında olanlar namuslu insanlardı” dedim.

Yazının Devamını Oku

Seyrederken üzülüyoruz

Asrın dünya liderimiz dünya kupasına serzenişte bulundu, “seyrederken üzülüyoruz, bakıyoruz kimler var ama, biz yokuz” dedi.

*

Löw orada mesela.
“Alman köylüsü” diye kovmuştuk.

*

Del Bosque oradaydı.
Bundan olsa olsa “Yeniköy kasabı” olur diye kovmuştuk.

*

(Kasap deyince aklıma geldi. İnek ithal ettiğimiz Uruguay da oradaydı, koyun ithal ettiğimiz Avustralya da oradaydı. Üç çocuk yapmak değil çünkü marifet... Üç inek yapmak maharet.)

Yazının Devamını Oku

Malvarlığı

Selahattin Demirtaş...

Bir daire.
Bir büro.
Eşine ait bir otomobil.

*

Ekmeleddin İhsanoğlu...

Yazının Devamını Oku

Mağdur bin Ziyad

Siyasi hayatına Erokspor’da mağdur santrfor olarak başlayan Tayyip Erdoğan, ceza sahası içinde uğradığı mağduriyetler neticesinde, mağdur gençlik örgütü Milli Türk Talebe Birliği’ne transfer oldu.

Mağduriyet yeteneği kısa sürede fark edildi, hayırlı mağduriyetler yaşaması için Milli Selamet Partisi İstanbul Gençlik Kolu Başkanlığı’na getirildi, buradaki mağduriyetini aralıksız dört sene aktif mağdur olarak sürdürdü. Milletin üstünden silindir gibi geçen 12 Eylül rejiminde burnu bile kanamadan mağdur olmayı başaran Tayyip Erdoğan, mağduriyetlerle dolu Beyoğlu ilçe başkanlığı mağduriyetinin ardından, hayatının en mağdur dönemlerinden birine, İstanbul il başkanlığı mağduriyetine başladı. Bu mağduriyetinde iki sene geceli-gündüzlü mağdur olan Tayyip Erdoğan, 1986 araseçimlerinde milletvekili adayı oldu, seçilemedi, 1991’de Beyoğlu belediye başkan adayı oldu, gene seçilemedi, 1991 genel seçimlerinde milletvekili adayı oldu, gene seçilemedi, AKP’nin resmi internet sitesindeki özgeçmişine girerseniz, bu üç seçimi kaybettiğini göremezsiniz, çünkü oraya yazmadılar, girdiği bütün seçimleri kazandı denilen Tayyip Erdoğan, aslında girdiği bütün seçimleri kazanmamıştı, büyük bi fedakârlık sergileyerek bu mağduriyetini sakladı, sırf siz okuyunca mağdur olmayasınız diye, kaybettiği seçimleri özgeçmişinde sansürledi. Bilahare, mağduriyetten mağduriyete savruldu, uğradığı zulüm, işkence, falaka, maruz kaldığı darbeler, suikastlar, insanlık dışı muameleler neticesinde İstanbul belediye başkanı oldu. Bu mağdur makamda yaşadığı eziyetler, cefalar, vicdansızlıklar, alçaklıklar, zorbalıklar, ayağına vurulan prangalar, zindanlar, azap ve tarifsiz kederlere gark olması üzerine, asrın en mağdur başbakanı seçildi. Gözyaşları, elem ve üzüntülerle dolu yepyeni bi mağduriyet dönemi başlamıştı. Yerel seçim öncesinde ağladı, genel seçim öncesinde ağladı, referandum öncesinde ağladı, Allah’ım bu mağduriyet bitmeyecek miydi, iftiralar, bühtanlar, tasalar ve ıstıraplarla bezeli, mağduriyet üstüne mağduriyetlerle geçen mağdur senelerdi, mağduriyeti anlatmaya kelimeler kifayetsizdi, kelimeler bile mağdurdu yani, o derece, hatta bi ara soykırıma uğradığı bile yazıldı. Eza, musibet, hüzün, gam, hicran, gönül yaraları, kalp kırgınlıkları, hisli duygularla dolu 12 mağdur sene geçirdi, çile doluydu... Ve, çekilen mağduriyetler yetmişti gayri, dünyanın bütün mağduriyetini tek başına o mu taşıyacaktı, nah şurasına kadar gelmişti, kendi kendisinden rica etti, lütfen artık ben siyasetten ve mağduriyetten çekileyim dedi, ama, kendisi izin vermedi, kendi kendisini cumhurbaşkanı adayı ilan etti, e n’aapsın, kendisi kendisinin bu ricasını kırmadı, vatan-millet için kendisini kabul etti. Çankaya köşkünde mağduriyetlerle dolu yepyeni bi mağduriyet dönemi onu bekliyordu, Adnan Menderes mağduriyetini, Abdülmecid dedemizin mağduriyetini, Bizanslı hanımların mağduriyetini önceki seçimlerde kullanıp bitirdiği için, bu seçime sıfır kilometre taze mağduriyetler lazımdı, bismillah ilk konuşmasında Alparslan’ın kefenini giyerek, Tarık bin Ziyad’ın gemilerini yakarak mağdur oldu, gerçi sayın ahalimiz Tarık bin Ziyad’ın kim olduğunu pek çıkaramadı ama, olsun, mağdurdu, bu kadarının bilinmesi yeterliydi, hem zaten acele etmeye de gerek yoktu.

*

Zamanla tanırlardı...
Gemileri yakınca, kendisiyle beraber yola çıkanlara, artık geri dönüşünüz yok, arkanızda düşman gibi deniz, önünüzde deniz gibi düşman, nereye kaçacaksınız, “vallahi sizin için ancak sadakat kalmıştır” diyen mağdur bin Ziyad’ı!

Yazının Devamını Oku

cumhurbaşbakanı

“Milli mücadelenin lideri” anonsuyla kürsüye davet edildi.

Önce Samsun’a çıkacak.
Ordan Erzurum’a geçecek.

Ne güzel di mi?
Bi kalpağı eksik yani.

*

Yazının Devamını Oku

Istakozlu makarna

Abdullah Gül’ün adaylığı açıklandığında, fitre beş liraydı.

*

Dindar cumhurbaşkanımız, bu yedi sene zarfında 750 milyon liracık harcadı. Çankaya Köşkü’nün sırf bu seneki bütçesi 169 milyon liracıktı. Günlüğü 463 bin liraya geliyordu. Her gün 463 bin lira... Bi ara mesele oldu, çok para harcıyor bu denildi. Şak, cumhurbaşkanlığından açıklama yapıldı, “görev süremizin ilk altı ayında iddia edildiği gibi çok masraf yapılmadı, sadece 20.196 bin YTL harcama yapıldı” denildi. Yani? Yeni parayla 20 milyon lira, eski parayla 20 trilyon lira diyeceklerine “20.196 bin” denilmişti! Abra kadabranın böylesi görülmemişti.

*

Dindar cumhurbaşkanımız, bismillah ilk icraat, kızını evlendirdi. İstanbul Gösteri ve Kongre Merkezi’ndeki mütevazı(!) düğüne üç bin davetli katıldı, altı bin polis nöbet tuttu, şarkıcı Kıraç özel beste yaptı, nikâh sırasında o çalındı, tavandan ışık şelaleleri döküldü. Takılar desen... Derishow’un hazırladığı torbalarla toplandı.

Yazının Devamını Oku

2 dakika 35 saniye 4 salise

Kuleli’den mezun olur olmaz kendini milli mücadelenin içinde bulmuş, İstiklal savaşının hemen her cephesinde vuruşmuştu, 9 Eylül’de İzmir’e girenlerden biriydi, süvari yüzbaşıydı, Mareşal Fevzi Çakmak’ın yaveriydi.

Mustafa Kemal’in “at yarışları modern toplumlar için sosyal bir ihtiyaçtır, geliştirmek gerekir” şeklindeki sözü, hayatının vizyonu oldu. Yarış Atı Yetiştiricileri ve Sahipleri Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı. Soyadı olarak benimsedi. Ahmet Atman oldu.

*

1927 senesinde ilk Gazi Koşusu’nda, Mustafa Kemal’le birlikte tribündeydi. O tarihi koşuyu, şekerci Ali Muhiddin Hacıbekir’in Neriman isimli kısrağı kazanmıştı. Laf aramızda, Hacıbekir’in çapkınlıkları dillere destandı, hanımların sigarasını parayla yaktığı yolunda söylentiler vardı. Neriman ise, aslında, gönül ilişkisi yaşadığı evli bir kadının ismiydi, ünlü bir gazetecinin eşiydi. Neyse... Gazi Koşusu’nu 1929’da Celal Bayar’ın, 1930’da İsmet İnönü’nün safkanları kazandı. Milli mücadele kahramanlarının tamamı, Atatürk gibi at sevdalısıydı. Ahmet Atman da, sahibi olduğu taylarla, Gazi Koşusu’nu üç defa kazandı.

*

Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI